• 231 syf.
    Gece, düş gerçeği ile gerçeği birleştirir. Simgelerin fazlaca bu eserde "gece" sadece günün bir zaman dilimi değil kapıların tekmeleyip insanların sorgulanmaya götürüldüğü,tutuklandığı bir dönemi simgeler.


    Başı,sonu,kuytuları,ucu bucağı duyularla saptanamayan,ama tükenmez bir gücüllüğü bütün ağırlığıyla taşıyan karanlık gece, ilk olarak ana simgesi olur bu anlatının.

    Daha sonra belirli bir anlamla sınırlandırılmak istendiği an, hep yeni yönlere bambaşka doğrultulara kaçar gece.

    Kitapta değişik anlatıcıların,birbiriyle karşıtlaşabilen gözlemleriyle, gerçek yaşamın, anlatılan, yazılan, okunan yaşamın, anlamını değişik yorumlar kavramında ve insan umutlarıyla korkularının imgelerle dile getirir, gözleme önem verir.

    Kitabın dili ağır geldi bana, o kadar çok imgeler vardı ki yarıda bırakacaktım,tabi ki vazgeçtim devam ettim..Tavsiye eder miyim? derseniz.. Eğer İmgelerden yorulmazsanız okuyun derim..
  • Bana hiç yalan söylememişsin gibi hissetmek istedim bu gece.

    Gerçeklerle yüzleştim.

    Canımın acıdığını canımı acıttığını farkettim, vazgeçtim...
  • Ne güzeldi dimi anne eskiden? Kavga ederdik belki kırardık ama yinede biz bize yeterdik. Daha doğrusu ben biz bize yetiyoruz sanıyormuşum.
    Şimdi bak bide aynı evde bir sürü yabancıyız. Birbirimizi tanıyamaz hale gelmişiz. Kan bağından başka bağ kalmamış aramızda. Bi hiç uğruna hemde.
    Ne hale geldiğimi göremeyecek kadar kör olmuşsun bana .
    Bana istemediğim şeyleri zorla yaptıracak kadar kötü olmuşsun.
    On yedi yaşımda öldüm, yetmişli yaşlarda gömersiniz. Nasıl bir ruh hali, psikoloji içinde olduğumu anladığını zannetmiyorum.
    Bunu neden yazıyorum bende bilmiyorum, ama artık anlatmam gerek. Yoksa boğulacağım.
    İçim dışımdan karanlık, içim mahşer anne. Hani derler ya anneler 'senin tırnağın kırılsa benim canım acır hissederim' diye.
    Ölüyorum anne, ağlıyorum. Hissediyor musun? Günden güne gözünüzün önünde eriyorum. Görüyor musun anne? Çığlık çığlığa bağırıyorum duyuyor musun? Her gece yastığımla dertleşiyorum. Ağlarken uyuyup kalıyorum.
    Eskisi gibi uyuyamıyorum da artır.
    Ben artık zevk almıyorum anne hiçbir şeyden öylesine, laf olsun diye yaşıyorum. Siz mutlu olun ben zaten kendimi feda ettim.
    Sokakta yatan kedi için, aç köpekler için, sizin için.
    Ben zaten vazgeçtim kendimden. Hayallerimden, hayatımdan, geleceğimden.
    En acısı da mutluluktan vazgeçtim.
    Ne hevesim kaldı, ne umudum ne de bütün bunları yaşayacak gücüm kalmadı artık.
    3 kişi çıkmıştık bu dikenli yollara. Dağları aşacaktık. Tek başıma kaldım.
    Zorlandım, düştüm, canım çok acıdı ama kalktım anne ayağa.
    Alıştım artık.
    Ben böyle de yaşarım, böyle de severim sizi. Siz mutlu olun. Ben vazgeçtim artık...

    "Alıntı"
  • 528 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitap için ne yazsam cidden bilemiyorum. O kadar güzeldi ve o kadar muhteşemdi ki… sanırım tek söyleyebileceğim şey bu. Yani cidden, kitabı anlatabileceğim tek bir kelime var: o da müthiş. Ötesi yok. Kitabı okurken o kadar heyecanlandım o kadar kıpır kıpırdım ki… ben bile beklemiyordum bunu.

    Hiçbir şeyi atlamadan, her şeyi anlatmak istiyorum. İçimi dökmem gerek artık dfjkdjf Bazı anılarımı da anlatacağım o yüzden okumayabilirsiniz. Ama yazmazsam içimde kalacak. Çünkü tüm o şeyler kitabın bendeki yerini derinleştirdi.

    Acıklı hikayemin bitişine üç nokta koyacağım. Oraya kadar okumayabilirsiniz.

    Şimdi, bence her şey 2016 da başladı. Tamam, biraz abartı olabilir ama başıma gelen şeylerden sonra ben öyle olduğuna karar verdim diyelim. 2016 mayıstı djdkfds Babamla Kiler’e gitmiştik. Ben kitap raflarına bakıyordum, raflarda bildiğim veya istediğim bir kitap yoktu ama ben yine de kitap almak istedim ve babama biraz yalvarınca o da izin verdi. Sonra ben bakarak en son iki kitap bıraktım. Toz ve Kargalar Meclisi. Aslında Kargalar Meclisini almak üzereydim ama sonra, salak gibi gittim ve Toz’u aldım. Açıkçası bunu neden yaptım bilmiyorum, Toz’un kapağı daha mı hoşuma gitti bilmiyorum (ki bence güzel değil) ama demek ki o zamanlar parıltılı şeyleri seviyormuşum. Gittim ve Toz’u aldım. Ve bence sonra Kargalar Meclisi’ni tercih etmediğim için Djel beni lanetledi. Başka açıklaması yok.

