• Beni öldürecek. Hayır, ben kendi nefsimi öldüreceğim, halbuki bu bir cinayettir. Kaçsam mı ? Ya çocuklarım ? Ayrılsam mı ? Fakat on beş sene evlilikten sonra M. de Mortsauf'la beraber kalamayacağımı babama nasıl söylemeli? Hem babam veya annem buraya gelirlerse o, ağırbaşlı, uslu, terbiyeli, hoşsohbet olacak. Sizce, evli kadınların babaları var mıdır? Anaları var mıdır ?..
  • Haklı olarak cezalandırılacağımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne? Ne önemi var! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar: Bunun adı adalet.
    Yaşlı zavallı annem beni endişelendirmiyor; altmış dört yaşında, ölüm haberim onu öldürecek. Veya ayak tandırında hala biraz sıcak külün kalacağı ana kadar birkaç gün daha yaşarsa hiçbir şey söylemeyecek.
    Karım da beni hiç endişelendirmiyor; zaten sağlığı şimdiden kötü, sinirleri bozuk. O da ölecek.
    Tabii ki delirmezse. Delirmenin insanı yaşattığı söylenir; en azından bilinç kaybolduğu için az acı çekilir; ölü gibi uyunur.
    Ama kızım, yavrum, şu anda gülen, oynayan, şarkı söyleyen, hiçbir şey düşünmeyen zavallı küçük Marie'm, işte o beni kaygılandırıyor!
  • Hz. İsa'nın (a.s) doğumu nasıl gerçekleşti? Hz. İsa (a.s.) dünyaya geldikten sonra Hz. Meryem (r.a.) neler yaşadı? Hz. İsa'nın (a.s.) peygamberliği, tebliği, havarileri hakkında bilinmesi gerekenler. Hz. İsa'nın (a.s.) göğe yükselmesi hakkındaki farklı görüşler nelerdir? Bilinen tüm detaylarıyla Hz. İsa'nın -aleyhisselam- hayatı...

    Îsâ -aleyhisselâm-, Yahyâ -aleyhisselâm-’ın doğumundan altı ay sonra Kudüs’te dünyâyı şereflendirmiştir. Îsâ -aleyhisse­lâm-, İsrâîloğulları’na gönderilen peygamberlerin sonuncusudur.

    Peygamberler içinde en yüksekleri olan ve kendilerine “ülü’l-azm” denilen beş peygamberin dördüncüsüdür. Kendisine “Rûhullâh” denmesi, bir tekrîm ifâdesi olmakla birlikte, Allâh Teâlâ’nın, Hazret-i Âdem’i yarattığı gibi O’nu da rûhundan üfürerek yaratması sebebiyledir.

    Îsâ -aleyhisselâm-’a otuz yaşında peygamberlik gelmiş, kendisine kitap olarak İncîl gönderilmiş ve otuz üç yaşında da di­ri bir şekilde göğe kaldırılmıştır.

    Kıyâmet yaklaştığında dünyâya inecek, evlenip çocukları olacak, “Hazret-i Mehdî” ile buluşacak, İslâm’ı bütün cihâna hâ­kim kılacak ve Medîne-i Münevvere’de vefât edecektir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in medfûn ol­duğu Hücre-i Saâdet’te türbe-i şerîfin yanına defnolunacaktır.

    HZ. İSA'NIN (A.S) ANNESİ 'HZ. MERYEM'
    Îsâ -aleyhisselâm-’ın annesi Hazret-i Meryem, Dâvûd -aleyhisselâm-’ın neslindendir. Annesi Hunne, babası İmrân’dır.

    Kaynak eserlerde zikredildiğine göre, Hunne’nin çocuğu ol­muyordu. O da:

    “Yâ Rabbî! Benim bir çocuğum olursa, onu Beyt-i Makdis’e hizmetçi yapacağım!” diye nezirde bulundu.

    Hunne, bu nezirde bulunduktan sonra hâmile kaldı. Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “İmrân’ın karısı şöyle demişti: «–Rabbim! Karnımdakini âzâdlı bir kul olarak sırf Sana adadım. Adağımı kabûl buyur. Şüphesiz (niyâzımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi) bilen Sen’­sin!»” (Âl-i İmrân, 35)

    Bir müddet sonra bir kız çocuğu dünyâya getirdi. Adını Mer­yem koydu:

    “O’nu doğurunca, Allâh, ne doğurduğunu bilip durur­ken: «–Rabbim! Ben O’nu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. O’na Meryem adını verdim. Kovulmuş şeyta­na karşı O’nu ve soyunu Sen’in korumanı diliyorum!» dedi.” (Âl-i İmrân, 36)

    Hz. Meryem'in (r.a) Beyt-i Makdis'in Hizmetine Verilmesi
    O zamana kadar Beyt-i Makdis’e erkek çocuklarını adamak câiz ve çok sevaptı. Bu şekilde nezredilen erkek çocukları, do­ğumundan bülûğuna dek orada hizmete devâm ederdi. Bülûğ­dan sonra ise, dilerse yine orada hizmet eder, isterse arzuladı­ğı başka bir yere giderdi. Ancak bülûğdan önce Beyt-i Makdis’ten ayrılması câiz değildi.

    Böyle bir nezir, yalnızca erkek çocukları için yapılırdı. Allâh Teâlâ’nın, Beyt-i Makdis için Meryem hakkındaki ilticâyı makbul kı­lıp kız çocuklarının nezredilmesini de kabûl buyurmasından son­ra, kız çocuklarının da Beyt-i Makdis’e adanması câiz oldu.

    Hunne, kızı Meryem’i Beyt-i Makdis’teki vazîfelilere teslîm etti. Meryem’i kim himâyesine alacağına dâir kur’a çektiler. Allâh Teâlâ buyurur:

    “(Rasûlüm!) Bunlar, Biz’im Sana vahiy yoluyla bildirmek­te olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himâyesine alacak diye kur’a çekmek üzere ka­lemlerini atarlarken Sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.” (Âl-i İmrân, 44)

    Çekilen kur’a, Beyt-i Makdis’in imâmı ve Hunne’nin de eniştesi olan Zekeriyyâ -aleyhisselâm-’a çıktı. Zekeriyyâ -aleyhisselâm-:

    “–O’nun teyzesi benim nikâhım altındadır.” dedi ve Mer­yem’in velîliğini üzerine aldı.

    Meryem sütten kesilince, O’na Beyt-i Makdis’te bir oda tah­sîs edildi. Bu odaya âyet-i kerîmede “mihrâb” denilmiştir. Mihrâb, harb ve cihâd vâsıtası demektir. Bu bakımdan bir nevî çile odası mânâsını taşır.

    Hz. Meryem'in (r.a) Odasındaki Farklı Meyvelerin Sırrı
    Hazret-i Meryem’in odasına yalnız Zekeriyyâ -aleyhisselâm- girerdi. Bu, on iki yaşına kadar devâm etti. Zekeriyyâ -aleyhisselâm-, O’nun odasına girerken anahtarı ile kapıyı açıp girer, çıkarken de kilitlerdi. Her gün, bir günlük yiyecek bırakırdı. Fakat içerde değişik meyveler görüp hayret ederdi. Nereden geldiğini sorduğunda, Meryem, Allâh -celle celâlühû- tarafından gönderil­diğini söylerdi. Bu yiyecekler arasında, yazın kış meyveleri, kışın da yaz meyveleri bulunurdu. Allâh Teâlâ buyurur:

    “Rabbi Meryem’e hüsn-i kabûl gösterdi; O’nu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyyâ’yı da O’nun bakımı ile vazîfelendirdi. Zekeriyyâ, O’nun yanına, mâbede her girişinde ora­da bir rızık bulur ve: «–Ey Meryem! Bu Sana nereden geli­yor?» der, O da: «–Bu, Allâh tarafındandır. Allâh, dilediğine sayısız rızık verir!» derdi.” (Âl-i İmrân, 37)

    Allâh'ın -celle celâlühû- Hazret-i Meryem’e Sunduğu Altı Büyük İkram
    Allâh -celle celâlühû-’nun Hazret-i Meryem’e en büyük ik­ramları şunlardır:

    O zamana kadar Beyt-i Makdis’e erkek çocukları adandığı hâlde, annesi Hunne’nin ilticâsı ile Meryem de nezir olarak kabûl edildi.
    Allâh Teâlâ, O’nu Zekeriyyâ -aleyhisselâm-’ın himâyesine verdi.
    Rızkını cennet nîmetlerinden ihsân etti.
    Peygamberlerine gönderdiği melek olan Cebrâîl -aleyhisselâm- ile görüştürdü.
    O’nu ve evlâdı Hazret-i Îsâ’yı şeytanın şerrinden korudu.
    Oğlu Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-, kundakta iken konuştu. Annesine yapılan iftirâlara cevap verdi.
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular:

    “İmrân kızı Meryem, zamanında dünyâda bulunan kadınla­rın en hayırlısıdır. Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı da Hatîce’dir.” (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 69)

    İbadete Düşkün Bir Kadın 'Hz. Meryem (r.a)'
    Hazret-i Meryem, gece-gündüz ibâdet ederdi. Takvâsı, Be­nî İsrâîl arasında darb-ı mesel oldu. Kendisinden kerâmetler hâ­sıl olurdu. Seçkin kullardandı. Kur’ân-ı Kerîm’de “sıddîka” diye senâ edilmiştir.

    Allâh Teâlâ şöyle buyurur:

    “Hani melekler demişlerdi: «–Ey Meryem! Allâh Sen’i seçti; Sen’i tertemiz yarattı ve Sen’i bütün dünyâ kadınlarına tercîh etti (üstün tuttu).” (Âl-i İmrân, 42)

    “Ey Meryem! Rabbine ibâdet et; secdeye kapan! (O’nun huzûrunda) eğilenlerle beraber Sen de eğil!»” (Âl-i İmrân, 43)

    Bu emirler üzerine Hazret-i Meryem’in takvâsı o hâle geldi ki, ayakları şişinceye kadar namaz kılmaktaydı.

    Yoktan Var Eden, Babasız Da Yaratır!

    Hazret-i Meryem on beş yaşında iken Yûsuf-i Neccâr isim­li birisi ile nişanlanmıştı. Fakat onunla evlenmeden önce Allâh Teâlâ, O’na babasız bir çocuk vereceğini müjdeledi:

    “Melekler demişlerdi ki: «–Ey Meryem! Allâh Sana ken­disinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Îsâ’dır. Mesîh’tir; dünyâda da, âhirette de îtibarlı ve Allâh’ın kendi­sine yakın kıldıklarındandır.»” (Âl-i İmrân, 45) Mesîh, İbrânîce bir kelime olup, Hazret-i Îsâ’nın lakâbıdır ve “mübârek” anlamına gelmektedir.

    Yine melekler Hazret-i Meryem’e dediler ki:

    “(–Ey Meryem!) O sâlihlerden olarak beşikte iken ve ye­tişkinlik hâlinde insanlara (peygamber sözleri ile) konuşacak.” (Âl-i İmrân, 46)

    Bunun üzerine:

    “Meryem: «–Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği hâlde nasıl çocuğum olur?» dedi. Allâh şöyle buyurdu: «–İşte böyledir. Allâh dilediğini yaratır! Bir işe hükmedince ona sâdece «Ol!» der; o da oluverir.»” (Âl-i İmrân, 47)

    Melekler, Meryem’e hitâben Hazret-i Îsâ hakkındaki sözlerine şöyle devâm ettiler:

    “Allâh O’na yazmayı, hikmeti, Tevrât’ı ve İncîl’i öğretecek!” (Âl-i İmrân, 48)

    Yukarıdaki âyet-i kerîmelerde cemî olarak geçen “melekler” ifâdesinden maksat, Cebrâîl -aleyhisselâm-’dır. Kendisinden bu şekilde cemî olarak bahsedil­mesi, O’nu tekrîm içindir.

    HZ. İSA (A.S) HZ. MERYEM'E MÜJDELENİYOR
    Cenâb-ı Hak buyurur:

    “(Rasûlüm!) Kitâb’da Meryem’i de zikret! Hani O, ailesin­den ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.” (Meryem, 16)

    Âyette geçen “doğu tarafı” müfessirlere göre, Mescid-i Aksâ’nın doğu yanı, yahut Meryem’in evinin doğu tarafı şeklinde açıklanmaktadır. Hristiyanların bu sebeple doğuya yöneldikleri ifâde edilmiştir.

    Çok geçmeden Allâh Teâlâ, Hazret-i Meryem’e Cebrâîl -aleyhisselâm-’ı gönderdi. Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Der­ken, Biz O’na Rûh’umuzu gönderdik de O, kendisine tasta­mam bir insan şeklinde göründü.” (Meryem, 17)

    Burada Rûh’tan maksat, Cebrâîl -aleyhisselâm-’dır. Her âzâsı düzgün genç bir insan şeklinde gönderilmesinin sebebi, Meryem’in ürküp korkmaması içindi. Çünkü Hazret-i Meryem, Cebrâîl -aleyhisselâm-’ı aslî şeklinde görseydi, şüphesiz ki buna tâkat getiremezdi.

    Ancak Hazret-i Meryem, yine de karşısında genç bir insan görünce kemâl-i edeb ve iffetinden dolayı çok korktu. Onun Hazret-i Cibrîl olduğunu bilmediği için büyük bir endişeye kapıldı ve âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere:

    “Meryem dedi ki: «–Sen’den, çok esirgeyici olan Allâh’a sığınırım! Eğer Allâh’tan sakınan bir kimse isen, (bana do­kunma!)»” (Meryem, 18)

    “Melek: «–Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbimin elçisiyim.» dedi.” (Meryem, 19)

    “Meryem: «–Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de ol­madığım hâlde benim nasıl çocuğum olabilir?» dedi.” (Meryem, 20)

    “Melek: «–Öyledir!» Dedi. (Zîrâ) Rabbin buyurdu ki: «–Bu Bana kolaydır. Çünkü Biz, O’nu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağ­lanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.” (Meryem, 21)

    HZ. İSA (A.S) NASIL DOĞDU? HZ. İSA'NIN (A.S) DOĞUM MUCİZESİ
    Cenâb-ı Hakk’ın murâd ettiği şekilde:

    “Meryem, O’na (Îsâ’ya) hâmile kaldı. Bunun üzerine O’nunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.” (Meryem, 22)

    Hazret-i Meryem’in doğum sancıları artmaya başladı. Kuru­muş bir hurma ağacının yanına geldi ve ona yaslandı. Âyette buyrulur:

    “Doğum sancısı O’nu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevk etti. «–Keşke, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!» dedi.” (Meryem, 23)

    Nihâyet kuru ağacın altında Îsâ -aleyhisselâm- dünyâya geldi. Allâh Teâlâ, O’nu babasız yaratmıştı.

    Sonsuz kudret sâhibi olan Cenâb-ı Hak, azametinin muktezâsı olarak Âdem -aleyhisselâm-’ı annesiz ve babasız bir şekil­de topraktan; Havvâ vâlidemizi annesiz olarak Hazret-i Âdem’­den; Îsâ -aleyhisselâm-’ı da babasız olarak Meryem vâlidemiz­den yaratmıştır.

    Hazret-i Îsâ’nın doğumu ile Hazret-i Âdem’in yaratılması arasında bir benzerlik vardır ki, bu, her ikisinde de yaratılışın «Kün! = Ol!» emri ile gerçekleşmiş olmasıdır. Cenâb-ı Hak bu hakîkati âyet-i kerîmede şöyle bildirmektedir:

    “Allâh nezdinde Îsâ’nın durumu, Âdem’in durumu gibi­dir. Allâh O’nu topraktan yarattı. Sonra da O’na «Ol!» dedi ve (O da) oluverdi.” (Âl-i İmrân, 59)

    Bu âyet-i kerîme, hem Allâh’ın kudretinin sonsuzluğunun, hem de yahûdîlerin baştan şaşırıp sonradan da atacakları çir­kin iftirâlar karşısında Hazret-i Meryem’in iffetli olduğunun bir ifâdesidir.

    HZ. İSA (A.S) NE ZAMAN DOĞDU?
    Îsâ -aleyhisselâm-’ın doğum târihi hakkında, kaynaklar­da hiçbir kayıt yoktur. Bütün İncîl’lerde de bu hususta bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Yalnız bir İncîl’de Hazret-i Îsâ’nın yahûdî kralı zamanında doğduğu yazmakta ise de, (Matta, 2/1) Roma kaynakları, bu kralın mîlâddan önce öldüğünü bildirmektedir. Yapılan bütün beyanlar, birbirlerine açık bir şekilde tezat teşkil etmektedir. Böy­le olunca, “noel”in mânâsı da, uydurulmuş boş bir efsâneden öteye gidememektedir.

    Bu sebepledir ki bugün Katolikler, Noel bayramı olarak 24-25 Aralık gününü kutlarken, Ermeni kiliseleri 6 Ocak’ı kutlarlar. Bir kısım Protestanlar ise bu târihin kutsal metinlerde kesin olarak geçmediğini öne sürerek Noel’i kutlamazlar.

    HZ. İSA (A.S) DOĞDUKTAN SONRA HZ. MERYEM (R.A) NELER YAŞADI?
    Hazret-i Îsâ doğduktan sonra:

    “(Hazret-i Meryem’in) aşağısından (Îsâ yahut melek) O’na şöyle seslendi: «–Tasalanma! Rabbin Sen’in alt yanında bir su arkı vücûda getirmiştir.»” (Meryem, 24)

    Âyete şu mânâ da verilmiştir:

    «–Tasalanma! Rabbin Sen’in altındakini (yâni Îsâ’yı) şerefli bir lider olarak yaratmıştır!»

