• Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Yâ Sîn.(1)

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.

    2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.

    5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

    7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

    8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

    9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

    10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    11. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.

    12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.

    13. (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

    14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.

    15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

    16. (Elçiler ise) şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”

    17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”

    18. Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”

    19. Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler.

    20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”

    21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”

    22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”

    23. “O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”

    24. “O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”

    25. “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”

    26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.

    28. Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

    29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

    30. Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.

    31. Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

    32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.

    33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

    34,35. Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?(2)

    (2) Bu âyet şöyle de tercüme edilebilir: “Meyvelerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?”

    36. Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.

    37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.

    38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi)dir.

    39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.

    40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

    41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

    42. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.

    43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.

    44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.

    45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler.

    46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

    47. Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.

    48. “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar.

    49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

    51. Sûra üfürülürir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.

    52. Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”

    53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.

    54. O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.

    55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.

    56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.

    57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.

    58. Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır).

    59. (Allah, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!”

    60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?”

    62. “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?”

    63. “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.”

    64. “İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”

    65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.

    66. Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu hâlde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!

    67. Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.

    68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

    69. Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

    70. (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik.

    71. Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

    72. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.

    73. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilâhlar edindiler.

    75. Onlar, ilâhlar için (hizmete) hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler.

    76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

    77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

    78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”

    79. De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”

    80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.(3)

    (3) Bu âyette, Arapların “marh” ve “afar” adını verdikleri iki cins ağacı yaş hâlde iken birbirine sürterek ateş yakmalarına işaret edilmektedir.

    81. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.

    82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

    83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Yâ Sîn.(1)

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.

    2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.

    5,6. Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

    7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

    8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

    9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

    10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    11. Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.

    12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.

    13. (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

    14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.

    15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

    16. (Elçiler ise) şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”

    17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”

    18. Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”

    19. Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler.

    20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”

    21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”

    22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”

    23. “O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”

    24. “O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”

    25. “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”

    26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi.

    28. Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

    29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

    30. Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.

    31. Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

    32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.

    33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

    34,35. Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?(2)

    (2) Bu âyet şöyle de tercüme edilebilir: “Meyvelerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?”

    36. Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.

    37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.

    38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi)dir.

    39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.

    40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

    41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

    42. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.

    43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.

    44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.

    45. Onlara, “Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin” denildiğinde yüz çevirirler.

    46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

    47. Onlara, “Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın” denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, “Allah’ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz” derler.

    48. “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?” diyorlar.

    49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

    51. Sûra üfürülürir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.

    52. Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”

    53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.

    54. O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.

    55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.

    56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.

    57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.

    58. Çok merhametli olan Rab’den bir söz olarak (kendilerine) “Selâm” (vardır).

    59. (Allah, şöyle der:) “Ey suçlular! Ayrılın bu gün!”

    60,61. “Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?”

    62. “Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?”

    63. “İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir.”

    64. “İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!”

    65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.

    66. Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu hâlde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!

    67. Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.

    68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

    69. Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.

    70. (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur’an’ı indirdik.

    71. Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

    72. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.

    73. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah’ı bırakıp da ilâhlar edindiler.

    75. Onlar, ilâhlar için (hizmete) hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler.

    76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

    77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

    78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”

    79. De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”

    80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.(3)

    (3) Bu âyette, Arapların “marh” ve “afar” adını verdikleri iki cins ağacı yaş hâlde iken birbirine sürterek ateş yakmalarına işaret edilmektedir.

    81. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.

