• Müslümanlar için bu düşüncelerim. Ezan, namaza çağrıdır. Kimsenin namaz kılıp kılmaması beni ilgilendirmez, ama namaz dinin direğidir demişler.

    Türkiye Müslümanları için konuşursam, ağırlıklı olarak Cuma ve Bayram namazlarına katılım oluyor. Diğer vakit namazlarına çeşitli sosyal vd. nedenlerle katılım olmuyor. Evlerinde kılanlar da vardır tabi ki.

    Namaz kılmayan Müslümanlardan bazıları, ezan okununca namaza gitmeseler bile, yatıyorlarsa toparlanırlar, müzik açıksa kapatırlar, Aziz Allah derler. Bu arada ben de namaz kılmıyorum.

    Şöyle bir fikir geldi benim aklıma, çeşitli sebeplerle namaz kılamayanlar namaz vakitlerinde ya da ezanı duyduklarında bulundukları yerde içlerinden bir sure okusalar ve bunu alışkan haline getirseler nasıl olur?

    Hep söylenir, 5 vakit namaz, taş çatlasa 1 saat vakit alır diye, ama ve maalesef ki, bu durum işyerlerinde sıkıntıya yol açabiliyor. Bunu suistimal edenler de olmuyor değildir. Bu etkenler sebebiyle benim aklıma böyle bir düşünce geldi. Getirisini götürüsünü tam bilmiyorum, ama fikir "hiç yoktan iyidir" noktasından bakınca güzel geldi.

    Örneğin;
    Sabah Fatiha okursun.
    Öğlen İhlas okursun,
    İkindi Ettehiyatü okursun,
    Akşam Sübhaneke okursun,
    Yatsı Yasin okursun. (Bu sure uzun, kitaptan okunabilir)

    Buradan bu konuyla ilgili iyi bir dönüş alacağımı pek sanmıyorum. Genelde genç arkadaşlar var ve fikir dünyaları yeni yeni gelişiyor. Ben böyle gördüm ve onları dağnamıyorum.

    Ben yazmış olayım, belki birilerine ulaşır. Diyanet'e de yazardım ama şu aralar, o kadar uğraşma gücü bulamıyorum kendimde. Türkiye beni çok yoruyor.
  • 158 syf.
    ·1 günde·Beğendi·6/10
    Bir kısmımıza günaydın, bir kısmımıza iyi geceler dileyeceğimiz, ortanın olmadığı, herkesin bir yana dağıldığı, şarkıda da söylenildiği gibi “dokunsalar ağlayacağız ama dokunmuyorlar” dediğimiz kısımdayız. Bu aralar çok dertliyim a dostlar.

    Gerçekten de tam bir ‘Whodunit’ romanı olduğuna inanıyorum. Miriam Lake adında bir kadın, iş başvurusu için gemiye gidecek ancak gemidekilerin hepsi ağız birliği etmiş gibi kadının gerçekte Jennifer Murcheson olduğunu iddia edecektir. Eskilerin deyişiyle oldukça komik bir dümen dönüyordur aslında. Ben çoğu yerinde güldüm bu duruma. Çünkü çok zayıf kalmış bir hikaye vardı, ana fikir ve kurgu temasından daha çok. Böyle olunca da hayret ettim çünkü ana tema oldukça güzel kurgulanmıştı. Daha iyisini beklerdim yani.

