• 176 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ömer Kaya ~~ Hayatınızda Keskelere Yer Vermeyin
    .
    ⚘"Sus gönlüm... Bütün bu susmalarina karşılık herseyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
    .
    🗨 Öncelikle şunu söylemeliyim yazarımız soru cevap şeklinde kaleme almış bu kitabı ve bu tarz kitapları çok seviyorum. Tabi sizi sıkmamasi çok önemli. Ben hemen kendisini internetten araştırdım yapımcılık yapıyor suan ve bunu çok istiyormuş inşallah Rabbim gönlüne göre verir.
    .
    🗨 Almanya'da doğup büyüyen Ömer Kaya'nın hayat hikayesi. Ilk başta bir arkadaşı soruyor kendisi cevaplıyor sanıyorsunuz fakat kendi ile yüzleşmesi olduğunu kitabın sonunda anlıyorsunuz. Çok da mantıklı öyle kesitlere yer vermiş ki hayatındaki bazen bir başkasına anlatamazsin bazı olayları. Genç yaşta çok zorluklar çekerek gelmiş bu noktaya belki biraz klişe olacak ama, çok samimi yazmış yaşadıklarını. Bazen hiç uyumamış uykuyu unutmuş çalışmak para kazanmak için. Annesi ile kizkardesine sahip çıkmak için. Babadan sevgi görmemiş. Hep farkedilmeyi onemsenmeyi beklemiş. Ama yilmamış sağlam bir karakter yaratmış, pes etmemiş güven aşılamış ,herkes gezerken onun yaşında o çalışmış pes etmemiş. Çok batmış çok toparlamis. Her zaman olduğu gibi en yakınlarından kazık yemiş. Şimdi anlattığına göre harika bir eşi ,iki güzel çocuğu ve huzurlu bir hayatı var. Hak yemiyen ve duaya inanan bir insan. Rabbim de işini gücünü rast getirmiş.
    .
    🗨 Çok samimi bir dilde yazılan harika bir hayat hikayesi. Kulağına küpe olacak çok şey var kitapta ve bunları Size mütevazı bir şekilde söylüyor. Ben yapımcılığın yanında yazarlığı da ilerletmesini tavsiye ederim naçizane. Mutlaka okumalisiniz kesinlikle tavsiye ediyorum.Yolu açık olsun hocamın
    .
    Kitapla kalın ⚘
  • 424 syf.
    ·20 günde·Beğendi
    VE BU BENIM HİKAYEM
    Öncelikle belirtmem gerekir ki bu bir kitap incelemesi değildir, bu benim kitapla olan hikayemden küçük bir kesittir . (Anlatabildiğim kadarıyla)

    Hayatımın son bir buçuk yıllık zaman diliminde vazgeçilmezim oldu kitaplar. Ve kitapçı dükkanları..Kapıdan içeri adım atar atmaz bizleri kuşatan o kitap kokusu, ve kitapların varlıkları deyim yerindeyse ayaklarımı yerden kesiyor ve içimi taze bir bahar kokusu kaplıyordu.
    Yine böyle bir günde güzel bir kitapçı dükkanında raflara bakınırken tanıştım Murat MENTEŞ ile. Kitap kapak tasarımları ılginç gelmişti. Zaman sonra nasıl olduğunu tam olarak hatırlamıyorum kendimi " RUHI MÜCERRET" isimli eserini okurken buldum. Daha ilk sayfalarında büyülenmiştim. Yazarın sıradışı anlatımı, kelimelerle dansı oldukça etkilemişti beni.

    Ve bir gün RUHİ MÜCERRET in satır aralarında rastladım ona.
    Dü-ce-ç-b-ak-ta-se-b-o...(Dünya cennete çok benziyor aksi taktirde sen burada olmazdın)...


    Gözlerinde kaybolmuştum. Daha ilk o anda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını hissetmiştim.Kurumaya yüz tutan toprağıma yıllardır özlenen bir nisan yağmuru gibi gelmişti. Onunla hayat bulmuştu yüreğim. Bütün bu heyecan kıpırtısı içinde başıma neler geleceğini de biliyordum. Aşık olacağımı da. Engel olmaya çalışsam da olamayacağımı da ..Ama aşk öyle güçlü öylesine güzel bir duygu ki bir anlık mutluluğuna bir ömür yanmaya razı oluyor insan. Sanırım en çok da böyle düşündüm. Yanacağımı bile bile attım kendimi ateşe. Girdiğim sokağın çıkmaz olduğunu gördüğüm halde, düş kırıklığına uğrayacağımı bilmeme rağmen geri dönecek iradem yoktu.
    İçimdeki hisleri anlatması çok güç. Her anım onunla doldu. Sanki yeryüzünde ondan başka hiç kimsem yoktu.
    Aslında en başında birbirimize söz de vermiştik. Aşk olmayacaktı. Sadece kitaplar olacaktı aramızda. Beraber aynı kitabı okuyup kitap üzerine düşüncelerimizi paylaşacaktık. Birbirimizin kitap arkadaşı olacaktık...Yapamadım.
    Ve bir gün kendimi onsuz yapamayacağımı hissederken buldum..Nasıl olduğunu bile anlamayarak.. Ve yine anladim ki onu sevene kadar ben kimseyi sevmemişim. Sevmek meğer ne kadar güzel bir duyguymuş.