    Şimdi 2018 yılındayız. Tabii ben bu süreç içerisinde Kargalar Meclisini baya gördüm falan ama bir okuyayım, bakayım diye ilgi duymadım. Ama yılbaşı indirimleri var mı diye Okuoku’ya bakarken iki kitabı 20 TL indiriminde görünce, ee bu fırsat kaçmaz olarak düşündüm. İki gün boyunca falan istediğim kitapları iyice netleştirdim ve sonra listeye ekledim falan, tam alacağım, Kargalar Meclisi’nin indirimi bitmiş.. Çok sinirlendim ve bir gün daha bekledim. İndirim gelmeyince bende BKM’den aldım çünkü daha ucuza geliyordu.

    Sonra ertesi gün oldu. Sipariş ettim. İndirim hala yoktu ama o yüzden. Bir daha ertesi gün oldu, çeviriden bir şeye bakacağım, en son Okuoku sayfası açık kalmış, karşıma direk bu indirim çıkmasın mı.. Ben delirdim tabii. Siparişi iptal edeceğim.. bilin bakalım ne yok orada? Sipariş iptal et butonu. (BKM’den ilk bir şey alışım, bilmiyordum) Sonra gittim internetten aratıyorum “BUTON NEREDE???!” Öğrendim ki, yokmuş. Müşteri hizmetlerini aramak gerekiyormuş. Aradık. Ses bandı şöyle dedi: Saat yediye kadar hizmet vermekteyiz. Saate baktım: 19.05. Daha fazla delirdim ama artık vazgeçtim. Demek ki hayırlısı buymuş dedim yani, e ne yapabilirim ki başka?

    Bende pdf’ten okumaya başladım. Ama kitaba başlarken bu kitabı bir an önce aradan çıksın da, Harry Potter’a başlayabileyim moduyla okumaya başlamıştım (sen kimsin ya gerçekten??) ve o kitabı okumaya başladığım hafta o kadar berbat bir haldeydim ki… zombilerle aramda bir fark yoktu muhtemelen. Jurda parem için çıldıran Grisha’lar gibi uyku için deliriyordum. Biraz daha uyku.. biraz daha!

    Kitabın 130. Sayfasına kadar falan okuduğumdan pek bir şey anlamıyordum çünkü dikkatimi toplayamıyordum. Bir yeri otuz kez falan okuyunca anca idrak edebiliyordum. Kitabın içine girememiştim, karakterleri özümseyememiştim ki başlarda alıntıların az oluşundan ve alıntıların altına duygularımı ifade etmediğim notlardan anlaşılıyor bence fjkdjd

    Ama sonra uyudum, kendime geldim, okumaya başladım ve BUM! Muhteşem altılımız bana o zaman muhteşemliğini göstermeye başladı.

    Kaz Brekker, Fıçının tehlikeli çocuğu. Inej Ghafa, bıçak ustası bir bilgi toplayıcı. Kaz’ın sağ kolu. Nina Zenik, midesine düşkün, eğlenceli bir Cellat. Jesper Fahey, kara mizahı harika bir kumarbaz. Matthias Helvar, hayatımın aşkı. Tamam tamam, zıtlıklarla donatılmış çocuk adam djdkjfdksd Yaaa, MATTHIAS BANA NE YAPTIĞINA BAK?! Wylan, Jesper’ın bir tanecik küçük tüccarı. Flütçü ve ressam. Çok fazla ortak noktamız var, en önemlisi ikimizde kimyadan nefret ediyoruz.

    Bu harikulade ekibi ise, Kaz Brekker bir araya getiriyor çünkü Van Eck adlı tüccar, ondan Bo Yul-Bayur adlı bir adamı kaçırmasını istiyor. Karşılığında ise ona 30 milyon Kruge verecek. Ee, tabii ki Yo Bul Bayur sıradan bir adam değil, bu yüzden sıradan bir hapishanede de değil.

    Jurda Parem adlı bir şey var ve Grishalar onu bir kez içtiğinde, bir daha eskisi gibi olamazlar. Bu ilaç? Sayesinde güçlerine güç eklenir ve normalde olduklarından kat ve kat daha fazla ölümcül olurlar. Ancak ufak bir sorun var: Bu Paremler tıpkı uyuşturucu gibi. Bir kez içtiğinde bağımlı hale gelirsin ve eğer içemezsen çıldırır, içersen de vücudunu iflas ettirir ve ölürsün.

    Bo Yul-Bayur ise bu bitkiyi yapan bilim adamı. Ve bu yüzden Buz Sarayı’nda tutuluyor ki Buz Sara’yı sıradan bir hapishane değil… girmek ayrı bir dert, hadi girdin çıkmak bambaşka… Çünkü çok sıkı güvenlik prosödürleri var ki ödülün 30 milyon kruge olmasından da anlaşılıyor bence. İntihardan farksız çünkü.

    Kaz da zaten bu ekibi kurarken, bunların onların tercihi olduklarını söylüyor. Ama onlar yine de katılıyorlar çünkü hadi ama, 30 MİLYON.

