• Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
    Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın

    Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın
    Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın

    Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim
    Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın

    Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim
    Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın

    Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin
    Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın

    Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin
    Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın

    Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim
    Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın

    Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına
    Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın


    1.Ben senin vefalı bir sevgili olduğunu umuyordum. Senin böyle eziyet eden birisi olduğunu nasıl bilebilirdim?
    2.Ey dostum! Senin aşkının uğrunda benim neler çektiğimi bir gün sen de aşka tutulduğun zaman anlarsın.
    3.Sözümü dinlemedin, ey asılası gönül! Dilerim onun saçma sonunda asılmış olursun.
    4.Sen ki gül bahçesini andıran gönlün yeni açılmış taze bir gülüsün; her dikene ve çerçöpe (değersiz insanlara) yâr olman hiç uygun düşer mi?
    5.Hür bir kimse iken beni aşka esir ettin. Senin de benim gibi aşka tutulduğunu görmek isterim.
    6.Ben aslında beddua etmem. Ama senin de kendin gibi eziyet çektiren bir sevgiliye tutulup âşık olmanı isterim!
    7.Şimdi öyle bir durumdayız ki, düşmanına beddua edenler: “Sen de Mihri gibi bahtı kara olasın.” Diyorlar

    MİHRİ HATUN- Divanda Bir Afet-i Devran
  • 48 syf.
    *ışık ve mekan istiyoruz!

    Savunma Saldırıyor kitabının giriş kısmında Verges ceza davalarını şu şekilde şematize ediyor:
    ''Ceza davasının üslubunu belirleyecek temel ayrım sanığın toplumsal düzen karşısındaki duruşudur. Düzeni kabul ederse dava mümkündür, gerekçelerini ortaya döken sanık ile değerlerine saygı gösterilen yargıç arasında diyalog kurulur. Sanık eğer düzeni reddederse hukuki mekanizma dağılır, bu bir kopuş davasıdır.''

    Ve Matyas Rakosi'nin sorduğu bir soru soruyor: ''Kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz? Nedir tarihteki varlık nedeniniz?''

    Dreyfus Davası, bir zaferden çok acı bir yenilgiye benziyor. -Sürgün kararının yargıtay tarafından bozulması ve 10 yıllık hapis cezasına çevrilmesi ve ardından çeşitli pazarlıklar sonucunda tekrar yargıtay'a başvurmaktan vazgeçmesi karşılığında özgürlüğünü böylesi ağır bir bedelle satın alıyor Alfred Dreyfus. Suskunluğunun ödülü olarak, süvari birliği şefi olarak yeniden orduya katılıyor ve kendisine ''Legion d'honneur şövalyelik ünvanı(!) veriliyor.
    *Pek sevgili Don Kişot'cuğumuzun ve sevgili babacığı Cervantes'in ruhlarına rahmet!

    Ancak Zola'nın bu her satırı tekrar tekrar okunası eşsiz mektubu!

    ''Zola'nın övüncü, yüreklilik gösterip saf hukuk alanını terk etmek, savunmadan vazgeçip saldırıya geçmek, mahkeme salonundan çıkıp sokağa inmek oldu.'' Savunma Saldırıyor,Jacques Verges. (syf.87)

    China Mieville'in ''Ekim'' kitabında geçen bir anekdotta, Rakalovsk köylülerinin bir mektubundaki bir istek yüreğimi muazzam bir acı ve öfke ile doldurmuştu:
    ''borçlardan ve kölelikten bıktık usandık" diye yazdırmışlardı "mekân ve ışık istiyoruz:''

    Aynı isteği paylaşan tüm insanların yüreği bu öfkeyle elbetteki dolmuştur ve dolacaktır. Nitekim Zola da mektubunu -o muazzam namuslu insan başkaldırısını- tamamlarken bu isteğini haykırıyor:

    ''Benim tek bir tutkum var, öylesine acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu!''

    Değil yüzyıllar bin yıllar dahi geçse, satır satır, tekrar tekrar okunacak bir mektup. Çünkü Zola bize bir soru soruyor:

    Kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz? Nedir tarihteki varlık nedeniniz?

    -goethe'nin muğlakta kalmış son sözleri ile dilerim ki,*mehr licht! -biraz daha ışık!
  • ...hiç kimsenin masum olduğunu kesinlikle
    söyleyemeyiz, oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz. Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder, inancım ve umudum bu benim.
  • Bugün onur ünlün'ün bir filmini seyrettim .5 şehir .çay ve kahve konularına degindikleri ara bir sahne vardı ,kısa.
    Önemsiz bir sahneydi benim dikkatimi çekti çünkü 21 yıllık insanım , çay gibi masum bir şey gözümde hiç bu kadar küçülmemişti .Tamda burda çokta UMRUNUZDA gibu bir çıkış yapacağım. (ama hayır)
    _-Çayda kadınları iten bir tını vardır .benimle kahve içer misin sorusu bütün kadınlarda aynı rahatlatıcı etkiyi uyandırıyor. Beyaz bir fincan kahve ,porselen ,şık, böyle latin ezgiler ...

    Ama çay başarısız bir erkek gibi birşeydir. Çay
  • “Yardım et bana,” dedi sessizce, sanki ölüm döşeğindeki biri gibi konuşuyordu. “Uçmayı dünyadaki her şeyden daha çok istiyorum.”

    “Hadi gidelim öyleyse,” dedi Jonathan. “Karadan uzaklaşalım ve başlayalım.”

    “Anlamıyorsun. Kanadım... Ben kanadımı hareket ettiremiyorum.”

    “Martı Maynard, burada ve şimdi, kendin olmakta, kendi gerçek kişiliğine sahip çıkmakta özgürsün ve hiçbir şey seni yolundan alıkoyamaz. Bu, Yüce Martı Yasası’dır.”

    “Sen şimdi benim uçabileceğimi mi söylemek istiyorsun?”
  • Eğer mutluluktan ölünüyorsa, bu benim başıma gelmeli. Ve eğer ölüme yazgılı biri mutluluk sayesinde hayatta kalıyorsa, o zaman hayatta kalacağım.
  • "Benim bu naif kalbim, yalnız Rabbime mahsustur..."