    Hazret-i Meryem’e hitâb eden ses şöyle devâm etti:

    “Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine tâze, ol­gun hurma dökülsün!” (Meryem, 25)

    Hazret-i Meryem, hurma dalını kendisine çekip salladığı za­man kış mevsimi olmasına rağmen, ağaç birdenbire hurma ver­meğe başladı. Meryem, önündeki arktan su içip taze hurmalardan yedi. Ağacın bu şekilde kış mevsiminde hurma vermesi, Hazret-i Meryem’i tesellî içindi. O’na denildi ki:

    “Ye, iç! Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: «–Ben çok merhametli olan Allâh’a oruç adadım. Artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım!»” (Meryem, 26)

    Rivâyete göre, Hazret-i Meryem’in kavminde yiyip içmeden oruç tutulduğu gibi, konuşmamak sûretiyle de oruç tutulurdu. Yahut oruçlu iken yeme ve içmeden kaçınıldığı gibi, konuşmaktan da sakınılırdı.

    Hz. İsa'nın (a.s) Doğumundan Sonra Hz. Meryem'm Atılan İftira ve Hz. Meryem'in Duruşu
    Îsâ -aleyhisselâm-’ın doğuşu ile, kavminin arasında büyük bir iftirâ ve dedikodu furyası başgösterdi. Âyet-i kerîmelerde bu hâl şöyle bildirilmektedir:

    “(Meryem) nihâyet O’nu (Îsâ’yı kucağında) taşıyarak kav­mine getirdi. Dediler ki: «–Ey Meryem! Hakîkaten Sen iğrenç bir şey yaptın!»” (Meryem, 27)

    “–Ey Hârûn’un kızkardeşi! Sen’in baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.” (Meryem, 28)

    Âyette bahsedilen Hârûn, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın kardeşi olan Hârûn -aleyhisselâm- değildir. Bu husustaki görüşlerin doğruya en yakın olanına göre Hazret-i Meryem’in hakîkî karde­şidir. O da ana ve babası gibi iffetli ve sâlih bir kimse idi. Bu se­beple kavmi, böyle birinin kızkardeşi olan Meryem’e zinâ etmeyi(!) aslâ yakıştıramadıklarını ifâde etmek istemişlerdi.

    Hazret-i Meryem’e İsrâîloğulları tarafından devamlı hakâret edili­yordu. O da sabırla dinliyor, kendisine emredildiği üzere konuş­muyordu. Ancak kavminin münâsebetsiz tavırları iyice arttı. Nihâyet Allâh’ın inâyeti erişti.

    Hz. İsa'nın Bebekken Konuşması
    Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Bunun üzerine Meryem, çocuğu gösterdi. Dediler ki: «–Biz, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?»” (Meryem, 29)

    Allâh’ın istikbâlde elçisi olacak olan Hazret-i Îsâ, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği konuşma kâbiliyeti ile dile geldi ve daha beşikte iken şöyle dedi:

    “–Ben, Allâh’ın (seçilmiş bir) kuluyum! O, bana Kitâb’ı verdi ve beni peygamber yaptı!” (Meryem, 30)

    “Nerede olursam olayım, O beni mübârek kıldı. Yaşa­dığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.” (Meryem, 31)

    “Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.” (Meryem, 32)

    “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selâmet banadır.” (Meryem, 33)

    Hazret-i Îsâ’nın daha beşikte iken böyle konuşması, çevresinde büyük bir hayret uyandırdı. Hazret-i Meryem, tenzîh ve tebrie edildi.

    İşte Hazret-i Meryem, münkir halkın kendisine sorduğu «–Bu çocuğu nereden aldın?» suâline karşı dâimâ cevap olarak bu şekilde çocuğunu gösterir ve «–Çocuk söylesin!» der, Îsâ -aleyhisselâm- da daha bebek iken:

    “–Benim annem namuslu, iffetli bir kadındır. Ey câhiller! İffet ve hayâ âbidesi olan annemi ayıplamayın! Biliniz ki Allâh Teâlâ, beni babasız olarak dünyâya getirmiştir. Bu, Allâh’ın bir mûcizesidir!” derdi.

    Bunun üzerine birçok kimse:

    “–Bu, Allâh’ın apaçık bir mûcizesidir. Yoksa yeni doğmuş hiçbir çocuk daha beşikte iken konuşamaz. Hakîkaten bu, Allâh tarafındandır; Cenâb-ı Hakk’ın azametini gösteren bir hâdisedir.” dediler.

    Bir kısmı ise yine de hâinliklerinden dönmediler. Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu Îsâ -hak söz olarak- budur!” (Meryem, 34)

    Âyette Îsâ -aleyhisselâm-’ın “hak söz” olarak ifâde edilmesi, O’nun «Kün! = Ol!» emrinin eseri olmasındandır. Bu hakîkat, başka âyet-i kerîmelerde de anlatılır:

    “Irzını iffetle korumuş olanı (Meryem’i de hatırla!) Biz O’na rûhumuzdan üfledik; O’nu ve oğlunu cümle âlem için ib­ret kıldık.” (el-Enbiyâ, 91)

    “İffetini korumuş olan İmrân kızı Meryem’i de (Allâh ör­nek gösterdi). Biz O’na rûhumuzdan üfledik ve O, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdîk etti. O, gönülden itaat eden­lerdendi.” (et-Tahrîm, 12)

    HZ. ZEKERİYA'YA ATILAN İFTİRA VE ŞEHADETİ
    Hazret-i Îsâ’nın bebek iken konuşması, birçok iftirâları bas­tırmıştı. Ancak kısa bir müddet sonra tekrar fitne ve iftirâlar baş­ladı. Gâfil kavim:

    “–Babasız çocuk mu olurmuş?!” dediler.

    Sonra da:

    “–Yapsa yapsa bu zinâyı Zekeriyyâ yapmıştır!” diyerek Zekeriyyâ -aleyhisselâm- Beyt-i Makdis’te yalnız kaldığı bir sırada:

    “–Sen Meryem’le zinâ ettin!” diye bühtanda bulundular ve üzerine hücûm ettiler.

    Zekeriyyâ -aleyhisselâm-, onların şerrinden korunmak için bir ağacın kovuğuna saklandı. Şeytan, insan kılığında oraya ge­lip Zekeriyyâ -aleyhisselâm-’ı arayan bedbahtlara, O’nun saklan­dığı ağacı göstererek:

    “–Şu ağacı testereyle ikiye ayırın! Bir şey kaybetmezsiniz! Zekeriyyâ onun içindedir!” dedi.

    Bedbahtlar, hemen ağacı kesmeye koyuldular. Testere Ze­keriyyâ -aleyhisselâm-’ın başını yarmaya başladığı zaman maz­lum peygamber «âhh!» diyecek oldu, fakat:

    “–Ey Zekeriyyâ! Şikâyette bulunma!” diye bir nidâ geldi.

    Zekeriyyâ -aleyhisselâm- da büyük bir tevekkül ve sabır için­de testereyle ikiye bölünerek şehîd oldu. İnd-i ilâhîde yüce mer­tebelere ulaştı.

    Bu sırada Hazret-i Meryem’in önceden nişanlısı olan Yûsuf-i Neccâr da aynı iftirâya uğramıştır.

    HZ. İSA VE MERYEM ALLAH'IN KORUMASINDALAR
    Zekeriyyâ -aleyhisselâm-’ı şehîd eden bedbaht yahûdîlerin, Hazret-i Meryem’e ve oğlu Hazret-i Îsâ’ya da bir zarar vermeme­leri için Cenâb-ı Hak, onları hıfz-ı emânına almayı murâd etti:

    “Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık. Onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.” (el-Mü’minûn, 50)

    Bu yerin Mısır’da olduğu rivâyeti vardır. Hazret-i Meryem ve Hazret-i Îsâ, orada on iki sene kaldı ve bu zaman zarfında fevka­lâde hâdiseler meydana geldi:

    Birgün, kaldıkları evde ağa’nın bir miktar parası kaybolmuş­tu. O evde düşkünler ve fakirler vardı. Ağa, bu parayı kimin aldı­ğını anlayamadı. Herkes töhmet altında kalmıştı. Bu durum, Hazret-i Meryem’e çok ağır geldi. Orada ikâmet edenler arasın­da bir kör ve bir kötürüm bulunuyordu. Hazret-i Îsâ, annesinin üzülmesi karşısında bu iki kişiye:

    “–Parayı sakladığınız yerden çıkartın!” dedi.

    Onlar da bu açık mûcize karşısında aldıkları parayı mecbû­ren getirdiler. Bu hâdiseden sonra Hazret-i Îsâ’nın îtibârı halk nezdinde iyi­ce yükseldi.

    HZ. İSA'NIN (A.S) PEYGAMBERLİĞİ
    Hazret-i Îsâ, Mısır’da on iki sene kaldıktan sonra Kudüs’e dönüp “Nâsıra” kasabasına yerleşti. Hristiyanlara bu sebeple “Nasrânî” denilmektedir.

    Hazret-i Îsâ’ya otuz yaşında peygamberlik verildi. O da he­men vazîfesini yapmaya, insanları tevhîde çağırmaya başladı.

    Allâh Teâlâ buyurur:

    “And olsun ki Biz, Nûh’u ve İbrâhîm’i gönderdik. Pey­gamberliği de Kitâb’ı da onların soyuna verdik. Onlardan (in­sanlardan) kimi doğru yoldadır; içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.” (el-Hadîd, 26)

    Kur’ân-ı Kerîm’de ismi geçen dört büyük kitabın, bunların soyundan gelen peygamberlere indirildiği anlaşılmaktadır.

    “Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’yı da arkalarından gönderdik. O’na İncîl’i verdik; O’na tâbî olanların kalblerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu Biz yazmadık. Fakat kendileri Allâh rızâsını kazanmak için (böyle) yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan îmân edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden ço­ğu da yoldan çıkmışlardır.” (el-Hadîd, 27)

    Ruhbanlık, hristiyanların sonradan ortaya çıkardığı bir anla­yış ve yaşayış tarzıdır. Rivâyetlere göre Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’dan sonra mü’minler, inkârcı zorbalarca yok edilmeye çalı­şılmış, girişilen üç savaşta mü’minler ağır kayıplar vermişler, sağ kalan îmân ehli, kendilerinin de ölümü hâlinde dîne dâvet edecek kimsenin kalmayacağı endişesiyle savaş yapmama kararı al­mış, sâdece ibâdetle meşgul olmaya başlamışlardı. İşte bu sû­retle fitneden kaçarak, dinlerinde ihlâs ve samîmiyet gösteren bu insanlar, dünyânın bütün zevklerinden, fazla yiyip içmekten ve evlenmekten vazgeçmişler; dağlar, mağaralar, oyuklar ve hücrelerde ibâdetle meşgul olmuşlardır. Ama birçoğu buna riâyet etmeyerek, Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’ın dînini inkâr ettiler; hü­kümdarlarının dînine girdiler; teslîs akîdesini ortaya attılar; bi’set gerçekleştiğinde de Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i inkâr ettiler ve benzeri sapıklıklara düştüler.

    HZ. İSA'NIN (A.S) TEBLİĞİ VE PEYGAMBERİMİZİ MÜJDELEMESİ
    Îsâ -aleyhisselâm-, dînini teblîğe devâm ediyordu. Fakat in­sanların birçoğu küfründe inat hâlindeydi.

    Îsâ -aleyhisselâm- birçok mûcizeler gösterdi. Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-’a verilen Tevrât’ı tasdîk ettiğini, ancak yüce Allâh’ın bazı hükümleri değiştirdiğini teblîğ etti:

    “(Îsâ dedi ki:) «–Benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mûcize getirdim. O hâlde Allâh’tan korkun, bana da itaat edin!”

    “Allâh, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin! İşte doğru yol budur.” (Âl-i İmrân, 50-51)

    “Hatırla ki, Meryem oğlu Îsâ: «–Ey İsrâîloğulları! Ben si­ze Allâh’ın elçisiyim; benden önce gelen Tevrât’ı doğrulayı­cı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim!» demişti. Fakat O, kendilerine açık deliller getirince: «–Bu apaçık bir büyüdür!» dediler.” (es-Saff, 6)

    Yuhanna İncîli’nin 14. bölümünde Îsâ -aleyhisselâm-’ın şöy­le dediği rivâyet edilir:

    “–Ben Peder’e ibâdet edeceğim ve O size başka bir tesellî edici (Faraklit) gönderecek ki, O sizinle ebediyyen kalabilir.” (Yuhanna, 14/16-17)

    Ve 16. bölümünde de demiştir ki:

    “Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, yardımcı (tesellîci, Faraklit) size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim. Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yâni «Gerçeğin Rûhu» gelince, sizi gerçeğe yöneltecek. Çünkü O, kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.” (Yuhanna 16/7-9, 12-13)

    Faraklit Nedir?
    “Faraklit” kelimesi, “hamd”e tekâbül eden bir kelimedir. Bazı hristiyanlar bunu “muhallıs” (kurtarıcı) olarak açıklamışlar; ba­zıları da “hammâd” ve “hamîd” diye tefsîr etmişlerdir. Bu da gösteriyor ki “Faraklit” kelimesinin, Ahmed ve Muhammed mâ­nâsına uygun olarak asıl isme işâret ettiği açık bir şekilde anla­şılmaktadır.

    Barnabas İncîli 39. Bâb’da da şöyle bir bahis vardır:

    “–Söylediğin Mesîh’in ismi nedir ve O’nun geldiğini nasıl an­layacağız?” diyen havârîlerine Hazret-i Îsâ şöyle dedi:

    “–Mesîh’in (Rasûl’ün) adı, hayran olmağa değer güzellikte­dir. Cenâb-ı Hak, O’nun nûrunu yarattığı zaman, O’na bu ismi verdi ve O’nu semâvî ihtişâmı içine koydu. Sonra:

    «–Senin hatırın için Ben, cenneti, dünyâyı ve birçok mah­lûku yarattım. Bunların hepsini Sana hediye ediyorum. Sen’i takdîr eden, Ben’den nîmet bulacak; Sen’i inkâr eden, tarafımdan lânet olunacaktır. Ben Sen’i dünyâya Ben’im Rasûlüm olarak gönde­receğim. Sen’in sözün sırf hakîkat olacaktır. Yer ve gök ortadan kalkabilir, fakat Sen’in îmânın dâimâ ebedî olacaktır.» buyurdu.

    O’nun ismi Ahmed’dir.”

    Bunun üzerine Îsâ -aleyhisselâm-’ın civârında toplanmış o­lan mü’minler, hemen seslerini yükselterek:

    “–Ey Ahmed! Dünyâyı kurtarmak için çabuk gel!” diye niyaz­da bulundular. (Benzer ifâdeler için Barnabas İncîli’nin 41 ve 97. bâblarına da bakılabilir.)

    HZ. İSA (A.S) VE 12 HAVARİSİ
    Münkirlerin Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’a gayz ve kinleri git­tikçe artmıştı. Bunu farkeden Îsâ -aleyhisselâm-, kendisine ina­nanların arasından seçtiği on iki mü’mine, yâni havârîlerine:

    “–Allâh -celle celâlühû-’nun dînine hizmette ve onu muhâfa­zada kim benim yardımcım olacak?” diye sordu.

    Havârîlerin hepsi birden:

    “–Biz Sana yardımcılarız. Her şeyimiz ile Allâh’ın yoluna yar­dımcı olacağız. Çünkü biz, O’nun dînine gönül verdik. Sen şâhid ol ki, biz, Sen’in dînine bağlı gerçek müslümanlarız!” dediler.

    Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Îsâ, onlar (bedbaht insanlar)daki inkârcılığı sezince: «–Allâh yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?» dedi. Havârîler: «–Biz, Allâh yolunun yardımcılarıyız; Allâh’a inan­dık! Şâhid ol ki, bizler müslümanlarız!» cevâbını verdiler.” (Âl-i İmrân, 52)

    “Ey îmân edenler! Allâh’ın yardımcıları olun! Nitekim Meryem oğlu Îsâ havârîlere: «–Allâh’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir?» demişti. Havârîler de: «–Allâh (yo­lunun) yardımcıları biziz!» demişlerdi. İsrâîloğulları’ndan bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet Biz, inananları, düşmanlarına karşı destekledik; böylece üstün geldiler.” (es-Saff, 14)

    “Havârî” kelimesi, Arapça’ya Habeşçe’den geçmiş olup aslı “havâryâ”dır ve “yardımcı” mânâsı taşımaktadır. Ayrıca “seçkin insan” anlamına da gelmektedir.

    Havârîler de, Îsâ -aleyhisselâm-’a herkesten önce îmân eden ve O’na yardımcı olan on iki ihlâslı ve temiz mü’mine verilen isimdir. Bunlara “ensârullâh” da denmiştir. Havârîler, Hristiyanlığın yayılması için Îsâ -aleyhisselâm- tarafından seçilmişlerdir. Meşhur Barnabas İncîli’ni yazan Barnabas da bunlardandır.

    Semâdan Sofra İnmesi (Mâide)
    Havârîler, Hazret-i Îsâ’dan, semâdan sofra inmesi için duâ etmesini istediler. Îsâ -aleyhisselâm-

    “–Allâh’ın kudretinden şüphe mi ediyorsunuz? Böyle bir şey istemeye nasıl cesâret ediyorsunuz?” diye sordu.

    Havârîler:

    “–Başka bir maksadımız yoktur. Allâh -celle celâlühû-’nun lutfuna nâil olmak ve daha da mutmain olmak için böyle bir sof­ra istedik!” dediler.

    Îsâ -aleyhisselâm-, gusledip iki rek’at namaz kıldı. Üzerine tezellül için eski bir elbise giyip Allâh’a ilticâ etti. Bu sofra ve onun ihsân gününün bir bayram olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyâz etti.

    Bu duâ makbûl oldu ve “mâide” (sofra) indi. Üzerinde kebap olmuş bir balık vardı. Balığın baş tarafında tuz, kuyruk tarafında sirke mevcuttu ve sofra yeşilliklerle donatılmıştı. Ekmek üzerin­de de zeytin, bal, peynir vs. vardı.

    Havârîler bu sefer:

    “–Ey Allâh’ın peygamberi! Bu mûcize içinde de bir mûcize göster!” dediler.

    Îsâ -aleyhisselâm- sofradaki balığa:

    “–Ey balık! Kâinâtın Rabbinin izni ile diril!” dedi.

    Balık canlandı. Havârîleri bir korku sardı. Îsâ -aleyhisselâm- bu defa:

    “–Ey balık! Rabbimin izni ile eski hâline dön!” buyurdu.