    Ve hikaye böyle başlıyor… Kurgu yeterince harika değilmiş gibi, karakterler de harikaydı.. yani cidden, her bölümde en sevdiğim karakter ve çift değişti. Benim normalde asla böyle dertlerim olmazdı, en sevdiğim her zaman bellidir… ama burada, en sevdiği karakteri seçebilen varsa, cidden helal olsun derim. Ben altı kişiye de aşıktım.

    Kitabı okurken o kadar kıpır kıpır ve mutluydum ve heyecanlıydım ki.. Buz Sarayı’na nasıl girecekleri ve çıkacakları planı okumadan önce, “yazar bunu nasıl yapacak çok merak ediyorum.” Diyordum ama öyle bir yazmış ki, büyülenip kalıyorsunuz. Ve sizi öyle büyülenmiş bir şekilde de bırakmıyor, kalbinizde bomba patlatıyor, nirvanaya çıkarıyor. Planı sürekli değiştirecek engeller çıkartıyor, aksilikler yazıyor ve siz her bir aksilik çıktığında, “NEDEN? HAYIR! OFF, NE OLACAK ŞİMDİ?” diye içten içe kendinizi yiyorsunuz çünkü aksilikler o kadar berbat ki, “benim başıma gelse muhtemelen plan berbat olmuştu ve hepimiz ölmüştük” diye düşünüyorsunuz ama yazar durumu öyle bir eline alıyor ki… YİNE BÜYÜLENDİNİZ İŞTE!

    Kitabı bitirdiğimde geceydi ve çıldırmıştım. Direk arkadaşlarıma kitabın harikalığını yazmıştım ve bir kez daha indirimi kaçırdığım için yakınıyordum. Sonra o günün akşamı, yani kitabı 00.53’te bitirdiğim için o gün oluyor, akşam annemle Bim’e gidiyorduk. (Kitabı Bim’de görmedim tabii ki djdkjfd) arkadaşım aradı ve bana kitabın yine indirime girdiğini söyledi. Bende internetim yok, yani yapacak bir şeyim de yok, hem artık eskisi gibi koymuyor o kadar dedim. O da bana istersen senin için sipariş edeyim, sen parasını verirsin dedi. Bim de şöyle bir ses yankılandı: NE? GERÇEKTEN Mİ? Ve nihayet ettik, Djel beni affetti sanırım… djdfkfjd

    Çok mu boş ve amaçsız konuştum bilmiyorum ama oh be, rahatladım. Gönlümde üç kitap vardı böyle içime işleyen ve çok sevdiğim. Şimdi dört oldu. Bayıldım ya, cidden. İki gece rüyalarıma girdi resmen kitap. Gerisini siz düşünün djfdkd

    Eğer okumayan varsa neyi bekliyor bilmiyorum. Hemen gidin, alın veya indirin veya bir şeyler yapın ama mutlaka okuyun bu kitabı. Kaz, Inej, Nina, Matthias, Jesper ve Wylan’la tanışmamak öyle büyük bir kayıp ki…

    Puanlama sisteminde 10000 yıldız falan olsa, direk verirdim. Ama onla yetineceğiz. Gönülden, içten bir on. O kadar hak etti ki bu kitap…

    Çok güzeldi.

    Dipnot: Yas yok, cenaze yok sözüne asla inanmayın. Göz boyama. Kitabın sonunda bal gibi ölüyorsunuz.
  • Bu memlekete yağmur yağmamalı, gri bulutlar hüküm sürmemeli, bu yüzdendir yağmurun aşkı anlattığına dair inancımın olmaması çünkü grisi olmaz aşkın. Tahayyülü zordur yağmurun, dost mu düşman mı belli olmaz. Tıpkı umutları yeşertip solduran aşk gibi..

    Yapacak hiçbir şeyim yoktu düşünmekten başka, gece son bulmak üzereydi ve penceremde yağmurun hüzün veren senfonisine eşlik eden Rodrigo'nun gitar konçertosunu açtım ve öylesine derin ve yaralayan bir hüzün kapladı ki içimi daktilonun sesi bile yüreğime bıçak gibi işledi sanki. Yazdıklarımın hepsinden bir çırpıda vazgeçtim. Anılara tıkılıp kaldım. Tüm söylediklerimden pişman oldum. Yüreğimin kalemi kurudu. Hayat tüm rollerimi çaldı. Hayallerim bir anda sular altında kaldı. Güneş birazdan yüzünü gösterecek, yine sahici olmayan merhametini buyuracaktı ve zaten yenik sayılacaktık yaşamakla..
    -Mustafa Karakaş
  • Sait Faik’in ardından.

    Dönüş yolu çok cevvaldi, adalar vapuru dalgalarda bir kağıttan gemi misali sallanıyordu. Bazılarımızın midesi ağızlarına geldi. Kamp ekibimiz dönüş yolunda biraz buruk gibiydi. Çok güzel geçen 3 günün ardından yine hayatımıza kaldığımız yerden devam etme telaşesi, yani biz buna “MEDARI MAİŞET” diyoruz, yakamıza yapışmıştı. Kamp ile ilgili anı notları yazıldı.

    https://i.hizliresim.com/NnrrnO.jpg

    Sohbetler edildi, mideler alaşağı oldu derken iskeleye adım attık. O da nesi! İnsanlar üzerimize üzerimize geliyor, yürüyemiyoruz yahu. Kendimizi bir an Matrix filmindeki kalabalığa karşı yürümeye çalışan NEO gibi hissettik. Eğer kalabalığın bir parçası olursan, yürürsün yoksa takılır kalırsın, hatta düşer ezilirsin. O anda anladık Sait Faik’i. Asıl onu yaşadık dersek daha doğru.
    Sen onca öyküyü bu güruhun içinde nasıl fark ettin be! Aşk olsun sana Sait Faik.
    Kalabalığa alışmakta zorlandık. Hele ada havasından sonra? Hee doğru, adayı anlatmadık demi! Du başa alalım, evvela şu Rumca parçayı iliştireyim de bunun eşliğinde devam edelim.

