• fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına 
    bir güvercin uçurup kıtalar arasından
    çağırdın beni
    geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
    derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
    yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
    yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı 
    yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
    koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına...

    adını söylemek istemiyorum 
    her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
    her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
    zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
    adını söylemek istemiyorum
    rüveyda dediğim zaman 
    anla ki, senin için yürüyor kelimeler
    çığlığımın atardamarlarından...

    hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
    kayar da üzerime rüveyda
    önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
    sonra açılır önümde ıstırab vadileri
    silik renkleriyle adımlarıma 
    çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
    hayalin bittiği menfeze doğru 
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru...

    uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
    yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
    oysa rüveyda
    baştanbaşa ben
    kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim...

    kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden 
    bir anlatsam nasıl utandığımı
    bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
    ağarır tanyeri nilüferlerin
    alaca bir at koşar içimde
    ezer toynakları ile anılarımı...

    sular köpürmemeliydi rüveyda
    kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
    ben zehire alışkınım, şerbete değil
    rüyalar nefret eder avare duruşumdan
    kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
    sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
    ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
    yargılamak için zeval kayıtlarını
    inkılab bekliyorum...

    hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
    uzanır da gönlüme rüveyda
    derinden bir ok saplanır bağrıma 
    beynimi çağıran bir sese doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru...

    varlığın cinayettir memleketimde işlenen
    akıtır kanını en asil pehlivanların
    yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
    varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın...

    artık eskisi gibi bakamıyorsun
    göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
    binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
    güneş bir anne gibi dururdu başucunda
    artık dokunamıyor kakülün bulutlara
    karalara bürünmüş saçlarında dolunay
    ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda...

    hangi ressamı vurur bilmem, endamın
    sarar da benliğimi
    ben beni tanımam kaldırımlarda
    kafesleri yutan kafese doğru
    alaca bir at koşar içimde
    zamansız, mekansız nefese doğru...

    kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
    duydun mu orkideye dua eden birini
    bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
    bu yapmacık bebekler
    gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
    beni kahrediyor geceler boyu...

    hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
    soluk bir dünyanın mezarlarına
    gömerek gurbetimi
    kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
    meydan okuyuşun çağın ordularına
    bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
    doruklardan öte hevese doğru
    alaca bir at koşar içimde 
    zamansız, mekansız nefese doğru...

    yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
    yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
    amansız bir ütopya üfleyen pencereler
    lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
    önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
    hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
    arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
    hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler...

    söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
    yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
    kim giydirir başıma tacını nihayetin
    kim takar bileğime hürriyet künyesini
    karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle...

    rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
    ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
    asırlardır köhne barınaklarda
    küflenen, çürüyen çığlıklarımı...

    at vuruldu; içim paramparça rüveyda
    gölgelerin ardına sakladım kusurumu
    sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
    ben burda damla damla eriyip akıyorum
    yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
    istenmediğim yeri sessizce terkederim
    hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
    mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim...

    Nurullah Genç
  • BERAT GECESİ HAKKINDA
    Yarın gece halkımız arasında "Berat gecesi" olarak bilinen gecedir. Bu geceyi ibadetle geçirmek ve o gecenin gündüzünü (yani gecenin arkasından gelen Cumartesi gününü) oruçlu geçirmenin hükmü nedir? Bu gecenin üstünlüğü dinde sabit bir husus mudur?

    1. GECENİN FAZİLETİNE İLİŞKİN RİVAYETLER SAĞLAM MI?

    Şaban ayının on dördüncü gününü on beşine bağlayan gece, Müslümanlar arasında “Berat gecesi” olarak bilinir. Bazı eserlerde bu gecenin Berat gecesi olarak isimlendirilmesini Abdullah bin Abbas’a bağlayan ifadeler yer almaktadır. (Mâverdî, en-Nüket ve’l-uyûn, VI, 313.

    Bu gece ile ilgili olarak hadis kaynaklarında yer verilen rivayetler hadis tekniği açısından “sahih” olarak değerlendirilebilecek kuvvet derecesine ulaşmamaktadır. Bunlar içinde hasen ya da zayıf rivayetler bulunduğu gibi uydurma olarak değerlendirilen rivayetler de bulunmaktadır.

    Uydurma rivayetleri bir kenara bırakacak olursak diğer rivayetlerin birbirini desteklemesi, zaafının çok şiddetli olmaması, amellerin faziletiyle ilgili konularda olması sebebiyle öteden beri ulema gecenin faziletiyle ilgili bu hadislere yer vermişlerdir. Söz konusu hadisler içinde en çok öne çıkanlar şunlardır:

    Hz. Ali (r.a.)’nin rivayet ettiğine göre Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “Şaban ayının yarısındaki gece olunca gecesini kıyamla, gündüzünü oruçla geçirin. Çünkü Allah güneş battığında dünya semasına rahmetiyle tecelli ederek şöyle der: İstiğfar eden yok mu onu affedeyim? Rızık isteyen yok mu ona rızık vereyim? Bir belaya mübtela olan yok mu onu afiyete kavuşturayım? Şöyle olan yok mu ona şöyle yapayım…” Bu, fecir doğuncaya kadar böyle devam eder. (İbn Mâce, Ebvâbu ikameti’s-salât, 191)

    Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

    “Bir gece Resûlullah (s.a.v.)’ı odada bulamadım. Bunun üzerine dışarı çıktım. Bir de baktım ki Baki kabristanında. Bana “Yoksa Allah ve Resûlü’nün sana haksızlık yapacağını mı sandın?” diye sordu. Ben şöyle dedim: “Gerçekten ben senin eşlerinden birinin yanına gittiğini sandım” Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yüce Allah, Şaban ayının yarısındaki gece en yakın semaya [rahmetiyle] tecelli ederek Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısından fazla kişiyi affeder.” (Tirmizî, Ebvâbü’s-savm, 39)

    Ebu Musa el-Eş’arî’nin rivayet ettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

    “Allah, Şaban ayının yarısındaki gecede kullarının kalplerine muttali olur. Şirk koşanlar ve aralarında düşmanlık ve kin bulunanlar dışındakileri affeder.” (İbn Mâce, Ebvâbu ikameti’s-salât, 191)

    Belirttiğimiz gibi bu hadislerin hiçbirisi teknik anlamda “sahih” değildir. (Aynî, Umdetü'l-Kârî, XI, 82) Hadis otoritelerinin geneline göre bunlar “zayıf” olmakla birbirini destekleyen ve farklı sahabîlerden gelen rivayetler sebebiyle “hasen li gayrihî” seviyesine yükselmekte ve amel edilmesi caiz olmaktadır.