    Balık önceki hâline döndü. Havârîler, Hazret-i Îsâ’ya:

    “–Ey Rûhullâh! Önce Siz yiyin!” dediler.

    Îsâ -aleyhisselâm- ise:

    “–Hayır! Kimler istedi ise onlar yesin!” buyurdu.

    Havârîlerde bir korku meydana geldi. Bunun üzerine Îsâ -aleyhisselâm-

    “–Fakir ve hastalar gelsin, onlar yesin!” diye emretti.

    Hemen fakir ve hastalara haber verdiler. Bin üç yüz kişi geldi ve bu sofradan yedi. Buna rağmen balık bitmedi. Bütün yiyenler şifâ buldu; yemeyenler de pişman oldular.

    Havarilerin Bitmeyen İstekleri ve Hz. İsa'nın (a.s) Duası
    Diğer bir rivâyete göre Îsâ -aleyhisselâm-, havârîlere otuz gün oruç tutmalarını emretmişti. Onlar, oruçlarını tamamlayınca, yaptıkları bu ibâdetin kabûl olup olmadığı husûsunda mutmain olmak için gökten bir sofra inmesini, o günün bayram olmasını ve sofranın da zengin-fakir herkese yetmesini Hazret-i Îsâ’dan taleb ettiler.

    Îsâ -aleyhisselâm-, onların, böyle bir talebin şükrünü yerine getiremeyeceklerinden endişe etti. Kendilerine nasihatte bulun­du. Bu isteklerinden men etmeye çalıştı.

    Fakat havârîler arzularından vazgeçmeyince, Îsâ -aleyhis­selâm- seccâdesine geçti, onlar da arkada saf tuttular. Rûhullâh, Cenâb-ı Hakk’a niyâz ile ağlamaya başladı. İlticâsı biterken Allâh’ın bir lutfu olarak gökten mâide (sofra) geldi. Onu, sa­rıklı iki kimse taşıyordu. Îsâ -aleyhisselâm-, bu sofranın rahmet olması; azâb olmaması için duâ etti.

    Gökten inen sofra yaklaştı, Îsâ -aleyhisselâm-’ın önünde durdu. Hazret-i Rûhullâh:

    diyerek sofranın örtüsünü kaldırdı. Üzerinde yedi balık, yedi pi­de, sirke, nar ve çeşitli meyveler vardı.

    Sofra, gün aşırı inmeye başladı. Bu, kırk gün devâm etti. Mâide, kuşluk vakti iner, zengin-fakir herkes yer ve öğle vakti se­mâya çekilirdi ve bu esnâda gölgesi yere düşerdi.

    Daha sonra, «Zenginler ve sağlamlar yemesin!» diye vahiy geldi. Bu emir, kalbi bozuk olan zengin ve sağlamların ağırı­na gitti. Nefislerine tâbî olarak sofradan mahrum bırakıldıklarına kızdılar ve:

    “–Siz bu sofrayı hak mı kabûl ediyorsunuz?” diye alaya başladılar.

    Bunlar otuz veya üç yüz otuz kişiydi ki, gazab-ı ilâhîye dûçâr olarak bir gecede domuz hâline döndürüldüler. Hak Teâlâ’nın bildirdiği azâba uğradılar. Diğer insanlar da, bunların hâlini görüp korktular. Îsâ -aleyhisselâm-’a sığındılar.

    Domuz hâline gelenler, Îsâ -aleyhisselâm-’ı görünce derman dilerlerdi. Etrafında dolaşarak bunu ifâde edici hareketler yapar­lardı. Îsâ -aleyhisselâm-, bunlara isimleri ile hitâb edince ağlar­lar; başları ile işâret edip imdâd isterlerdi. Ancak çok büyük bir is­yâna düştükleri için, bu azâbı hak etmişlerdi ve üç gün sonra da tamâmen helâk oldular. Leşleri de kayboldu.

    Rivâyete göre Îsâ -aleyhisselâm-, yanından bir domuz ge­çerken «Selâmet ol!» diyordu. Etrâfındakiler:

    “–İlâhî azâba dûçâr oldukları hâlde, niçin böyle buyuruyor­sunuz?” diye sordular.

    Îsâ -aleyhisselâm- da:

    “–Ağzımı kötüye alıştırmamak için!” buyurdu.

    Gökten İnen Sofra (Maide) Kur'an'da Nasıl Geçiyor?
    Sofra indirilmesi hâdisesi, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifâde buyrulur:

    “Hani havârîler: «–Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O (da): «–Îmân etmiş kimseler iseniz, Allâh’tan korkun!» ce­vâbını vermişti.”

    “(Fakat) onlar: «–Ondan yiyelim, kalblerimiz mutmain ol­sun! Bize doğru söylediğini bilelim ve onu gözleriyle gör­müş şâhidler olalım istiyoruz!» demişlerdi.”

    “(Bunun üzerine) Meryem oğlu Îsâ şöyle dedi: «–Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve Sen’den bir âyet (mûcize) ol­sun! Bizi rızıklandır; zâten Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.»”

    “Allâh da şöyle buyurdu: «–Ben onu size şüphesiz in­direceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiçbir kimseye etmediğim azâbı, ona edeceğim!»” (el-Mâide, 112-115)

    Âyet-i kerîmelerden de anlaşıldığı gibi, havârîlerin mâide ta­lebi, kalblerinin mutmain olması içindi. Yoksa şüpheleri olduğu için değildi. Onlar, ilâhî bir mûcize manzarası seyretmek istiyor­lardı. Ancak bu taleb, büyük bir mes’ûliyeti de peşinden getirdiği için Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-:

    “–Eğer mü’min iseniz Allâh’tan korkun!” buyurmuştu.

    Burada iki husus vardır:

    Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-: “–Mûcizenin mâhiyetini tâyin ederek iste­mekte Allâh’tan korkun!” buyurdu. Çünkü mûcizeyi kendi arzusu istikâmetinde istemek, cürüm ve haddi aşmaktır. Bir nevî cür’ettir ve bu kadar mûcize görmüş iken tekrar tekrar mûcize taleb et­mek, yersiz bir istektir. Bu da, îmân eden bir kula yakışmaz. Teslîmiyeti zedeler.
    Diğer taraftan Îsâ -aleyhisselâm-: “–Eğer mü’min iseniz Allâh’tan korkun!” demekle onlara, isteklerinin meydana gel­mesi için takvâyı emretmektedir.
    Ammâr bin Yâsir -radıyallâhu anh-’tan gelen bir hadîs-i şerîfte şöyle rivâyet edilir:

    “Sofra gökten inerdi. Üzerinde ekmek ve et bulunurdu. Yi­yenlere; hıyânet etmemeleri, alıp saklamamaları ve ertesi gün için (yemek üzere) ayırmamaları emrolundu. (Fakat) onlar, (bu emri) dinlemeyip hıyânet ettiler. (Sofradaki yiyecekleri) aldılar ve sakladılar. Bunun üzerine maymunlar ve domuzlar hâline döndü­rüldüler.” (Tirmizî, Tefsîr, 5/3061)

    Havârîlerin ve Îsâ -aleyhisselâm-’ın Nusaybin’e Gitmeleri
    Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh-’tan şöyle rivâyet edilir:

    Îsâ -aleyhisselâm-, Nusaybin’de kibir ve zulüm ile mâruf bir hükümdarı îmâna dâvet etmeye memur edildi. Kendisinden ön­ce oraya birkaç havârîsini göndermeyi düşündü:

    “–Kim gidecek?” diye sordu.

    Ya’kûb:

    “–Ben gideceğim.” dedi.

    Ona Tevman ve Şem’un da iltihâk etti. Şem’un, Hazret-i Îsâ’ya:

    “–Ey Rûhullâh! İzninizle ben de gideceğim, ancak dara dü­şüp de sizi çağırırsam, nazar ve yardımlarınızı üzerimizden ek­sik etmeyiniz!” diye ricâda bulundu.

    Üçü birlikte yola çıktılar. Şem’un şehrin dışında kaldı:

    “–Yar­dım isterseniz ben gelirim.” dedi.

    Ya’kûb ve Tevman şehre girdiler. Halkı toplayıp tevhîd akî­desine dâvet ettiler. Halk, Hazret-i Meryem ve Îsâ -aleyhisselâm- hakkındaki sû-i zanlara inanmış oldukları için bu dâvete red ile mukâbelede bulundular. Hattâ onları lânetlediler. Sonra Tevman’ı hü­kümdara götürdüler. Hükümdar, onun ellerini ve ayaklarını kes­tirdi. Gözlerine de mil çektirip zindana attırdı.

    Bu arada Şem’un, hâlini gizleyerek şehre girdi. Hükümdâra yaklaştı. Güzel bir dostluk kurdu ve onun sohbet arkadaşların­dan oldu. Birgün Şem’un, Tevman’a bir şeyler sormak istediğini söyleyerek hükümdardan müsâade istedi. İkisi de birbirlerini ta­nımıyor gibi yaptılar.

    Şem’un:

    “–Ey kişi! Sözün nedir?” diye sordu.

    Tevman:

    “–Îsâ -aleyhisselâm- Allâh’ın kulu ve Rasûlü’dür.” dedi.

    Sonra konuşmaları şöyle devâm etti:

    “–Sözünün doğruluğuna delîlin nedir?”

    “–Her hastalığa şifâ olmaktadır.”

    “–Bunu tabipler de yapar. Başka delîlin var mı?”

    “–Halkın, evlerinde ne yiyip ne sakladıklarını bilir.”

    “–Bunu kâhinler de bilir. Başka?”

    “–Çamurdan kuş yapıp uçurtur.”

    “–Bunu sihirbazlar da yapar. Başka?”

    “–Ölüleri diriltir!..”

    “–İşte bu, insanüstü bir şeydir. O hâlde Îsâ’yı çağıralım. Hakîka­ten ölüleri diriltir ise O’na îmân edelim!”

    Hükümdar, Şem’un’un bu sözlerini hoş karşıladı. Hemen ha­ber ulaştırdılar ve bu dâvet üzerine Îsâ -aleyhisselâm- Nusay­bin’e geldi. Şem’un’u hiç tanımıyor gibi yaptı.

    Şem’un hükümdâra:

    “–İsterseniz O’nu Tevman’la deneyelim.” dedi.

    Tevman’ı getirdiler. Îsâ -aleyhisselâm- Tevman’ın ayaklarını ve kollarını sıvazlayınca vücûdu yine eski hâline geldi. Daha sonra gözlerini de eliyle sildi; onlar da iyileşti.

    Şem’un hükümdâra bakıp:

    “–İşte bu gerçekten peygamberliğe bir delildir.” dedi.

    Daha sonra Şem’un:

    “–Ey Îsâ! Meclisimizde bulunanlar bu gece evlerinde ne ye­diler? Ne sakladılar?” diye sordu.

    Îsâ -aleyhisselâm-, hepsini bir bir söyledi.

    Çamurdan yarasa yapmasını teklîf etti. Onu da yapıp uçur­du. Hastalar için şifâ talebinde bulundu. Bütün hastalar şifâya kavuştular. Bir ölü diriltmesini istedi. Üstelik diriltilecek şahıs da Nûh -aleyhisselâm-’ın oğlu Sâm olarak tâyin edildi. Îsâ -aleyhisselâm-, Allâh’ın izni ile Sâm bin Nûh’u da diriltti. Sâm’a:

    “–Öldüğün zaman böyle yaşlı mı idin?” dediler.

    O da:

    “–Hayır! Kıyâmet koptu zannettim!..” dedi.

    Ardından Sâm bin Nûh, Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’ın pey­gamberliğini tasdîk ederek, tekrar vefât etti.

    Bu kadar çok ve açık mûcizeler karşısında hükümdar ve as­kerleri hep birlikte îmân ettiler.

    Buradan anlaşılmaktadır ki, bir müslümanın akıl ve idrâk sâ­hibi olması ve firâsetli hareket etmesi gerekir. Zîrâ her doğru her yerde söylenmez; zamanı beklenir, zemîni hazırlanır.

    Habibi Neccar'ın Hikayesi
    Îsâ -aleyhisselâm-, Antakya taraflarına iki havârî gönderdi. Bunlar, insanları putperestlikten vazgeçip îmâna gelmeye dâvet ettiler. Ancak orada putperest bir kral vardı ve bu iki havârîyi ya­kalatıp hapse attırdı.

    Bunun üzerine Îsâ -aleyhisselâm-, havârîlerin reisi olan Şem’un’u oraya gönderdi.

    Şem’un, ilk önce kralla yakınlık kurdu. Kral ve etrâfı üzerinde oluşturduğu müsbet tesirini ve nüfûzunu iyice kemâle erdirdikten sonra da onları güzel bir usûlle îmâna dâvet etti. Kral ve etrâfı bu dâvetten mutmain olup îmân ettiler. Fakat halk îmân etmedi.

    Halkın bu îtirazlarını duyan Habîbü’n-Neccâr isminde bir şahıs, şehrin uzağındaki evinden koşarak onların arasına girdi. Bu elçilerin bildirdiklerine kendisinin inandığını söyleyerek herke­si îmâna çağırdı. Ancak gâfil halk, onu dinlemedikleri gibi iyice taşmış bulunan öfkelerine tâbî olarak Habîbü’n-Neccâr’ı oracık­ta şehîd ettiler.

    Bu hâdise Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirilir:

    “Onlara, şu şehir halkını misâl getir! Hani onlara elçiler gelmişti.” (Yâsîn, 13)

    “İşte o zaman Biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. On­lar: «–Biz size gönderilmiş elçileriz!» dediler.” (Yâsîn, 14)

    “Elçilere dediler ki: «–Siz de ancak bizim gibi birer in­sansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak ya­lan söylüyorsunuz!»” (Yâsîn, 15)

    “(Elçiler) dediler ki: «–Rabbimiz biliyor; biz gerçekten si­ze gönderilmiş elçileriz.»” (Yâsîn, 16)

    “«–Bizim vazîfemiz, açık bir şekilde Allâh’ın buyrukları­nı size teblîğ etmekten başka bir şey değildir!» dediler.” (Yâsîn, 17)

    “(Fakat gâfil halk:) «–Doğrusu siz, bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, and olsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlakâ fenâ bir kötülük dokunur.» dediler.” (Yâsîn, 18)

    “Elçiler şöyle cevap verdi: «–Sizin uğursuzluğunuz si­zinle beraberdir. Size nasihat ediliyorsa, bu uğursuzluk mu­dur? Bilâkis, siz aşırı giden bir milletsiniz!»” (Yâsîn, 19)

    “Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: «–Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!» dedi.” (Yâsîn, 20)

    “Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun; çünkü onlar, hidâyete ermiş kimselerdir.»” (Yâsîn, 21)

    Bu tavsiyesinden dolayı, adama dönerek:

    «–Vay sen de mi onların dînindensin?!» dediler. Bunun üzerine adam şöyle dedi:

    “–Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibâdet etmeyecekmişim! Hâlbuki, hepiniz O’na döndürüleceksiniz.” (Yâsîn, 22)

    “O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? O çok esirgeyici Allâh, eğer bana bir zarar dilerse, onların (putların) şefâati ba­na hiçbir fayda vermez; beni kurtaramazlar.” (Yâsîn, 23)

    “İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.” (Yâsîn, 24)

    “Şüphesiz ben, Rabbinize inandım; beni dinleyin!” (Yâsîn, 25)

    Ancak azgın ve bedbaht güruh, bu sözleri dinlemeyip o zâtı taş yağmuruna tuttu. Habîbü’n-Neccâr tam öleceği esnâda ona:

    “«–Gir cennete!» denildi. (O da bunun üzerine) dedi ki: «–Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrâma mazhar olanlardan kıldığını kavmim bilseydi!»” (Yâsîn, 26-27)

    Ebû Mücâhid Hazretleri buyurur ki:

    “Mahlûkatın en ahmağı nefistir. Çünkü hep kendi aleyhine olan şeyleri ister.”

    Nitekim bedbaht ahâlî, Habîbü’n-Neccâr’ın yüce dâvetini ka­bûl etmemişler, ayrıca nefsânî arzularına uymadığı için onu uğur­suzlukla ithâm etmişlerdi. Hâlbuki Habîbü’n-Neccâr, onların dün­yâ ve âhiret selâmetini istemişti. Fakat onlar, nefsâniyetlerine tâbî olarak îmâna gelmediler ve âhiretlerini helâk ettiler.

    İSA ALEYHİSSELAMIN GÖĞE YÜKSELİŞİ
    Mûsâ -aleyhisselâm-’a gönderilen dinde Benî İsrâîl gevşek­lik göstermiş, pek çok îtirazlarda bulunmuş ve doğru yoldan tamâmen ayrılmışlardı. Bundan sonra gelen nebîler, kendilerini dâimâ îkâz ettilerse de, bu azgın millet, yine de uslanmayıp şid­dete dahî başvurdular; hattâ peygamberleri katletmeye kadar aşırıya gidip peygamber kâtili oldular.

    İşte bu kavim, Îsâ -aleyhisselâm-’ın zuhûrunda dağınık du­rumdaydı. Bir kurtarıcı bekliyorlardı. Bekledikleri peygamberin, mücâdeleci, tuttuğunu koparan ve çok şiddetli bir kimse olması­nı istiyorlardı. Çünkü o peygamber, kendilerini esâretten kurtarıp büyük menfaatlere kavuşturmalı idi.

    Bunun içindir ki Îsâ -aleyhisselâm-, onları hidâyete dâvet ile gönderildiğinde, yahûdîler onu çok yumuşak buldular. Ve kendi­sine inanmak istemediler.

    Ancak Îsâ -aleyhisselâm-, her şeye rağmen sabır göstere­rek yeryüzünde sulh ve selâmet hislerini yerleştirmeye, insanla­rın aralarını düzeltip onları barıştırmaya gayret gösterdi. Yahûdîleri içinde bulundukları sapık yoldan kurtarmaya çalıştı. Fakat elleri peygamber kanlarına bulanmış azgın yahûdîler, bu dâvetten rahatsız oldular. Netîcede Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’ı öldürme­ye karar verdiler. Hem Îsâ -aleyhisselâm-’a, hem de etrâfındaki­lere zulmetmeye başladılar.

