• 205 syf.
    Sizi başarıya götüren nedir?
    Bu soruya bir çoğunuz farklı cevaplar verebilirsiniz.
    Kimizine göre başarı çok çalışmak, kiminize göre hırslı olmak, kiminize göre ise sadece şanslı olmaktır.
    Ama bana sorsaydınız inanmak derdim. Başarı inanmaktır.
    İnanmadığınız her şey hayatınızda, sizin tüm çabalarınıza rağmen “ulaşılamaz bir hâyâl” olarak kalır.
    Bu kitap, hayallerini gerçekleştirmek yerine başkalarının onun için uygun gördüğü hayallere inanmayı tercih etmiş Diana’ nın asıl benliğine, yani Mary’ e dönüşmesinin hikayesini anlatıyor.
    Diana “İçinde hem egoyu, hem de ruhu barındıran, kibrin ve tevazuun, esaretin ve özgürlüğün iç içe geçtiği bir kadın.”
    Henüz farkında olmasa da içinde tüm duygular savaş halinde ve zamanla onu ileriye taşıyan değerlerin; başkalarının beğenileri ve övgülerinde değil kendi benliğinin derinliklerinde barındığını farkına varıyor. Bu farkındalığa ulaşabildiğinde üstüne yapışmış bütün zoraki sorumluluklardan sıyrılıyor.
    ...
    Bu hikaye aslında hepimizin hayatının bir özeti gibi değil mi?
    Acaba biz de kendi kendimize hiç soruyor muyuz?
    “Kendi hayatımızı değil de, başkalarının bizim için seçtiği hayatı mı yaşamaktayız?” diye...
    Sorumuzun cevabı bizi üzüyorsa muhtemelen birçoğumuz hayallerimizin peşinden koşmayı çoktan bırakmışız demektir.
    Bu da demek oluyor ki: İçimizdeki sese sağır olmuşuz.
    Dışımızdaki renkler, içimizdeki renklerden daha önemli hale gelmiş.
    Sizler de tüm bunlarla yüzleşebiliyorsanız, artık Mary’ e dönüşmeye hazırsınız demektir.
    ...
    Kayıp Gül.
    Yanlış yerde aradığımız, içeride bulacakken dışarıya baktığımız şeylerin hikayesi.
    ...
    Üçüncü defa okuyup bitirmiş olduğum bu kitaba ilk defa ortaokul yıllarımda öğretmenimin tavsiyesi ile başlamıştım. Kitaplar konusunda olgunluğa ulaşabildiğimi düşündüğüm bu dönemde kitaptan aldığım doyumun aynı kaldığını farkına vardım. Kitap sitede yer alan bir çok inceleme yazısının aksine gayet keyifle okunabilecek düzeyde tatmin edici. Elbette kitaba başlamadan önce kitabın Yaşar Kemâl, Oktay Rıfat gibi yazarların kaleminden çıkan eserler düzeyinde olmadığının bilincinde olursanız kitaptan alacağınız doyum sizin için yeterli olacaktır.
    Kitap için inceleme yazmak istememin sebebi kitaba önyargılı bir çok okuyucunun olmasıydı. Bu önyargının kırılması için naçizane görüşlerimi aktarmak istiyorum:
    Öncelikle kitap yazabilmek parlak bir zekaya, iyi bir kaleme, elbette iyi bir dil bilgisine ve en önemlisi de cesarete sahip olmak gibi nitelikler gerektirir. Bu yüzden sadece okuyucu olan benim gibi bireyler için herhangi bir eseri ya da yazarı çok sert eleştirilerle karşı karşıya bırakmak doğru olmaz.
    Kaldı ki kitabın yazarı “Serdar Özkan’ ın bir çok yeni nesil yazardan daha iyi bir kaleme sahip olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
    Kitabın genel konusu gayet parlak bu yüzden okuyucunun ilgisini cezbediyor, Kitabın eleştirecek olduğum noktalarına gelecek olursak; kitapta yer alan diyaloglar ve mektupları başarılı bulamadım, duyguları okuyucuya aktarmakta zorluk çeken metinler bulunmaktaydı ama bunların, kitabı genel olarak kötü olarak nitelendirmek için yeterli olduğunu düşünmüyorum çünkü bu kitap yazarın yazmış olduğu ilk kitap. Ve ilk yapılan işler her daim birazcık acemilik barındırır.
    Önyargılarınızı bir kenara itip kitabı okumaya karar verirseniz, pişmanlık duyacağınızı düşünmüyor ve incelememe hayata karşı da önyargılarınızdan arınmış olmanızı temenni ederek son veriyorum.
  • 160 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Zülfü Livaneli yaşadığımız toprakların acısını, hikayesini iyi biliyor. Aslında yerli yazarların okura dokunan en önemli noktası da bu olsa gerek. Ülkemizin de içinde bulunduğu Ortadoğu’nun her olayda, her seferinde yaşadığı hazin sonu anlatmış Livaneli Huzursuzluk kitabında.

