• Birini sevmenin bu kadar zor olmaması gerekiyordu. Birini sevmek karşılık isteyen bir şey olmamalıydı,o olmadan da ona karşı istediğim her şeyi hissedebilirdim. O olmadan da onu sevebilirdim.
  • 216 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Biraz uyusam düzelirim kitabın da ölümler, hayata başlangıçlar, kaybedişler, ayağa kalkışlar, bağımlılık ve devamında meydana gelen olaylar, yeni arkadaşlıklar vb her şey yer alıyor. Hayatın içinden bir kitap.
    Bilge'nin hayatı, kaderi, tökezleyip düşmüşlüğü ve hayata tutunmak için yaptığı şeyler, bütün o hayatta kalma gayreti insanın içini acıtıyor. Olup biten hiçbir şey sahte, abartı hissi vermeden anlatılmış. Ve birinci ağızdan anlatılması çok hoşuma gitti. Sonu baştan belli olan bir eser olmasına rağmen soluksuz okutuyor kendisini. kitap ,yazarın da dediği gibi bir yok oluş romanı.

    Ben Bilge'nin hayatından çok dersler çıkardım. Vedat, Bilge gibi insanlarla dolu bir dünya da yaşıyoruz ve kaderin bize ne oyunlar oynayacağı belli değil. Size de bu ders niteliğinde ki kitabı öneriyorum. Gözleriniz dolu dolu okuyacaksınız.
  • ''Bazen çılgınca bir düşünce, gerçekleşmesi en imkansız fikir bile insanın aklını öylesine güçlü bir şekilde ele geçirir ki kişi onu yapılması mutlaka gerekli bir şey sanır...
    Bundan da öte, eğer bu fikir kişisel bir tutkuyla bağlantılıysa, kişi bunu bazen kaderi olarak görür; onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş bir durum olarak kabul eder, olması şart, kaçınılması imkansız bir şey.
    Bu bir önsezi birleşimi, müthiş bir irade gücü, kişinin kendi düşleriyle zehirlenmesi veya başka bir şey olabilir.'' (Aleksey İvanoviç)
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Sayfa 170 - Karbon Kitaplar
  • 141 syf.
    ·9/10
    Alışık olmadığımdan olsa gerek ne zaman elime bir Tanzimat Dönemi eseri alsam hep bir yarım bırakma düşüncesi oluyor kafamda. Çünkü dilleri bana çok garip geliyor ve bir türlü benimseyemiyorum. Bu yüzden bu eserleri hep bir önyargıyla alıyorum elime. İntibah'a da aynen öyle başladım. Yazarın sayfalarca asıl olaylara gelmemesi, şimdiki kullandığımızın dilden uzak anlatım şekli, upuzun cümleler ve anlamını bilmediğim kelimeler... Tüm bunlara rağmen bir şeyi yarım bırakmayı sevmediğimden dayandım ve devam ettim. İyi ki öyle yapmışım diyorum çünkü kitap, sayfaları çevirdikçe beni içine almayı fazlasıyla başardı.
    Tanzimat romanlarındaki karakterlerin tek yönlü oluşunu burada çok net bir şekilde görebiliyoruz. İyi tamamen iyi, kötü tamamen kötü ve bunlara ek olarak salak da tamamen salak. Evet, bu sonuncusu kitabın ana karakterlerinden Ali Bey içindi. Bir insan nasıl bu kadar saf olabilir, öfkesine nasıl bu derece yenik düşebilir... Mehpeyker'in Dilaşub için kurduğu tuzaktan sonra Ali Bey'de tam olarak Othello'yu gördüm, okuyanlar beni anlayacaktır. Neyse ki sonları aynı olmadı derken daha da beteri oldu.
    Aslında Fatma Hanımefendi ve Dilaşub dışında herkes hak ettiğini buldu diyebiliriz. Mesela Mehpeyker kesinlikle ölmeliydi çünkü ona başka bir ceza verilecek olsa o, olayı yine kendi lehine çevirmeyi başarırdı. Onun için Ali Bey'e yalvararak, kendini küçük düşürerek ölmesi onun için en büyük ceza oldu. Ali Bey'in de geç olsa da aklı başına geldi ve vicdanıyla baş başa kaldı. Aynı zamanda onu en çok seven kişileri de kaybetti. Onun için de bundan daha büyük bir zülum olamazdı. Abdullah Efendi ve Hırvat da kitabın sonunda kısaca bahsedildiği üzere layık oldukları sonu buldu. Tüm bu karakterlerin sonunda cezalarını çekmelerinin de kitabı sevmeme çok büyük bir katkısı oldu, tabiri caizse içimin yağları eridi. Dilaşub ve Fatma Hanımefendi için de her şey "sonsuza kadar mutlu yaşadılar" şeklinde bitse mükemmel olabilirdi tabi ama masallar aleminde geçmiyordu kitabımız ne yazık ki.
