Önceden hafif bir rüzgar eserdi gözlerimde,
ruhumu okşardı usul usul.
Turnalar geçerdi şehrimizden,
onca kalabalık içinde bir onları duyardım.
Peki ya ellerin... Fesleğen kokardı.
Gözlerin, alemin damarlarını zorlamaya yeter de artardı.
Şu ilerdeki gemileri yüzdüren de sendin mahpâre,
şimdi toplamış denizleri, nereye gidersin?
Gördün mü bak!
Turnalar başka yöne uçuyor sen gittin gideli.
Bu kalabalığın sesi, boğuyor yüreğimi.
Deniz fenerleri söndü, sular yakıyor artık beni.
Sesimi duyanlar, gülüyorum sanıyor; ölüyorum ben mahpâre!
Gel, öldürme beni!
Sözlerimden saklasam da gözlerimden saklayamam,
faniyim unutuyorum güzelliğini.
Neyse ki eteklerine yakamoz takılmış,
esirgemiyor bakışını.
Ama sen yine de gel mahpâre.
Eski aşklara benzeme!
Gel, öldürme beni!
Betül Sever
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider.
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında.
Yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki,
sarışın bir şaşkınlık olurdu, bütün ışıklar.
Biz mi yalnızdık? Durmadan yağmur yağardı.
Üşür müydük, nar çiçekleri ürperirken?
Gidersen kim sular fesleğenleri,
kuşlar nereye sığınır, akşam olunca?
Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu,
sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor.
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun.
Adını yazıyorum, bütün otobüs duraklarına.
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor,
bir de seni ekliyorum susuşlarıma...