    82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

    83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.
  • YASİN SURESİ

    (1) Yâsîn
    (2) VeI Kur’ân-iI hakîm
    (3) İnneke IemineI mürseIîn
    (4) AIâ sırâtın müstakîm
    (5) TenzîIeI azîzirrahîm
    (6) Litünzira kavmen mâ ünzire âbâühüm fehüm gâfiIûn
    (7) Lekad hakkaIkavIü aIâ ekserihim fehüm Iâ yü’minûn
    (8) İnnâ ceaInâ fî a’nâkihim agIâIen fehiye iIeI ezkâni fehüm mukmehûn
    (9) Ve ceaInâ min beyni eydîhim sedden ve min haIfihim sedden feağşeynâhüm fehüm Iâ yübsirûn
    (10) Ve sevâün aIeyhim eenzertehüm em Iem tünzirhüm Iâ yü’minûn
    (11) innemâ tünzirü menittebazzikra ve haşiyerrahmâne biIgaybi febeşşirhü bimağfiretiv ve ecrin kerîm
    (12) İnnâ nahnü nuhyiI mevtâ ve nektübü mâ kaddemû ve âsârehüm ve küIIe şey’in ahsaynâhü fî imâmin mübîn
    (13) Vadrib Iehüm meseIen ashâbeI karyeh. İz câeheI mürseIûn
    (14) İz erseInâ iIeyhi müsneyni fekezzebûhümâ fe azzeznâ bisâIisin fekâIû innâ iIeyküm mürseIûn
    (15) KâIû mâ entüm iIIâ beşerün misIünâ vemâ enzeIerrahmânü min şey’in in entüm iIIâ tekzibûn
    (16) KâIû rabbünâ ya’Iemü innâ iIeyküm IemürseIûn
    (17) Vemâ aIeynâ iIIeI beIâguI mübîn
    (18) KâIû innâ tetayyernâ biküm Iein Iem tentehû Ie nercümenneküm veIe yemessenneküm minnâ azâbün eIîm
    (19) KâIû tâirüküm meaküm ein zukkirtum beI entüm kavmün müsrifûn
    (20) Vecâe min aksaImedineti racüIün yes’â kâIe yâ kavmittebiuI mürseIîn
    (21) İttebiû men Iâ yeseIüküm ecran ve hüm muhtedûn
    (22) Vemâ Iiye Iâ a’büdüIIezî fetarenî ve iIeyhi türceûn
    (23) Eettehizü min dûnihî âIiheten in yüridnirrahmânü bi-durrin Iâ tuğni annî şefâatühüm şey’en veIâ yünkizûn
    (24) İnnî izen Iefî daIâIin mübîn
    (25) İnnî âmentü birabbiküm fesmeûn
    (26) KîIedhuIiI cennete, kâIe yâIeyte kavmî yâ’Iemûn
    (27) Bimâ gafereIî rabbî ve ceaIenî mineI mükremîn
    (28) Vemâ enzeInâ aIâ kavmihî min badihî min cündin minessemâi vemâ künnâ münziIîn
    (29) İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâhüm hâmidûn
    (30) Yâ hasreten aIeI ibâdi mâ ye’tîhim min resûIin iIIâ kânûbihî yestehziûn
    (31) EIem yerev kem ehIeknâ kabIehüm mineI kurûni ennehüm iIeyhim Iâ yerciûn
    (32) Ve in küIIün Iemmâ cemî’un Iedeynâ muhdarûn
    (33) Ve âyetün IehümüI arduI meytetü ahyeynâhâ ve ahrecnâ minhâ habben fe minhü ye’küIûn
    (34) Ve ceaInâ fîhâ cennâtin min nahîIiv ve a’nâbin ve feccernâ fîha mineI uyûn
    (35) Liye’küIû min semerihî vemâ amiIethü eydîhim efeIâ yeşkürûn
    (36) SübhânneIIezî haIekaI ezvâce küIIehâ mimmâ tünbitüI ardu ve min enfüsihim ve mimmâ Iâ ya’Iemûn
    (37) Ve âyetün IehümüIIeyü nesIehu minhünnehâre fe izâhüm muzIimûn
    (38) Veş şemsü tecrı li müstekarril leha zalike takdiyrul aziyzil aliym
    (39) VeIkamere kaddernâhü menâziIe hattâ âdekeI urcûniI kadîm
    (40) Leşşemsû yenbegî Iehâ en tüdrikeI kamere veIeIIeyIü sâbikunnehâr ve küIIün fî feIekin yesbehûn
    (41) Ve âyetüI Iehüm ennâ hameInâ zürriyyetehüm fiI füIkiI meşhûn
    (42) Ve haIâknâ Iehüm min misIihî mâ yarkebûn