    Yaklaşık 5 milyar yaşında olan ve yine 510 milyon km² lik bir alana sahip olan yeryüzünde, yaklaşık 200.000 yıllık insanlık geçmişinde onunla aynı yüzyılda yaşamak bile benim için mutlulukların sevincin en güzeliydi. Bir de buna onu tanımak ve özellikle yalnızca onu sevmek, 7 milyar yaşayan insan arasından yalnızca onu hissedebilmek, ona dokunabilmek, onu yaşayabilmek benim için mutlulukların da ötesindeydi.
    Ve ben O'ndan önceki hayatimda standart uyku uyuyan biriydim. Onu sevdikten sonra uykuyla arama setler çektim, uyumamalıydım, o güzel günleri yastığa bağışlamamam gerekiyordu. Biliyordum ki güzel günler uzun sürmezdi..Ve şimdi her fırsatta uyuyorum çünkü o yok, guzel günler çok çabuk tükenmişti. Ve şimdi her uyuduğumda rüyalarımda onu görüyorum.

    Murat MENTEŞ in bu eserini almak için bir kaç kitapçı dolaşmıştık. Kolay bulamamıştık. İyi ki de öyle olmuş. Hatta bendeki basım eskiydi. Ona aldığımız yeni tasarımdı. Çok beğenmişti bana elindeki o basımı teklif etmişti, tabiki alamazdım. O anki hali gözlerimin önünde. Ne de mutlu olmuştu. Gözlerindeki ışıltı dün gibi hatırımda..
    Hayatımın en guzel kitapçı gezintisiydi. Eşsiz bir mutluluk duygusu kaplamıştı ruhumu. Bundan sonraki hayatımda gireceğim tüm kitapçılarda boynum bükük olacak, belkide kitapçılardakı o kokuyu artık hissedemeyeceğim.Belki de kalan ömrüm buna da müsade etmeyecek..Bu eseri onun yanından ayrılır ayrılmaz başladım okumaya ve yol boyunca geçtigim her şehir merkezinde açıp birkaç sayfasını okudum. Bu kitap bende çok farklı yere sahipti ve öyle olmalıydı. Sizlere çok tuhaf gelebilir belki ama ben bu kitabı yaklaşık 20 il merkezi ve 40 a yakın ilce merkezinde okuyarak başladığım noktada tamamladım. Kitabın her cümlesinde, tüm satır aralarında virgülünde noktasında onu aradım...

    Peki neden mi olmadı. Bunu açıklamak çok zor ve belki de saçma. Kisaca ciddi sağlık şartları koyalım adını. Kendime konduramadığım, gerçeklerle yüzlesemediğim... Bu yüzden hayatından, binbir bahane ile binbir yalan yeminle kopmak zorunda kaldım. Belki böylesi daha kolay olacaktı . Onu daha fazla üzmemeliydim...Her aşkta olduğu gibi bu aşkta tek taraflıydı zaten beni hiç sevmedi. Ama sitem etme hakkım da yok. 'O' benimle toprak olacak ve hayat başka romanlarda devam edecek..