    Öyle ki, mâruz kaldıkları zulümler karşısında havârîlerden Yudas, Ishar ve Yot (Yehûdâ) irtidâd etti. Üstelik içlerinden Yehûdâ, Zekeriyyâ ve Yahyâ -aleyhimesselâm-’ı öldüren cânî yahûdîlere Îsâ -aleyhisselâm-’ın bulunduğu yeri haber verdi. Ancak Cenâb-ı Hakk’ın gazabına uğrayanlardan oldu ve yaptığının cezâsı ola­rak, cânî yahûdîlere Îsâ -aleyhisselâm- sûretinde gösterildi ve çar­mıha o gerildi. Îsâ -aleyhisselâm- ise, göğe ref’ edildi.

    İsa Aleyhisselamın Göğe Yükselişi Hakkındaki Farklı Görüşler
    Îsâ -aleyhisselâm-’ın semâya ref’i hakkında farklı görüşler vardır:

    İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ-’dan gelen rivâyete göre, yahûdîlerden bir cemâat, Îsâ -aleyhisselâm- ve annesi Hazret-i Meryem’e dil uzattılar. Hazret-i Îsâ da ellerini kaldırdı ve:

    “–Yâ Rabbî! Sen beni «Kün! = Ol!» kelimesi ile halk ettin. Bana ve anneme dil uzatanlara lânet et!” diye duâ etti.

    Allâh Teâlâ, bu duâyı kabûl buyurarak, iftirâ ve alay eden­leri maymun ve domuza çevirdi.

    İşte bu hâdiseden sonra yahûdîler, Îsâ -aleyhisselâm-’ı kat­letmeye karar verdiler. Havârîlerden Yehûdâ’ya birkaç kuruş pa­ra vererek ondan Hazret-i Îsâ’nın yerini öğrendiler. Fakat Cebrâîl -aleyhisselâm-, Rûhullâh’ın yanından hiç ayrılmıyor, O’nu koru­yordu. Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “...Biz Meryem oğlu Îsâ’ya açık mûcizeler verdik ve O’nu Rûhu’l-Kudüs ile güçlendirdik...” (el-Bakara, 253)

    Nihâyet Îsâ -aleyhisselâm-, Allâh tarafından semâya kaldı­rıldı. O sırada otuz üç yaşındaydı.

    Yahûdîler, Hazret-i Îsâ’nın kaldığı eve girince Cenâb-ı Hak, Yehûdâ’yı Îsâ -aleyhisselâm- şeklinde temessül ettirdi de Rûhullâh’ın yerine Yehûdâ’yı öldürdüler. Allâh Teâlâ buyurur:

    “İnkâr etmelerinden ve Meryem’in üzerine büyük bir iftirâ atmalarından ve «–Allâh elçisi Meryem oğlu Îsâ’yı öldürdük!» de­meleri yüzünden (onları lânetledik). Hâlbuki O’nu ne öldür­düler; ne de astılar. Fakat (öldürdükleri) onlara Îsâ gibi gös­terildi. O’nun hakkında ihtilâfa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışın­da hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak O’nu öl­dürmediler.” (en-Nisâ, 156-157)

    “Bilâkis Allâh, O’nu (Îsâ’yı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allâh izzet ve hikmet sâhibidir.” (en-Nisâ, 158)

    Allâh, Îsâ -aleyhisselâm-’ı yahûdîlerden muhâfaza etmiş O’­nu öldürmelerine mânî olmuştur. Bu kesindir. O’nu kendi katına kaldırmış bulunduğu da şüphesizdir. Ancak bunun şekli ve za­manı husûsunda değişik rivâyetler vardır. Ekseriyete göre Allâh -celle celâlühû-, Îsâ -aleyhisselâm-’ı, kudretiyle mânevî semâlardaki husûsî mevkiine kaldırmıştır. Kıyâmetten önce tekrar dün­yâya gönderecektir. O zaman bütün hristiyanlar, müslüman ola­cak ve dünyâda tek din olarak İslâm kalacaktır.

    Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “(Yahûdîler) tuzak kurdular; Allâh da onların tuzaklarını bozdu. Allâh, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân, 54)

    “Allâh buyurmuştu ki: «–Ey Îsâ! Şüphesiz ki Sen’i öldürecek olan (onlar değil) Ben’im; Sen’i nezdime yükseltecek, Sen’i küfredenlerin içinden tertemiz (kurtarıp) çıkara­cak ve Sana tâbî olanları kıyâmet gününe kadar küfredenle­rin üstünde tutacak da (Ben’im). Sonra dönüşünüz (de) yalnız Bana (olacak)tır. İşte (o zaman) aranızda, hakkında ihtilâf et­mekte olduğunuz şeylerin hükmünü Ben vereceğim.” (Âl-i İmrân, 55)

    “İnkâr edenler var ya, onları dünyâ ve âhirette şiddet­li bir azâba çarptıracağım; onların hiçbir yardımcıları da ol­mayacak!” (Âl-i İmrân, 56)

    “Îmân edip sâlih amel işleyenlere gelince, Allâh onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allâh zâlimleri sevmez.” (Âl-i İmrân, 57)

    İsa Aleyhisselam'ın Göğe Yükselişinden Sonra Hristiyanlar
    Îsâ -aleyhisselâm- semâya ref’ edildikten sonra hristiyanlar, yetmiş iki fırkaya bölündüler. Teslîs akîdesi ortaya çıktı. Hristiyanların Ya’kûbiyye fırkası:

    “Allâh, Îsâ’ya hulûl etti. O’nun bedeninde şekillendi ve O’nun şeklinde göründü. Yâni Allâh, Îsâ’dır...” dediler.

    Bu görüş, Hind felsefesinden gelmektedir. Kudüs, Hind me­deniyeti ile Roma’nın dâimâ tesiri altındaydı. Hind felsefesine göre Allâh, dünyâya indi; bir anne ve babadan doğmuş olan “Krişna”ya hulûl etti. Bu şekilde Krişna, yaratıcı oldu; Allâh oldu.

    Oysa Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

    “And olsun ki, «–Allâh, kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’tir!» diyenler, kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesîh: «–Ey İsrâîloğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh’a kulluk ediniz! Biliniz ki, kim Allâh’a ortak koşarsa, muhakkak Allâh ona cenneti ha­ram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler için yardımcılar yoktur!» demişti.” (el-Mâide, 72)

    “Meryem oğlu Mesîh, ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri na­sıl açıklıyoruz; sonra bak, nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.” (el-Mâide, 75)

    Bu âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, tamâmen şirkten ibâret olan teslîs akîdesinin bâtıllığını ifâde buyurmaktadır.

    Îsa -aleyhisselâm-’ın Göğe Kaldırılmasından Sonra Teşekkül Eden Yetmiş İki Fırka
    Îsa -aleyhisselâm-’ın göğe kaldırılmasından sonra teşekkül eden yetmiş iki fırka, ana hatlarıyla üç kısma ayrılır:

    “Îsâ aramızda Allâh idi, şimdi gitti.” diyenler;
    “Îsâ Allâh’ın oğlu idi, şimdi gitti.” diyenler ve;
    “Îsâ -aleyhisselâm-, Allâh’ın kulu ve Rasûlü’dür. Allâh -celle celâlühû-, O’nu semâya ref’ etmek sûretiyle kendisine ikramda bulunmuştur.” diyenler.
    İlk iki grup küfre ve dalâlete düşenler, üçüncü grup ise ger­çekten îmân edenlerdir.

    Hz. İsa'nın (a.s) Ardından Havarileri ve Yehuda'nın Ölümü
    Yahûdîler, Hazret-i Îsâ’nın ardından da havârîlere olan ezi­yetlerine devâm ettiler. Gerçek havârîler ise, bütün işkence ve cefâlara karşı büyük bir sabır ile tahammül gösteriyorlardı.

    Bunlardan biri olan Barnabas, Îsâ -aleyhisselâm-’ın son günleri hakkında İncîl’inin 221 ve 222. bâblarında şu bilgileri veriyor:

    Roma askerleri, Hazret-i Îsâ’yı yakalamak için eve girdikleri vakit, Cenâb-ı Hakk’ın emri ile dört büyük melek onu pencereden çıkararak semâya ref’ ettiler. Romalı askerler:

    “–Sen Îsâ’sın!” diye Yehûdâ’yı yakaladılar ve onu bütün yalvarmala­rına rağmen çarmıha gerip öldürdüler.

    Daha sonra Îsâ -aleyhisselâm-, annesi Meryem’e ve havârî­lerine göründü. Hazret-i Meryem’e:

    “–Anneciğim, görüyorsun ki ben asılmadım. Benim yerime Yehûdâ çarmıha gerilip asıldı. Şeytandan sakının; çünkü o, dün­yâyı süslü göstererek sizi aldatmaya çalışacak.” dedi.

    Sonra inananların muhâfaza edilmesi için Cenâb-ı Hakk’a duâ etti. Ardından havârîlerine döndü:

    “–Allâh -celle celâlühû-’nun nîmet ve rahmeti sizinle olsun!” dedi.

    Bu sözlerinin ardından dört büyük melek, O’nu tekrar semâ­ya kaldırdılar.

    HZ. İSA ALEYHİSSELAM GÖĞE YÜKSELTİLDİKTEN 40 SENE SONRA

    Îsâ -aleyhisselâm-, semâya çıkarıldıktan kırk sene sonra (M.S. 70 yıllarında) Romalılar, kumandan Titus önderliğinde Kudüs’ü yağmaladılar. Yahûdîlerin bir kısmını öldürürken, bir kısmını da esir aldılar. Tevrât ve diğer kitapların hepsini yaktılar. Kudüs’ü harâbeye çevirip Süleyman Mâbedi’ni yıktılar. Mâbedden geriye sadece bir duvar kaldı. Yahûdîler bugün “Ağlama Duvarı” (Batı Duvarı) olarak bilinen bu kalıntının önünde o günlerin anısına ağlayıp gözyaşı dökerler. Bundan sonra yahûdîler toparlanamadı, hor ve hakir olarak yaşadılar.

    Havârîler, Yehûdâ mürted olunca yerine Matthias’ı seçtiler. Etrâfa dağılıp Îsevîliği yaymaya başladılar.

    Îsevîlik yayılmağa başlayınca yahûdîler; Romalılar, Yunanlılar ve putperestlerle birleşip bu dînin karşısına çıktılar. Hristiyanlığı benimseyen ilk yahûdîleri, sirklerde arslanlara parçalattılar. Çok büyük zulüm ve işkenceler yaptılar.

    Ashâb-ı Uhdûd Örneği
    Yahûdî Zûnuvas ve adamları, Yahûdîliği kabûl etmeyen Necran hristiyanlarını, hendek içinde tutuşturulmuş bir ateşe atarak yakıyor ve yanmakta olan insanları seyrediyorlardı. Bu­na rağmen Îsâ -aleyhisselâm-’ın sâdık mü’minleri, inançlarından vazgeçmiyor ve dâvâları uğruna korkusuzca ölüme gidiyorlardı. “Ashâb-ı Uhdûd” diye anılan bu mü’minler hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:

    “Burçlara sâhip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) şâhidlik edene ve edilene and olsun ki, ateş­le dolu hendeğe atılanlar, (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakan­lar) da başlarına oturmuşlar, mü’minlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.” (el-Burûc, 1-7)

    “İsa Allah’ın Oğludur!” Dediler (Haşa)

    Bu vahşet ve zulümlerle de yetinmediler. Hristiyanlığı kökünden yık­manın plânlarını yaptılar. Bolüs (Pavlos) adlı bir yahûdî, kendi yalanlarını da katarak muhtelif risâleler yazdı. Kendisini Îsevî gibi gös­tererek:

    “–Îsâ Allâh’ın oğludur!” dedi.

    Şarabın ve domuzun helâl olduğunu, Cumartesi gününün yasaklarına uymanın ve sünnet olmanın gereksiz olduğunu söyledi. Böylece Hazret-i Mûsâ’nın şerîatinde bulunan emir ve nehiylere uymaya gerek olmadığını bildirdi. Sâdece îmânın yeterli olduğunu, amele gerek kalmadığını söyledi. Halbuki Hazret-i Îsâ, Hazret-i Mûsâ’nın şerîati üzere amel etmişti. Nitekim İncîl’de Hazret-i Îsâ’ya izâfe edilen bir sözde:

    “Sanmayın ki ben şerîati veya peygamberleri yıkmaya geldim. Ben yıkmaya değil, fakat tamamlamaya geldim.” (Matta, 5/17) ifâdeleri yer almaktadır.

    Yasakları Meşrulaştıranlar "Pavlos ve Arkadaşları"
    Bundan dolayı Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-, hayâtı boyunca Yahûdî mâbedlerinde ibâdet etmiş, sünnet olmuş, şarap içmekten, domuz eti yemekten sakınmış ve sakındırmıştır. Pavlos ve arkadaşları ise, ne Hazret-i Îsâ ne de Allâh Teâlâ kendilerine böyle bir yetki vermediği hâlde bu yasakları meşrûlaştırarak dîni tahrîf etmişler ve Hristiyanlığı nefsânî arzularına göre şekillendirmeye çalışmışlardır.

    Pavlos: “Allâh birdir, sıfatı üçtür.” diyordu. Dîni, Eflâtun’un felsefesi ile te’lif ediyordu. Eflâtun’un felsefesi kısaca şudur:

    Görünmeyen yaratıcı ilâh,
    İlâhın görünen ve bilinen veziri, yardımcısı olan logos (mantık),
    Görünen ve bilinen kâinât.
    Pavlos da, Hristiyanlığın ulûhiyet inancını şu şekilde düzenledi:

    Allâh,
    Oğlu Îsâ,
    Rûhu’l-Kudüs.
    Böylece Hristiyanlığa bugünkü teslis inancı girmiş oldu.

    Hristiyanlık Kaça Ayrıldı?
    O zamanki şartlar da buna müsâit idi. Zîrâ halk, taassupları sebebiyle Yahûdîlik’ten hoşlanmıyordu. Bu yeni teslîs inancını ise atalarından devraldıkları çok tanrılı inanca daha yakın buluyorlardı.

    Bundan sonra hristiyanlar ikiye ayrıldı:

    Bolüsçüler (Pavlosçular): Kendilerine inanan krallar oldu. Bu sebeple kuvvetlendiler.
    Îsâ -aleyhisselâm-’ın semâya ref’ edilmesinden sonra Hristiyanlığı seçen Pavlos, bu yeni dîni, aslî inancından uzaklaştırarak teslîse dayalı bir inanç sistemine dönüştürdü. Daha sonra bugünkü İncîl’lerin önemli bir kısmını oluşturan ve ilk dört İncîl’e de kaynaklık edecek olan 14 değişik risâle yazdı. Bunlar, Hristiyan kutsal metinlerinde dört İncîl gibi önemlidir.

    Barnabasçılar “–Îsâ -aleyhisselâm- insandır; bir peygamberdir. Ona aslâ tapılmaz.” diyorlardı. Ayrıca havârî Ya’kûb’un başkanlığındaki Ebiyonitler de bu gruba dâhil olup aynı inancı savunuyorlardı. Bunlar, kendilerini destekleyen krallar olmadığı için zayıf duruma düştüler.
    Diğer taraftan Pavlosçuların düşmanca tavırları her geçen gün artmakta ve Barnabasçılar’ı eritmekteydi. Buna ilâveten, 325 târihinde Kostantin tarafından toplanan konsülden müteşek­kil papazlar hey’eti, Barnabas İncîli’ni geçersiz saydılar ve birçok İncîl’lerden birbirine yakın dört İncîl’i geçerli kabûl ettiler. Bunlar, Luka, Yuhanna, Markos ve Matta’dır. Bu dört İncîl’in dışında kalan İncîl’ler imhâ edildi. Bunların dışındaki İncîl’ler resmî kilise tarafından sahte sayıldı.

    Artık sadece dört bozuk İncîl resmen yazılıp okunmaya baş­landı. Böylece diğerleriyle birlikte Barnabas da -en güvenilir İncîl olmasına rağmen- ortadan kalkmış oldu. Gerçekten Barnabas, havârîlerin en eskilerindendi. Îsâ -aleyhisselâm’dan görüp işit­tiklerini doğru olarak yazmıştı. Ancak bu durum, yahûdî Pavlos’un ve onun tâkipçilerinin işine gelme­miş, bu sebeple Barnabas’ı safdışı etmişlerdi. Öyle ki, Îsâ -aley­hisselâm-’ın semâya kaldırılmasından otuz sene sonra Kıbrıs’ta şehîd olan Barnabas’ı, bugünkü hristiyanlar da İznik Konsülü’ndeki kararı nazar-ı îtibâra alarak havârîlerden saymazlar. Onun ye­rine Thomas’ı havârî kabûl ederler.

    Barnabas’tan sonra Aryüs isimli bir papaz, Pavlosçularla mücâdeleye girdi. Fakat afaroz edildi. O da Mısır’a gitti. Tevhîd inancını yayarken öldürüldü.

    Aryüs’ün Hristiyanlığa yönelttiği tenkitlere resmî kilisenin verdiği cevaplar, târih boyunca hristiyanları tatmin etme başarısını gösterememiştir. Benzer tenkitler, hristiyan târihinde uygun zemin bulduğu her dönemde yeniden ortaya çıkmış ve resmî kilisenin otoritesinin ve onun kabûl ettiği inancın sarsılmasına sebep olmuştur. İşte hristiyan din adamları, bu tenkitlere cevap vermek, hristiyan birliğini sağlamak, en önemlisi de hristiyan esaslarını tespit etmek için birçok konsül düzenlemiş ve bu toplantılarda değişik kararlar almışlardır.