    (43) Ve in neşe’ nugrıkhüm feIâ sarîha Iehüm veIâhüm yünkazûn
    (44) İIIâ rahmeten minnâ ve metâan iIâ hîn
    (45) Ve izâ kîIe Iehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ haIfeküm IeaIIeküm türhamûn
    (46) Vemâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim iIIâ kânû anhâ mu’ridîn
    (47) Ve izâ kîIe Iehüm enfikû mim mâ rezakakümüIIâhü, kâIeIIezîne keferû, IiIIezîne âmenû enut’ımü menIev yeşâuIIâhü et’ameh, in entüm iIIâ fî daIâIin mübîn
    (48) Ve yekûIûne metâ hâzeI va’dü in küntüm sâdikîn
    (49) Mâ yenzurûne iIIâ sayhaten vâhideten te’huzühüm vehüm yehissimûn
    (50) FeIâ yestetîûne tavsıyeten veIâ iIâ ehIihim yerciûn
    (51) Ve nüfiha fîssûri feizâhüm mineI ecdâsi iIâ rabbihim yensiIûn
    (52) KâIû yâ veyIenâ men beasena min merkadina hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekaI mürseIûn
    (53) İn kânet iIIâ sayhaten vâhideten feizâ hüm cemî’un Iedeynâ muhdarûn
    (54) FeIyevme Iâ tuzIemu nefsün şeyen veIâ tüczevne iIIâ mâ küntüm tâ’meIûn
    (55) İnne ashâbeI cennetiI yevme fîşüğuIin fâkihûn
    (56) Hüm ve ezvâcühüm fî zıIâIin aIeI erâiki müttekiûn
    (57) Lehüm fîhâ fâkihetün ve Iehüm mâ yeddeûn
    (58) SeIâmün kavIen min rabbin rahîm
    (59) VemtâzüI yevme eyyüheI mücrimûn
    (60) EIem a’hed iIeyküm yâ benî âdeme en Iâ tâ’buduşşeytân innehû Ieküm adüvvün mübîn
    (61) Ve enî’budûnî, hâzâ sırâtun müstekîm
    (62) Ve Iekad edaIIe minküm cibiIIen kesîran efeIem tekûnû ta’kıIûn
    (63) Hâzihî cehennemüIIetî küntüm tûadûn
    (64) lsIevheI yevme bimâ küntüm tekfürûn
    (65) EIyevme nahtimü aIâ efvâhihim ve tükeIIimünâ eydîhim ve teşhedü ercüIühüm bimâ kânû yeksibûn
    (66) VeIev neşâü Ietamesnâ aIâ a’yunihim festebekus sırâta fe ennâ yübsirûn
    (67) VeIev neşâü Iemesahnâhüm aIâ mekânetihim femestetâû mudıyyev veIâ yerciûn
    (68) Ve men nüammirhü nünekkishü fiIhaIkı, efeIâ ya’kiIûn
    (69) Ve mâ aIIemnâhüşşi’ra vemâ yenbegî Ieh in hüve iIIâ zikrün ve kur’ânün mübîn
    (70) Li yünzira men kane hayyave ve yehıkkal kavlü alel kafirın
    (71) EveIem yerav ennâ haIaknâ Iehüm mimmâ amiIet eydîna en âmen fehüm Iehâ mâIikûn
    (72) Ve zeIIeInâhâ Iehüm feminhâ rekûbühüm ve minhâ ye’küIûn
    (73) Ve Iehüm fîhâ menâfiu ve meşâribü efeIâ yeşkürûn
    (74) Vettehazû min dûniIIâhi âIiheten IeaIIehüm yünsarûn
    (75) Lâ yestetîûne nasrahüm ve hüm Iehüm cündün muhdarûn
    (76) FeIâ yahzünke kavIühüm. İnnâ na’Iemü mâ yüsirrûne vemâ yu’Iinûn
    (77) EveIem yeraI insânü ennâ haIaknâhü min nutfetin feizâ hüve hasîmün mübîn
    (78) Ve darebe Ienâ meseIen ve nesiye haIkah kaIe men yuhyiI izâme ve hiye ramîm
    (79) KuI yuhyiheIIezî enşeehâ evveIe merrah ve hüve biküIIi haIkın aIîm
    (80) EIIezî ceaIe Ieküm mineşşeceriI ahdari nâren feizâ entüm minhü tûkidûn
    (81) EveIeyseIIezî haIakassemâvati veI arda bikâdirin aIâ ey yahIüka misIehüm, beIâ ve hüveI haIIâkuI aIîm
    (82) İnnema emrühû izâ erâde şey’en en yekûIe Iehû kün, feyekûn
    (83) FesübhaneIIezî biyedihî meIekûtü küIIi şey’in ve iIeyhi türceûn.