    https://youtu.be/QaxaxFGqJRU


    İlk gün
    09:20 Kadıköy

    Vapur geldi dumanlı dumanlı. Çantalarımız ile bindik öncü ekip olarak. Ev sahibi edasıyla gelecek dostlarımız karşılamak için ilk giden biz olmalıydık. Elif ve ben vapurda cam kenarı bir yere gömüldük. Bir ara çay almaya gittim, o ara denize karşı düşündüm çaylar elimdeyken: “Çay mı içsem yoksa kendimi denize mi atsam?” Sonra üşüdüm vazgeçtim, daha kampımız var nereye?

    https://drive.google.com/...VvhHw9nG7ueUI9OX18B8

    Kınalı adadan sonra Burgazada’ya gelince Sait Faik karşıladı bizi kafasında alacalı bir kedi ile.

    https://i.hizliresim.com/zjrrGj.jpg

    Hemen varıp selam çaktık, eli çenesinde Sait’in. Belli yine bir yerlerden öykü çıkarma peşinde. Kamp için ayarladığımız ŞATO’ya eşyalarımızı ve atlarımızı uşaklarımıza emanet edip adayı keşfe çıktık.

    https://drive.google.com/...W5nYD6n02zDbI79SwM6L

    Gidip sokakları arşınladık. Herkes o kadar güleç yüzlü o kadar sevecen ve cana yakın ki, nereye geldik ulan dedik. Kesin ip var bir yerlerde. Şimdi birisi gelip ipi çekecek ve tüm dekor başımıza çökecek! Bakındık, sadece köpekler ve kediler var. Buranın hayvanları da insanları gibi. Kedi, köpek, martı, karga, serçe aynı yerde volta atıyorlar. hiçbiri de diğerinin voltasını kesmiyor ha! Yoksa kan çıkar. Hala ses yok ipin ucundaki VARLIKTAN! Demek gerçekmiş!

    Koşup denizin yanındaki balıkçıların arasındaki kahveye oturduk. Tavla çay derken yandaki adamlara kulak kesildik. Rumca bir şeyler konuşuyorlar, Rum Türkçesi ile gülüyor eğleniyor! Balıktan dönen balıkçılar kayıklarının baş iplerini bağlayıp karaya zıplıyor. Ulan, her şey o kadar Sait Faik ki, bir yerlerden “hişt hişt” sesi bekliyor insan!

    Sonra ilk kafilemizi karşıladık. Biz kahvaltı yaparuk diye beklerken bizim koçmarlar Kadıköy’de yemişler de gelmişler! Saol karşim dediler. Açız yahu!

    https://i.hizliresim.com/v6nnXR.jpg
    https://drive.google.com/...0_Trqb-OIH2e3E7weBay

    İlk grubumuzu şatomuzun uygun bir odasına yerleştirdik. Sonra ikinci kafile de geldi. Onları da aldık. Her karşıladığımız kafile ile resimler çekindik. Herkesi Sait Faik ile beraber karşıladık yannış olmasın!

    https://i.hizliresim.com/k9nnE7.jpg

    Günü son misafiri henüz yoldayken, hep berbaer ilkin adayı turladık, Kalpazankaya’ya gidip resimler çekindik. Yanımızda bize yoldaşlık yapan, Fırat’ın “Yoldaş” adını verdiği ihtiyar köpek bizimle yürüdü. O mahallenin köpeklerine kafa tuttu. Biz varız ya yanında, hey gidim hey! Bu ekibi kim yanında bulsa dünyaya kafa atar be!

    https://i.hizliresim.com/oXrr6k.jpg
    https://drive.google.com/...2bMgCsYvzIHTPyWp0fbl

    Dönüş yolunda atlara selam verdik, son misafirimizin geldiğini öğrendik.

    https://drive.google.com/...6itltXEC9Q7_Uxfc-5s0

    Onu da karşıladık ve ekip tamamlandı. Posterimizi meyhane tadındaki restoranın duvarına astık.

    https://i.hizliresim.com/dvkkZQ.jpg

    Akşam yemekleri yendi. Mahir bize kısa bir saz resitali verdi. Yemeğin peşine meşhur TANIŞMA OYUNUMUZU oynadık.

    https://i.hizliresim.com/qdPPJD.jpg

    Herkes isimlerimiz akılda kalıcı olsun diye adımızın ilk harfi ile başlayan bir sıfat ekledi. Misal

    Yoblomov Yasin
    Sevgili Saltanat
    Ayçanna Ayça (Polyannadan)
    Eğlenceli Elif
    Tulum Tamer
    Farkında Olmayan Fırat
    Mavi Mahir
    Egeli Esra
    Neşeli Nevin
    Canavar Canan
    Erdemli Erdal
    Zıpır Zeynep

    Sonra geldik en civcivli yerlere. HEHEHHEEE.. Davullar çalınsın, martiniler patlasın, yarışmalar başlasın!