    Meselâ ilk konsül 325’te İznik’te yapılmış, bu konsülde, Îsâ’nın tanrılığı îlân edilmiş, 381’deki İstanbul Konsülü’nde ise Kutsal Rûh’un da tanrılığı kabûl edilerek teslîs tamamlanmıştır. 431 Efes Konsülü’nde Meryem’in Tanrı’nın anası olduğu inancı benimsenirken, 451’deki Kadıköy Konsülü’nde Îsâ’nın tabiatı ile ilgili görüşler tartışılmış ve kiliseler arasında bölünmeler yaşanmıştır. Yine 869’da İstanbul’da yapılan 8. Konsül’de Kutsal Rûh’un kimden çıktığı tartışması başlatılmıştır. Bu uzun tartışmalar sonucu 1054 yılında Hristiyanlık, Katolik (Roma) ve Ortodoks (İstanbul) olmak üzere iki büyük mezhebe bölünmüştür. 16. yüzyılda ise baskıcı ve skolastik Katolikliğe bir tepki olarak Protestanlık mezhebi doğmuştur.

    Bütün hristiyanları ilgilendiren, aynı zamanda dînin esâsını teşkil eden en temel prensiplerin ve aslî inançların, çok sonraları bizzat insanlar tarafından tespit edilmeye çalışılmış olması, o dînin ne kadar tahrîfe uğradığını ve aslının bozulduğunu açıkça göstermektedir. Üstelik bu konsüllerde alınan kararlar, kimi zaman birbirlerini nakzetmektedir. Dünyâda, üzerinde bu kadar oynanan ve her defasında yeni bir şeyler eksiltilip eklenen bir başka din görülemez.

    Çok İncil Yazılmasının Sebepleri Nelerdir?

    Tahrîf edilmiş Hristiyanlık’taki teslîs akîdesine göre; Allâh, Allâh’ın oğlu Hazret-i Mesîh (Îsâ) ve Rûhu’l-Kudüs vardır. Bu inanca sâhip birçok papaz da, Rûhu’l-Kudüs’ün kendilerine vahiy getirdiğini söyleyerek rastgele İncîl yazmışlardır. Rûhu’l-Kudüs, Cebrâîl’dir ya da insanın kalbine sünûhât veren mânevî güçtür, gibi karmaşık bir ifâde ile ortaya konmaktadır. Tam olarak bir îzâhı yoktur. Nitekim günümüzde dahî, bu şekilde İncîl yazanlar bu­lunmaktadır.

    İSA ALEYHİSSELAM YERYÜZÜNE İNECEK Mİ?
    Îsâ -aleyhisselâm-, kıyâmete yakın semâdan yere inecektir. Bu hususta birçok hadîs-i şerif bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:

    “Şüphesiz ki O (Îsâ), kıyâmetin (ne zaman kopacağının) ilmidir (bilgisidir). Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana tâbî olun; çün­kü bu dosdoğru bir yoldur.” (ez-Zuhruf, 61)

    Bu âyette Hazret-i Îsâ’nın kıyâmet için bir bilgi olduğu beyân edilerek âhir zamanda O’nun tekrar dünyâya döneceğine işâret edilmektedir. Nitekim âyetteki “ilim” kelimesi, işâret mânâsına gelen «alem» şeklinde de okunmuştur.

    Hz. İsa (a.s) Yeryüzüne İndiğinde Ne İle Hükmedecek?
    Îsâ -aleyhisselâm-, yeryüzüne indiğinde Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şerîati ile hükmedecektir.

    O, Mehdî -aleyhisselâm- ile birlikte olacak ve Mehdî, Deccal’i yeryüzünden kaldıracaktır. Mehdî -aleyhisselâm-, Hâşimî soyundan gelecek ve hilâfeti Îsâ -aleyhisselâm-’a devredecektir.

    Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki:

    “Ömrüm uzarsa, Îsâ ile buluşmak isterim. Şâyet ömrüm ve­fâ etmezse, içinizden kim O’nunla buluşursa, O’na benden se­lâm söylesin.” (İbn-i Hanbel, II, 298)

    Hazret-i Îsâ’nın yeryüzüne nüzûlü, bütün insanlık için bir rah­met vesîlesi olacaktır. Hadîs-i şerîfte buyrulur:

    “Hazret-i Îsâ, üzerinde kızıl toprak renginde iki elbise olduğu hâlde iner; salîbi (haçı) kırar, hınzırı öldürür, cizyeyi kaldırır, in­sanları İslâm’a çağırır. Allâh, onun zamanında İslâm hâriç bütün dinleri ortadan kaldırır. Yeryüzüne emniyet gelir. (Bunun bereketiyle) arslanlar develerle otlar. Çocuklar, yılanlarla oynar.” (Bkz. İbn-i Mâce, Fiten, 33, nmr, 4077)

    Bir başka hadîs-i şerîf de şöyledir:

    “Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemîn ederim ki, Meryem oğlu Îsâ’nın, aranıza (İslâm şerîati ile hükmedecek) adâletli bir hâkim olarak ineceği, istavrozları (haçları) kırıp, hın­zırları öldüreceği, cizyeyi (ehl-i kitâbdan) kaldıracağı (yâni ehl-i kitâbın da müslüman olup Yahûdîlik ve Hristiyanlığın kalkacağı) vakit yakındır. O zaman mal öylesine artar ki, kimse onu kabûl etmez; tek bir secde, dünyâ ve içindekilerin tamâmından daha hayırlı olur.”

    Bu hadîs-i şerîfi rivâyet eden Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-, rivâyetinin sonunda der ki:

    “Dilerseniz şu âyeti okuyun: «Ehl-i kitâbdan her biri, ölü­münden önce O’na muhakkak îmân edecektir. Kıyâmet gü­nünde O, onlara şâhid olacaktır.» (en-Nisâ, 159)” (Buhârî, Büyû 102, Enbiyâ 49; Müslim, Îmân 242)

    İsa Aleyhisselam'ın Mucizeleri
    Îsâ -aleyhisselâm- Allâh’ın izni ile;

    1- Ölüleri diriltirdi.

    2- Hastaları iyileştirirdi.

    3- Yenilen şeyleri ve evlerde saklanılanları bilirdi.

    4- Çamurdan kuş yapıp uçururdu.

    5- Kendisine gökten mâide inmişti.

    6- Uyku hâlinde iken bile etrafında söylenen ve yapılanları duyar ve bilirdi.

    7- Ne zaman arzulasa, gökten yemek ve meyve gelirdi.

    8- Uzak ve gizli olarak söylenilenleri de duyardı.

    Melekler, Hazret-i Meryem’e Îsâ -aleyhisselâm-’ı müjdele­diklerinde şöyle demişlerdi:

    “(Îsâ) İsrâîloğulları’na bir elçi olacak (ve onlara diyecek ki:) Size Rabbinizden mûcize getirdim; size çamurdan kuş sûreti yapar, ona üflerim ve Allâh’ın izniyle o kuş oluverir. Yi­ne Allâh’ın izni ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri dirilti­rim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir ib­ret vardır!” (Âl-i İmrân, 49)
  • Vasiyetnamemi yazdım.
    Neye yarar? Ben pahalıya mal olan bir mahkûmum ve tüm mal varlığım masrafımı ancak karşılar. Giyotin çok lüks bir idam aracı.
    Geride bir anne, bir kadın ve bir çocuk bırakıyorum.
    Pembe yanakları, iri siyah gözleri, kestane rengi uzun saçlarıyla çok sevimli, üç yaşında narin bir kız.
    Son gördüğümde iki yıl bir aylıktı.
    Böylece ölümümden sonra üç kadın oğulsuz, kocasız, babasız kalacak. Farklı türden üç öksüz; yasa açısından üç dul.
    Haklı olarak cezalandırıldığımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne? Ne önemi var! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar: Bunun adı adalet.
    Yaşlı zavallı annem beni endişelendirmiyor; altmış dört yaşında, ölüm haberim onu öldürecek.
    Victor Hugo
    Sayfa 13 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • "Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok, burada dursun."
    Birhan Keskin, fakir kene

    "Sabahları kitap mürekkebinin kokusunu içime çekmeyi severim."
    Umberto Eco

    "Biraz param olduğunda kitap alırım; param artarsarsa yiyecek ve giysi alırım."
    Desiderius Erasmus

    “Kendini yanlış hikayede bulursan ayrıl.”
    Mo Willems

    “Yorgun olduğumuzda, uzun zaman önce fethettiğimiz fikirlere saldırıyoruz.” -
    Friedrich Nietzsche

    “Halkın işine kayıtsızlık için iyi adamların ödediği bedel, kötü adamlar tarafından yönetilir”
    Platon

    “Kazanırsan, açıklamana gerek yok… Kaybedersen, açıklamak için orada olmamalısın!”
    Adolf Hitler

    “Mutluluğu, en karanlık zamanlarda bile, sadece ışığı açmayı hatırlarsa bulur .”
    JKRowling

    “Bana kapitalist göster, ben de sana kan emici göstereceğim.”
    Malcom X

    “En iyi intikam düşmanınız gibi olmamaktır.”
    Marcus Aurelius

    “Kafanı aslanın ağzına sokarsan, bir gün onu ısırırsa şikayet edemezsin.”
    Agatha Christie

    “Her insan, yapmadığı tüm iyiliklerden suçludur.”
    Voltaire

    Sakın unutma, ellerin cebindeyken başarı merdivenlerini çıkamazsın.

    Bir kadın seninle konuşurken, söylediklerini gözlerinle birlikte dinle.
    Victor Hugo

    Diktatörlük gerçek olduğunda, devrim bir hak haline gelir.
    Victor Hugo

    Kıskanç olmayan aşk ne doğrudur ne de saf.
    Victor Hugo


    “Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun.”
    Che Guevara

    “Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin.” – Nicanor Parra

    Başarı bir bilimdir; Eğer şartların varsa sonucu alırsın. – Oscar Wilde

    Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır. Anlamak için değil... – Oscar Wilde


    Kalbinde sevgiyi koru. Onsuz bir hayat, çiçekler öldüğü zaman güneşsiz bir bahçe gibidir. (Voltaire)

    Suçlu bir adamı kurtarmak riskini masum birini mahkum etmekten daha iyidir. (Voltaire)

    Gözyaşları, kederin sessiz dilidir. (Voltaire)

    Önyargılar, aptalların sebeplerden dolayı kullandıkları şeydir. (Voltaire)

    "İnsanların, senin hakkında ne düşündüklerini önemsemeyerek, ömrünü uzatabilirsin" – Bukowski

    "Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir." – Mevlana



    “Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer ve bilirsin, o nehir asla durmaz.” – Grange

    Kadınlar sözleriyle değil, gözleriyle konuşur aslında. Bu yüzden onları anlamak için dinlemek yetmez, izlemek gerek...

    Bilge adam hiçbir zaman yaşlanmaz. Sadece olgunlaşır! - Victor Hugo



    İtaat ettikleri zincirlerden aptalları serbest bırakmak zordur. Voltaire

    Dünyada iki farklı insan var, bilmek isteyenler ve inanmak isteyenler. Friedrich Nietzsche

    Engelsiz bir yol bulursanız, muhtemelen hiçbir yere gitmez. Frank A. Clark

    İntikam ve aşkta, kadın insandan daha barbardır. Friedrich Nietzsche



    İçinde dans eden bir yıldız doğurmak için kaosun olması gerekir. Friedrich Nietzsche

    Zihin paraşüt gibidir. Açık değilse işe yaramaz. Frank Zappa

    Karakter kolay ve sessizce geliştirilemez. Sadece acı ve deneyimiyle ruh güçlenir.

    Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz. Albert Einstein

    Akıl, doldurulacak bir gemi değil, yakılacak bir ateştir. Plutarkhos

    Kalbini değiştirerek hayatını değiştirirsin. Max Lucado

    Gücüm onun gücü kadar, çünkü kalbim saf. Alfred Lord Tennyson

    Bir şeyi sevmenin yolu, bunun kaybolabileceğini fark etmektir. Gilbert K. Chesterton

    Dünyayı değiştirmenize gerek yok; kendini değiştirmek zorundasın. Miguel Angel Ruiz


    Affetmek geçmişi değiştirmez ama geleceğin önünü açar. -Paul Boese

    Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır. -Victor Hugo

    İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında, arkandan konuşmaya başlarlar. -Pablo Neruda

    Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz. – Çin Atasözü

    Yapmacık olup sevilmektense, kendim olup nefret edilmeyi tercih ederim. -Tom Robbins

    Senin için yapraklarını kopardığım papatyalardan özür diledim dün gece. “Haklısınız dedim, ne sevdiği belli, ne sevmediği. -P. Neruda



    Geleceğimin tam olarak nasıl olacağını hala bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var ki içinde sen yoksun. - Post Grad

    Hayattan korkmayın çocuklar;iyi ve doğru bir şeyler yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki. - Dostoyevski

    Aslında hayatın en güzel anı; her şeyden vazgeçtiğinde, seni hayata bağlayan birinin olduğunu düşündüğün andır. -Balzac

    Sen benim hiçbir şeyimsin, yabancı bir şarkı gibi yarım, yağmurlu bir ağaç gibi ıslak, hiç kimse misin bilmem ki nesin? -Attila İlhan

    Hayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar. -Seneca

    Ve uyandığınızda ilk hatırladığınız yine “o” olur, nasıl ki uyumadan önce o olduysa! - Kahraman. Tazeoğlu

    Politika politikacılara bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. - Charles De Gaulle

    Metodu olan topal, metotsuz koşandan daha çabuk ilerler. - Francis Bacon



    Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır. - Byron

    Kadın kocasını daha az sevmeli, fakat daha çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalışmamalıdır. - Oscar Wilde

    İnsan aklındakilerle gündüzleri, yüreğindekiyle geceleri uğraşıyormuş. - Can Yücel

    İyi olduğunuz için herkesin size adil davranmasını beklemek, vejetaryan olduğunuz için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer. - Dennis Wholey

    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. - Eflatun

    Anlamlı Özlü Sözler 2019

    Gönlüne en yakın olan kişi, sana en çok zarar verebilen kişidir.


    Eğer aԁaletin temeli intikama ԁayalı ise, bu daha çok adaleti tetikleуecek ve bir nefret zincirini oluşacak.

    Maalesef gerçek bir barış bu dünyada var olamaz.

    Mutluluğun sırrı özgürlüktür. Ve özgürlük sırrı cesarettir. Thucydides

    Bir rüya büyü ile gerçek olmaz; ter, kararlılık ve sıkı çalışma gerektirir. Colin Powell

    Yapabileceğiniz en büyük macera, hayallerinizin hayatını yaşamaktır. Oprah Winfrey

    Bilgelik, herhangi bir zenginlikten daha önemlidir. Sofokles

    Kendisine itaat etmek isteyen, nasıl emredeceğini bilmesi gerekir. Niccolo Machiavelli


    Dünü kurtarmak bizim elimizde değildir, fakat yarını kazanmak ya da kaybetmek bizim elimizdedir.

    Yanında aptal bir kadın olan bir sürü zeki adam görürsünüz ama yanında aptal bir adam olan zeki kadın kolay kolay göremezsiniz. - E.Jong

    Hayat geç kalanları hiç affetmez. - Gorbachov

    Bir gün hayatına birisi girecek ve o gün, daha öncekilerle neden işlerin yürümediğini anlayacaksın. - Elif Şafak

    Mutluluğun değerini, onu kaybettikten sonra anlarız. - Plautus

    Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz, bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha güç. - Albert Einstein

    Bir kere sevdaya tutulmaya gör; ateşlere yandığının resmidir. - Cahit Sıtkı Tarancı



    Hayat bir öyküye benzer, önemli olan yani eserin uzun olması değil, iyi olmasıdır. - Seneca

    Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır. - Victor Hugo

    İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız,ondan hiç söz etmeyin - Blaise Pascal

    İnsanlar başaklara benzer. İçleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. - Montaigne

    Konuşup konuşmamak bir şeyi değiştirmeyecekse, susmamak için bir neden yoktur. - Nuovo Cinema Paradiso

    İyiliğin bilgisine sahip olmayana bütün diğer bilgiler zarar verir. - Montaigne



    Mutluluk her şeyden önce vücut sağlığındadır. - Curtis

    Şikayet ettiğiniz yaşam, belkide başkasının hayalidir. TolstoyBir araya gelmek bir başlangıçtır, beraberliği sürdürmek bir ilerleme…

    Beraber çalışmaksa gerçek başarıdır. - Henry Ford

    Hayatınızın kalitesini hayatınızdaki insanların kalitesi belirler. - J. Brown

    Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. - Lukianos

    Bazen insan öyle özlenir ki; özlenen bilse, yokluğundan utanır. - Aziz Nesin

    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır. - Honore de Balzac

    Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin. - Huang-Çe

    Yap gitsin! İnsan en çok hatalarından ders çıkartır. - Al Pacino

    Can paramparça ve ellerim, kelepçede, tütünsüz, uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni… - Ahmet Arif

    Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.- Dostoyevski


    İyi kararlar tecrübeden kaynaklanır. Tecrübeler ise kötü kararlardan…- Barry LePatner

    Demokrasi, hakkettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistemdir.- George Bernard Shaw

    Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir! - Che Guevara

    Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar. - J. J. Rousseau

    Bütün sevgileri atıp içimden, varlığımı yalnız ona verdim ben, elverir ki bir gün bana derinden, ta derinden bir gün bana “Gel” desin. - Ahmet Kutsi Tecer

    Arkadaşlık kuvvetli bir bağdır. Paraya ihtiyaç olunca başvurulmazsa, ömür boyu sürer.- Mark Twain

    En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir. - Cicero

    Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır. - Paul Valery

    Beni güzeI hatırIa. Sana unutuImaz geceIer bıraktım, sana en yorgun sabahIar, güIüşümü, gözIerimi, sonra sesimi bıraktım.



    Can paramparça ve eIIerim, keIepçede, tütünsüz, uykusuz kaIdım, terk etmedi sevdan beni…

    Beni güzeI hatırIa. Sana unutuImaz geceIer bıraktım, sana en yorgun sabahIar, güIüşümü, gözIerimi, sonra sesimi bıraktım.

    Sıradan öğretmen anIatır,iyi öğretmen açıkIar,yetenekIi öğretmen yapar ve gösterir,büyük öğretmen esin kaynağı oIur.