    2. BU GECENİN ÜSTÜNLÜĞÜ NEREDEN GELİYOR?

    Yukarıda yer alan rivayetlerde gecenin fazileti belirtilmiş olmakla birlikte bu üstünlüğün sebebinin ne olduğu bildirilmemiştir. Bu konuda âlimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

    a) Kur’an’ın levh-i mahfuzdan dünya semasına indirilişi:

    Bazı âlimler Kur’an’ın levh-i mahfuzdan dünya semasında beytü’l-izze denilen yere bir defada bu gecede indirildiğini belirtmişler ve Duhan sûresindeki şu âyeti de “berat gecesi” olarak tevil etmişlerdir:

    “Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır. Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.” (Duhan, 3-4)

    Bu görüşte olanlara göre bir yıl içinde olup bitecek her iş, kimin ölüp kimin kalacağı, kimin hacı olup olmayacağı, rızıklar vb. şeyler Berat gecesinde tayin edilir. Tâbiûn müfessirlerinden İkrime’nin bu görüşü kabul ettiği belirtilir. Kimi rivayetlere göre kadere ilişkin bu hususlar Berat gecesinde tayin edilir, Kadir gecesinde de bunları uygulayacak olan meleklere teslim edilir.

    Her ne kadar tefsirlerde bu yönde bir görüş bulunsa da âlimlerin geneli bunu doğru bulmaz. Onlara göre yukarıdaki âyetlerde söz edilen gece Berat gecesi değil Kadir gecesidir.

    (Taberî, Câmiu’l-beyân, XXII, 8; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyan, VIII, 349; Beğavî, Meâlimü’t-tenzîl, IV, 173; İbn Kayyim, Şifaü'l-alîl, s. 22)

    b. Kıblenin Kudüs’ten Kâbe’ye döndürülmesi

    Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre kıblenin Beyt-i Makdisten Mescid-i Haram’a döndürülmesi hicretin ikinci yılında Şaban ayının yarısındaki günde olmuştur. Allah Resûlü (s.a.v.) hicretin ardından on sekiz ay boyunca Beyt-i Makdis’e dönerek namaz kılmıştı. O ve ashabı, kıblenin Hz. İbrahim tarafından inşa edilen Kâbe olmasını istiyordu. Nihâyet Şaban ayının yarısına denk gelen Salı günü kıble yönü Kâbe olarak belirlendi. (Taberî, Târihu’-Taberî, II, 416)

    Bazı âlimler, Şaban ayının ortasında Berat gecesi kutlanmasını buna bağlamaktadır. Mekke’de iken Mirac nasıl ki inanan ile inanmayan arasında bir ayrım yapılmasına vesile kılınan bir imtihan olmuşsa Medine’de de kıblenin dönüştürülmesi böyle bir imtihan olmuştu. Kıblenin dönüştürülmesi ile ümmet-i Muhammed müstakil bir hüviyet kazanmış, diğer ümmetlerden tamamen ayrı olduğu ortaya konulmuştu.

    3. BERAT GÜNÜ VE GECESİNİ KUTLAMAK

    Berat gecesi ve gündüzünü kutlama konusunda öteden beri iki farklı görüşün âlimler arasında bulunduğu görülür. Özellikle Şam bölgesindeki âlimler bu geceyi ibadetle geçirmeyi, ertesi günde de oruç tutmayı müstehap saymışlardır. Buna karşılık Hicaz bölgesindeki ulema bu gecenin kutlanmasına sıcak bakmamışlardır. (İbn Receb, Letâifü'l-meârif, s. 137)

    İmam Şâfiî, el-Ümm adlı eserinde şöyle demiştir:

    “Beş gecede duaya icabet edildiği bilgisi bana rivayetlerle ulaştı: Cuma gecesi, Kurban bayramı gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şaban ayının ortasındaki gece.” (el-Ümm, I, 264)

    Bu gecede ibadet etmenin faziletli olduğunu söyleyen tüm âlimler geceye özgü özel bir ibadet türünün, namaz şeklinin olmadığını özellikle belirtmişlerdir. (Aynî, el-Binâye, II, 522) Yine âlimler, bu geceyi ihya etmek için camilerde bir araya gelmenin mekruh olduğunu belirtmişlerdir. (Molla Hüsrev, Dürerü'l-hükkâm, I, 117; İbn Nüceym, el-Bahru'r-râiq, II, 56

    İmam Nevevî bu konuda şunları söylemiştir:

    “Receb ayının ilk Cuma gecesinde akşam ile yatsı arasında on iki rekât olarak kılınıp reğaib namazı diye bilinen namaz da Şaban ayının ortasındaki [Berat] gecesinde kılınan yüz rekâtlık namaz da bid’attır ve çirkin bir münkerdir. Sakın bu namazların Kûtu’l-kulub ve İhyâu ulûmiddin gibi eserlerde geçiyor olmasına ve bu konuya ilişkin bir takım hadisler rivayet edilmesine aldanılmasın. Zira bunların hiçbirinin aslı yoktur. Yine bu konuyu karıştırarak bu iki namazı kılmanın müstehap olduğuna dair yazılar kaleme alan imamlara da asla aldanılmasın!” (Nevevî, el-Mecmu’, IV, 56)