    Masallar aleminde geçmiyordu ama gerçekçiliğini sorguladığım bazı yerler de olmadı değil. Dilaşub'un kendini hiç düşünmeyip bu denli iyi olması gibi ya da kalbine bıçak saplı halde paragraflarca konuşması gibi. Hadi bunları da geçtim Ali Bey Mehpeyker'i öldürürken oradaki polis ne yapıyordu yahu? Yine de tüm bunlar o dönemin eserlerinde sıkça rastladığımız şeyler olduğundan benim için görmezden gelinebilecek şeylerdi. İyi kötü bütün özellikleriyle sonunda "iyi ki okumuşum" dediğim bir ktiap oldu İntibah.
  • 140 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitabı tamamen ismi ilgi çekici diye okumaya başladım,en başında hikaye gayet sıkıcı ve durağan gidiyordu,ama ilerlemeye başladıkça bir nebze olaylar karışmaya ve keyifli olmaya başladı. Fakat bir uyarım var siz okurlara. Eğer bu tarz yani,merak,gizem ve aksiyon tarzına ilginiz yüksek ve citaniz yukarıda ise bu kitap sizi tatmin etmeyecektir. Örneğin beni tatmin etmedi asla, çünkü bu tarz romanların en iyilerini okudum. Bana biraz hayal dünyası zorlanmış,olaylar da fazlaca zoraki kurgulanmış gibi geldi. Eğer siz de merak ediyorsanız okumakla bir şey kaybetmezsiniz.
  • "Fransızlardan yeni ödünç aldığı iffet kavramıyla Kutsal Kadeh'in peşine düşen 1267'nin Charles'ı, ticaretten tiksinen 1867'lerin Charles'ı ve kendi gereksizliklerinin farkına varmaya başlamış olan duyarlı hümanistlerin çığlıklarına kulak tıkayan bir bilgisayar mühendisi olan bugünün Charles'ı arasında bir bağ göremiyorsunuz belki de. Ama var:

    Hepsi bir yaşam amacı olarak "sahip olma"yı reddediyorlar; sahip olunacak şey ister bir kadının gövdesi olsun, ister her şeye rağmen yüksek kar olsun, ister ilerleme hızını tayin etme hakkı. Bilim adamı da bu biçimlerden biri sadece ve onun yerini başka bir biçim alacak."
  • Öldüğüm zaman küllerimi çöp poşetine koyun,
    Nereye gidecekleri umrum da değil.
    Paranızı mezar taşıma harcamayın,
    Ben daha çok ruhum için endişeleniyorum..
    Herkes ölecek, her ne kadar herkes yaşayamasa da.
    Bazen gökyüzüne bakarım, Ve merak ederim ''Bizi burada görüyor musun?''...
    ~TANRIM..
    ''Bizi burada görüyor musun?''... (Tanrım, tanrım)
    ''Bizi burada görüyor musun?''
    ~TANRIM..
    Dinle;
    Herkes değişim ister, yine de kimse değiştirmek istemez.
    Kimse dua etmek istemez, dua etmek için bir şey bulana kadar.
    ''Herke ölecek, her ne kadar herkes yaşayamasa da''..
    Bazen gökyüzüne bakarım..
    Ve merak ediyorum, ''bizi burada görüyor musun'',
    ~TANRIM..
    Bizi burada görüyor musun?'',
    Oh lord..~~
    Tanrıyı suçlamak kolay ama, işleri düzeltmek daha zor.
    ''Neden dinlemiyorsun?'' der gibi gökyüzüne bakarız..
    Oturma odalarımız da ki, büyük ekranlarda ki haberleri izliyoruz.
    Ve ''Eğer Tanrı gerçekse o nerede?'' gibi şeyler konuşuruz.
    Var olabileceğini bile söylemediğin tanrının aynısını görüyorsun, O gerçek olmaya başlar, ama sadece bir yatakta ölürken...
    Sağlıklıyken onu gerçekten umursuyormuşuz gibi görünmüyor.
    ''Beni yanlız bırak tanrım, bir daha ihtiyacım olursa seni arayacağım..''
    Komik olan ise, herkes klişe oturağında uyuyacak.
    Sonra problemlerimiz için üstümüz de uyumuş gibi tanrıyı suçlayacaklar.,
    Tanrıya sırtımızı çeviriyoruz, Onun ne yapmasını bekliyorsunuz?
    Kimse sana ibadet etmediğinde dualara cevap vermek zor.
    Etrafın da dolaştığımız bu dünya'ya bakıyorum,
    Bu yüze bir tokat ''Bana tanrının olmadığını söyleme.''
    ...
    Ve;
    Eğer yoksa biz ne için buradayız?''...
    Ve hepiniz burada ne yapıyorsunuz, bilmiyorum tanrım.
    .TANRIM~~
    ''Bizi burada görüyor musun..''
    Oh lord..~~