    Kitapla ilgili hikayemden küçük bir kesit aktarmak istiyorum.
    Kaç saattir yollardayim, ne zamandır sağlıklı bir uyku uyumuyordum bilmiyorum. Bir köy vardı. Yol üzeri, yıllar önce de bu yoldan her geçişimde dikkatimi çeken. Bu sefer o köye gideceğim. Köyün meydan yerine gelerek müsait yere park ettim aracı. Çoğu köy yerinde olduğu gibi burada da büyükçe bir köy kahvesi vardı ve tabi olmazsa olmaz meydanda bulunan, yıllara meydan okumuş asırlık çınar. Yaş ortalaması 60'in üzerinde olan hayatin ağırlığı yüzlerindeki çizgilerden okunan köy halkına (5-6kişi) selam verdikten sonra kendime bir çay söyledim, bir de sigara yaktım. Meraklı bakışlar üzerimdeydi. Açıkçası rahatsızlık duymadım. Köy yerlerinde bu şekilde yabancı kişilerin dikkat çekmesi olağan bir şeydi. Ilk defa yaşamıyordum bu hissi. Açıklama yapmak yada kendimi tanıtma gereği duyacak kadar etkiliydi bakışlar, bunun üzerine kendimi tanıttım. Köylerinin yillardır anayoldan geçip giderken dikkatimi çektiğini ve beğendiğimi belirttim. Yolcu olduğumu bir bardak çay için köylerini ziyâret ettiğimi söyledim. Içlerinden ikisinin yüzlerindeki meraklı bakış yerini sevecenlige bırakmıştı. Sandalyelerini oturmuş olduğum masaya yaklaştırdılar. Nerden gelip nereye gittigimi sorduklarında cevap vermekte zorluk çektim...Nereden gelip nereye gidiyordum, yolumu rotamı kaybetmiştim. Rüzgarda savrulan bir yaprak misali ordan oraya savrulup duruyordum. Bunu nasıl aciklayabilirdim ki..Yaklaşık yarım saat kadar sohbet ettikten sonra müsadelerini isteyerek yola koyuldum. Bu şekilde seyahatime devam ederken 5-6 köye daha uğradım. Hepsinde de güler yüzle karşılandım. Onların o sıcakkanlılığı misafirperverlikleri yüreğime işlemişti ve büyük kentlerden bir kez daha tiksinmistim.

    Ve sevdiğim..
    Daha önce olduğu gibi yine bir akşam üstüydü, şehrine varışım. Şehre hakim bir noktaya arabayı çekip gün batımına dek şehrin ışıklarının yanmasını izledim, O'nun şehirde olduğunu bilerek izledim uzaklardan. Daha sonra, sokak sokak gezdim şehrinde. İçinde yaşadığını bildiğim şehirde nefes almaya başlamıştım, bir köşeden ansızın karşıma çıkma ihtimalinin heyacanını ise hangi kelimelerle ifade edebilirdim ki.. Geceyi şehrinde geçirdim sessizce. Yine aynı yerde aynı şekilde...Bu sefer uyumadan.. Hayatımda ilk defa gün doğumunun hüznüne şahit oldum. Kuşlar matem havasında idiler. Ağaçların yapraklarına vuran ilk gün ışığı da ... Beraber gittiğimiz yerlere gittim, aynı mekânda iki kişilik kahvaltı sipariş verdim. Masaya gelen hiçbir şeye dokunamadan sadece sigara ile yaptim kahvaltımı.. İş yeri sahibi neden hiçbir şey yemediğimi sorduğunda cevap dahi veremedim.. Ve beraber gezdiğimiz sokaklarda dolaştım şuursuzca, gözlerine bakarak bakışlarla konuşarak ...Ayak izlerini sürdüm, beraber girdiğimiz kitapçılara girip çıktım. Kokun sinmişti, beraber bakındığımız kitapçı dükkanlarına.. Biliyor musun hayatimda ilk defa bir kitapçı dükkanında mutsuzdum. Ve anladım ki ben senden sonra kitaplara da küsmüştüm.

    Sana söyleyeceğim en basit söz " Seni son nefesime dek sevecegim" olacak...
    Elimde olsaydı bu yolculuğa başlayıp başlamamak, başlardım yine . Pişman değilim . Seni sevmekten bir an bile vazgeçmedim.
    Yıldızların gökyüzündeki dizilişinde bile senin adın yazılıydı...Baktığım her yerde sen vardın.
    Hani sana demistimya, yalnızca sana "benim gökyüzünde bir yıldızım var " diye . Her gece anlatıyorum artık seni ona...
    Sesini son bir kez duymayı ne çok isterdim, ama buna dayanamazdım da..
    Anlatılması güç hislerimin tarifsiz hüznünü yaşıyorum.
    Hani bana demiştinya sevmek mücadele etmektir diye. Ediyorum işte bak, sadece kalarak değil gitmek zorunda olarak da mücadele ediliyormuş.
    Asla kırgın degilim. Sitem de kabul etme sözlerimi ne olur..