    Bazı âlimler bu gecenin diğer gecelerden hiçbir farkının olmadığını, bu gecenin faziletiyle ilgili rivayetlerin tümünün zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Bununla birlikte bu geceyi mübarek ve faziletli bilenler, dua, ibadet ve gündüzünü oruçla geçirenler çoğunlukta olmuştur. Dört mezhebin genel görüşü böyle olduğu gibi normalde bid’atlara karşı katı tavrıyla bilinen İbn Teymiyye gibi âlimler de bu gecenin faziletli ve mübârek bir gece olduğunu, ibadetle geçirilmesinin uygun olduğunu belirtmişlerdir. (İbn Teymiyye, İktidau’s-sırati’l-müstakim, II, 136-138)

    4. BU GECE VE GÜNDÜZÜNDE NE YAPMALI?

    Bu gece, Ramazan ayının yaklaştığının habercisi olup son defa kendimizi kontrolden geçirme zamanıdır. O gece yapılabilecek en anlamlı iş insanın Rabbi ile arasına girmiş olan günahları için samimi bir şekilde tövbe etmesidir. (tövbe-i nasuh) Madem ki bu gece cehennemden berat etme gecesidir öyle ise beratı almak için öncelikle insanın günahlarına samimi bir şekilde tövbe etmesi gerekir. Haklarını yediğimiz kimse var ise onlarla helalleşmek, dargınların barışması uygun olur.

    İkinci olarak yapılabilecek en güzel şey kaza veya nafile namaz kılmaktır. Yalnız bunu yaparken dinde bu geceye özgü özel bir namaz türü olmadığını bilmek gerekir.

    Üçüncü olarak yapılabilecek şey salat-ü selam okumak, tesbih, tekbir vb. zikirler yapmak ve dua etmektir. (Şürünbülâlî, Merâqi'l-felâh, s. 151)

    Son olarak yapılabilecek en güzel şey gecenin ertesindeki günde oruç tutmaktır. Bu gecenin gündüzünde oruç tutmaktan kasıt gecenin ertesindeki gündüzdür. Çünkü şer’î zaman dilimleri önce gece ile başlar. Şaban ayının ortasındaki gündüz ayın on beşi, yani geceden sonraki gündüzdür.

    Cenab-ı Hak, Berat gecesini ümmet-i Muhammed’in her türlü şerden berî olmasına, dünya ve âhiret saadetine vesile kılsın.

    Soner Duman
  • Yarın gece halkımız arasında "Berat gecesi" olarak bilinen gecedir. Bu geceyi ibadetle geçirmek ve o gecenin gündüzünü (yani gecenin arkasından gelen Cumartesi gününü) oruçlu geçirmenin hükmü nedir? Bu gecenin üstünlüğü dinde sabit bir husus mudur?

    1. GECENİN FAZİLETİNE İLİŞKİN RİVAYETLER SAĞLAM MI?

    Şaban ayının on dördüncü gününü on beşine bağlayan gece, Müslümanlar arasında “Berat gecesi” olarak bilinir. Bazı eserlerde bu gecenin Berat gecesi olarak isimlendirilmesini Abdullah bin Abbas’a bağlayan ifadeler yer almaktadır. (Mâverdî, en-Nüket ve’l-uyûn, VI, 313.

    Bu gece ile ilgili olarak hadis kaynaklarında yer verilen rivayetler hadis tekniği açısından “sahih” olarak değerlendirilebilecek kuvvet derecesine ulaşmamaktadır. Bunlar içinde hasen ya da zayıf rivayetler bulunduğu gibi uydurma olarak değerlendirilen rivayetler de bulunmaktadır.

    Uydurma rivayetleri bir kenara bırakacak olursak diğer rivayetlerin birbirini desteklemesi, zaafının çok şiddetli olmaması, amellerin faziletiyle ilgili konularda olması sebebiyle öteden beri ulema gecenin faziletiyle ilgili bu hadislere yer vermişlerdir. Söz konusu hadisler içinde en çok öne çıkanlar şunlardır:

    Hz. Ali (r.a.)’nin rivayet ettiğine göre Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    “Şaban ayının yarısındaki gece olunca gecesini kıyamla, gündüzünü oruçla geçirin. Çünkü Allah güneş battığında dünya semasına rahmetiyle tecelli ederek şöyle der: İstiğfar eden yok mu onu affedeyim? Rızık isteyen yok mu ona rızık vereyim? Bir belaya mübtela olan yok mu onu afiyete kavuşturayım? Şöyle olan yok mu ona şöyle yapayım…” Bu, fecir doğuncaya kadar böyle devam eder. (İbn Mâce, Ebvâbu ikameti’s-salât, 191)

    Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir:

    “Bir gece Resûlullah (s.a.v.)’ı odada bulamadım. Bunun üzerine dışarı çıktım. Bir de baktım ki Baki kabristanında. Bana “Yoksa Allah ve Resûlü’nün sana haksızlık yapacağını mı sandın?” diye sordu. Ben şöyle dedim: “Gerçekten ben senin eşlerinden birinin yanına gittiğini sandım” Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yüce Allah, Şaban ayının yarısındaki gece en yakın semaya [rahmetiyle] tecelli ederek Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısından fazla kişiyi affeder.” (Tirmizî, Ebvâbü’s-savm, 39)

    Ebu Musa el-Eş’arî’nin rivayet ettiğine göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

    “Allah, Şaban ayının yarısındaki gecede kullarının kalplerine muttali olur. Şirk koşanlar ve aralarında düşmanlık ve kin bulunanlar dışındakileri affeder.” (İbn Mâce, Ebvâbu ikameti’s-salât, 191)

    Belirttiğimiz gibi bu hadislerin hiçbirisi teknik anlamda “sahih” değildir. (Aynî, Umdetü'l-Kârî, XI, 82) Hadis otoritelerinin geneline göre bunlar “zayıf” olmakla birbirini destekleyen ve farklı sahabîlerden gelen rivayetler sebebiyle “hasen li gayrihî” seviyesine yükselmekte ve amel edilmesi caiz olmaktadır.