    İlk günü yarışması Sait Faik Bilgi Yarışması
    Öncesinde herkese özene bezene hazırladığımız rozetleri dağıttık. Yakamıza taktık. Artık hazırdık.

    https://i.hizliresim.com/4jbb00.jpg
    Grup üyelerini ise kura usulü kumar eşliğinde belirledik. Fesat falan olmadı ama, 1 ler 1 ile 2 ler 2 ler ile vs vs :D Her bir gruptan kendini tanıtan bir isim belirlemesini istedik. Niye mi istedik :) Ortaklık oluşsun tek yurek olsunlar. Tek yürek tek ruh tek emel!
    Ödülü kazanmak! :)

    Yarışmamızdaki grupların isimleri şöyle;
    Mavi Canavar (Mahir - Canan)
    Sevgi Erdemdir ( Erdal - Saltanat)
    Beyaz Martı ( Ayça - Esra)
    Neşeli Hayatlar (Zeynep - Mustafa)
    Neşeli Farkında Olmayanlar (Fırat - Nevin)

    https://i.hizliresim.com/grZZq2.jpg
    https://i.hizliresim.com/jgVV8J.jpg

    Bu oyunda gruplar ter attılar ama finalde herkes çok mutluydu ve bilgiler edinmişti. Bu yarışmanın kazananları:

    “Mavi Canavar”
    Mahir
    Canan

    https://i.hizliresim.com/zjrraD.jpg

    Gece saat ilerleyince, kasada uyuklayan görevlinin horlama sesi ile bu geceyi bitirmemiz gerektiğini anladık ve herkes 1000 odalı sarayımızdaki odalarına çekildi.


    2. Gün - Cumartesi

    Adımıza düzenlenen şaşalı ve bir o kadar da cikcikli kahvaltı seramonisinden sonra Sait Faik’in evine gittik.

    https://i.hizliresim.com/V9vvBZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/BaDDzg.jpg

    Evvela müzeye çevrilen evini gezdik. Eşyalar, anılar, resimler, kitaplar aman Allahım! Ne kadar çok anı. Her birini inceledik fotoğraflar çektik. Elif resimler ve eşyalar hakkında bilgilendirmeler yaptı, magazinin de dibine vurduk (ZALIMIN GIZI LEYLA da vardı o evde -_-)

    https://i.hizliresim.com/oXrrOk.jpg
    https://i.hizliresim.com/7aMMBY.jpg

    Öykülerin çıktığı masa
    https://i.hizliresim.com/Ll11Dj.jpg
    https://i.hizliresim.com/ZX77Xa.jpg
    https://i.hizliresim.com/MVLLDN.jpg
    https://drive.google.com/...GbdVO05ezKWnVih7VEVF

    Neyse sonracığıma bahçedeki banklara oturup “Şimdi Sevişme Vakti” kitabından şiirler okuduk, yandaki evin kapısında asılı olan rüzgar çanları bize melodi sağladı sağolsun. Kediler de dinlemeye geldi bizi. Sonra Sait’in de en sevdiği “Kamelyalı Mezar” öyküsünü okuyup üzerine kısa bir konuşma yaptık. Öyküyü okuyan Elif’in eşsiz yorumuyla öykü daha farklı bir hal aldı. Sesli duyunca başka oluyormuş yahu!

    https://i.hizliresim.com/Ll11bj.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVJJ68.jpg
    https://i.hizliresim.com/zjrrMY.jpg
    https://i.hizliresim.com/pbBBn0.jpg

    https://drive.google.com/...4WsRtqVS2rgBjYymrT9H


    Neyse oradan voltamızı alınca soluğu sahildeki balıkçı kahvehanelerinin olduğu yerde aldık. Bize bir masa Yanakimu ama çay kahve olsun dedik. Zira demlenmenin sırası değil. Neden mi? Genel kültür bilgi yarışmamız var ayol! Ayık olmamız lazım ayıküyün mü Yanakimu!

    Yine aynı gruplar vardı, eleman değişikliğine gitmedi kimse. Yaşayın pilavdan dönenin kaşığı kırısasıcalar cemiyetine gönül veren ve gönül verenleri koruyanlar DERNEĞİ!

    Bu turda sorularımız daha zorlayıcıydı. Her şeyi sorduk yahu! Bilinen ilk kadın şair kim dedik messsseeeelaaa!
    Sappho idi. Bilenler oldu ne habeeer !
    Daha nice nice sorular vardı. Yine kafa kafaya verildi, pilanlar pirojeler yapıldı, kopyalar çekildi, kardeşlik ve dayanışma örnekleri sergilendi, ortadoğuda haritalar yeniden çizildi ve kartlar yeniden dağıtıldı. Türevler ve eş yönlü parçacık hüzmeleri fizik hesaplamarı derken çok harıl harıl bir yarışma oldu. Yine bilgilendik, öğrendik eğlendik hamdolsun.

    Ve kazananlar;

    Neşeli Hayatlar
    mustafa tamer akder
    Zeynep timur


    Sonra yuvamıza döndük saz söz zamanı!

    https://i.hizliresim.com/NnrrpP.jpg

    https://drive.google.com/...IEvLh4jvMnnAmxPZzC2Q


    Türküler çığırdık. Gelen diğer konuklar garip garip baktılar, hatta bir çift vardı, kızcağız rahatsız oldu ellaaam kalktılar gittiler. PEH! Neyse Mahir çaldı söyledik bir ara halay ve lambada yöresel oyunları oynandı. Derken çaylar geldi bir ara sazı elime alıp “İNCE MEMED” çaldım :D peşine bir iki türkü derken Bitirdik ve “Medarı Maişet Motoru” adı altında Sait’in tüm kitaplarının atölyesine başladık.