    Kitabın çıktığı dönem en çok okunan kitaplar ve en çok satan kitaplar arasına girmesinin nedeni de bu fikrimce. Yazarın dili sade üslubu temiz fakat hikayenin karmaşasıyla yorucu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Bu tür dramatik olarak adlandırabileceğimiz kitaplarda sevmediğim tek nokta yazarın durumu ajite etmesidir ki Livaneli de bu dürtüye yenilmiş yazarlardan.Toplum olarak kendi acılarımızdan beslenmeyi sevdiğimizdendir belki uzun süre Türkiye’de popüler kitaplar arasında kalmasının açıklaması.

    Tam da yeri gelmişken paylaşmadan edemeyeceğim bir bölüm var kitapta. Yazarın tespitinin çarpıcılığı insanı büyülüyor.

    " Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur. "

    İstanbul’da sıradan diyebileceğimiz bir hayat yaşamakta olan İbrahim, çocukluk arkadaşının ölüm haberini alır ve ailesini ziyaret etmek için memleketi Mardine gider. Çocukluğunun geçtiği şehirde arkadaşının trajik hikayesini öğrenir ve mardinden amerikaya dek uzanan aşk ve ölüm yolculuğunun peşine düşer. Hikayenin büyüsüyle sürüklenirken, arkadaşı Hüseyin’in aşık olduğu gizemli kadının bölümünde takılır kalır.

    Hikaye; içinde, savaşın güçsüzler cephesinden sonuçlarını, en fazla nelere mal olabileceğini çarpıcı gerçeklikte barınıdır. Hüseyinin ailesinin, hüseyinin ölümünden önce ve sonra yaşadıkları aslında değiştirebileceklerimiz üzerine ışık tutabilecek nitelikte.

    Işid zulmünü misliyle yaşamış olan ezidi kızı Meleknaz’ın nedendir ki hep yarım kalan hikayeleri. Okura şans kavramını sorgulatan, yanıbaşımızda yaşanan gerçek bir dramın hikayesi. Huzursuzluk duygusunu hissedebileceğinizin garantisini veren, başarılı bir Zülfü Livaneli romanı.
  • Evet, kim olduğumu, nereden geldigimi öğrenmek istediğin açık. Bu merak manasız, faydasız bir merak. Boşuna böyle şeyleri merak ediyorsun. Hiç, gerçekten de kim olduğum, nereden geldiğim hiç o kadar mühim değil. Aynı şekilde senin kim olduğun da, nereden geldiğin de hiç mühim değil... çoban da, öbürleri de... İnsanız , anlıyor musun, insanız biz! Yaşamak için dünyaya geldiğimiz gelmiyor aklımıza. Merak, hiç kurtulamadığımız merak bunu unutturuyor bize. Merak, kuşku, huzursuzluk, vesvese, endişe, koşuşturmalı hayat ve binlerce, yüzbinlerce kıssa ve kelime. İşte bizi esir alan şeyler! Yazık ki, binlerce kez yazık ki insanlar bu esareti kabul ediyorlar. İyi de bunun neticesi ne? Neler oluyor? Ha Serdar? Sana soruyorum, bunun neticesi ne oluyor? Korku, öfke, düşmanlık, keder ve yorgunluk... İnsan, insanlık yorgun düşüyor bunlardan... İnsanlık yoruluyor.
  • “İLİŞKİYİ YÜRÜTMEYE ÇALIŞTIK, AMA OLMUYOR,
    OLMUYOR, OLMUYOR”SA:
    Çeşit çeşit ilişki vardır, çeşit çeşit insan vardır, ama öyküleri
    gelir gelir, benzer tıkanma noktalarına dayanır kalır. Tıkanma
    noktalarını aşmaya niyet edersek, nasıl aşabiliriz? Galiba can
    alıcı soru budur. Bu sorunun yanıtı da galiba sağlıklı, iyi
    niyetli, gerçekten dinleyerek ve anlamaya çalışarak iletişim
    kurmak. Bir kez daha, niyet varsa bir yol illaki bulunur,
    demek istiyorum naçizane...
  • 144 syf.
    ·9/10
    Öykülerinin çıkış hikayelerini anlatırken kendi yaşamını da okuruna yakınlaştırmak istemiş bu kitapla... Dolayısıyla Cemil Kavukçu öykülerinin arka planındaki yazarı da tanımış oluyoruz -az da olsa.