    2. BU GECENİN ÜSTÜNLÜĞÜ NEREDEN GELİYOR?

    Yukarıda yer alan rivayetlerde gecenin fazileti belirtilmiş olmakla birlikte bu üstünlüğün sebebinin ne olduğu bildirilmemiştir. Bu konuda âlimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

    a) Kur’an’ın levh-i mahfuzdan dünya semasına indirilişi:

    Bazı âlimler Kur’an’ın levh-i mahfuzdan dünya semasında beytü’l-izze denilen yere bir defada bu gecede indirildiğini belirtmişler ve Duhan sûresindeki şu âyeti de “berat gecesi” olarak tevil etmişlerdir:

    “Biz onu (Kur'an'ı) mübarek bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz uyarıcıyızdır. Her hikmetli işe o gecede hükmedilir.” (Duhan, 3-4)

    Bu görüşte olanlara göre bir yıl içinde olup bitecek her iş, kimin ölüp kimin kalacağı, kimin hacı olup olmayacağı, rızıklar vb. şeyler Berat gecesinde tayin edilir. Tâbiûn müfessirlerinden İkrime’nin bu görüşü kabul ettiği belirtilir. Kimi rivayetlere göre kadere ilişkin bu hususlar Berat gecesinde tayin edilir, Kadir gecesinde de bunları uygulayacak olan meleklere teslim edilir.

    Her ne kadar tefsirlerde bu yönde bir görüş bulunsa da âlimlerin geneli bunu doğru bulmaz. Onlara göre yukarıdaki âyetlerde söz edilen gece Berat gecesi değil Kadir gecesidir.

    (Taberî, Câmiu’l-beyân, XXII, 8; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyan, VIII, 349; Beğavî, Meâlimü’t-tenzîl, IV, 173; İbn Kayyim, Şifaü'l-alîl, s. 22)

    b. Kıblenin Kudüs’ten Kâbe’ye döndürülmesi

    Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre kıblenin Beyt-i Makdisten Mescid-i Haram’a döndürülmesi hicretin ikinci yılında Şaban ayının yarısındaki günde olmuştur. Allah Resûlü (s.a.v.) hicretin ardından on sekiz ay boyunca Beyt-i Makdis’e dönerek namaz kılmıştı. O ve ashabı, kıblenin Hz. İbrahim tarafından inşa edilen Kâbe olmasını istiyordu. Nihâyet Şaban ayının yarısına denk gelen Salı günü kıble yönü Kâbe olarak belirlendi. (Taberî, Târihu’-Taberî, II, 416)

    Bazı âlimler, Şaban ayının ortasında Berat gecesi kutlanmasını buna bağlamaktadır. Mekke’de iken Mirac nasıl ki inanan ile inanmayan arasında bir ayrım yapılmasına vesile kılınan bir imtihan olmuşsa Medine’de de kıblenin dönüştürülmesi böyle bir imtihan olmuştu. Kıblenin dönüştürülmesi ile ümmet-i Muhammed müstakil bir hüviyet kazanmış, diğer ümmetlerden tamamen ayrı olduğu ortaya konulmuştu.

    3. BERAT GÜNÜ VE GECESİNİ KUTLAMAK

    Berat gecesi ve gündüzünü kutlama konusunda öteden beri iki farklı görüşün âlimler arasında bulunduğu görülür. Özellikle Şam bölgesindeki âlimler bu geceyi ibadetle geçirmeyi, ertesi günde de oruç tutmayı müstehap saymışlardır. Buna karşılık Hicaz bölgesindeki ulema bu gecenin kutlanmasına sıcak bakmamışlardır. (İbn Receb, Letâifü'l-meârif, s. 137)

    İmam Şâfiî, el-Ümm adlı eserinde şöyle demiştir:

    “Beş gecede duaya icabet edildiği bilgisi bana rivayetlerle ulaştı: Cuma gecesi, Kurban bayramı gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şaban ayının ortasındaki gece.” (el-Ümm, I, 264)

    Bu gecede ibadet etmenin faziletli olduğunu söyleyen tüm âlimler geceye özgü özel bir ibadet türünün, namaz şeklinin olmadığını özellikle belirtmişlerdir. (Aynî, el-Binâye, II, 522) Yine âlimler, bu geceyi ihya etmek için camilerde bir araya gelmenin mekruh olduğunu belirtmişlerdir. (Molla Hüsrev, Dürerü'l-hükkâm, I, 117; İbn Nüceym, el-Bahru'r-râiq, II, 56

    İmam Nevevî bu konuda şunları söylemiştir:

    “Receb ayının ilk Cuma gecesinde akşam ile yatsı arasında on iki rekât olarak kılınıp reğaib namazı diye bilinen namaz da Şaban ayının ortasındaki [Berat] gecesinde kılınan yüz rekâtlık namaz da bid’attır ve çirkin bir münkerdir. Sakın bu namazların Kûtu’l-kulub ve İhyâu ulûmiddin gibi eserlerde geçiyor olmasına ve bu konuya ilişkin bir takım hadisler rivayet edilmesine aldanılmasın. Zira bunların hiçbirinin aslı yoktur. Yine bu konuyu karıştırarak bu iki namazı kılmanın müstehap olduğuna dair yazılar kaleme alan imamlara da asla aldanılmasın!” (Nevevî, el-Mecmu’, IV, 56)

    Bazı âlimler bu gecenin diğer gecelerden hiçbir farkının olmadığını, bu gecenin faziletiyle ilgili rivayetlerin tümünün zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Bununla birlikte bu geceyi mübarek ve faziletli bilenler, dua, ibadet ve gündüzünü oruçla geçirenler çoğunlukta olmuştur. Dört mezhebin genel görüşü böyle olduğu gibi normalde bid’atlara karşı katı tavrıyla bilinen İbn Teymiyye gibi âlimler de bu gecenin faziletli ve mübârek bir gece olduğunu, ibadetle geçirilmesinin uygun olduğunu belirtmişlerdir. (İbn Teymiyye, İktidau’s-sırati’l-müstakim, II, 136-138)

    4. BU GECE VE GÜNDÜZÜNDE NE YAPMALI?

    Bu gece, Ramazan ayının yaklaştığının habercisi olup son defa kendimizi kontrolden geçirme zamanıdır. O gece yapılabilecek en anlamlı iş insanın Rabbi ile arasına girmiş olan günahları için samimi bir şekilde tövbe etmesidir. (tövbe-i nasuh) Madem ki bu gece cehennemden berat etme gecesidir öyle ise beratı almak için öncelikle insanın günahlarına samimi bir şekilde tövbe etmesi gerekir. Haklarını yediğimiz kimse var ise onlarla helalleşmek, dargınların barışması uygun olur.

