“Allah bir kulu sevdi mi sınar, belâlara uğratır.” Sabrederse onu seçer, şükrederse de akrânı arasında seçkin bir hale getirir onu. Kimi kullar vardır, kahrı yüzünden şükrederler Allah’a; kim kullarda vardır, Lûtfu yüzünden şükrederler Allah’a; bunların herbiri de hayırlıdır; çünkü şükretmek panzehirdir; kahrı lûtfa döndürür.
“Zararı yok, biz Rabbimize dönenleriz.”
İnanan, kendisini Allah’a fedâ etti mi, belâyı-kazâyı, eli-ayağı ne diye düşünsün? Mâdem ki Allah’a gidiyor, ele-ayağa ne hâcet? Eli-ayağı, o yandan bu yana gelmen için verdi sana; fakat eli yapana, ayağı yaratana giderken elden çıksan, ayaktan kalsan, Firavun’un büyücüleri gibi elsiz-ayaksız olsan ne gam.
Mevki, yücelik, dünya devleti de pek büyük, pek yüce bir darağacıdır. Allah, birisine kahretmek istedi mi dünyada ona büyük bir mevki, ulu bir padişahlık verir. Firavun gibi Nemrûd gibi, bunlara eşit olanlar gibi hani.