    YASİN SURESİ MEALİ (Diyanet)

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Yâ Sîn.(1)

    (1) Bu harflerle ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız. 
    2,3,4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.

    5,6. Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

    7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

    8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

    9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

    10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

    11. Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele.

    12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bir bir kaydetmişizdir.

    13. (Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.

    14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, "Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz" dediler.

    15. Onlar şöyle dediler: "Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."

    16. (Elçiler ise) şöyle dediler: "Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor."

    17. "Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."

    18. Dediler ki: "Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur."

    19. Elçiler de, "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz" dediler.

    20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Bu elçilere uyun."

    21. "Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir."

    22. "Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz."

    23. "O'nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar."

    24. "O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."

    25. "Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"

    26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): "Cennete gir!" denildi. O da, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" dedi.

    28. Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.

    29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.

    30. Yazık o kullara! Kendilerine bir peygamber gelmezdi ki, onunla alay ediyor olmasınlar.

    31. Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi; onların artık kendilerine dönmeyeceklerini görmediler mi?

    32. Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaklardır.

    33. Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz, onu diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.

    34,35. Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?(2)

    (2) Bu âyet şöyle de tercüme edilebilir: "Meyvelerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?" 
    36. Yerin bitirdiği şeylerden, insanların kendilerinden ve (daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratanın şanı yücedir.

    37. Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.

    38. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri (düzenlemesi)dir.

    39. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.

    40. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.

    41. Onların soylarını dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir.

    42. Biz, onlar için o gemi gibi binecekleri nice şeyler yarattık.

    43. Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur, ne de kurtarılırlar.

    44. Ancak tarafımızdan bir rahmet olarak ve bir süreye kadar daha yaşasınlar diye kurtarılırlar.

    45. Onlara, "Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden (dünya ve ahirette göreceğiniz azaplardan) sakının ki size merhamet edilsin" denildiğinde yüz çevirirler.

    46. Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.

    47. Onlara, "Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden Allah yolunda harcayın" denildiği zaman, inkâr edenler iman edenlere, "Allah'ın, dilemiş olsa kendilerini doyurabileceği kimselere mi yedireceğiz? Siz ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz" derler.

    48. "Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit ne zaman gelecek?" diyorlar.

    49. Onlar ancak, çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak korkunç bir ses bekliyorlar.

    50. Artık ne birbirlerine tavsiyede bulunabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.

    51. Sûra üfürülür. Bir de bakarsın, kabirlerden çıkmış, Rablerine doğru akın akın gitmektedirler.

    52. Şöyle derler: "Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler."

