sen hiç ben olup seni sevmedin ki...
bilmiyorsun benim dünyamdaki yerini, herkes silikken senin nasıl parladığını, ellerimin ellerini nasıl aradığını, seni gördüğümde kalbimin nasıl gülümsediğini, herkesten kaçarken ayaklarımın sana nasıl koştuğunu, herkese dönerken sırtımı, sana nasıl kollarımı açtığımı...
sen hiç ben olup seni sevmedin ki...
seni sevmenin bana tüm dertlerimi unutturduğu gerçeğiyle tanışmadın ki...
sen hiç ben olup özlemedin ki kendini...
gözlerin seni gördüğünde büyümedi ki hiç...
seni daha çok tanımak, daha çok dinlemek, daha çok öpmek istemek nedir bilmiyorsun ki...
sence birinin gözünde değerli olmadığını bilerek sevmek nedir?
sen hiç benim kalbimden seni sevmedin ki...
keşke ben olsaydın ve seni sevseydin.
o zaman seni sevmenin ne kadar zor, vazgeçmeninse tek çarem olduğunu anlardın...
en sevdiğin şarkı olmak istiyorum.
telefonunda olmak, kulaklarında yaşamak...
sürekli sesimi sana dinletebiliyor olmanın güzelliğinde, senin de bana eşlik edişini dinlemek istiyorum ki sesin sesime karışsın...
en sevdiğin film olmak istiyorum mesela, dışarıda birileri sana favori filmini sorduğunda, aklına düşmek istiyorum.
ya da en güvendiğin arkadaşın olmak istiyorum; başına kötü bir şey geldiğinde ilk beni aramanı ve “gelebilir misin?” diye sorduğun zaman hiç düşünmeden gelen olmayı...
birbirimize sahip olduğumuz için sımsıkı sarılmayı istiyorum sana.
ailen olmak istiyorum bazen.
silmeye çalışsan da hiç kurtulamayacağın...
özlediğin herhangi bir sevgilin olmak istiyorum.
hayatına kim girerse girsin, biliyorum senin de var özlediğin biri.
işte o olmak istiyorum birden, başkasıyla olsan bile aklında olmayı, öyle özel, derininde olmayı...
“bir şeyin” olursam, hep eksik kalacakmışım gibi geliyor...
ama “her şeyin” olmak da mümkün değil...
anlıyor musun?
seni sevmek, sevmenin ötesinde bir şey...
akan gözyaşı kurur.
o unutamadığın, artık hatırlamadığın olur.
hayal dediklerin gözünün önüne gelir, yaşantın olur.
olmaz dersin, tanıdığın biri yabancı olur.
yabancı, birden “kalbin” olur.
dün düştüğün yer, bugün dik yürümene sebep olur.
sonra düştüğün yerin adı, “iyi ki yaşamışım.” olur.
kızarak yaşarsın ama...
“neden ben?” diyen isyanların,
seni sen yapmaya vesile olur,
şimdi hayat kötü diyorsun,
bir gün aniden güzel olur, sana tüm kötülükleri unutturur...
çocukluğumla beraber geleceğim sana, hiç çekinmeyeceğim onu yanımda getirirken, her şeyi anlatacağım.
hiç çekinmeyeceğim yaralarımı göstermekten.
“bak burası.” diyeceğim.
“öpersen geçer, deşersen ağlarım...”
ama bileceğim senin deşmeyeceğini, aksine beni anlayacağını...
“yaralarını gösterme, en zor anında oradan vururlar.” diyenlere inat, “o vurmuyor, yaralarımdan öpüyor.” diyeceğim, sonra seni dinleyeceğim.
biliyorum, sen de geldiğinde çok şey yaşamış olacaksın ama söz veriyorum, seni her halinle kabul edeceğim, hatalarınla, kötülüklerinle, pişmanlıklarınla...
çünkü sen benim için herkes olmayacaksın, çocukluğumu bileceksin.
çocukluklarını tanıştırmayanlar, tam anlamıyla birbirini tanıyamazlar.
bu yüzden biz başka olacağız, seni şimdiden çok seviyorum, çocukluğunu yanında getirmeyi unutma, olur mu?
çünkü onlar, hep bir yol bulup bizi birleştirecekler.