Ama seninle birlikte olmak, muazzam bir manzaranın parçası olmak gibi. Ormandasın sanıyorsun ama bir anda değişiyor, çayıra dönüyor, ya da yağmur ormanına, buz uçurumlarına. Hepsi çok güzel ama bir o kadar da yabancı, elinde harita yok, bir ortamdan diğerine nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlamıyorsun, bir sonraki dönüşümün ne zaman olacağını bilemiyorsun, üstünde hiç araç gereç yok. Yürüyorsun sen de, karşına çıkana uyum sağlamaya çalışıyorsun ama ne yapacağına dair bir fikrin yok, ara ara hatalar yapıyorsun, kötü hatalar. İşte bazen böyle geliyor bana.
AŞK HEYKELİ
Bir gün bu şehrin en yüksek tepesine
Senin heykelini dikeceğim
Limana yaklaşan gemilerden önce sen görüneceksin
Sen yok göstereceksin karanlıklarda
Pullarda senin resmin olacak
Vitrinlerde senin fotoğrafların
Bu şehre gelenlere
Önce seni gösterecekler
Ben de dilediğim gibi
Günün her saatinde yalnız seni göreceğim
Ve
Karlı, soğuk bir kış günü
Senin o duygusuz ayaklarının dibinde
Can vereceğim
Kül olmadan yanar yüreğimiz ateşlerde
Bir aşkımız var öyle büyük öyle derin
Ve bir sırdır güzelliğimiz göremezsiniz
Bütün gözler yalancı, bütün aynalar çirkin