    53. Sadece korkunç bir ses olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuza çıkarılmışlardır.

    54. O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.

    55. Şüphesiz cennetlikler o gün nimetlerle meşguldürler, zevk sürerler.

    56. Onlar ve eşleri gölgelerde koltuklara yaslanmaktadırlar.

    57. Onlar için orada meyveler vardır. Onlar için diledikleri her şey vardır.

    58. Çok merhametli olan Rab'den bir söz olarak (kendilerine) "Selâm" (vardır).

    59. (Allah, şöyle der:) "Ey suçlular! Ayrılın bu gün!"

    60,61. "Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?"

    62. "Andolsun, o sizden pek çok nesli saptırmıştı. Hiç düşünmüyor muydunuz?"

    63. "İşte bu, tehdit edildiğiniz cehennemdir."

    64. "İnkâr ettiğinizden dolayı bugün girin oraya!"

    65. O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.

    66. Eğer dileseydik, onların gözlerini büsbütün kör ederdik de (bu hâlde) yola koyulmak için didişirlerdi. Fakat nasıl görecekler ki?!

    67. Yine eğer dileseydik, oldukları yerde başka yaratıklara dönüştürürdük de ne ileri gidebilirler, ne geri dönebilirlerdi.

    68. Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?

    69. Biz, o Peygamber'e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.

    70. (Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kâfirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur'an'ı indirdik.

    71. Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.

    72. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.

    73. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

    74. Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'ı bırakıp da ilâhlar edindiler.

    75. Onlar, ilâhlar için (hizmete) hazır asker oldukları hâlde, ilâhlar onlara yardım edemezler.

    76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.

    77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.

    78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?"

    79. De ki: "Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir."

    80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.(3)

    (3) Bu âyette, Arapların "marh" ve "afar" adını verdikleri iki cins ağacı yaş hâlde iken birbirine sürterek ateş yakmalarına işaret edilmektedir. 
    81. Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.

    82. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.