    İkinci olarak yapılabilecek en güzel şey kaza veya nafile namaz kılmaktır. Yalnız bunu yaparken dinde bu geceye özgü özel bir namaz türü olmadığını bilmek gerekir.

    Üçüncü olarak yapılabilecek şey salat-ü selam okumak, tesbih, tekbir vb. zikirler yapmak ve dua etmektir. (Şürünbülâlî, Merâqi'l-felâh, s. 151)

    Son olarak yapılabilecek en güzel şey gecenin ertesindeki günde oruç tutmaktır. Bu gecenin gündüzünde oruç tutmaktan kasıt gecenin ertesindeki gündüzdür. Çünkü şer’î zaman dilimleri önce gece ile başlar. Şaban ayının ortasındaki gündüz ayın on beşi, yani geceden sonraki gündüzdür.

    Cenab-ı Hak, Berat gecesini ümmet-i Muhammed’in her türlü şerden berî olmasına, dünya ve âhiret saadetine vesile kılsın.

    Soner Duman
  • Saf olabilirim,
    Ama salak biri değilim.
    Buna istinaden kötü biri de değilim.
    Ve evet bunu açık yüreklilikle de dile getirebilirim,
    Çünkü karşımdaki insana yaklaşımlarımda
    yoktu hiç art niyetim..
    Ne tuzak kurdum önüne birinin,
    Ne de arkasından oyun çevirdim..
    Kimseye düşmanlık beslemedim,
    Bana düşmanlık besleyenleri de Allah'a havale ettim..
    Asla kimseyi bile bile incitmedim,
    İstemeden incitecek gibi olsam kendimi geri çektim,
    Beni incitenler mi?
    Onları çoktan affettim..
    Evet benimde vardı içimde şeytan ve meleklerim,
    Ama ben meleklerimin öğütlerini dinlemeye gayret ettim..
    Hiçbir zaman sevdiğim kadar sevilmedim,
    Yine de sevmekten vazgeçmedim..
    Yeri geldi canımı acıtanları bile sevdim,
    Hatta onlar için dua bile ettim..
    Canım yanarken, 
    İçim kan ağlarken bile hep gülümsedim,
    Ve bundan daha öteye gitmedi samimiyetsizliğim..
    Çoğu kez suistimal edildi iyi niyetim,
    Ama iyi niyetimden de vazgeçmedim.
    Çünkü ben bir pire için yorgan yakabilen bi tip değilim..
    Maddi olan hiçbir şeye tamah etmedim,
    Belki de bu yüzdendi manevi yönden yoksun insanlarla imtihan edilişim..
    Hiç kimseyi kendime oyuncak etmedim,
    Samimiyetle geleni geri çevirmedim,
    Yeri geldi çok ezildim,
    Ama daha hiç kimseyi ezip geçmedim..
    Bunlardan pişman mıyım peki?
    Tabi ki de hayır asla değilim..
    Çünkü bu benim!
    2+2=4 ederim,
    Eğer 3 görüyorsan beni,
    Bu senin eksikliğin..
    Yok eğer 5 görüyorsan,
    O da senin mübalağayı sevişin..
  • 1025 syf.
    ·10 günde·9/10
    https://i.ibb.co/7jghFLT/1.jpg

    Karamazov Kardeşler : Dostoyevski olağanüstü bir olaydır; belki de Rus bilincine özgü, eşi görülmedik bir olaydır, demişti Oğuz. Sonrasında da "Çirkin kitap yoktur, az Rus klasiği vardır." dedi. Haklıydı. Bugün burada sizinle bir yapbozu tamamlamak için bulunuyoruz. Bu yapbozun adı ise varoluş yapbozu.

    https://i.ibb.co/RvB530g/2.jpg

    İnsancıklar : Yapbozun ilk parçası benim, bilirsiniz ki bir yapbozu tamamlamak için genellikle en kolay parçalardan başlanır. Dostoyevskici evren, parçalar halindeki bir evrendir, parçaları da parçalar halindeki başka evrenleri içerir. O yüzden Dostoyevski yapbozuna başlamanın ilk adımı en acı adımlardan ilki olan İnsancıklar parçasıdır, değil mi Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Kesinlikle. Hatta okurlarımın beni tam olarak anlayabilmesi ve Dmitri, Fyodor, Gruşenka, Katerina karakterleri arasındaki açık uçlu ilişkileri öğrenebilmesi için zamanın eleştirmeni olan Belinski'nin de okuduğunda gözyaşı döktüğü İnsancıklar parçasından başlanması gerekir. Zaten insan, doğduğu anda gözyaşına boğulur belki de geleceğini hisederek. Bu yüzden hayat, gözyaşı havuzunda yüzmeyi bilenlere layıktır.

    https://i.ibb.co/PTr6G24/3.jpg

    Karamazov Kardeşler : Yüce İsa adına! Gözlerim çift mi görüyor?

    Öteki : Parçalarından biri de benim Karamazov. Bilirsin, İnsancıklar'dan sonra ben gelirim. Psikolojide alter ego adıyla geçen, "öteki ben" olarak da tanımlayabileceğimiz, görünmek ve olmak istediği bir insanla birlikte gezen bir insanı anlatırdım, Yakov Petroviç. Namıdiğer Bay Golyadkin. İnsancıklar kitabından sonra ne kadar eleştirilsem de yapbozda olmazsa olmaz bir parçayım bence.