    Önce müziğimizi dinledik, buyrun:

    https://youtu.be/-86eFjjr0AM

    Gözler kapandı kepenkler indirildi, herkes okuduklarını, gezdiklerini, gördüklerini, müzedeki anıları düşünerek kendini müziğin kollarına bıraktı.
    Dap dap dap daba daba dap daba daba dap…...

    https://i.hizliresim.com/oXrrRQ.jpg
    https://i.hizliresim.com/Ov77pP.jpg
    https://i.hizliresim.com/DY44vl.jpg
    https://i.hizliresim.com/V9vvMr.jpg


    Müzik bitti ve ortadaki duygu kartlarından seçtik keyfimize göre. Can bizim düş bizim ellere nesi?
    Herkes seçtiği kartlara dair hislerini anlattı, kitaba bağladı. Konuştuk Medarı Maişet motorunu irdeledik, oradan Sait’in kişiliği, hayatındaki insanlar, annesi, manitaları meyhaneleri neler neler. Sonunda Sait’in aslında yapayalnız olduğuna biz de karar kıldık. Anlattığı öykülerde kendinde eksik olan sevilme duygusunu işlediğini düşündük. Adam o kadar sevgi dolu bakıyor dünyaya, insanlara ve canlılara ama gel gelelim, bu sevginin zerre kadarını kimseden göremiyor, annesi dahil :(

    Ne sevdiği kadınlar onu seviyor ne de gönlünce bir mutluluk yaşayabiliyor. Kendi dünyasında kendi çalıp kendi oynuyor neticede. Zaten daha sonra hayatına bolca alkolün etkisi bodoslama çarpıyor. Nitekim Nazım’ın şu sözleri olayı çok acı şekilde özetliyor:

    “1955’te Budapeşte Radyosu’nda yaptığı “Edebiyat Konuşmaları”nın on yedincisinde ise şöyle dedi : “Ben Sait Faik’i çok severim. Bizim büyük hikâyecilerimizden biridir. Büyük hikâyeci, büyük şair. Bazen bedbindir, bazen ümitsizliğe kapılır. Fakat çok namuslu insan, memleketini çok seven insan… Ve belki de bedbinliği, ümitsizliği çıkar yol görmemesinden ileri geliyor. Halbuki çıkar yol var tabii. Velhasıl büyük bir hikâyeci, büyük bir şair.” Nâzım Hikmet 1961’de yazdığı ünlü “Saman Sarısı” adlı şiirinde Sait Faik’le arkadaşlık ettiği günleri şöyle anar :
    Kalamış’ta Balıkçının Meyhanesi’ne girdim ve Sait Faik’le tatlı tatlı konuşuyorduk ben hapisten çıkalı bir ay olmuştu onun karaciğeri sancılar içindeydi ve dünya güzeldi. [A’dan Z’ye Nâzım Hikmet]

    “Yazık! Rakı kadehinde, cidden değerli bir sanatkarı daha kaybediyoruz.”

    Ahan da şiir, buyrun okuyun :/

    https://www.siir.gen.tr/...met/saman_sarisi.htm

    Neyse hüzün bulutlarını kovalayalım.

    Atölyemizin ikinci kısmında, Sait’in “tüm kitapları”ndan seçtiğimiz alıntılar arasından paşa gönlümüze göre istediklerimizi seçtik. Bir diğer kart grubumuzdaki kartlardan ( bu kartlarda abidik kubidik tivist kıvamında manalı ve civcivli ve beyin çalıştıran cinsten resimler var) seçtik, alıntılarımız ile iliştirdik ve konuştuk anam konuştuk. Çenemizin yayı gevşedi çaylar kahveyle balla sütle yağladık.

    Bizdeki Sait Faik kitaplarını umuma açtık alın üleyyyyn dedik okuyun okutun :)))

    Medarı Maişet’in masaya yatmış canlı bedeni üzerindeki kesi, biçki, dikiş, nakış işlemlerinin bitmesinin ardından, şimdiki istikameeeeeet BARBA YANİ MEYHANESİ! Yani Sait’in takıldığı meyhane. Gittik Sait’in içtiği “Klüp Rakı”sından sipariş ettik:

    Bize bir masa ayır Yanakimu
    Kamp ekibimiz için!
    Bir masa.
    Üstü çiçeksiz
    Örtüsü mavi kareli bezlerden
    Rakısı Klüpten
    Hem hülyadan.
    Mahir bağlama çalsın
    Siyaha çalar parmaklarıyla
    Güftesi telli türküler ve havalar
    Adi havalar.
    Meyhane acı zeytinyağı koksun
    Sen hoşnut ol Yanakimu.
    (Şiire iğfal ederek bir kuple sundum af ola :S )

    Neyse masalar donatıldı, kadehler dolduuuuu Sait Faik’e kadeh kaldırdık.

    https://i.hizliresim.com/MVLL81.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6LLJk.jpg
    https://i.hizliresim.com/8aDD5n.jpg
    https://drive.google.com/...oUMO6usTb3Lcik4MrAO-


    Genizden akıtılsın rakılar, kadehlere gömülsün elemler, kollar kalksın Angara’nın Bağları çalsın, tayyare pilotları piste dalsın. Bebeleri alın dostlar, bizim pilotlar dümensiz!
    Mekanda sadece biz kaldık. Verdik müziğin halayın misketin rakının gözüne gözüne.

