• Ömer Hayyam

    Niceleri geldi neler istediler
    Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
    Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
    O gidenlerde hep senin gibiydiler
    Bu dünya kimseye kalmaz bilesin
    Er geç kuyusunu kazar herkesin 
    Tut ki , Nuh kadar yaşadın zor bela 
    Sonunda yok olacak sen değil misin ?
  • “..evet, anon. Yani yakında demek. William Shakespeare’in en sevdiği sözcüklerden biri. Yakında demek istediği her durumda anon kelimesini kullanmış. Ben de kelime dağarcığımı genişletmeye çalışıyorum. Senin gibi entelektüel yavşaklar söylediklerime daha çok itimat etsinler diye.”
    John Verdon
    Sayfa 297 - Hardwick
  • 448 syf.
    ·10/10
    Re-read x3
    O kadar uzun zaman geçmiş ki, şaşkınım. 2015te okuduğum, gerçekten çok sevdiğim bir kitaptı Gözlerindeki Canavar. Çok farklı bir havası vardı. Okuyalı iki yıl olacak neredeyse, serinin üçüncü kitabı çıkınca tekrar okumak istedim seriyi. En başından.
    Unuttuğum oldukça fazla olay varmış onu fark ettim kitabı okurken. Silinmiş çoğu nokta beynimden. Kaba taslak kalmış, tazelemek çok iyi geldi. Su gibi okudum, nasıl bittiğini anlamadığım kitaplardan biri oldu. İki sene önce de böyle olmuştu.
    Tekrar okumamın nedenlerinden biri de, bir yorum girmemiş olmam. Hem unuttuğumdan ve tazelemek istediğimden, hem de uzun bir yorum girmek için.
    Bahsetmek istediğim bayağı nokta var ama ondan önce şu benzetmeler hakkında bir şeyler yazmak istiyorum.
    Bu kitabı okurken, ya da okuduktan sonra Grinin Elli Tonu’na benzeten insanlar var. Arkadaşlar gerçekten bu duruma ne kadar sinirli olduğumu yazamıyorum. Zihni açık, mantıklı düşünen ve iki kitabı da doğru düzgün okuyan biri bu iki kitabı nasıl birbirine benzetme saçmalığına düşebilir?
    Bana biri gelip desin ki Gözlerindeki Canavar’ı ve Ruhumdaki Canavar’ı okudum, Elli Ton serisini de okudum bitirdim. Ve birbirlerine benziyorlar desin. Diyebilir mi merak ediyorum. Benzer tek bir nokta bile yok. Konular birbirine zerre benzemiyor.
    Şöyle bir algı oluştuğunun farkına vardım. Hatta uzun zaman önce farkına varmıştım ama bu seriyi benzetmeleri sınırı aştı.
    Her +18 sahnesi olan kitabı Elli Ton’a benzetmek sağlıklı mı? Doğru bir düşünce mi? Ben inanıyorum ki, sırf +18 sahnesi olduğunu için Elli Ton’u alıp okuyanlar var. İzleyenlerden bahsetmiyorum bile. Elli Ton’u sırf o sahneler için okuyanlar, haliyle hangi kitapta +18 sahne görürse onu Elli Ton’a benzetiyor. Gerçekten kendinize gelin.
    Yazar o kadar mantıklı ve güzel bir dünya kurmuş ki, ben Elli Ton’dan daha çok seviyorum. Hatta Christian’dan daha fazla sevebileceğim karakter çıkmaz herhalde diyordum. Yazar beni yıktı geçti. Diliyle, konusuyla, konuyu işleyişiyle, nefreti işleyişiyle, sevgiyi, o saplantılı aşkı o kadar iyi anlatmış ki. Elli Ton’la hiçbir ilişkisi yok. Benzerliği yok. Çok farklı dünyalardalar bu seriler.
    İgnazio bir başka hayat, Christian bir başka. Şu algılardan kurtulmak lazım artık. Belki de bu yorumları okuyup, bazılarının yazdığı Grinin Elli Tonu’yla benzetme olayı yüzünden kitabı okumaktan vazgeçen vardır. Olabilir, neden olmasın?
    Ben İgnazio’yu ne kadar özlediğimi okuyana kadar fark etmedim. Gerçekten özlemişim, aralarındaki bu farklı bağı hissetmeyi özlemişim. İgnazio’nun ruhunu özlemişim gerçekten. Sırtımızdaki Hedef’i aşırı merak ettiğim için, dayanmaya çalışıyorum.
    Karissa’yı bile özlemişim, nasıl seviyorsam artık bu seriyi…
    Yazarın her olayı bir anda ortaya dökmemesi, gizli kapaklı işler çevirmesi. Zaman içinde, yavaş yavaş olaylara ışık tutması gerçekten harika. Açıklamaları yeri geldiğinde yapması… Allahım bu kitap film olmalı. Ben kitapların filmlerini seven bir insan değilim. Ama yine de bu serinin film olmasını istiyorum. İgnazio gibi bencilce seviyorum.
