• Babil İmparatorluğu zamanında yaprakları için yetiştirilen pancar daha sonra yenebilir kökleri için, en sonunda da içindeki şeker için yetiştirildi. Belki de başlangıçta yağlı tohumları için yetiştirilen lahana bitkisinin atası daha sonra, bazısı (günümüzdeki lahana ve karalahana gibi) yaprakları için, bazısı (yerlahanası gibi) gövdesi için, kimileri (Brüksel lahanası gibi) tomurcukları için, kimileri (karnabahar ve brokoli gibi) çiçekleri için seçile seçile büyük bir çeşitlenmeye uğramıştır.
    Jared Diamond
    Sayfa 138 - Pegasus Yayınları, 1. baskı
  • Tam bir Viyana sofrası hazırlanmıştı: Kekikli lahana ve kuruüzüm çorbası, şnitzel, bir tür erişte olan spatzle, Brüksel lahanası, salçalı kızarmış ekmek. Yemekten sonra, Martha’nın evde yaptığı çavdar ekmeğiyle birlikte birer de üzeri tarçınlı kremalı kızarmış elma ve maden suyu alan Breuer’le Freud çalışma odasına çekildiler.
  • BAHÇEYLE UĞRAŞIN
    Ne demişler, birkaç saatliğine mutlu olmak istiyorsanız bir bara gidin ve sarhoş olun. Birkaç yıllığına mutlu olmak istiyorsanız nikâh masasına oturun ve evlenin. Ama eğer hayatınız boyunca mutlu olmak istiyorsanız bahçeyle uğraşacağınız küçük bir alan yaratın.
    Bahçıvanlık hem zihni hem de bedeni canlandırmanın muhteşem bir yoludur. İster küçük bir saksı olsun ister büyük bir arazide, tohumdan bir şey yetiştirmenin ve büyüdüğünü, çiçek açtığını ya da meyve verdiğini görmenin size esenlik hissi ve moral vereceği ortaya konmuştur. Bu uğraş, mevsim değişimlerine dair farkındalığınızı arttırır ve doğanın sakinleştirici etkilerinden faydalanmanızı sağlar. Ayrıca, hem bahçecilikle uğraşıp hem de brokoli, ıspanak, Brüksel lahanası gibi beyne faydalı sebzeler yetiştirirseniz bir taşla iki kuş vurursunuz!
  • Evcil lahana, brokoli, karalahana, karnabahar ve brüksel lahanasının gerçekten ortak bir yaban lahanasından türediğine inanacak olsaydık, seçilimin, doğal olsun, yapay olsun fark etmez, birkaç bin yılda bundan daha iyi bir iş çıkarması gerekmez miydi? Cevap, ağzına zorla brüksel lahanası tıkıştırılmış çocukların ekşimiş yüzlerinde gizlidir. İşte Evrim’e bir darbe daha.
  • Belçika Flaman Meclis başkanı Jan Peter Peumans, Belçika devlet televizyonu VTR'de yayınlanan "De Pappenheirmers" isimli bilgi yarışmasına katıldı. Fransız düşünür Voltaire'in "dünya üzerindeki en iğrenç halk" olarak hangi millete tanımlafığı soruldu.
    Cevap seçenekleri olarak "Flamanlar, Yahudiler, Türkler" şıkları sunuldu. Belçika meclis başkanı, seyirceye soralım jokerini filan kullanmadı, şırrak diye "Türkler" dedi... Kenan Işık'ın koltuğunda oturan yarışma sunucusu "yanlış cevap verdiğiniz ama, doğru cevabı bilmemeniz imkansız herhalde di mi?" diye sordu. Belçika meclis başkanı hiç istifini bozmadı, "Elbette doğru cevabı biliyorum ama, Yahudiler aleyhinde laf söyleyecek cesaretim yok, çok hassas insanlar" dedi. Bunun üzerine sonucu "meğer Türkler aleyhinde konuşmak sorun değilmiş öyle mi" diye sordu. Belçika meclis başkanı "Eminim, son kararım" manasında, sırıttı.

    Adam hala o makamda oturuyor.
    Türkiye-Belcika ilişkileri cillop gibi.

    Dolayısıyla, cevap şıklarımız şöyle...
    A, Takmayın kafanıza
    B, Buyutmeyelim
    C, Üstüne soğuk su içelim
    D, Hindistan'da Belçika'da olur böyle şeyler
  • ÇOK MU ZOR?
    Ananeniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
    Siz, "Aman anane be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya...
    Anane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini ananeden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
    İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
    Ne verirlerse
    Onu yiyeceksiniz.
    Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz.
    Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
    Bilmeli.
    Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
    Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
    İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm,
    maalesef torunlarınız da.

    Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için,
    İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
    Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
    Tahin-pekmezi " köylü işi " vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için,
    Daha 10 yaşında çocuklarımız balona döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

    Size zor geliyor ama zor mu evde yoğurt yapmak?
    İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
    Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
    Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye...
    İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
    ekmek yapmak?
    Bütün ailen kabız...
    Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

    Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun
    Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun
    Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

    Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
    Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

    Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
    Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
    Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

    Çin'den bal getiriyorlar mesela...
    Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
    Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
    İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
    Ben iddia ediyorum;
    Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile...

    Uzatmayayım.
    Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
    Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

    Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

    Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz,
    Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

    Yılmaz ÖZDİL
  • YILMAZ ÖZDİL'İN BU YAZISINI MUTLAKA Bİ OKUYUN!

    ÇOK MU ZOR?
    Ananeniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
    Siz, "Aman anane be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya...
    Anane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini ananeden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
    İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
    Ne verirlerse
    Onu yiyeceksiniz.
    Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz.
    Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
    Bilmeli.
    Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
    Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
    İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm,
    maalesef torunlarınız da.

    Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için,
    İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
    Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
    Tahin-pekmezi " köylü işi " vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için,
    Daha 10 yaşında çocuklarımız balona döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

    Size zor geliyor ama zor mu evde yoğurt yapmak?
    İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
    Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
    Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye...
    İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
    ekmek yapmak?
    Bütün ailen kabız...
    Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

    Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun
    Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun
    Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

    Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
    Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

    Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
    Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
    Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

    Çin'den bal getiriyorlar mesela...
    Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
    Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
    İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
    Ben iddia ediyorum;
    Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile...

    Uzatmayayım.
    Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
    Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

    Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

    Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz,
    Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

    Yılmaz ÖZDİL