    Karamazov Kardeşler : Bilirim, bilirim. Bilmez olur muyum! Zaten Dostoyevski'nin varoluş yapbozuna devam edilebilmesi için senin okunman gerekir 2. olarak. Çünkü sayfalarımın arasında anlattığım Ivan Karamazov ile Şeytan'ın karşılaşması, engizisyon başkanı ile İsa'nın konuşması bile bir "öteki ben" kümesine girer. Hatta sevgi ile nefret, zevk ile acı, alçakgönüllülük ile gurur bile birbirinin "öteki ben"idir bence. Dostoyevski'nin sıkça uyguladığı karşıtlıklar ile kurulan edebi metronomun sesi ilk olarak sende duyulur.

    https://i.ibb.co/Gc9gQYM/4.jpg

    Ev Sahibesi : Artık bir evim var, İnsancıklar ve Öteki sayesinde. Aynı zamanda devrimci bir grup olan Petraşevski grubuna da katıldı bu sırada beni yazan. Dostoyevski'nin bu kadar mali kriz içinde olduğu bir zamanda çektiği zorluklar arasında yazdığı bir kitabı anlatabilmek de çok zor doğrusu. Bilirsin Karamazov... Ordınov nasıl bakardı benim kitabımda?

    Karamazov Kardeşler : Sanki insanların en derin parçasına ulaşabilmek için bakardı Ordınov. İnsanın içindeki o sahipsiz varoluş parçasını bulabilmek için en derin bakışlarıyla bakardı karşısındakine. Okurun benim içimdeki karakterlerin bakışlarını ve anlık duygu değişimlerini tam olarak anlayabilmesi için yapboza Ordınov parçasını da koyması gerekir önce.

    https://i.ibb.co/HXQt07P/5.jpg

    Beyaz Geceler : Ah, ne güzeldir sadece St. Petersburg'da mayıs ile temmuz ayları arasında görülen gecelerin kararmaması olayı! Ne kadar şanslı bir ulusuz biz! Bembeyaz gecelerimiz olmuştu senle Karamazov, hatırla!

    Karamazov Kardeşler : İnsancıklar'dan sonra senle öğrendim yarım kalmayı, senle öğrendim yarımlarımı tamamlamam gerektiğini. En iyi buluşma yarım kalandır, dedim. Geceleri beyazlaştırdım, gündüzlerimi geceleştirdim senle birlikte. Günlerim birbirine girdi. Sen olmasan erkek ve kadın kalbinin derinliklerinden yukarılara da çıkamazdım. Çünkü içimde anlattığım en renkli Rus geceleri bile senin acı ve yarım kalmışlık eleğinden geçmiş birer özdür, dedim. Varoluş ise özden önce gelir, dedim. Bir kitap düşünün, kitapların yayın hayatları boyunca 'olacakları' varlık çizilmiştir. Onların özü ise Karamazov Kardeşler'dir ve bir ulusun, Rus ulusunun halk bilincini ve varoluşunu tamamen eline almıştır. Sartre sever miydin bu arada?

    Beyaz Geceler : Bayılırım!

    Karamazov Kardeşler : Nasıl seviyorsun yahu? Adam 1905'de doğdu. Sen ise 1848'de?

    Beyaz Geceler : Konu Dostoyevski ise gelecek bir teferruattan ibarettir. Çünkü o daha adı konmamış ve bilimin ancak çok sonra keşfettiği ve adlandırdığı telepatik, histerik, sanrılı, sapıkça fenomenleri keşfetmişti. Stefan Zweig böyle demişti biyografisinin 186. sayfasında. Böyle bir adamdan geleceği görmesi beklenemez mi?

    https://i.ibb.co/PGXF8fk/6.jpg

    Stepançikovo Köyü : Foma Fomiç'i tanır mısın Karamazov?

    Karamazov Kardeşler : Tanımam mı? Aslında Rus insanı içinde bulunabilen ve tam da yazımından etkilendiğim Gogol'ün tasarlayabileceği bir karakterdi Foma. Zaten içimde kurguladığım Fyodor Pavloviç Karamazov karakterinin uçarılıkları, Gruşenka'nın rahatlıkla alaya alınabilecek hareketlerini senden öğrenmiştim.

    https://i.ibb.co/3fy7jWY/7.jpg

    Ezilenler : Eziliyorum, çekilin üstümden! Çekilin!

    Karamazov Kardeşler : Ezilmeden, öğrenemezsin. Acı çekmeden varoluş yapbozunu tamamlayamazsın. Üstündeki kitaplar olmasaydı sen de olmazdın. Ezileceksin ki öyle öğreneceksin. Dmitri, Alyoşa ve Ivan Karamazov kardeşler bu konuda sana çok şey borçlu.

    I. Nikolay : Noluyo kardeşim, ne bu tantana? Devrimci Petraşevski grubuna katılanların cezası bugünden sonra idamdır!

    (Birkaç gün sonra I. Nikolay belki de Rusya'nın edebiyat geleceğini kurtarmak istercesine)

    I. Nikolay : Ya da hadi neyse, affettim Dostoyevski'yi. Ama sürgün cezasından kurtulamazsın!

    https://i.ibb.co/JsswzsY/8.jpg

    Ölüler Evinden Anılar : Çekmeyin, yahu! Çekmeyin beni... Ne yapıyorsunuz?

    Karamazov Kardeşler : Sen benim "ego"msun. Orta noktamsın. Hatta Dostoyevski'nin kitaplarını Ölüler Evinden Anılar öncesi ve Ölüler Evinden Anılar sonrası olarak ikiye ayırabiliriz. Aynı İsa Öncesi ve İsa Sonrası gibi. Ama benim oluşmamda çok büyük paya sahipsin. Senden öncesi tam bir tutku basamağıydı, yani "id"di. Senden sonrası ise kaçınılmaz bir süperego olacak. O yüzden kitaplar çekiyor seni. Sen ego olduğundan dolayı id ve süperego arasında gidip geliyorlar senin yönetimin altında. Kaçınılmazsın.

