• Tuhaftır ki, bu açıkça özcü ve yerlici olan söylem, Batı'da yaygın olan "tinsel" Doğu / "maddeci" Batı karşıtlaştırılmasında yankısını bulur. Örneğin Foucault bile, Humeyni'nin İran'da iktidara yüksel­mesini değerlendirirken, "dinsel tinselliğin yarattığı devrimci güç­ler"in, modern akılcılığa ve bilim ile teknolojiye dayanan iktidara karşı direnişin yeni bir aşamasını oluşturduğunu iddia edebilmiştir. Bu değerlendirme hatalıdır çünkü Türkiye'deki ve diğer Ortadoğu ülkelerindeki fundamentalistler gibi, İran'daki fundamentalistler de, aslında "bilim ve teknolojiye dayanan iktidar"a karşı değildirler.Aksine, modem teknolojinin her türlü ürününü kendi ideolojik ve örgütsel amaçlan için kullanmaktan hiç kaçınmazlar. Bazı yazarların, "modernleşmeye sahip çıkarken modernliği reddetmek" olarak özet­ledikleri bu olgu, toplumsal ilişkiler ve toplumsal cinsiyet düzenlemeleri açısından canalıcı sonuçlar doğurur. Çünkü fundamentalistler bir yandan bilimsel ve teknolojik bir modernleşmeye neredeyse tü­müyle sahip çıkarken, diğer yandan modernliğin getirebileceği, top­lumsal ilişkilerin demokratikleşmesi sürecini kabul etmezler; özel­ likle de ahlaksızlık, cinsel sapkınlık ve yozluktan ibaret bir Batı im­gesi kurgulayarak kendi baskıcı ahlak kurallarını ve cinsiyet ayrım­cılığını meşrulaştırmaya çalışırlar.