    83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.
  • 272 syf.
    ·10/10
    çoğu zaman bitkilerin insan ve diğer canlılardan daha fazla yaşam hakkına sahip olduklarını düşünmüşümdür. çünkü tüm dünyada yaşam döngüsünün en temelini oluşturan yapı taşı bitkilerdir. en kısa tanımla bitkiler olmadan canlıları hayatta tutan oksijende olmayacaktır. bunun yanı sıra karnımızı doyurmak, giyinmek, barınmak, tedavi olmak (alternatif tıp) gibi daha birçok gereksinim için kullanılan bitkiler, insanların gençleşme ve ölümsüzlük gibi arayışlarının da kaynağını oluşturmuştur. örneğin 4500 yaşında ki ağaçların (taxus baccata (adi porsuk) ) ve buna benzer uzun yıllar yaşayan bitki türlerinin varlığı bu arayışı tetiklemiştir.
    bütün bunların keşfine neden olan insanoğlu teknolojinin ilerlemesi, hızlı sanayileşme, daha fazla merak daha fazla para hırsı vb. nedenlerle bir zamanlar mucize olarak gördüğü bitki dünyasına hükmetme arzusu ile bu mucizenin sonunu hazırlamaya başlamıştır. temelde mükemmel olan bu sistemi korumak ve devamını sağlamak yerine ona sahip olmak ve yönetmek için gen kaynaklarıyla oynamış türlerin yok olmasına sebep olmuş ve en önemlisi de bunu umursamaz hale gelmiştir. kısaca bu mükemmel oluşumu küçümsemişlerdir.
    insanlar tarafından bitkilerin küçümsenmesi ise üzerinde durulması gereken diğer bir meseledir. bitkiler fotosentez sayesinde atmosferdeki karbondioksiti ve ısıyı alarak besin üretirler, oksijen açığa çıkarırlar ve dengeyi sağlarlar. atmosferdeki oksijen miktarının korunması için de başka bir doğal kaynak yoktur. bu yüzden tüm canlı sistemlerdeki dengelerin korunması için bitkilerin varlığı şarttır.
    bu mükemmel sentezin hayati önem taşıyan bir diğer ürünü de canlıların besin kaynaklarıdır. fotosentez sonucunda ortaya çıkan bu besin kaynakları "karbonhidratlar" olarak adlandırılır. glikoz, nişasta, selüloz ve sakkaroz karbonhidratların en bilinenleri ve en hayati olanlarıdır. fotosentez sonucunda üretilen bu maddeler hem bitkilerin kendileri, hem de diğer canlılar için çok önemlidir. gerek hayvanlar gerekse insanlar, bitkilerin üretmiş olduğu bu besinleri tüketerek hayatlarını sürdürebilecek enerjiyi elde ederler. hayvansal besinler de ancak bitkilerden elde edilen ürünler sayesinde var olabilmektedir.
    peki, bitkiler bunu nasıl başarabiliyorlar? bu kadar kıt olanaklarla bu kadar ileri bir teknolojiye hangi canlı sahip? bu kadar işe yaramalarına rağmen bitkiler neden şikâyetçi değiller; ben üretim yapmak istemiyorum biraz dinlenmek istiyorum, yok efendim artık oynamıyorum demiyorlar? sürekli bir gelişim ve üretim halindeler ve bunun karşılığında bir beklenti için de de değiller. insanın ise tek başına bir üretkenliği yok. insan varlığını bitkilere borçlu ve diğer canlılar da öyle… bitkiler ise hiçbir canlıya muhtaç değiller.
    bitkiler sinir sistemi ve beyne sahip değiller. bu nedenle insanların çoğu bitkilerin zekâ belirtisi gösteremediğini ve iletişim kuramadığını düşünüyor. fakat bitkiler birçok olaya tepki gösteriyorlar. konuşamıyorlar yâda hızlı hareket edemiyorlar ama bünyelerindeki kimyasallar ile tepkilerini gösteriyorlar. birçok deneyde bu gözlenmiştir.
    uyaranlara tepki göstermek canlılık belirtisi ve bu belirti sistematik bir şekilde gerçekleştirilebiliyorsa aynı zamanda zekâ belirtisidir. zekânın en önemli belirtilerinden ikisi hafıza ve öğrenme yeteneğidir. bu güne kadar var olmayı başarabilmiş bir bitki mutlaka hafızasını kullanarak ve yeni koşulları öğrenip adapte olarak yaşamını devam ettirmiş ve günümüze kadar gelmiştir. elbette yüksek zekâlı bir canlı sadece bu iki bileşeni kullanarak hayatını devam ettirmez. bunların yanı sıra soyutlama, mantıklıma, neden-sonuç ilişkisi kurma gibi birçok zekâ fonksiyonunu da yerine getirebilir. ancak insanın zekâsını hayvan ile hayvanın zekâsını bitki ile ya da diğer canlılar ile kıyaslayamayız. kıyaslayamayacağımız ise insan dışı canlılarda zekâ yoktur anlamına gelmez.