    Ben konu hakkında açıklama yapmayacağım, kitabı okumayanların okuması gerekiyor. Önyargıları kırıp hemen okuması gerekiyor. Zaten elinizden bırakamıyorsunuz. Bu seriyi sevmeyen varsa, neden sevmiyor onu merak ediyorum. Görürsem sormalıyım.
    İgnazio ve Karissa’nın dünyasından ayrılmak istemiyorum. Zaten Gözlerindeki Canavar biter bitmez hemen Ruhumdaki Canavar’a başladım. Araya başka kitap koymadan yani.
    Bu aşkı anlatacak kelimelerim yok. Kitaptaki bu karmaşıklığı, birbirine dolanmış ruh hallerini anlatacak cümlelerim de yok.
    Hapishane kuşu… Bu kitabı ilk okuduğumda Siyah Beyaz Aşk dizisi yoktu. Şimdi tekrar okuyorum ve ilk bölümünden beri sıkı takipçisi olan benim canım dizimle ufacık bir benzerliği var. Elde tutulan, kelimelere dökülen bir benzerlik değil. Sadece hafif andırıyor derler ya, ondan diyelim. İzleyen ve okuyan anlar zaten.
    Kitaplardaki şu çıkmazlara bayılıyorum. Düşünüyorum, bu olaydan sonra nasıl devam edebilirler? Nasıl barışabilirler? Bu nefret nasıl dinebilir? Nasıl dinecek?
    Yazarın beni bu çıkmazlardan kurtarış şekline bayılıyorum. İçim rahatlıyor. Derin nefes almamı sağlıyor. Her şeyin bir nedeni ve kurtuluş yolu vardır diyorum. İgnazio ve Karissa’nın aşkı aslında çoğu şeye açıklama getiriyor.
    1-Aşkın yaşı olmaz. Bana doğru gelen bir cümle bu. Aşırıya kaçılmadığı sürece tabii. Dedesi yaşındaki adama aşık olan bir kız? Ya da torunu olacak yaşta kıza aşık olan dede? Gibi şeylere kesinlikle sıcak değilim. Öyle anlaşılmasın. Bence bir kadın ve erkeğin arasındaki yaş farkı en fazla 20 olmalı. En fazla.
    2- Aşk nefrete ağır basar. Hem aşık olup hem nefret edebilirsin. Yine de aşk ağır basar. Bu bana yaşamadığım halde doğru geliyor. Nefret ettiğim halde, eskiden sevdiğim insanı düşündüğümde sadece güzel anılar geliyor aklıma. Şimdilik bu konu hakkında deneyimim bu. Aşk nefrete ağır basar örneğini Karissa ve Naz gibi keskin bir şekilde olmasa da içimi yakacak şekilde yaşamak dileğiyle diyorum.
    3-Ön yargının ne kadar kötü bir şey olduğu. Karissa eğer en başında Naz’in kim olduğunu bilseydi mesela, bu aşk hiç yaşanmayacaktı. Belki ne alaka diyenleriniz olacaktır ama bu küçük bir örnek. Beğenmediğiniz ve size çirkin gelen bir insanla muhabbet etmek, gezmek istemezsiniz. Kimse bende ön yargı yok diyemez. Bana göre ön yargısı olmayan insan yoktur. İnsanlar birbirlerini tanıdıkça ön yargı yıkılır. Bazen birbirine hiç yakışmayan çiftleri görünce ‘bu kız buna nasıl bakmış ya da bu adam bunda ne bulmuş?’ gibi şeyler söyleyenler var. Bende söyledim, yakın zamana kadar söylemişliğim çoktur. Ama biraz düşününce bunun çok yanlış olduğunu anlayabiliyorum artık. İki kişinin birbirleriyle olan bağları güzellikle olan bir şey değil sonuçta. Konuşmasını, olaylara verdiği tepkiyi, düşünme şeklini, yaptığı esprileri, yaşama bakış açısını seversin bence. Onu beğenmeyenler olacaktır, birbirinize yakışmadığınızı söyleyenler olacaktır. Ama senin umurunda olmayacaktır. Çünkü sen onu yanına yakışıyor ya da güzel veya yakışıklı olduğu için sevmemişsindir. Konu buraya nasıl geldi bilmiyorum ama yazarın böyle bir şeye değindiğini düşünüyorum.
    Ve son olarak plan yapmanın boşu boşuna olduğunu anlıyorum. Bu dünya plan yapmak için fazla hareketli.
  • 221 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bayılıyorum ben bu adama. Kelimeler dans ediyor adeta sayfada.O kadar yerli yerinde ki her şey onu her okuyuşumdan sonra bir daha yazmasam mı? sendromu yaşıyorum. Bu da en keyifli kitaplarından biri. Alın çayınızı uzanın şöyle koltuğa ve bana hak verin nihayetinde.