Acıyı, hayattaki çirkin ve karmaşık şeyleri anlamayı istemek bir yandan çok insani bir sey; bence bu bize aslinda daha fazla kontrole sahip olduğumuzu hissettiriyor ve yeterince șey bilirsek bunları başkaları için, kendimiz için, dünya için değiştirebilirdik
gibi hissediyoruz ya da bunun bir başkasının suçu olması bizi bir șekilde ferahlatıyor. Düşünceli ve acı içinde, acımızın kökeni ve ifadesindeki rolümüzü incelememize gerek
kalmıyor gibi hissediyoruz.
Dünyada olandan çok dünyayı dile getiren kitapta, dünyanın gerçeğinin bulunduğuna inanmak tam da büyük din adamlarına, kilise dünyasına, Aristoculuğa ve Ortaçağ'a has bir
deliliktir.
Bu ânın ve buranın ötesinde bir şeyler olduğuna dair ümit. İşte kitaplar -en iyi kitaplar- bizim için böyledir: bir
cankurtaran, inanmamız için bir sebep, daha özgürce nefes almak için bir yoldur.
"Balkonda çekiştiğimiz sırada benimle nasil alay ettiğini anımsıyor musun? Benim de senin gibi acı vermekten zevk aldığımı öne sürmüştün. Haklıydın, çünkü her insan yüreğinde hem karanlık hem de aydınlık olanı taşır. insanoğlu birçok parçanın bileşkesidir; senin bir zamanlar olduğun gibi
saf, berrak bir ateş değildir. Zekâsı sık sık duygularryla çatışır, istenci ihtiraslarıyla.. Ülküleri çevresine ters düșer ve eğer
onların peși sıra giderse, eskiyi nasıl yitirmekte olduğunu yüreği sızlayarak görür. Ama onların peși sıra gitmezse bu
kez de yeni ve soylu bir düşü yüz üstü brakmanın acısinı duyar. Ne yaparsa yapsın, bir kazanç ve bir kayıp, bir kavuşma
ve bir ayrılık hissedecektir. Gidenlerin ardindan yas tutar ve yeni olandan korkar. Mantığı geleneğine ters düser. Duyguları, diğer insanların ona zorladığı kısıtlamalara karşı çkar. Bunların sürtüșmeleri sonucunda ise, senin insanoğlunun laneti dediğin ve hor gördüğün sey doğar: Vicdan!