    Babasıyla olan ilişkisinden (ilişkisizliğinden demeliyim belki de) ne öyküler çıkar kimbilir diye düşünmeden geçemedim okurken... Yazar öykülerine doğrudan kendi kişisel yaşamını katmış mı, bu konuda belli bir bilgi yok ama yaşamına bir şekilde dokunmuş kişilerden çok öykü karakteri, olaylar ve durumlardan da çok öykü parçası çıkarmış. Hangi öykülerini nerelerden alıp öyküleştirdiğini anlatırken, neleri öyküye değer görmediğini de anlatmış ki, öykü yazmayı amaç edinenler için hayli öğretici olmuş.

    Kitap bir öykü kitabı değil ama bir öykücü için iyi bir rehber. O yüzden kalbi öykü ile atan herkes alıp okumalı.

    Son bölümde yazarın hangi yazarlardan ve hangi kitaplardan-öykülerden etkilendiği detaylar da var ki -buna ayrıca bayıldım- kitabı okuyup bitirdikten sonra o kitapların peşine düştüm, şimdi de onları okuyorum.

    Ayrıca İran Edebiyatı ve sinemasına da kapı aralamış. İran sinemasına hayli yakındım ama sayesinde öykücülerinin nitelikli öykülerini keşfetme şansı buldum. Dün akşam okuduğum bir Ali Rıza Mukaddem öyküsü olan "At" nefis bir öyküydü. Bu kitap sayesinde İran öykücüleriyle ancak yolum kesişti. Tuhaf ama minnet duydum kitaba. :)
  • 156 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    "1ine yardım etmek istedim, bu hikayenin sonunda ben öldürülüyorum..." diyerek başlayan kitap, Gloria karakterinin ruhsal bunalımları, açlık, yoksulluk ve çaresizliği 1film tadında okudum.

    Nermin Yıldırım ın kitabında da geçen bu kitap kütüphanede beklerken okumama neden oldu, şimdi bu kitabın olduğu kısımdaki yerler daha anlamlı oldu benim için...

    Açlıktan ve yoksulluktan çareyi kendini kendini tutuklatmakta bulan Gloria bu çektiklerinden istediği tek şeyin ölüler diyarında olduğunu düşünüyor ve yeryüzünde benim gibi ölmeyi isteyen ama buna cesaret edemeyen yığınla insanın olduğunu düşünüp, kendinde bu yüreğin olmadığını söylüyor...

    Açlığa çare olarak gördüğü dans maratonunda ilginç diyalog ve durumlarla insana tokat atan cümlelerle çok severek okudum, kesinlikle tavsiyemdir, özellikle bunalımlı geçen okuma durumumdaki şu günlerde çok iyi geldi, ben de karakterle 1likte isyan ettim hayata...

    "...1cocuk doğurduğumu düşün. Büyüyünce ne olacağını düşünebiliyor musun? Tıpkı bizler gibi 1i....
    ... Bu dünyayı iğrenç buluyorum ve benim için herşey bitti. Ölü olsam benim için daha iyi, geri kalanlar için de. Yaklaştığım herşeyi yıkıyorum..."

    "Atları da Vururlar" ölmeden önce okunması gereken #1001kitap arasındadır...
  • 136 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Lal Masallar, Murathan Mungan, şiirlerini okumuş seven birisi için şiir tadında hikayelerden oluşan bir kitap. Masal benim çok sevdiğim bir nesir türü bu kitabı da şiir sevenler için çok güzel bir masal dizisi olmuş.

    Kitap hakkında çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim ama masallar ve şiir tarzı nesirleri seviyorsanız kesinlikle okumalısınız.

    İyi okumalar...

    -Furkan DOLGUN