    Eğer Dostoyevski'nin omuzlarındaki melekleri görebilseydik, solundaki melekler Ölüler Evinden Anılar öncesi kitapları, sağındaki melekler ise Ölüler Evinden Anılar sonrası kitapları olurdu. Çünkü tez ile antitezin harmanlanıp bana dönüştüğü yerin tam da ortasısın! Renklerin geldiği yersin. Dostoyevski'nin beyninin sol ve sağ lobu arasındaki o saydam çitsin, okyanuslarda suyun karışmadığı yerleri kıskandıran o sınır sensin! Sen Rus ulusunun arafısın, senden öncesi cehennem ise senden sonraki Dostoyevski, Rus Tanrısına inanan, kurtuluşunu Ortodoks Rusya'da bulmaya çalışan cennetsi Dostoyevski'dir!

    Ölüler Evinden Anılar : Ben neymişim be abi!

    II. Aleksandr : Gözyaşlarına boğdu bu kitap beni! Nasıl bir kitap bu, Dostoyevski? Lanet olası federaller! Kaldırıyorum köylülerin köleliğini, serfliği! Kalmayacak bundan sonra özgür olmayan köylü! Milyonlarca köylü artık özgürdür!

    https://i.ibb.co/0msqnpf/9.jpg

    O sırada Dostoyevski ağzından köpükler saçıyordu. Sara hastalığını belki de en şiddetli yaşadığı zamanlardı hapishaneden sonrası. Sara olmasaydı Karamazov Kardeşler de olmazdı. Çünkü;

    "Siz sağlıklı insanlar, siz," diye vaaz eder coşkuyla, "krizden hemen önceki son anda saralının içine nasıl bir sonsuz haz duygusu dolduğunu asla bilemezsiniz." demişti Stefan Zweig'ın biyografi kitabının sayfalarında. (s.114)

    https://i.ibb.co/ZV4Qh65/10.jpg

    Yeraltından Notlar : Yerin üstünde keyifler nasıl?

    Karamazov Kardeşler : İnan ki, sen olmasaydın ben de olmazdım. Zirveyi senin sayende gördüm. Yeraltındaki ve en dipteki gözyaşlarıyla beslenerek büyüdüm. En derini seninle birlikte kederleriyle kazan insan aslında sevinçlerine bir kuyu potansiyeli oluşturur gibi düşünmüştüm.

    https://i.ibb.co/6Bc6ZDX/11.jpg

    Suç ve Ceza : İşte ben, id, ego ve süperegonun en net hissedildiği kitaplardan biriydim. Sonya ile masumlaştım, Raskolnikov ile Napolyon olmak istedim. Svidrigaylov ile gizemin ta kendisi oldum. Raskolnikov'un vicdan azabını bırakmayan Porfiri oldum. Ben baltaydım. Benle birlikte geçmişti Rus Edebiyatı uçuşa! Hatırla!

    https://1.bp.blogspot.com/...gL/s1600/1.resim.jpg

    Karamazov Kardeşler : Ben ise havaneliydim. Dmitri Karamazov'un gözünün döndüğü yerde senin sayende öğrenmiştim tutkuların ve nefretlerin en derinini. Senin sayende kleptomaniye savrulmuştum. Senin sayende vicdan azabının yoğunluğunu tüm dünyaya tanıtmıştım. Senle kurtulmuştu aslında Rus ulusunun geleceği...

    https://i.ibb.co/0YNhr8k/12.jpg

    Kumarbaz : Ruletteki kırmızı ile siyah renkleri arasında sanki ölüm ile yaşam arasında yuvarlanır gibi yuvarlanırdı Dostoyevski. Mali sıkıntıları arasında yazdığı ben olmasaydım, karşıtlıkların, kumar tutkusunun ve aşkın bir kumar olduğunun da farkına varamazdın!

    Karamazov Kardeşler : Bu kumarın krupiyesi benim! Ben topladım senden önceki kitapları buraya, çünkü onlar da iliklerine kadar mali zorluk içerisinde sürünüyordu. Hayatın kumar olduğu yerde Dostoyevski'nin oynadığı kumardan ne zarar gelirdi?

    https://i.ibb.co/R71LrNJ/13.jpg

    Budala : Suç ve Ceza'nın tamamlayıcı elementiydim. Raskolnikov'da eksik bırakılan ne varsa Mışkin tezatlığıyla sağlardım. Rogojin ve Nastasya Filippovna karakterleriyle tanıtıldım. Her zaman budala dendi bana. Ama I. Nikolay'ın Dostoyevski'yi idam cezasına çarptıracağı sırada affettiği yerde hissettiklerini belki de içimde anlattığım idam mahkumu sahnesindeki saniyelerde keşfedebilirdi okurum. Zaten saniyeleri saatleştiren adamdı Dostoyevski. 50 yaşında binlerce yıllık acı çekmiş demişti Zweig onun için.

    Karamazov Kardeşler : Sen olmasaydın Suç ve Ceza tamamlanamazdı! Suç ve Ceza bir aksonsa, sen ise bir dendrittin insanın sinir hücreleri gibi. Akson ile dendritler arasında gidip gelen edebi stimülasyonlarımı senin aracılığıyla keşfettim.

    https://i.ibb.co/k21Kdn7/14.jpg

    Ecinniler : Neçayevizmi benle tanıdı Rus okuru. Zaten Dostoyevski'nin amacı da buydu. Rusya'yı, Rus bilincini, Rus halkı olabilmeyi ve ben-insan'dan evrensel-insana geçişi anlatmak istiyordu. Aynı Hz. İsa gibi! Ben ise ahlak ile politikanın birleştiği noktaydım. Entelijansiya kesimini ben tanıttım. Karamazov Kardeşler'deki çeşit çeşit katmandan insanı tanımak isteyen okur beni es geçmemeli! Bakın, nasıl da heybetliyim bir siyaset adamı gibi!

    https://i.ibb.co/mFcnmjR/15.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sen niye hiçbir şey yapmıyorsun? Senin özelliğin ne?