    Bir gün gelirde tutarsam ellerini
    Bakarsam gözlerine sevgi dolu
    Doğarsa sende yeniden bu beden
    Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
    Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
    Sen adını koyamadığım
    Sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
    Sen ruhu revanım sen yaşama sevincim
    Yasaklım adı bende saklım
    Senin adın kavuşmak olsun
    Senin adın
    Senin adın seviyorum olsun
    Seviyorum olsun
    Seni seviyorum, seni seviyorum...

    Bunları neden mi anlattım, okumayacağını bildiğim için. Okuyacağını bilsem anlatamazdım zaten, cesaret edemezdim.
    Çok vaktim kalmadi artık hissediyorum. Olur da zaman sonra uğrarsan buralara okuyup geç ve gülümse. "Beni gerçekten sevmiş" de.
    Dualarım seninle başlayıp seninle bitecek.
    Seni çok seviyorum.
    Ben toprak olayım sen beni unut..
    Yüzündeki gülümseyiş hiç solmasın.
    Bunlar sana olan hissiyatimın ancak gölgesi olabilir.
    Ve son sözlerime şerh düşerken sevdiğim
    KORKMA ARTIK BEN YOKUM...
    https://youtu.be/4s0F5CEPfDk
  • 190 syf.
    ·2 günde
    Spoiler vermeden bu kısacık ama sürükleyen mini romanı nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
    Kitabı kısa sürede bitirdim çünkü merak ögesini çok canlı tutuyor ve kitapta çok fazla karakter olmasına rağmen bu farklılığın yarattığı cümbüş sizi etkiliyor. Okuduğum için pişman değilim ama keşke daha uzun bir roman olsaydı.

    Bazı kalıplaşmış betimlemeler birkaç karakterin üzerine yapışmış gibiydi, olaylar sayfalar ilerledikçe ilerliyordu fakat üç sayfa betimlemeler ve kısa diyaloglarla geçiyorsa diğer sayfada bütün her şey sıkıştırılmış özetlenmiş gibi geliyordu. Okuduğum yayından (Altın Kitaplar) mütevellittir belki bilemeyeceğim ama konuşmalar diyalogdan ziyade alıntı gibi devam ettiği için diyalog ve monologlar bazen karıştı.

    Keşke kitabın başında ,hemen, yaşanan hırsızlıkları dile getirmek yerine karakterlerden, onların hayatlarından kesitlerle selamlasaydı yazar bizi. Çünkü o kadar farklı ve kendini merak ettiren karakter vardı ki, hem de böylece daha çok bilgi ve hakimiyetin getirdiği yorumlama yetisi kitabı daha çekici hale getirirdi.
    Hercule Poirot'un olay anında dikkatini çeken şeyleri çok daha sonra dile getirmesi karakterlerin oldukça çok olması ve başta neyin kime ait olduğunu anlamak karmaşayı beraberinde getiriyordu. Kitap elbette güzel ama yaratıcılığın ve hayal gücünün bu denli güzelliğini, okurken gören bir okur için yetersiz ve doyumsuz geliyor. Keşke daha detaylı ve daha uzun olsaydı ve bizimde olayları çözmek için Mösyö Poirot ve zamana ihtiyacımız olsaydı.
    Vaktinizi aldıysam affola sadece kendi düşüncelerimi dile getirmek istedim.

    Ha, bu arada hiç böyle bir son beklemiyordum :))
    Keşke sonu da bu kadar kısa olmasaydı:))
  • ***
    -Rusya Çeçenistan’da ne istiyor?