    Değişik bir kitap. Sadece eskileri benim gibi kafasına takanlara tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum. Esen kalın efendim..
  • Kocaman bir beklentiyiz Albayım.
    Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık , sevilmeyi beklerken beklemeyi sevmişiz. Sahi beklediğimiz umut ettiğimiz şeyler bir gün gerçekleşecek mi ? Gerçekleşmeyecekse bile bu çektiğimiz sıkıntılar dertler boşuna mı albayım.. Ne olacak bu içimizdeki yarım kalmışlıklar ? Mutluluk bize uğramıyor albayım , mutsuzluğa nedense yemin etmiş gibiyiz. Olmaması sorun değil ki albayım. Olacakmış gibi olupta olmuyor ya o kötü işte. Ne eskisi gibi olabiliyoruz ne de başladığımız yere dönebiliyoruz.
    Nasıl yapalım Albayım ?
    Ben büyümedim albayım , aslında büyümek istemedim. Bu aralar ne istesem olmuyor da zaten , neyse... Büyümek insanı olgunlaştırıyor albayım olgunlaştıkça yalnızlaşıyorsun eksiliyorsun yarım kalıyorsun olmadı albayım ben yapamadım diğer insanlar gibi olamadım diğerleri gibi mutlu olamadım. Bu yüzden galiba eksildim. Fakat albayım mutlu olmak için sıradanlaşmak mı gerekiyor ?
    Diğer insanlar gibi olmak mı gerekiyor ?
    Ben büyümek istemiyorum sayın albayım. Diğerleri gibi olmak istemiyorum. Mutsuz olmakta istemiyorum. Ben hiçbir şey olmak istemiyorum albayım. Hissizleştim resmen. Beni kurtar albayım. Beni bu benlikten kurtar. Gülmeyi unuttum albayım. İnsanlara gülmeyi , tebessüm etmeyi. Neden böyle oluyor soruyorum sana albayım , neden böyle oluyor ? Bir şey yapmak lazım ama albayım ama ben ne yapabilirim ki.
    Buraya yazdıklarımı neyin var diye sormadan anlarlar mı acaba ? Bırak anlamasınlar albayım. Zaten kim anladı ki bizi , kim elimizden tuttu ki , kim seninle mutsuzluğa da varım dedi ki , gelmedikleri için bırak gitsinler sayın albayım. Yürüsün gitsinler....
    Geldikleri zaman olmuyor , gittikleri zaman da olmuyor. Gelecek şeylerden ümidimiz yok albayım ,
    Ama o gemi bir gün kesin gelecek....
  • 400 syf.
    ·141 günde·Puan vermedi
    Evet. Milena'ya Mektuplar. Uzun zaman kitaplıkta kaldı, bir türlü elim gitmedi. İlk sebebi mektup, anı, biyografi, otobiyografi gibi yazın türlerini okumayı sevmemem. Bu aralar bir şans vermek istedim Kafka'nın mektuplarına. İlk sayfalar baya ağır ilerledi yine de okumaya devam etmek istedim çünkü bu sefer de bıraksaydım, bir daha elimi uzatamayacaktım bu kitaba ve büyük ihtimal satılacaklar listesine eklenecekti. Neyseki 100.sayfadan sonra beni az da olsa etkilemeyi başardı. Kalıplaşmış Milena'ya Mektuplar cümlelerinden farklı cümleler bulmak, Kafka'nın derin sevgisi ve ince ruhu, her mektupta heyecanlanması... Mektuplarının karşılığını okuyamamak konulara hakim olmamı zorlaştırsa da, bir yerden sonra bunu bıraktım ve sadece Kafka ne demiş,ne hissetmiş ona odaklandım. Son 100 sayfa tekrar elimde uzadı da uzadı kitap. Benim tarzım olmadığı için böyle olsa gerek ama anı,mektup okumayı sevenler için önerebilirim.
  • 352 syf.
    İncelemeye yazarla başlamak istiyorum çünkü
    eserin yaratıcısından bağımsız incelenmesi mümkün olmamakla beraber, Balzac'ı anlamak ve Vadideki Zambağın etki kaynağını çözmek için o yıllarda cereyan eden olayları bilmek de önemli bir yer tutar. Balzac'ın doğduğu yıl olan 1799,Napoleon'un Fransa'da iktidarı ele geçirdiği ve Dünyayı fethetme isteğiyle yanıp tutuştuğu yıllardır. Balzac'ın çocukluğu, Napoleon'un kahramanlıklarını dinlemekle geçer. Sıradan bir insanın,böyle bir mevkiye gelmesi pek tabii olarak Balzac'a iradenin gücünü ve güçlü olanın hayatta kalan olduğunu, hayatın acımasızlığını iliklerine kadar tadarak öğretir. Napoleon'a tanıklık eden bir genç adamın öğrendiği hayat stratejisi, ona iyi veya kötü olmanın ötesinde gerçek olanın tüm tutku ve gücüyle amaca ulaşmak olduğunu benimsetir. Balzac'ın tutkulu insanlara hayran ruhundan,tutkulu ve hayat amacı için tüm gücünü harcayan kahramanlar yaratması muhtemelen bu sebeplerin ağrılığı altında oluşmuştur. Tıpkı kitap kahramanımız Felix gibi Balzac da annesinin sevgisizliğiyle büyümüş ve ilk aşkını kendinden yaşça büyük ve evli Madam de Berny ile yaşamıştır. Yazar sevgisiz büyümenin eksikliğini ve sevgiyle ilk tanışıklığın büyüklüğünü, kendi hayatından da yola çıkarak,kitap boyunca size eşlik eden detaylı betimleme ve edebi üslupla yansıtmıştır.