    Kimse kimseyi unutmuyor ama asIa karşı tarafın istediği biçimde hatırIamıyor.

    Farzet ki yazdıklarımı anlayabildin. Ya anlamadıkların. Ya yazıp yazıp sildiklerim. Ya yazamadıklarım…

    Yüzüne gülecek kadar dost sandığın kişilerin aslında arkandan konuşacak kadar yüzsüz.

    Bir insanın zekası verdiği cevaplardan değil sorduğu sorulardan belli olurmuş.

    Her insan yanlış yapabilir ancak sadece büyük insanlar yanlışlarının farkına varabilir.

    Hayatta asıl önemli olan şey istediğini almak değil. Aldıktan sonra onu hala isteyip istememektir.

    Eğer dünya sana soğuk geliyorsa, onu ısıtmak için ateş yak. Lucy Larcom

    Birçok insan yirmi beş yaşında ölür ve yetmiş beşe kadar gömülmez. Benjamin Franklin

    Odaklanmak, hayır demekle ilgilidir. Steve Jobs

    Öğrenmeye devam eden herkes genç kalır. Henry Ford

    Kararlarınıza bağlı kalın, ancak yaklaşımınızda esnek kalın. Tony Robbins

    Aşk, hoşgörü ve alçakgönüllülük varsa dünya daha iyi olabilir. Irena Sendler

    Kendinizi olumlu insanlarla çevirin. Melanie

    Arıza bulmayın, bir çare bulun. Henry Ford

    Bence toplumun ilk görevi adalettir. Alexander Hamilton

    Işığın olduğu her yerde gölgeler de vardır.

    Düşünme: ruhun kendisi ile konuşmasıdır. Platon

    Dua, insanın en büyük gücüdür! W. Clement Stone

    En iyi yol dosdoğru gidendir. Robert Frost

    Kendinizde var olana sadık olun. Andre Gide

    Sağırlık kulakta değil; akıldadır. Marlee Matlin
    özlü sözler


    Kariyer yapmak harika! Ama soğuk gecelerde kariyerinize sarılıp yatamazsınız. - Marilyn Monroe


    Aşk Hatalara karşı Daima Kördür, Daima Mutluluklara Meyillidir, Kanun Tanımaz, Kanatlıdır ve tutuklanamaz. Kafaların Bütün Zincirlerini Kırar geçer. - William BIake

    Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir. - Edward Newton

    Başarının sırrını bilmiyorum ama başarızılığın yolu herkesi memnun etmeye çalışmaktan geçer. - Bill Cosby

    Eğer insanlar hiç salakça şeyler yapmasaydı, akıllıca işler yapılamazdı. - Ludwig Wittgenstein

    Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur. İkinci defa aldanırsanız bilin ki suç sizindir. - Sarah Berhardt

    Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir. - Schopenhauer

    Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar, sevelim sevelim sevelim, sevebileceğimiz kadar. - Bedri Rahmi Eyüboğlu



    İdealler yıldızlara benzer. Onlara ulaşamazsınız, ama size yol gösterirler.- Waldo Emerson

    Her şeyi elde edebilirsin. Ama aynı anda değil! - Oprah Winfrey

    Ona şefkatle eğilirken, pır diye uçtu birden, kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik ve inancımla birlikte. - Ahmet Muhip Dranas

    Ümit, mutluluktan alınmış bir miktar borçtur.- Joseph Joubert

    Aşk dediğin nedir ki, tenden bedenden sıyrık, çocukların içinde, yaşadığı bir çığlık. - Ahmet Hamdi Tanpınar

    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, diğerleri de yanlış gider. - C. Bruno

    Bilgili bir ahmak, cahil bir ahmaktan daha çok ahmaktır. - Moliere

    Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek. - Özdemir Asaf

    Tanrı kuşları sevdi ve ağaçları yarattı.İnsan kuşları sevdi ve kafesleri yarattı. - Jacques Deval

    Hayat bazen insanları, birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır. - P. Coelho



    Uzman, dar bir alanda yapılabilecek tüm hataları yapmış kişiye denir.- Niels Bohr

    Sen ne kadar kalsan da geliyorsun benimle. Ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle. - Shakespeare

    Yalnızca bir deli, suyun derinliğini iki ayağıyla anlamaya kalkar. - Afrika Atasözü

    Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak. Ve öyle birini seveceksin ki, seni gözleriyle bile aldatmayacak. - Can Yücel

    Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir. - Oscar Wilde

    Dünyanın gerçek gizemi görünmeyende değil, görünendedir.- Oscar Wilde

    Kimse kimseyi unutmuyor ama asla karşı tarafın istediği biçimde hatırlamıyor.- Tezer Özlü


    Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı şimdi aslan da aç!


    Kız dediğin İstanbul gibi olmalı, Fethi zor, fatihi tek!

    Hani dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimiz var ya; Allah o sözlerin yolunu açık etsin.

    Aşk; eğri bacaklıyı doğru görme sanatıdır.

    Herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez.

    Eğer benimle ilgili bir probleminiz varsa bu sizin probleminizdir.

    Aşkın gelişi aklın gidişidir.

    Seni gördüm göreli başım belada,dün gece seni düşünürken kaldım helada.

    Kumarı bırakacağıma bahse girerim!

    Mantık evliliği yapınca ne olacak? Kocanla oturup satranç mı oynayacaksın!

    Bu aralar öyle şanssızım ki hani ağzımla kuş tutsam kuş ağzıma sıçar.



    Bir yıldız gibi kayarım hayatından yapabileceğin tek şey dilek tutmak olur.

    Kartları kader karıştırır biz oynarız.

    Durduk yere sizi terk eden, ya alacağını alamamıştır ya da alamayacağını anlamıştır.

    Kütlesi olmayana yerçekimi dokunamaz.

    Her sinirli kadının arkasında neyi yanlış yaptığıyla ilgili hiçbir fikri olmayan bir erkek vardır.



    Aşk denen zıkkım benim de hakkım.

    Kişinin susması, her zaman söyleneni onayladığı anlamına gelmez. Bazen canı aptallarla tartışmak istemiyordur.

    Mevlana'dan Düşünürlerden Özlü Sözler
    Asalet; boyda değil soyda, incelik; belde değil dilde, doğruluk; sözde değil özde, güzellik; yüzde değil, yürekte olur.
    Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır.

    Dost, acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir.

    Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasır gibidir. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak…



    Dünyanın en güç işi bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.

    Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap.

    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

    Acı su da, tatlı su da berraktır. Sakın görünüşe aldanma… Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır.

    Adam savaşmakla çetin er sayılmaz, öfkelendiği zaman kendini tutabilendir çetin.

    Başta dönüp koşan nice bilgiler, nice hünerler vardır ki, insan onunla baş olmak isterse, baş elden gider. Başının gitmesini istemiyorsan ayak ol.

    Başkalarına imrenme, çok kimseler var ki senin hayatına imreniyorlar.



    Bir katre olma, kendini deniz haline getir.

    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.

    Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

    Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder , hem kendini…Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın sevgiye teslim etme kendini.

    Büyük Allah'tan bizler niye terbiye isteriz? Çünkü terbiyesizler, Allah'ın lütfundan mahrumdurlar.

    Terbiyesiz, yalnız kendine kötülük etmez, bütün utanç ve erdem ufuklarını ateşler.

    Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

    Cibilliyetsize ilim öğretmek, eşkıyanın eline kılıç vermektir.

    Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

    Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

    Kendini noksan gören kişi, olgunlaşmaya on atla koşar. Kendini olgun sanan ise Allah'a bu zannı sebebiyle ulaşamaz.

    Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

    Nerde akan gözyaşı varsa, oraya rahmet gelir.



    Yunus Emre'den Özlü Sözler
    Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

    Bu dünyaya inanma, vefasın bulam sanma. Ömrün veren ziyana, çoğu pişman içinde.

    Ben sevdiğimi demez isem, sevmek derdi boğar beni.

    Akıl bir kişidir, Allah'a bakar.Uyarsan akla uy, ol buhl'ı (cimriliği) yakar.

    yunus emre en güzel özlü sözler
    Durulduğu zamanları olur insanın, yorulduğu zamanlar olduğu gibi, ama ömür götüren kırıldığı zamanlardır.

    Eğer hor eğer hürmet kişiye sözden gelir. Zehr ile pişen asi yemeğe kim gelir.

    Dil söyler kulak dinler, kalp söyler kainat dinler.

    Edebim elvermez edepsizlik edene, Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene.

    Zulum ile abad olanın akıbeti berbad olur.

    Sabır saadeti ebedi kalır Sabır kimde ise o nasib alır.

    Yunus sözi alimden, zinhar olma zalimden, korkadurın ölümden, cümle doğan ölmüştür.

    Miskin Adem oğlanı, nefse zebun olmuştur. Hayvan canavar gibi, otlamağa kalmıştır.

    Ey hayat ırmağından su içenler! Gelin soralım canlara ki güzelliği ne oldu da gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buldu da gidiyor?

    Dünya yalan kardeşim, dünya yalan! Var mı yalan dünyada bakî kalan. Mal da yalan, mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.

    Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.

    Dağa düşer kül eyler, gönüllere yol eyler, sultanları kul eyler, hikmetli nesnedir aşk.

    İşitin ey yarenler! Aşk bir güneşe benzer. Aşkı olmayan gönül, misal-i taşa benzer.

    Bu dünyaya gelen gider. Yürü fani dünya, sana gelende gülmüş var mıdır?

    Hoştur bana senden gelen. Ya gonca gül yahut diken. Ya hayattır yahut kefen. Nârın da hoş, nurun da hoş. Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

    Cennet cennet dedikIeri, birkaç köşkIe birkaç huri. İsteyene ver onIarı, bana seni gerek seni.

    Eğer bir müminin kaIbin kırarsan hakka eyIediğin secde değiIdir.

    Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.

    Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyIeme. Bir gönüI yapamazsan, yıkıp viran eyIeme.

    OIsun be aIdırma yaradan yardır..sanmaki zaIimin ettiği kârdir.. MazIumun ahi indirir sâhi.. Herşeyin bir vakti vardır.

    Nefistir seni yoIda koyan, yoIda kaIır nefse uyan. Sabır saadeti ebedi kaIır sabır kimde ise o nasib aIır.



    Annem yaşı ilerledikçe elim kolum ağrıyo diyor, ah be annem benim yaşım kaç ki hergün sol yanım ağrıyor..

    Ufukta bir gemi görsem seni taşıyan, Mavi denize dalardım geriye bakmadan .Uçsuz bucaksız mavilikte arardım beni .Taa ki beni sende bulana kadar.

    Allah’la arandaki perdedir. O perdeyi ateşe at ki ardından Allah görünsün.

    Aklıma gelmek kolay. Marifet, yanıma gelmekte…

    Ben kimim! Beni söylediklerimde arama…!Ben söylemediklerimde gizliyim…!O görmediğin koskoca derya gönlümdür.Gördüğün sahil ise dilim.Kıyılarıma vuran dalgalarıma şaşma..!Onlar aşk’tan gel-git’im.Beni Mecnundan Leyla’dan sorma…! Ben yalnız Mevladan bir izim…!!

    Aşk genellikle Bir Evlilik Meyvesidir. - Moliere



    Gecenin karanlığında, güneşin ışığında, suyun damlasında, selin coşkusunda, kimi yanımdasın kimi rüyamda, ama hep aklımdasın sakın unutma.

    Aşk Güneş Gibidir, Kör Bile Hisseder. - K. KisfaIudy

    Gördüğünü herkes sever, sen onda görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; Ten’e değil, kalbe dokunacaksın. - Bob Marley

    Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.

    Aşk Dehanın besinidir. - Gustave Flaubert

    Aşk, sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, insanlar da onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

    Ve aşk; hak edenlerin hayali olurken, hak etmeyenlerin oyuncağı oldu.

    Aynaya bakınca kendimi değil kocaman bir yürek .Ve o yürekte ondan da büyük bir sen gördüm.

    O Kadar Yakınsın Ki ,Seni Ben Sandım..Sana O Kadar Yakınım Ki, Beni Sen Sandım..Sen Mi Bensin Ben Mi Senim? Şaşırdım Kaldım..

    Aşk Doğal Değil, insanın Yapısı Bir şey ve onların En yücesidir. - Octavio Pacz



    Aşk bittikten sonra arkadaş kalalım diyenler! Güle başka isim versen değişik kokacak mı?

    Sükut eyledim, ”Kahrı var” dediler. Biraz söyledim, ”Zehri” var dediler. Sustum, kahrından susuyor dediler; biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler…

    Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden..Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem..- Özdemir Asaf

    Herkesi tersliyorum şu ara. Solundan mı kalktın diyorlar? Hayır ben değil, o kalktı solumdan diyemiyorum!

    Aşk Gözle Değil, Ruhla Görür. - William Shakespeare

    Bana kalsa gökyüzündeki tüm yıldızlar yerine bütün insanlara .Senin gözlerinde ışıldayan bir çift yıldızı gönderirdim.

    İkimizin hayali de aynıysa ortak bir yerde buluşmanın zamanı gelmiş demektir. Mesela sen ve ben aynı hayatta?

    Aşk Duyuruların Bir Hummasıdır. - La Rochefoucauld

    Hayatta en zor olan şey, gerçek aşkı bulmak değildir. Daha da önemlisi onu her zorluğa karşı sürdürebilmektir aslında.


    ”Sel ister bulanık olsun, ister saf olsun madem ki geçicidir, onu konuşarak vakit öldürme. Dünya malı sele benzer.’

    Yüzde ısrar etme, doksan da olur. İnsan dediğinde, noksan da olur. Sakın büyüklenme, elde neler var. Bir ben varım deme, yoksan da olur…

    Aşk Hatırlamalarla Yaşar, Umutlarla Son Bulur. - Refik Halit Karay

    Sana bu satırları gidip gelen aklımla yazıyorum. Sana gidip, aşka gelen bir akılla!

    Kalbin edebi sükûttur. Susan kurtulur. Güzellik dilin altında gizlidir. Sükût, incelik, edep ve zarafet insanı her gittiği yerde sultan yapar.

    İnan gözümde hiçbir değerin yok, ne varsa kalbimde.

    Aşk Dostluğu, Dostluk da aşkı Mahveder. La Bruyere


    Sonra diyorum ki, bu aşkı içime düşürenin şüphesiz bir bildiği vardır.

    Ne seni unutmak için bir çabam var içimde, ne de aşkımı körükleyen bir rüzgar,ne de seni görmeden durabilecek kadar güçlüyüm,ne de seni görmeye dayanacak bir kalbim var

    Gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin. Sevmek için illa ki yüzünü görmek şart değil; Yüreğinde duruşunu seversin.

    Sen en mükemmel sevgiyi hak edilecek kadar güzel fakat herkesin seni sevmeyi hak etmeyeceği kadar özelsin…

    Yağmur başladı…Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın…

    Aşk Hafta beş Lira ile geçinemez. - Somerset Maugham

    Üflesen yıkılır hayallerimiz varmış meğer; titremesin diye nefes almaktan bile korktuğumuz.

    Gönlünde olanı benden gizleme ki benim gönlümdeki de ortaya çıksın…



    Bugün ağlamayı düşünüyorsan sakın yapma çünkü bir yerde senin bir gülüşün için yaşayan biri var.

    Bir insan aşık olunca; kıskanır, bağırır, kısıtlar, hesap sorar, sahiplenir… ama; anlayana işte…

    Bir çift göze aşık ve diğer bütün gözlere körüm..

    “Açık çay içerdi hep,demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, Öyle derdi…” - Cemal Süreya

    Aşk Hiç bir Mani Bilmez, insan kendi kalbinin Seçtiği iIe Daima Mesuttur. - Joseph Shearing

    Bilmeyen ne bilsin seni gamlanma deli gönül, gönülden anlamayana bağlanma deli gönül…


    Aşk iki kişilik bencilliktir. - Antoine De Salle

    Al ömrümü koy ömrünün üstüne, senden gelsin ölüm başım üstüne….

    Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi Seni ona kavuştursun.

    Çünkü aşk, yaralıyken asla bulamayacağınız garip bir kan grubudur.



    Her kapının bir anahtarı vardır, ancak önemli olan anahtar değil, kapının ardındakidir. Eğer kapıyı güzel sözle tıklatırsan kapının arkasındaki yol seni hep doğru yere götürür.

    Aklımda işin yok! Durup durup aklıma gelme…Yanıma gel, Mevzu KALBİMDE!

    Aklını Başına Al Da, Fanî Olan Bu Dünya Zindanında Kimseden Vefa Arama! Bu Dünyanın Vefası Bile Vefasızdır

    “Merhaba sevdiğim; ben o sevmediğin. Bugünde mi geçmedim aklının kıyılarından?” - Ümit Yaşar Oğuzcan

    Aşk Evrenin Mimarıdır. - Herodot

    Denizi kurumuş bir balık gibi, halen senin için çırpınıyorum.