    Delikanlı : Benim özelliğim, Edward Hallett Carr'ın da biyografisinde demiş olduğu, "Dostoyevski'nin hiçbir romanında bu kadar kişi yoktur ya da hiçbir romanında, kitap kapatıldıktan sonra okuyucunun aklında kesin bir izlenim bırakan bu denli az kişi yoktur," Tam olarak buyum. Versilov ile Makar karakterlerinin baba rolleri arasında kutsal Rusya ve Neçayevizm akımının sönmesini anlatmaya çalışmıştım.

    https://i.ibb.co/MV5XN2g/16.jpg

    Karamazov Kardeşler : Sadece isim benzerliği, üzgünüm.

    Eti Pavloviç Karamazov : Özür dilerim!

    Ölüler Evinden Anılar kitabından sonra Dostoyevski'nin sağındaki Ortodoks Rusya ve Panslavist melekler ayaklanmıştı. Öncesi "id"di. Savrulmuş tutkular, başıboş hayaller ve liberal Avrupa'ya yan gözle baktığı gençlik hovardalığı zamanlarıydı. Karamazov Kardeşler de aslında bir nevi yükseliş sırasındaki duraklamaydı. Çünkü Suç ve Ceza ile Budala zaten çıtayı en yükseğe koymuştu.

    https://i.ibb.co/QF78J1P/17.jpg

    Puşkin Konuşması'nda çıtayı, Rus milli halkı bilincini, Puşkin'in değerinin bilinmesi gerektiğini dinleyenlerine olabildiğince şevkli bir şekilde anlatabilen Dostoyevski aslında Hristiyan doktrininde Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tan oluşan teslis inancında Gogol ve Puşkin ile birlikte edebi bir teslise ulaşmıştı. Bütün insanlar adına acı çekmek istiyordu! Ben-insan'dan evrensel insana ulaşmayı, Hz. İsa gibi dünyanın bütün acılarını kendi vücudunda toplamayı ve Rus ulusunu kurtarmayı istiyordu! Karamazov Kardeşler'in başarısı işte buydu! Puşkin'e Rus Tanrısı diyen okurlar Dostoyevski'ye peygamber diyorlardı!

    https://i.ibb.co/nbpcDVC/18.jpg

    Karamazov Kardeşler yazımı sırasında icra edilen Puşkin Konuşması'nda Dostoyevski'nin anlattıklarından sonra küsler barışıyordu, 20 yıldır konuşmayan insanlar birbirleriyle konuşmaya başlamıştı, küsleri aşkla tutuşturan, dargınları barıştıran bu olağanüstü adam edebiyatındaki karşıtlıkları ustaca kullanımını nasıl insan hayatına bu kadar derin bir şekilde yansıtabiliyordu?! Gözyaşları, Dostoyevski'nin istediği derinlikte yüzebileceği havuzuydu. Turgenyev ise bu milli havuzun içinde liberal Avrupa ütopyasıyla birlikte boğulmuştu.

    https://i.ibb.co/yFP5Tc6/19.jpg

    Omuzlarda geziyordu Karamazov, mutluluktan uçuyordu, hayat boyunca geçmek bilmeyen mali krizi flörtü Suslova ile tanışmasından sonra eşi Anna ile çocuklarının olmasının da etkisiyle birlikte varoluşuna ulaşmaya çabalıyordu.

    https://i.ibb.co/W0K0r93/20.jpg

    Ve tamamlanmıştı. Dostoyevski'nin varoluş yapbozu en nihayetinde tamamlanabilmişti. Sonbaharı İnsancıklar, kışı Ölüler Evinden Anılar, baharı Suç ve Ceza, yazı Bir Yazarın Defteri olan bu ulu adamın varoluşunun en büyük öz parçası Karamazov Kardeşler'di. Evet, Rus Tanrısının edebiyat çarmıhına Gogol ve Puşkin ile birlikte gerilen bu olağanüstü adam varoluşunu Karamazov Kardeşler ile çoktan tamamlamıştı. Dostoyevski'nin ilk ürünlerinde etkisi net bir şekilde görülen Puşkin'in Yevgeni Onegin'den kaldırılan şiirine ufak bir ekleme yaparak sonsuzlaştırmak isterim yazımı:

    "Ortasında yosmaların dua düşkünü,
    Ortasında dalkavukların gönüllü,
    Ortasında her günkü moda sahnelerin,
    Nazikçe, güleryüzlü ihanetlerin,
    Ortasında soğuk kararlarının
    Katı yürekli bir koşturuşun,
    Ortasında bezdirici boşluğunun
    Hesaplaşmaların, düşüncelerin ve konuşmaların,
    O burgaçta, ki Dostoyevski ile ben durmaksızın
    Sevgili dostlarım benim, yıkanmaktayız."
  • Allah senin kalbini dağınık etmesin.
    Seni ,kendisinden alıkoyan herşeyden kurtarsın.
    Seni, kendisine ulaştıran yola ve yoldaş'a kavuştursun.
    ♡Âmin ya muin ♡
  • "Ben Cuma namazına gidiyorum. Bir saat içinde dönerim." dediğimde, sekreterin gözleri fal taşı gibi açıldı. Ortaköy Camii'nde, Allah'a ciddi ciddi yalvardım: "Yâ Rabbim, senin huzuruna bu kılıkta çıktığım için beni bağışla. Haddimi aştığımı seziyorum Allah'ım. Kabalık ettiğimin farkındayım, üzgünüm. Sana bu yapay elleri açarak dua ediyorum, fakat bunu küstahlığımın değil, acizliğimin bir delili say. Tarumar yüreğime bak Yâ Rabbim; senin lütfunla, [sanırım] hâlâ bana ait olan yüreğime bak..."