    bitkiler üzerinde yapılan birçok deneyde varılan bulgular şöyledir;
    dr. consuelo de moraes bitkilerin "vampiri" olarak görülen küsküt otu ile bir çalışma yürüttü. araştırmasında, bitkilerin koku alma duyusu ile yönünü nasıl bulduğunu gösterdi. küsküt otu kökü olmayan ve dolayısıyla yaşamak için diğer bitkilere yapışıp onların kaynakları ile beslenen bir ottur. bu nedenle ona "vampir" denir. bu bitkinin bazı bitkileri diğerlerine nazaran daha çok tercih ettiği zaten biliniyordu. ancak bu tercihi neye göre yaptığı bilinmiyordu. seçenekler arasından tercih yapabilmek, zekânın en net belirtilerinden birisidir. en azından zekânın içgüdüsel kısmının... yapılan deneyde, ilk önce bir küsküt otu domates bitkisi ile aynı kaba kondu. küsküt otu zorlanmadan konak bitkiyi tespit etti.
    daha sonra küsküt otu, domates ile başka bir bitkinin arasına kondu ve hangisini tercih edeceği gözlendi. küsküt otu, domatese yöneldi. bu bulgulardan yararlanarak domates bitkisinin kokusu özenli bir şekilde ayrıştırılarak plastik bir çubuğun üzerine sürüldü. deney tekrarlandığında küsküt otu diğer alternatifi değil domates bitkisinin "parfümü" sürülmüş olan plastik çubuğu tercih etti. bu durum bitkilerin salınan kimyasallar yolu ile birbirlerini tanıyabildiğini gösterdi. domates bitkisinin ayrıca küsküt otu tarafından saldırıya uğradığında imdat çağrısı olarak yorumlanabilecek farklı bir kimyasal salgıladığı gözlendi.
    yapılan her yeni araştırma, bitkilerin etraflarıyla etkileşimi konusunda daha fazla ve net bilgiler vermektedir. fakat zor olan, etki-tepki sürecinin hayvanlar ile bitkiler arasında farklı olup olmadığını anlamaktır. hayvanlarda sinir sisteminin bulunması, bu süreci fazlasıyla hızlandırır ve verimli hale getirir. ancak yavaş ve verimsiz bir etki-tepki, sadece farklı bir zekâ tipi olarak değerlendirilemez mi?
    bitkilerde etki-tepkiye dair birçok örnek bulunmaktadır. örneğin yeni kesilmiş çimenlerin ya da koparılmış çiçek-benzeri bir koku saçması buna örnektir. bu kokular, bitkinin "güzel kokmak" amacıyla salgıladığı kimyasallar falan değildir. aslında bitkiler, kesilme sonucu alınan zarara karşı savunma olarak bu kimyasalları salgılarlar.
    max planck kimyasal ekoloji enstitüsü’nden dr. ıan baldwin ve dr. danny kessler, vahşi tütün bitkisi (nicotiana attenuata) üzerinde yaptığı araştırmada bitkinin kendisini tozlaşma ile döllemesi için gece az miktarda ışıldayarak ve çiçeklerinden benzil aseton yayarak çağırdığı gece aktif böceklerden bir kelebek çeşidinin (manduca sexta) yine bitkinin üzerine yumurtlaması ile ortaya çıkan larva tehdidini kovmak için belli kimyasallar yaydığını keşfetti. bu kimyasallar bu tırtıl çeşidi ile beslenen bir böceği çağırmak için kullanılıyordu. tütün bitkisinin savunması ve algısı konusunda ilgi çekici bir örnektir. çünkü zaten birçok yırtıcı ile baş edebilecek nikotin kimyasalını salgılayabilir ve bu sayede güvende kalabilir. fakat bunu basit bir kimyasal tepki olarak düşünebilirsiniz, haklısınız da. sonuçta kolumuz kanadığında bir dizi kimyasal tepkime sayesinde pıhtılaşma meydana gelir. bunun için zeki olmanıza gerek yoktur. fakat tütün bitkisi bundan daha tuhaf bir şeyi de başarabilir: aktif olarak kendisinin etrafında bulunacak avcı hayvanların hangileri