    -Biliyor musunuz üç adam esir düşmüş.
    Biri Fransız, ikincisi İngiliz,üçüncüsü Rus imiş. Üçüne de bir akşamlık izin vermişler ve son arzularınızı yerine getirip sonra sizi asacağız demişler. Fransız akşamı metresi ile geçirmiş. İngiliz köpeği ile seyahat etmiş. Rus köyüne gidip komşusunun buğday ambarını yakmış. Niçin böyle yaptın diye sormuşlar. Orada çok buğday vardı. Beni asıyorlar o da eziyet çeksin demiş. Rus mantalitesi bu. Kendisi aç, bizim petrolü, yani bizim ambarımızı yakıyor.
  • 376 syf.
    ·10/10
    Böyle bir kitap olamaz o kadar akıcı o kadar güzel bi kitap ki skywalker saga gözümde artik 2. Sırada çok onyargili basladim ama kitap sizi girdap gibi icine çekiyor. Böyle bir şaheser varken disneyin yaptigi sacma sapan 5 film hicbir sey bu kitaptan yalnızca 50 sf rogue one solo 7 8 9 denen gudubet filmlerden 10 kat fazla zevk veriyor insana.
  • 344 syf.
    ·9 günde·Beğendi·9/10
    Kitap, bir solukta okunup bitirilecek oldukça sürükleyici bir kitap. Baştan sona kadar heyecan hiç hız kesmeden ilerliyor. Çok sade ve yalın bir anlatımının yanı sıra insanı derin düşünceye daldıracak cümleler gözden kaçmıyor.
    Olay örgüsüne bakıldığında ilk başta sanki bir kan davası okuyacak gibi düşünüyoruz ama hiç öyle değil. Her şey kitabın ikinci kahramanı Halil’in bir gece yolculuğunda dinlenmek için mola verdiği, bir yol kenarında başlar. Duyduğu tuhaf seslerin ne olduğunu anlamak için arabasından inen Halil; kaza yapmış bir araba ve içinde sıkışmış yardım isteyen üç kişiyi bulur. Hiç tanımadığı bu insanlara, yardım etmek için cankurtaran ve jandarmayı aramak ister. Fakat daha sonra yaşadığı bir şok ile tam anlamıyla bir katliam yaparak adamları öldürür. Aynı gece ise Halil’in yolu kitabın ana kahramanı olan Seher ile kesişir. Seher’in hayatı ise başlı başına bir trajedidir. Oldukça güçlü, güzel ve varlıklı olan bu kadın, irsi sorunlarından dolayı çocuk sahibi olamıyordu. Bu durum onu akla hayale gelmez yollara başvurmaya iter. Bu yollardan birisi ise kitabın 3. Kahramanı Meral’in karnındaki çocuğa kendince mantıklı ama herkesin karşı çıktığı bir sebeple el koymaya kalkmasıydı. Durumun böyle olması büyük bir savaşı başlattı. Çünkü Meral sıradan biri değildi. İki güçlü kadın arasında başlayan savaşta kimse kazanamadı. Yazarın deyişi ile “Yeşeren çiçeği sulayacak olan, o çiçeği elde etmek isteyenler ile o çiçeği vermek istemeyenlerin kan ve gözyaşından başka bir şey olmayacaktı.” Diye bu savaşın acımasızlığı anlatılmış. Müthiş bir olay örgüsü ile okuyucuyu adeta yutarcasına içine çekiyor. Okuyucunun kitapta ani şoklar yaşaması kaçınılmaz gibi duruyor.
    Küçük bir not: Kitabın ana kahramanı Seher, ama en çok sevilen kahramanı Halil olacak gibi görünüyor…

    Kitapta küfür yok ama argo biraz fazla. Biraz da kaba şiddet var. Bu belki göze batabilir. Herkese tavsiye ederim.
  • "Size söylüyorum, buruşuk çarşafın altında ayırt etmenin pek mümkün olmadığı düğüm. Belki daha sonra herkes kendi yoluna gidecek ve öykü dişi sen, erkek sen ünlemleriyle vites değiştirmek zorunda kalacak, ama şimdilik bedenleriniz ten tene, duyuların en cömertçe paylaşılanını atarken, titreşim ve dalgalar alıp vermeye, doluluklarla boşlukları iç içe kılmaya çalışırken, zihinsel etkinlik de doruk noktasındayken sizi iki başlı tek bir varlık olarak kabul edip akışkan bir söyleme girişilebilir. İlk iş olarak oluşturduğunuz bu ikili varlığın var oluş biçimini ve hareket alanını saptamak gerekiyor. Bu özdeşleşme haliniz sizi nereye götürüyor? Çeşitleme ve tonlamalarınızın ana teması nedir? Kendi gücünden hiçbir şey kaybetmemeye yönelik bir gerilim mi, tepkisellik halini uzatma mı, kendi enerjisini artırmak için ötekinin arzu birikiminden yararlanmak mı? Yoksa uysal bir kendini bırakma mı, okşanabilir ve karşılığında okşanır noktaların genişliğinin keşfi mi, yüzeyi sonsuz dokunsal bir gölün içinde varlığın erimesi mi? Her iki durumda da kuşkusuz birbirinize yönelik işlev dışında var olmuyorsunuz, ama bunları mümkün kılmak için, karşılıklı 'ben'leriniz kendilerini yok etmektense, tortuya yer bırakmadan zihinsel uzamın bütün boşluğunu doldurmalıdır; azami kazançla kendinden yatırım yapmalı ya da son kuruşuna kadar harcamalıdır. Sözün özü, yaptığınız şey çok güzel, ama dilbilgisi bakımından değişen bir şey yok. Tek bir birim olarak göründüğünüz anda birbirinden ayrı iki sensiniz ve eskisine göre daha içinize kapanıksınız."