    Ey canımın sahibi Yar! Sen benimle olduktan sonra kaybettiklerimin ne önemi var. - Mevlana

    Aşk Hükmetmez, Terbiye Eder. - J.W.von Goeth

    İngilizce Özlü Sözler
    An unexamined life is not worth living. (İncelenmemiş bir hayat yaşamaya değer değildir.) – Socrates
    Definiteness of purpose is the starting point of all achievement. (Amacı kesinleştirmek her başarının başlangıç noktasıdır.) – W. Clement Stone

    Eighty percent of success is showing up. (Başarının yüzde sekseni ortaya çıkmaktır.) – Woody Allen

    Every child is an artist. The problem is how to remain an artist once he grows up. (Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun büyüdükleri zaman da sanatçı kalabilmektedir.) – Pablo Picasso

    Every strike brings me closer to the next home run. (Her vuruş beni bir sonraki sayıya yaklaştırır.) – Babe Ruth

    I am not a product of my circumstances. I am a product of my decisions. (İçinde bulunduğum durumların ürünü değilim. Kararlarımının ürünüyüm.) – Stephen Covey

    I attribute my success to this: I never gave or took any excuse. (Başarımı şuna borçluyum: Hiçbir zaman bahane üretmedim ve kabul etmedim.) – Florence Nightingale

    I’ve missed more than 9000 shots in my career. I’ve lost almost 300 games. 26 times I’ve been trusted to take the game winning shot and missed. I’ve failed over and over and over again in my life. And that is why I succeed. (Kariyerim boyunca 9000 atış kaçırdım. 300 maç kaybettim. 26 defa oyun kazandıracak son şutu kaçırdım. Defalarca başarısızlığı gördüm . Ve işte bu yüzden başarıyı yakaladım.) – Michael Jordan


    Life is 10% what happens to me and 90% of how I react to it. (Hayatın %10’u başıma gelenler, %90’ı da benim buna karşı ne yaptığımdır.) – Charles Swindoll

    Life is about making an impact, not making an income. (Hayat etki yaratmak demektir, gelir yaratmak değil.) – Kevin Kruse

    Life is what happens to you while you’re busy making other plans. (Hayat siz başka şeyleri planlamakla meşgulken olanlardır.) – John Lennon

    Life isn’t about getting and having, it’s about giving and being. (Hayat almak veya sahip olmak değil vermek ve olmak demektir.) – Kevin Kruse

    Strive not to be a success, but rather to be of value. (Başarılı olmak için değil değerli olmak için çabala.) – Albert Einstein

    The best time to plant a tree was 20 years ago. The second best time is now. (Bir ağaç dikmek için en uygun zaman 20 yıl öncesiydi. İkinci en iyi zaman ise şimdi.) – Chinese Proverb

    The mind is everything. What you think you become. (Akıl herşeydir. Ne düşünüyorsanız, onu olursunuz.) – Buddha

    The most common way people give up their power is by thinking they don’t have any. (İnsanların güçten düşmelerinin en genel sebebi ona sahip olmadıklarının düşünmeleridir.) – Alice Walker

    The most difficult thing is the decision to act, the rest is merely tenacity. (En zor şey harekete geçme kararıı vermektir, geriye kalan ise sadece azimdir.) – Amelia Earhart

    We become what we think about. (Ne olmayı düşünüyorsak onu oluruz.) – Earl Nightingale

    Whatever the mind of man can conceive and believe, it can achieve. (Bir insan her neyi hayal edip inanıyorsa, ona ulaşabilir.) – Napoleon Hill

    Winning isn’t everything, but wanting to win is. (Kazanmak herşey demek değildir, ancak kazanmayı istemek herşeydir.) – Vince Lombardi

    You can never cross the ocean until you have the courage to lose sight of the shore. (Sahili gözden kaybetme cesaretini gösteremezseniz okyanusu geçemezsiniz.) – Christopher Columbus

    You miss 100% of the shots you don’t take. (Kullanmadığınız atışların %100’ünü kaçırmışsınızdır.) – Wayne Gretzky

    Your time is limited, so don’t waste it living someone else’s life. (Zamanınız kısıtlıi bu yüzden başkasının hayatını yaşamakla onu boşa harcamayın.) – Steve Jobs





    Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. -Necip Fazıl Kısakürek

    Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür. -Aristo

    Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım çünkü inerken gene aynı insanlara rastlayacağız. -Cenap Şahabettin

    Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur. -John Dryden

    Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. -Ben Sweetland



    Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. -Rudyard Kıplıng

    Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. -Arnold Schwarzenegger

    İnsan sahip olduklarının toplamı değil fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır. -Jean Paul Sartre

    Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. -B. Dısraelı

    İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. -Rene Descɑrtes

    ünlü düşünürlerden özlü sözler

    Her eylemin atası düşüncedir. -Ralph Waldo Emerson

    İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir. -Horace Mann

    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. -Alex Morrison

    Gerekeni yap ve güce sahip ol. -Emerson

    Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. -Robert Collier

    Ya başlamamalı, ya da bitirmeli. -Ovidius


    Eğer onur kazançlı olsayԁı herkes onurlu olabilirdi. -Thomas More

    Fayԁasız bir hayat erken bir ölümԁür. -Johann Wolfgang von Goethe

    Mutluluk erԁemin ödülü değil erdemin kenԁisidir. -Baruch Spinoza

    Bir sorunu çözmenin en iyi yolu nedenini yok etmektir. -Martin Luther King

    Unutmayın ki imparatorluklar diktikleri çarmıhlarda ancak adaleti sağlayabilirler. Ahlak ve erdem çöktüğünde devleti yönetemezsiniz. -Cicero

    Yok etme ihtiyacının kesin nedeni, insan olmaktır, çünkü insan olmak nesne olmayı aşmak anlamına gelir. -E. Fromm

    Beni korkutan kötülerin baskısı değil iyilerin kayıtsızlığı. -Martin Luther King

    Bari hayvan olarak mükemmel olsaydın. Fakat hayvan olmak için masum olmak gerekir. -Friedrich Nietzsche



    İnsanın kinden kurtulması en yüksek umuda götüren köprü ve uzun süren kötü havalardan sonra görülen gökkuşağıdır. -Friedrich Nietzsche

    Cihan bir avuç çamur, gönül de onun mahsulü. İşte cihanın bütün müşkülü bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden fışkırıyor. Biz biri iki görüyoruz, oysa herksin cihanı kendi gönlü içindedir. -Muhammed İkbal

    Dünya, insanın düştüğü maymun ruhunun yuvası olsun diye, şeytan çırağı ideoloji ve politika mimarlarınca, hamur gibi yoğruluyor. -Sezai Karakoç

    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar. -Johann Wolfgang von Goethe

    Cesaret de aşk gibi ümitle beslenir. -Napoléon Bonaparte

    Büyük insanların elinde mal, aşığın gönlünde sabır, kalburda ise su durmaz. -Sadi

    Hiçbir merdivenin olmasa bile kendi başının üstüne çımayı başarmalısın, yoksa yukarıya nasıl çıkarsın? -Friedrich Nietzsche

    Taklit, toplum ruhunun firengisidir. -Sezai Karakoç

    Gerçek hiçbir zaman şiddet tarafından çürütülemez. -E. Fromm

    İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür durur. -İbn-i Haldun
    Okumak yalnızca zihni bilgi içeriğiyle donatır, okuduğumuz şeyi bizim kılan , düşünmektir.
    John Locke
    Yatmadan önce okuyabileceğiniz iyi bir şeylerin olduğunu bilmek en güzel duygulardan biridir.
    Vladimir Nabokov

    “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
    Sen kendin bilmezsin bu nice okumaktır.” Yunus Emre

    ” Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın.” Benjamin Franklin

    “Yasalar ölür kitaplar ölmez.”Bulwer Lytton
    “İyi kitaplar babalarını ebedîleştiren çocuklardır.” Eflatun

    “Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayarak bir balta olmalıdır.” Franz Kafka

    “İçinde iyi yanı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur.” Geothe
    “İyi bir kitap insana can veren kandır.” John Milton

    “Dünyayı yöneten kalem mürekkep ve kâğıttır.” Jonathan Swift

    “Ben kitaplarımı değil kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.” Montaigne
    “Kitaplardan insanı tanıdım.” Roosevelt

    “Kitaplar soğuk ama güvenilir dostlardır.” Victor Hugo

    “Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.” Jules Chore
    “Ahlâk kurallarına uyan veya uymayan bir kitap diye bir şey yoktur kitaplar ya iyi yazılmıştır ya kötü.” Oscar Wilde

    “Kitaplar beynin çocuklarıdır.” J. Swift

    “Bütün iyi kitapları okumak geçmiş anıların o mükemmel kişileri ile konuşmaya benzer.”Anonim

    “Yazarlar ölür kitaplar kalır.” Bulves Ligtton

    “Kâmil odur ki; koya her yerde bir eser
    Eseri olmayanın yerinde yeller eser.”Hadimî

    “Okuduğumuz kitap bir yumruk gibi bizi uyarmıyorsa ne işe yarar?” Franz Kafka

    “Okuduğumuz eser, sizi fikren yükseltip, içinizi iyi duygularla doldurmalıdır.”Alexandre Pope

    “Ümitle açılıp kazançla kapanan kitap iyi bir kitaptır.” Alcott
    “İyi kitaplar okumayan adamın okumuş olmasıyla cahil kalması arasında hiçbir fark yoktur.” Mark Twain

    “Kültür bilginin şuurlaşmasıdır.” Ahmet Selim
    “İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır.” Francis Bacon

    “İlk defa yeni bir kitap okumaktansa okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır.” Lord Dudley

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.” Scilus

    “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır.” Carlyle

    “Kitap ruhun ilacıdır.” Japon Atasözü
    “Bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık eser okunmalıdır.” Samuel Johnson

    “Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür.” Herbert Spencer

    “Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır.” Sir John Herschell”

    “Kitaplar insanların yolunu aydınlatır.” Çin atasözü
    “Kitap aklın ilacıdır.”Ovidius

    “Okula her şey yapabilirsiniz ama okulun kitaplığı yoksa hiçbir şey yapmamış olursunuz.”J. Ferry

    “Bütün boş zamanınızı gazeteye bağlamayın. Ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitapları okuyun.” Dale Carnegie

    “Yabani uluslar dışındaki her ülke kitaplar tarafından yönetilir.” Voltaire

    “Yaşayan insan zekası ölmüş insanlarla en iyi ilgiyi kitaplarla kurar.” Bouee

    “Hiçbir iyi kitap birdenbire gerçek yüzünü göstermez.” Caryle



    “Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim.” Horace

    “Kitapsız yaşam kör sağır ve dilsiz yaşamaktır.” Seneca

    “Kitaplar zekanın çocuklarıdır.” Jonathan swift

    “Kitaplar uygarlığın önderliğini yapan ışıklardır.” Roosevelt

    “Tanrım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver.” Konfüçyüs

    “Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır.” William Shakespeare

    “Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynidir: ateş, nem zaman ve içindekiler.” Paul Valery

    “İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur.” Balzac

    “Kitaplar benim sevgili dostlarım gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden bana görevlerimi anımsatırlar.” Alphonse Daudet

    “Otuz yaşına gelinceye kadar kitapları sevmeyen, sonraları da onları anlayacak kadar sevmeyecektir.” Clarendon

    “Eğer bizi yaşamaya ve daha büyük bir susamışlıkla içmeye yöneltemiyorsa kitapların ne anlamı
    var?” Henry Miller

    “Kitaplar çoğunlukla kitabı yazan kimselerin en iyi duygularını en doğru düşüncelerini en sağlam kanılarını en temiz umut ve ülkülerini taşırlar.” Victor Hugo

    “Okuduğunuz bir yapıt sizi fikren yükseltir içinizi doldurursa onun hakkında hüküm vermek için
    başka bir kural aramayınız; yapıt iyidir ve usta elinden çıkmıştır.” La Bruyére

    “Size en çok yardım eden kitaplar sizi en çok düşündüren kitaplardır.” Teodor Walker

    “Kitaplar insanlara çoğunlukla kendi talihlerini açmak için yetenek aşılarlar.” Anonim

    “Kitapları iki gruba ayırmak mümkündür: günün kitapları ve her zamanın kitapları.” Ruskin

    “Kitapsız büyüyen çocuk susuz büyüyen ağaca benzer.” Çin atasözü

    “Kitaplık kurmak tapınak yapmak kadar kutsaldır.” Victor Hugo

    “Kitaplar da dostlar gibi az fakat iyi seçilmiş olmalıdırlar.” Jonerianna

    “İyi bir kitap bir hazineye benzer; sıkıntılı zamanlarda onun yerine geçer.” Halig

    “Kitaplar sessiz öğretmenlerdir.” Gellius

    “Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen uluslar, yıkılmaya mahkumdurlar.” Ovidius

    “Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek yüreği ve aklı, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.” Maksim Gorki

    “Bir insanı öldüren Tanrının aynası, akıl sahibi bir yaratığı öldürmüş olur; ama aklın ürünü olan kitabı yok eden aklın kendisini yok etmiş olur.”John Milton

    Kitap hayatı okumaktır…

    İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır. “Francis Bacon”

    “İlk defa yeni bir kitap okumaktansa, okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır.” Lord Dudley

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.” Scilus
    “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır.” Carlyle

    “Kitap ruhun ilacıdır.” Japon atasözü

    “Bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık eser okunmalıdır.” Samuel Johnson

    “Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür.” Herbert Spencer”

    “Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır.” Sir John Herschell

    “Kitaplar insanların yolunu aydınlatır.” Çin atasözü

    “Kitap aklın ilacıdır.” Ovidius

    “Bütün boş zamanınızı gazeteye bağlamayın. Ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitapları okuyun.” Dale Carnegie

    “Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır.” Anatole France

    “Hiçbir iyi kitap birdenbire gerçek yüzünü göstermez.” Caryle

    “Bir ulusun en değerli hazinesi, onu yükselten yayınıdır.” Churchill

    “Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynidir: ateş, nem, zaman ve içindekiler.”Paul Valery
    “İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur.” Balzac

    “Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden, bana görevlerimi anımsatırlar. Alphonse Daudet

    “Kitapların yakıldığı yerde insanlar da yakılır.” Heinrich Heine

    “Eğer bizi yaşamaya ve daha büyük bir susamışlıkla içmeye yöneltemiyorsa kitapların ne anlamı
    var?” Henry Miller

    “İnsan sevmiyorum ben. Gerçek insanları sevmiyorum. Fazla sıkıcılar. O yüzden kitaplarda bulduğum ve gerçek olmadıklarını bildiğim insanlar ruhumu dinlendiriyor. “Ali Lidar

    “Televizyonu çok eğitici buluyorum. Ne zaman birisi televizyonu açsa, yandaki odaya gider ve kitap okurum.” Groucho Marx

    “Kitap, zekâyı kibarlaştırır!” Cemil Meriç

    “Bir adama bir kitap sattığın zaman, ona yalnız yarım kilo kâğıt, mürekkep ve tutkal satmış olmazsın, ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış olursun. Sevgi, dostluk, mizah ve geceleyin denizde dolaşan gemiler, eğer o kitap gerçekten benim anladığım anlamda bir kitapsa, onun içinde bütün gökler ve yer vardır.” Christopher Morley

    “Okumak insanı bin bir gözlü yapar.” Rainer Maria Rilke

    “Bence kitap okumak, âşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir.” Jorge Luis Borge

    “Şu anda hangi kitabı okuyorsun?” sorusu basit bir soru değildir aslında. “Sen aslında kimsin ve nasıl biri olmak istiyorsun” sorusunu sormanın farklı bir yoludur. Will Schwalbe

    “Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur.” Mark Twain

    “İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır.” Francis Bacon

    “Kitaplar çoğunlukla kitabi yazan kimselerin en iyi duygularını, en doğru düşüncelerini, en sağlam kanılarını, en temiz umut ve ülkülerini taşırlar.” Victor Hugo

    “Kitapları seviyor musunuz? Öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.” Jules Chore

    “Kitaplarda kendimize rastladığımızı sandığımız yerlerin altını çizeriz.” Metin Üstündağ

    “Kitap onu satın alanın malı değildir. Kitabın mülkiyeti olmaz. Kitap, onun parasını ödeyen, alışverişini yapan ve evindeki rafa koyanın malı değildir. Kitap, okuyucusunun malıdır; sayfasını açanın, okuyanın, anlayanın, hissedenin, tat alanın, ondan etkilenenin malıdır. Kelimeleriyle daha çok ünsiyet kuranın, satırlarına daha fazla aşina olanın, harfleriyle arasında gizli bir ruh yakınlığı olanın malıdır.” Ali Şeriati

    “İyi bir kitap, gerçek bir hazinedir.”Bulwer Lytton

    “Kitapların kokusunu seviyordu. Yeni bir kitap açtığında hiç görmediği bir yer, tanışmadığı bir dost gibi kokuyordu.” Rocket Writes a Story

    “Bir kitabın kaderini, okuyucunun zekâsı belirler.”Latin Atasözü

    “Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir.” Thomas Carlyle

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.”D. Scilus

    “Kitaplar ruhun gıdasıdır.” Japon Atasözü

    “Size en çok yardım eden kitaplar, sizi en çok düşündüren kitaplardır.” Teodor Walker

    “Para ile mutluluk satın alınabilir mi? -Evet. Kitap alınabiliyor mesela.” La Edri

    “Kitaplar, başka bir yerde olmak isteyen insanlar içindir.”Mark Twain

    “Yatmadan önce okuyabileceğiniz iyi bir kitap ya da dergiye sahip olduğunuzu bilmek zevklerin en büyüğüdür.” V. Nabokov

    “Eski Türk filmlerinde görmüşsünüzdür belki… Genç kızlara düzgün yürümeyi öğretmek için başına bir kitap koyar ve kitabı düşürmeden dik yürümesini öğretirler. Demek ki kitap her ne amaçla kullanılırsa kullanılsın, insana düzgün yürümeyi ve dik durmayı öğretir.” Sunay Akın

    “Binlerce kitap okuyun ki kelimeleriniz bir nehir gibi aksın.” Virginia Woolf

    “İyi kitap, okura ‘Yazar benim hakkımda bunca şeyi nasıl biliyor?’ dedirtebilen kitaptır.” Alain De Botton

    “Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.”Tolstoy

    “Kendimi unutmak için kendimi kollarına attığım ve başımı göğsüne bastırdığım bu işlerden biri de kitaptı. Ne güzel bir unutmalık.” Ali Şeriatî

    “Kitaplarda aradığım, dürüstçe bir oyalanmanın yarattığı hoş duygulardır sadece, ya da amacım öğrenmekse, kendimi tanımama yardım edecek, daha iyi nasıl yaşanacağını ve ölüneceğini bana öğretebilecek bilgi bulmak isterim. ” Montaigne

    “Kitabı eğlence için okumazdım, kitap benim için yeni bir dünya, yeni bir ben yaratmak, kendi derinliklerimi keşfetmek için bir araçtı.” Ertürk Akşun

    “Kimse hoşuna gitmeyecek şeyleri duymak istemez, ne hayatta ne de bir kitapta!” Ayşe Kulin
    Frédéric Gros "un Yürümenin Felsefesi Kitabından:

    Yokluk hissetmeyen kişi zengindir .