    https://drive.google.com/...hHTKHvbVvlsFmLNoafyA

    https://drive.google.com/...SFX9UtTBvyAnLwvQIyug

    https://drive.google.com/...mpGnDJfTLETquDxu-ADA

    https://drive.google.com/...qX6N1KJykhUkQH5FtiWQ

    https://drive.google.com/...rA-8gAwx_YnYM2vdKVjw

    https://drive.google.com/...hXkCPhYhXMpRTttSJqMw

    https://drive.google.com/...W_Ymwv8g0xYNCnYikrmg


    Şiirler okuduk sıra sıra, türküler söyledik. Hele Fırat’ın okuduğu bir şiir var kiiiiii buraya koymazsam iki gözüm önüme aksın, yüreğim kurusun!

    https://www.antoloji.com/avanak-ii-siiri/

    Nazımdan, Can babadan, Sabodan, Sait Faik’ten… kimleeeeerden kimlerden, hey gidim!
    Teyyarelerimize son mazutları çektikten sonra şatomuza doğru kanat açtık, yoldaki kedilere köpeklere selamlar vererek bulduk yolumuzu. Kafalar güzel ve biz çok güselis! Sait gibi aylak aylak dolandık, Rum meyhanesine takıldık, balıkçıları izledik….

    https://drive.google.com/...6LL0lrIVGSftjqyLKCuM
    bir kaç ipsiz sapsızzerhojjjjjj

    https://drive.google.com/...H-WKq4KRWlRzwwFVo-MQ

    Herkes yattı ama biz 3 kişiydik. Erdal, Mahir, Ben(Yoblomov). Acı eşiği daha yüksek dozdaki türküler okuduk, çaldık. Benim pilot zamanlarda hep yaptığım gibi “Şarkışla”yı çaldım, hüzünlendim gene. Neyse geç oldu daaaaa, hadi yatış kampanaları çalsın! Atlarımız ahıra bağlayıp yüksek şatodaki odalara dağıldık! Yarın güzel pırıl pırıl bir sabaha uyanacaktık ve bir sürprizimiz vardı! Ne mi? Görelim.

    3. Gün Pazar

    Bugün büyük sürpriz vardı. Sait Faik’in duygusal dünyasını kendi süzgecinde harmanlayan ve “Benden Hikayesi” adlı belgesele imza atan genç ve dinamik yönetmen Onur Barış ve yoldaşı-eşi Merve Barış’ı misafir ettik.

    Onları da Sait ile birlikte karşıladık ve şatomuza, film gösterimi yapacağımız büyük salona geldik. Evet, bu çekilen film için biz kampçılara ve Sait Faik severlere özel bir gösterim için geldi bu dostlar! Teşkılatı sinemayiyeyi kurduk ( apollür, bilgisayar vs vs) ve yönetmen bastı motor’a. Perdeler kapandı çaylar dağıtıldı, çokokremler püsküütler ve bilimum kraker çerez masalara neşredildi. Hep beraber filmi izledik. 3 gün boyunca kafamızda şekillenen Sait ile filmdeki Sait’i karşılaştırdık.

    https://i.hizliresim.com/bVJJrV.jpg
    https://i.hizliresim.com/Rroop7.jpg
    https://i.hizliresim.com/bVJJGd.jpg
    https://i.hizliresim.com/k9nnnv.jpg
    https://i.hizliresim.com/5aMMaR.jpg

    Film ile ilgili linkler buyrunuz:
    Takip ediniz ki geride kalmayınız :D
    https://www.instagram.com/bendenhikayesifilm/
    https://www.babasahne.com/...benden-hikayesi.html
    https://youtu.be/gDYSY0VuvIM
    https://youtu.be/kPGdE7IoIKA
    https://youtu.be/uOIJOG2x_14
    https://youtu.be/onlVmTwnaEk

    Film bitti alkışlar gözyaşları salyalar sümükler… Onur ve Merve bu güzel emeklerinin neticesinde duygularına hakim olamadı, hangimiz olduk allaaasen! Birer sigara arası istedik, gözyaşlarımızı Burgaz’ın bulutlarına akıttık da gerisin geri içeri girdik. Sonra film üzerine konuştuk tartıştık, laf. Onur çekim sürecini, maceralarını, anılarını ve Ara Güler’i anlattı bize. Laf lafı açtı derken özene bezene hazırladığımız “Edebiyat Tabusu” adlı süper oyunumuzu oynadık hep beraber. Kendimiz hazırladık haaaa öyle çakçikilerden almadık! Yüzde 10’un üzerinde efor göstererek hazırladığımız tabu kartlarını anlatırken çok ama çok eğlendik. Neyse, zaman ilerledi, atlarımızı yemini suyunu verdik. Artık adadan ayrılma vakti geldi. Herkeste bir tatlı hüzün vardı. İlk gün bizi karşılayan kediler, cırtlak çeneli martılar, kargalar köpekler uğurladı. Vapurumuz geldi bindik.

    Yol boyunca sallandı vapur. Sait mi yapıyordu bu piçliği bilmem ki? Kesin geldiğimize sevinmiştir. Belki aramızda olsaydı o 3 gün boyunca, çok iyi anlaşabilir, içebilir, gezebilir, martı yumurtası çalabilir, kamelyalı mezarda rakı tokuşturabilirdik ve bize öykü anlatabilirdi. Erik dalına halaya bile katılırdı kim bilir? Bizden ala aylak mı var ayol!