olacağını manipüle edebilir! tütün bitkisi, kendisine zarar veren tırtılların tehdidinden genellikle avcı böcekler ve kuşlar sayesinde kurtulur. ancak bunu yapamadığında, çok daha sıra dışı bir şeyi dener: kendisini tozlaştıracak başka bir hayvan seçer! bir günden daha kısa bir süre içerisinde (dolayısıyla bu evrimsel bir değişim değildir!), çiçeklerini sinek kuşlarının (trochilidae) beslenebileceği bir şekle sokar. sinek kuşları tütünün saçtığı kokulara çekilirler ve burada tütünü rahatsız eden leziz tırtılları görürler. onlarla avlandıklarında, tütün de kendisini korumuş olur! buna "zekâ" dememek için kendimizi zor tutuyoruz, belirtelim.
    örneğin bitkilerde sosyal hayattan söz edebilir miyiz? bitkiler birbirlerini tanıyabilir mi? evrimsel ekolog susan dudley tarafından turpgiller (brassicaceae) ailesinden cakile türü ile yapılan bir deneyde, yan yana konan ve aynı atadan gelen bitkilerin köklerinin farklı atalardan gelen bitkilere oranla daha kontrollü (ve karşılıklı olarak ilişkili olacak şekilde) geliştiği görüldü. farklı bir türle tekrarlanan deneyde, farklı atalardan olan bitkiler hızlı bir şekilde kaynakları ele geçirmek için büyürken, aynı atadan gelen bitkiler bölgelerine sadık kaldı. bu bitkilerin aralarındaki kimyasal iletişim kesilip birbirlerini tanıması engellendiği zaman büyüme hızı da artış gösterdi. kökler daha hızlı büyüyüp daha fazla saçaklandı. bu iletişimin istemli olup olmadığı şu anda bilinmiyor. bu sorunun cevabı, bitkilerde zekâya dair çok daha açık bilgiler verecektir.
    tüm bunlar, gerçekten heyecan verici bulgulardır ve tartışmasız bir şekilde, tek başlarına bile bu araştırmalar hayvan-dışı canlılardaki zekâyı sorgulamamız gerektiğini göstermektedir. burada kritik olan nokta, birden fazla veriyi birbiriyle kıyaslayarak değerlendirmek ve buna uygun tepki göstermektir. tıpkı bir sorunla karşılaşan bir insanın, tüm verileri değerlendirerek en uygun cevabı vermesi gibi. bitkiler, bunu başarıyla yapabilirler.
    bitkilerde zekâ konusunda meşhur bir yazar olan michael pollan şöyle diyor: "bitkilerde elbette hayvanlardaki gibi nöronlar veya beyinler yok, dolayısıyla bitkilerin algı ve zekâ sistemlerinin çalışılmasına bitki nörobiyolojisi demek hata olacaktır. ancak hayvanlardaki yapılara analog (benzer) olan yapılara sahiptirler. günlük yaşamlarında duyusal verileri toplamak için birçok yönteme sahiptirler. bu verileri entegre ederler ve bunlara uygun bir tepki gösterirler. bunu beyinleri olmadan yaparlar ki zaten inanılmaz olan da budur. çünkü bizler, bilgiyi işlemek için otomatik olarak bir beynin olması gerektiğini varsayarız."
    yine bitkilerin zekâsına yönelik olarak araştırmalar yürüten bir diğer bilim insanı, prof. dr. stefano mancuso'dur. mancuso, şu anda dünya’da sadece bitki zekâsı konusuna odaklanmış tek laboratuvarı yönetmektedir. buraya kadar anlattıklarımıza yönelik şu sözleri söylemektedir: "eğer ki zekâyı problem çözme kapasitesi olarak tanımlarsanız, bitkilerin bize öğreteceği çok şey var demektir. onlar büyüme, adapte olma ve yayılma tipleri bakımından sadece akıllı değiller, aynı zamanda bunu nöronlar olmadan yapabilecek bir noktadalar. zekâ sadece beyne sahip olmayla ilgili bir konu değil. bitkilerle ilgili fikirlerimizin tüm hatalarının kökeninde, bitkilerin zeki olması için insan-benzeri duyguları olması gerektiğini varsaymamız yatıyor."
    umarım bu yazı sizlerin bakış açınızda, bir değişikliğe gitmeniz de faydalı olmuştur. artık bitkilere saygı ile baktığınızı varsayıyorum tabii ki zekâ bu konuda hayli önemli. onlar bizim için var mantığından arınıp kurtulmanız dileğiyle…