    İşte biz, iki ayağı üstünde hareket eden, büyük ağaçlar arasındaki katıksız güç ve haykırıştan ibaret bir hayvanız.

    Sessizlik, ekseriyetle, karşılaştığım insanlardan daha fazla şey öğretiyor bana. #HenryDavidThoreau

    Aslında bizi yalnızlığa sürükleyen çoğunlukla başkasıyla karşılaşmaktır.

    “Bir kere keşfettin mi, kolayca bulursun artık beni; bundan sonraki zorluk beni kaybetmek olacaktır”

    "Dünyadan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey."

    Bana seyyar bir yaşam gerek.

    Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.

    Gecenin büyüsünden sonra...
    ".... sabahlardır inancı doğuran."

    “Şunu bunu yapmak, orada burada gezmek, görmek, yaşamak, basıp gitmek isterdim.”


    Göğün altında yürüyordum, İlham Perileri!
    Ve kul köleydim size;

    Ah tanrım, ne muhteşem aşklar düşledim!

    Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim etho-sumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir...

    Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil (ders verenlerin hüzünlü görevidir bu), içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: Kendi içimizde yaşama imkanıpnı, yaşamın ilkesini bulmak. İki kitabın arasında yaşam sıkıcıdır ( iki okumanın arası tekdüze, gündelik işlerle doludur), ama kitap farklı bir varoluş umudu uyandırır. Kitaplar, gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır.

    Mümkün mertebe az oturmalı;
    açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.
    Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir.
    Daha evvel de söylediğim gibi,
    Kutsal Tin'e karşı işlenen esas günah,
    yerinden kıpırdamamaktır.

    Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır.

    "...kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.”

    Faydasızdı ve aylaklığı onu marjinal kılardı. Buna rağmen hiçbir zaman tamamen pasif de sayılmazdı. Hiçbir şey yapmayabilirdi ama her şeyin izini sürer, gözlemlerdi, zihni hep tetikteydi....

    Bir kere keşfettin mi, kolayca bulursun artık beni; bundan sonraki zorluk beni kaybetmek olacaktır. #Nietzsche



    Elimizle yazarız evet,
    ama "sadece ayağımızla" iyi yazarız!

    "Kendi kendimizin esiriyizdir."

    Bilakis, zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir.

    Çıplak gözle bakar çocuklar, ne görüyorlarsa o...
    "... gerçekçi olanlar çocuklardır; onlar hiçbir zaman genellemelere göre hareket etmezler."

    Mutluluk tekrarlanamaz olduğu için hayli kırılgandır; mutluluk anları nadirdir, bu anlar dünyanın kumaşındaki altın iplere benzer, onları yakalamak gerekir.

    Mutluluk “sarsıntısız ve kesintisiz, tekdüze ve ılımlı bir hareket” ister.

    Yürümek şehirli insanın mantığını, hatta en yaygın şartlanmışlıklarını bile tersyüz eder.

    Azar azar unutulmaya başlanır her şey, insanlar başka şeylere, başka husumetlere dalmışlardır. Hepsi bu kadardır işte.

    Yürürken geri dönmek söz konusu değildir. Çekip gitmiş, yola çıkmışsınızdır, işte o kadar. Yorgunluğun, tükenmişliğin, kendinizi ve dünyayı unutmuş olmanın muazzam keyfini hissedersiniz akabinde.

    Beyinlere işlenmesi gereken bir cümle..
    "Maddi olan şey aldatıcıdır, değişken ve görecelidir, beden bir kılıftır, hakikatse ruhta, fikirde ve zihinde gizlidir."

    Her şeyi bastırır yorgunluk.

    Dünyanın kapısını bir kez çaldınız mı, sizi hiçbir şey tutamaz. Adımlarınızı kaldırımlar yönlendirmez artık. Dönemeçler yıldızlar gibi titrek titrek parlar, o kan donduran seçim yapma korkusuyla yeniden karşılaşırsınız; baş döndürücüdür özgürlük...

    Özgürlük, bir düşün farkına varmamızı sağlar:
    çürümüş,kirlenmiş, yabancılaştıran,
    içler acısı bir medeniyeti reddetmenin ifadesi olarak yürümek.

    Gandi'ye göre gerçek zıtlık Batı ile Doğu arasında değil, güçlerin bir araya toplandığı, hız ve makine uygarlığıyla gelenek, dua ve elişçiliği uygarlığı arasındadır.

    Gevezelik sağır eder insanı: Her şeyi saçma kılar, sizi serseme çevirir, pusulanızı şaşırtır. Gevezelik her zaman her yerdedir, dört bir yanı basar, dört bir yana yayılır.

    ...dilimizin çarçur edilişidir gevezelik.

    "Nereye gidersek gidelim, hoşçakal burası..."

    Çalışmak: birikim yapmak, hiçbir kariyer fırsatını kaçırmamak için hep pusuda beklemek, bir mevkiye göz dikmek, iş yetiştirmek, rakipleri düşünüp endişelenmek. Bunu yap, şunu görmeye git, öbürünü davet et: sosyal ilişkilerdeki baskılar, kültürel modalar, iş yoğunluğu... Her zaman bir şeyler yapmak, peki ya “olmak”? Bunu sonraya bırakırız çünkü hep daha iyisi, daha acili, daha öncelikli olanı vardır. Var olmak yarına kadar bekleyebilir. Ancak yarın da öbür günün işlerini getirir. Bitmeyen karanlık bir tünel. Ve buna yaşamak derler.

    Aklınıza estiği gibi atamazsınız adımlarınızı.

    Hangi sapaktan döneceğinizi şaşırırsanız bedelini ağır ödemek zorunda kalabilirsiniz.

    Biraz tuhaflaştım. Derdim tasam yok, hiçbir şeyi umursamıyor, hiçbir dış etkene kapılmıyor ve hep yalnız kalmak istiyorum.

    "...Zaman ve mekandan sıyrılmanızı sağlayan her şey sizi hızdan uzaklaştırır."

    "...tek bir ihtiyacım var artık: hiç durmadan dua etmek."

    Doğadan gelen güç ile...
    Günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resimini arayıp buluyor ve öyküsünü cesurca karalıyordum. İnsanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara söz ve mükemmeliyetçileri içinde yer etmiş, sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum. #Jean-JacquesRousseau


    Hiçbir beklentisi olmayan, bir kuş hafifliği ve tazelik hissi
    Korku ve umudun yarattığı tedirgin dalgalanmalardan kurtulmuş olmak ve hatta kendini bütün kesinliklerin ötesine
    konumlandırmaktır huzur...

    İlk Hıristiyan teologlara göre, bu dünyada sadece birer yolcu olduğumuzdan, evimizi başımızı soktuğumuz bir sığınak, sahip olduklarımızı fazladan bir yük, arkadaşları da yol üstünde karşılaştığımız insanlar olarak görmemizde fayda vardır.

    "Hatırlamak artık hiçbir yaranın kabuğunu kaldırmamakta veya kayıp bir mutluluğun ruhu yoran hasretini uyandırmamaktadır."

    Şehirlerden gittikçe daha çok tiksinir olmuştur; ona göre şehirler kirli ve pahalıdır.

    Tabiata ilgisi olmayan kişi hayata dâir çok şey kaçırır..
    "Doğanın ona söyleyecek pek bir şeyi yoktur."

    Temel olarak umut bir şey bilmek istemez, o yalnızca inanır. İnanmak, düşlemek ve umut etmek tüm edinilmiş bilgileri, alınmış dersleri ve geçmişi hiçe sayar...

    Zengin, kendininkinden daha dolu olmadığını görmek için komşusunun tabağına göz dikerek tıkınır.

    "Onca insan kitaplarını sadece başka kitapları okuyarak yazmıştır; o kitapların pek çoğu havasız kütüphanelerin kokusunu taşır. "

    Gördüğüm, görebildiğim her şey bana aittir. Ne kadar uzağı görüyorsam, o kadar çoğuna sahibim. Yalnız değilim: Dünya bana ait; benim için ve benimle var.

    "Nietzsche için çıkmak, tırmanmak, yükselmek demektir yürümek."
    Frédéric Gros

    Dünya insanı olmak bunu gerektirir...
    Yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya. #Nietzsche

    "... çalışmanın sonunda, haddinden uzun odaklanmak zorunda kalındığı için sinirler yıpranır."

    "Vazgeçişle gelen özgürlük."

    Fakat yalnızlığın içine salladığı her kürek özgürlüğünün biraz daha derinleşmesinin işaretiydi.

    Fakat yalnızlığın içine salladığı her kürek özgürlüğünün biraz daha derinleşmesinin işaretiydi.

    Çünkü yürüyen insan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer.

    Yürümeden hiçbir şey yapmam, benim çalışma odam kırlardır. Masa, kağıtlar ve kitaplardan oluşan bir manzara beni daraltır. Çalışma araç gereçleri bezginlik verir bana, yazı yazmak için masaya oturursam yazacak bir şey bulamam ve bir düşüncem olması gereği de beni tamamen düşüncesiz bırakır.

    Huzur artık hiçbir şey beklemiyor olmanın, yalnızca yürümenin, yalnızca ilerlemenin hissettirdiği tazeliktir.

    "Anıların ağırlığı altında ezilmiyorsu-nuzdur. Her şey mümkündür hâlâ."

    Konuşmadan evvel görmelidir insan. #HenryDavidThoreau

    Can sıkıntısı, boş zihinle karşılaşan bedenin hareketsizliğidir.

    O yüzden doğa insana huzur veriyor demek ki...
    "Doğadan; güneşten, rüzgardan, topraktan ve gökyüzünden daha hakiki bir şey yoktur; onların hakikati de sonsuz enerjilerinde saklıdır."

    Doğadan; güneşten, rüzgardan, topraktan ve gökyüzünden daha hakiki bir şey yoktur; onların hakikati de sonsuz enerjilerinde saklıdır.

    Onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde. #Jean-JacquesRousseau

    Geçmişten alınacak ders yoktur, zira ders almak eski hataları tekrarlamaktır.

    "Dil bir talimatname, bir fiyat listesidir."

    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar...
    Medeni insanın durumuyla vahşi insanın durumunu hiçbir peşin hükme kapılmadan mukayese edin ve elinizden geliyorsa, medeni insanın kötülüğünden, ihtiyaçlarından ve sefilliklerinden başka, acıya ve ölüme kaç yeni kapı açtığını bir araştırın. #Jean-JacquesRousseau

    Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket hâlindeki kadim yaşamdır.

    Ne yazık ki, uzun zamandır pek çoğumuz, doygunluğa ulaşmanın nesnelere sahip olmaya ve toplumsal itibara dayandığı inancını aşılayan kötü imajların tuzağına düşmüş durumdayız. Aslında çok yakınımızda ve çok basit olan -ve belki de bu yüzden zor görünen- neşeyi aramaya çok uzaklardan başlarız. Halbuki biz çoktandır bunun ötesindeyiz, hep ötesindeydik.

    "... zamanın şakası yoktur."

    Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket hâlindeki kadim yaşamdır.

    Bitmeyen karanlık bir tünel. Ve buna yaşamak derler.

    Yürümek öfkeyi söküp alır, insanı arındırır.

    'Kopmak zordur' der Nietzsche, ' bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir'.

    Para ruhları boşaltmak, tıp ise yapay bedenler inşa etmek için istila eder sporu.

    Amerika yerlileri, toprağı kutsal bir enerji kaynağı olarak görürlerdi.
    ...
    Toprak ebedi bir güç membasıydı, çünkü o gerçek Anamızdı, bizi besler ve ayrıca bağrında atalarımızı saklardı. Tabiatta dönüşüm onda gerçekleşirdi. Bu yüzden Amerika yerlileri, ellerini gökyüzüne uzatıp yıldızlardaki tanrılardan yardım dilemek yerine, toprakta yalın ayak yürümeyi tercih ederdi.

    Kin, güvensizlik ve nefretin kaynağı ilkel vahşilik değildir. Bu duygular, dünyanın yapay bahçesine hapsolmuş bize aşılanmıştır ve o zamandan beri hiç durmadan tomurcuk vermeye, yeşermeye ve tabiatında merhametli yüreklerimizi boğmaya devam etmektedirler.

    Yapaylık, yani söylevlerin, toplumsal düzenlemelerin, siyasi kanunların yapaylığı benliğin bu saf, şeffaf hâlini puslandırır. O hâlde, her daim, bize sunulanları değil, bunların ardında sükunutle varlığını sürdüren hakikati aramak gerekir.

    Hiçbir zaman yalnız ve yürüyerek yaptığım seyahatlerdeki kadar düşünmedim, var olmadım , yaşamadım, kendim olmadım ...

    Yürümek öfkeyi söküp alır, insanı arındırır.

    "... bazen etabı tamamlamak için önümüzde hâlâ gidilecek birkaç saatlik yol varken, bir de üstüne yol dikleştiğinde, bedenin ağırlığı her adımda kendini iyice hissettirir, dizlerin üstünde bir örs vardır sanki."

    Öldürmek değil de durdurmaya çalışsak....
    Thoreau, “Sanki sonsuzluğu yaralamadan zamanı öldürebilirmişiz gibi,” diye yazmıştı.

    Deniz ve alabildiğine gökyüzü! Bunca zaman ne diye işkence etmişim kendime!

    "Kopmak zordur," der Nietzsche,

    Yoksulun tek zenginliği bedenidir
    Yürüyen kişi toprağın evladıdır .

    Kendimde doğal olan ne bulabileceğim? Kitaplarda değil, sadece yalnız başına yürüyerek bulabileceğim şey ne?

    Tüm dünya gelip geçici bir barınaktır.

    Tecrübenin verdiği rahatlık bu olsa gerek..
    Yetişkin kimse her şeye ardında bıraktığı yılların tepesinden bakar. Tecrübeyle gelen bakış açısıysa her şeyi aynı seviyeye çeker, bir araya yığar, yavanlaştırır. Her şey aynıya döner.

    Gandhi'den...
    Yalnız yürü.
    Çağrına kulak vermiyorlarsa eğer, yalnız yürü;
    Korkar da dehşet içinde duvara dönerlerse yüzlerini,
    Ah sen, kara bahtlı,
    Aç zihnini ve yalnız konuş.
    Yoldan cayar da, bırakırlarsa yabanda seni,
    Ah sen, kara bahtlı,
    Yolun üstündeki dikenleri çiğne ve
    Kana bulanmış o yolda yalnız yürü.

    Kırılma dışarıdan gelmek zorundadır. Bu durum sizi çetin bir sınavla yüz yüze getirir ve arzularınızın ne kadar kısır olduğunu anlarsınız. Canınız sıkılırken her an yinelenen bir tatminsizlik, başlangıçlara karşı bir tiksinti duyarsınız: Her şey başlar başlamaz bıkkınlık verir çünkü başlangıcı yapan sizsinizdir.

    Yaşamlarını ofiste klavye tıkırdatarak geçiren o dalgın, soyutlanmış insanları düşünüyorum. Dedikleri gibi ''bağlılar'', peki ama neye? Saniyede bir değişen enformasyona, imaj, sayı, tablo, grafik seline bağlılar. İşten sonraysa doğru metroya veya otobüse giderler, yani hep hıza bağlıdırlar; bu sefer bakışlar telefon ekranına mıhlanır, parmaklar hafifçe de olsa hâlâ hareket hâlindedir, mesajlar, görüntüler akmaya devam eder. Ve daha günü görmeden akşam olur. Sıra televizyondadır, alın size bir ekran daha.
    Peki bu insanlar hiç toz kaldırmadan, birbirleriyle temas etmeden hangi boyutta, hepsi birbirinin aynı hangi mekanda, yağmurmuş güneşmiş hiçbir şeyin fark etmediği hangi zaman diliminde yaşıyorlar?

    İlk insanı içinde bulmanın çabası..
    "... bu gün boyu süren yürüyüşlerde kültürle, eğitimle, sanatla bozulmamış doğal insanı bulmaya yönelik çılgın planının çatısını kurar."

    Kırılma dışarıdan gelmek zorundadır. Bu durum sizi çetin bir sınavla yüz yüze getirir ve arzularınızın ne kadar kısır olduğunu anlarsınız. Canınız sıkılırken her an yinelenen bir tatminsizlik, başlangıçlara karşı bir tiksinti duyarsınız: Her şey başlar başlamaz bıkkınlık verir çünkü başlangıcı yapan sizsinizdir.

    "Enerjiyi heba ederek değil, enerjiyi harekete geçirerek ilerlemek..."

    Tecrübenin verdiği rahatlık bu olsa gerek..
    Yetişkin kimse her şeye ardında bıraktığı yılların tepesinden bakar. Tecrübeyle gelen bakış açısıysa her şeyi aynı seviyeye çeker, bir araya yığar, yavanlaştırır. Her şey aynıya döner.

    Erozyon, bağıra bağıra geliyor.
    "... insanlar hiç toz kaldırmadan, birbirleriyle temas etmeden hangi boyutta, hepsi birbirinin aynı hangi mekanda, yağmurmuş, güneşmiş hiçbir şeyin fark etmediği hangi zaman diliminde yaşıyorlar? Yollar ve patikalarla bağı kopmuş bu hayatlar, insanlık durumunu unutturuyor onlara, sanki zamanla değişen hava, erozyon yaratmazmış gibi.

    "Ruh bedenin gururudur."

    Azar azar unutulmaya başlanır her şey, insanlar başka şeylere,başka husumetlere dalmışlardır.Hepsi bu kadardır işte.

    Bazı kitaplarsa ferah havayı solur; dışarının zindeleştiren havasını, ulu dağların rüzgarını, göğe uzanan sarp kayalıkların zangırdatan buz gibi soluğunu ya da çamların arasından geçen Güney yollarının taze ve serin sabah esintisini. Bu kitaplar nefes alır. Mağrur, ölü bir bilgeliğe bulanıp ağırlaşmamışlardır."

    On altı yahut yirmi yaşındayken hafif umutlardan başka yükün