    İlk aşkı annesi olmayan Felix, tanıştığı ilk kadında eksik anne sevgisinin aşk diye tanımlanmasını yaşarken; aynı kadına da sevgisizliğin,anlaşılarak geçeceğine inanmayı aşk diye yaşatmıştır. Erkeğin sevdiği kadında anne sevgisinin kutsallığıyla ,arzusunu besleyememesi ;kadınınsa anlaşılamaması ve yıllarla güçlenen toplumsal baskının ağırlığı altında sendelemeye başlamasıyla ilerleyen bu hikayede erkeğin yeni aşk denemeleri ve ilk aşkın doygunluğuna erememe eksikliğini, kadının ise anlaşılamayacığını hisseden insan kabullenişiyle hem olduğu kişi hem de onu yaratan unsurlar arasındaki suçlayıcılığının, tam yanı başınızda yaşanmasına ve hayatla ilgili sarsıcı gerçeklerin yüzünüzde tokat etkisi bırakmasına hazırsanız zamanınızın çoktan geldiğini,fazla bekletmeden o ilk zambağı koklamanız gerektiğini belirtmek isterim :)



    İncelemeyi bitirdiğim yerde kitapla yolculuğuma dair bir yazı ve Henriette ile sohbetimizden küçük bir kesiti kendi sonsuzluğumuz için bırakmak istiyorum ;

    Vadideki Zambağa yaklaşıp dokunmam çok önce gerçekleşse de birleşme zamanımız şimdi oldu. Kitabı okurken bir ara sertçe kapatıp, Henriette'den -Kendimden- kaçmak istedim ama kaçmayı bu aralar öyle çok yaptım ki. Uzuvlarım hareket etmek istemedi.

    sayfaları sonlandırdığım yerde, Henriette'e veda etmek için yazmaya karar verdim.

    Sevgili Henriette, toprakta suya kavuşmak için köklenen, köklendikçe daha da derinleşen bir zambak olduğunu,derinlerde sana kavuşarak kavrıyorum.
    Sana kavuştuğum yerden sesini arıyorum;

    “Hala buradayım Henriette ,seni anlamak istiyorum. Ölüme giderken ki inancından, o ilk öpücükten kaçarken ki güçsüzlüğünden, Mutlu olmayı hiç bilmediğin için,haketmediğini kabullendiğin yerden sana değmek istiyorum.
    Duyguların küresel yok edişe kurban edildiği bu çağda,senin aşk diye öldüğünün ne olduğunu kendime çok sordum.
    Şairleri şiirlendiren acının,kitaplara ebediyeti tattıran duyguların gerçek dünyada yaşanamacak kadar yüce olduğunu öğrendiğimde hayal kurmanın,gerçeğe kavuşmaktan daha tatmin edici olduğunu öğrendim.
    Felix'ten aşk diye tanımlananın, eksikliği tamamladığını sanmak olduğunu; senden ise anlaşıldığını sanmaya dair köreltici yanılgı olduğunu öğrendim.
    Hangisine daha çok aşk denilir bilmiyorum ama acı verenin aşk olmadığını biliyorum. Acının geçeceğine,acının anlaşılabileceğine dair inanca aşk diyip bu sağlanmadığında yaşanan hayal kırıklığına acı denmeyı artık gülünç bile bulamıyorum.
    Henriette ?
    eğer sesimi duyuyorsan beni,cevapla nolur. Bir zambak için özgürlük suya kavuşurken mi olur,kavuşma yolunda mı? Suya ilk kavuşmanda,o kadar korktun ki bir zambak olduğunu unuttun. Sen güneş değilsin,çölleştirdiğin yerde solabileceğini göremedin mi?
    Su arayışında derinlere uzandıkça, gömüleceğini bilemedin mi?”
  •  "bu sahnenin başından itibaren, gözlerim açılmış, m. charlus'ün sihirli bir değnekle dokunulmuşçasına eksiksiz ve hızlı bir değişime uğrayışını izlemiştim. her insanın kusuru (dil kolaylığı açısından böyle adlandırıyoruz), varlığı bilinmedikçe görünmez olan cin gibi kendisine eşlik eder. iyilik, kalleşlik, isim ve sosyete ilişkileri göze görünmezler, onları gizli olarak taşırız. odysseus bile, başlangıçta athena'yı tanımamıştı. ne var ki tanrılar tanrılara anında görünür, insan da benzerine hemen kendini gösterir; işte m. charlus de jupien için öyle olmuştu. o ana kadar m. charlus'un karşısındaki tutumum, dalgın bir adamın hamile bir kadının karşısında, ağırlaşmış bedenini fark etmeyip, kadın gülümseyerek, "eh, bu aralar biraz yorgunum" dedikçe patavatsızca "peki ama neyiniz var?" diye sormakta inat etmesine benziyordu. bu dalgın adama birisi, "hamile o" dediği anda, adam birden kadının karnını görür ve ondan sonra da başka bir şey göremez olur. gözümüzü açan, açıklamadır; bir hatanın ortadan kalkması bize fazladan bir duygu kazandırır."