    Dönüş- pazar öğle sonu

    https://i.hizliresim.com/dvkkND.jpg
    https://i.hizliresim.com/mM1112.jpg

    Demiştim ya, Kadıköy’e ayak basar basmaz, sudan çıkmış balıklar gibi emcükledik havayı. Nefes alamadık, zira zordu buranın havası. İnsanları, hayvanları bile bir sonsuz telaşe içindeydi. Martılar birer sırtlan gibi! O zaman anladık işte yapayalnız bir insan nasıl yaşar burada? Yaşayabilir mi ya da? Hele de adada yaşadıktan sonra? Sait, işte o adam Sait. Kalabalıkta parlayan bir balıkgöz, çingene bacaklı.

    Yalnızlar içinde bir yalnız, hatta yapayalnız.
    Sonra herkesle sarıldık kucaklaştık güzel dostluklar bağlar kurduk ve köylerimize dağıldık.
    Yine bir kamp sonrası iletisinde hüzünlendik iyi mi! Neyse gidiyorsak şayet, gelmek içindir bilader.
    Bu kamp süresince bizden dostluklarını ve samimiyetlerini esirgemeyen, angaranın bağlarını ve erik dalının gevrek olanını bizlerle paylaşan dostlara sonsuz teşekkürler ediyoruz. Yarışmaların kazananlarına hediyeleri postalandı. Gözünüz postacıları kollasın!

    Ne diyelim ki daha başka. Ayrıca son kampımızda kadın sayısının fazlalığından ötürü ekstra kıvanç içindeyiz efenim.
    Esen kalınız can evinizden öperiz. Qüsel insanlar eqlesin :D

    https://drive.google.com/...8S3QaeMGbUPorvYQwF-l

    Bizi takip edebileceğiniz adres:
    https://www.instagram.com/kitapkampcilari/

    Bu da kardeş sayfamız;
    https://www.instagram.com/birdusunardindan/
  • 63 syf.
    Kasım 'ın 19'u. Saat gece yarısına yakın sabaha ise daha çok var. Gidişinin üzerinden ise asırlar geçti.. Bunları, bir otel odasında yan odada çalan fasıl ekibi eşliğinde yazıyorum. Saat geç de olsa burada böyle şeyler yapılıyor bazen. Bazen eğlenceli gibi gelir, bazense çok gereksiz. Ne kadar dahil olabildiğinle ilgili sanırım.
    Bir şeyler yazmaya çalışırken çok da eğlenceli olmuyor tabi. Gecenin bir vaktinde, bu yerde çoğunluğun uykuda olduğu buna rağmen hep bir ağızdan söylenen şarkılara bir kadeh rakı eşliğinde katılsaydım daha anlamlı olur muydu ki? İyi de ben alkol almam ki. İlk seninle denedim de '' rakı yavaş içilir acele etme , kavun ve peynirle iyi gider '' deyip mezeleri seçerken ki gülüşün geldi aklıma birden... Neyin ne ile yakışacağını en ince ayrıntısına dek kurcalamak detaycılık dedim de her an vedaya hazır sözlerini hissedemeden, o an kendine beni yakıştırmadığını bilemeden...
    Ama şu an elinde terlik " hasta var evde, defolun gidin başka yerde oynayın yoksa geliyorum yanınıza " diyerek çocukları kapısının önünde tehdit eden teyzeler gibiyim. Ne fasıla tahammülüm var ne de''yavaş içmelisin ''dediğin bir kadeh rakıya eşlik edesim...
    Her sabah sevinçle yeni bir güne başlayıp, her gece ne kadar boktan bir dünyada yaşadığımı fark ediyorum. Ben böyle şeyler yapıyorum bazen. Olmadığım biri gibi davranabiliyorum. İnandığım ilk yalanın peşinden gidiyor ve ona göre hayatımı şekillendiriyorum. Kendi doğrularım olarak bellediğim bu yalanlara o kadar inanıyorum ki, kimsenin ne söylediği umurumda bile olmuyor.
    İşler kötüye gitmeye başladığı zaman önünü alamıyor, bir çıkış yolu aramaya çalıştıkça kayboluyorum. Düştüğüm kuyudan yukarı tırmanmaya çalıştıkça daha da derine düşer gibiyim. Bir ses, bir el, bir umut ışığı bekliyorum ama tüm beklentilerim ise boşuna... Hayalini kurduğum, gerçekleştirmek istediğim ne varsa el birliğiyle içine ettiler. Artık hayal kurmaktan vazgeçtim. Herkes o kadar çok konuşuyor ve hepsi de kendinden çok emin ki. İnandıkları savundukları doğrularını ispatlama gereği bile duymuyorlar. Herkes her şeyi senden çok daha iyi biliyor. Rakının çok yavaş içilmesi gerektiğini bildiğin gibi...
    Her şeyi yarım yaşıyormuşum gibi geliyor bazen. Mutlulukların tadı hep damağımda kaldı, ileri gitmiyor bir türlü. Başıma gelen tüm hezimetleri, bir gecede gözyaşlarımla dindiririm zannederken çabuk unutamıyorum olanları bitenleri ve bazen, hüznü yaşamayı bile beceremiyorum. . Oysa hayat, geride bıraktıklarımı toplarken , yarım bıraktıklarımı ise pantolonunun cebinde saklayan yaramaz bir çocuk gibi bekliyor beni. Cebin içindeki saklananı merak edip, kendi açıklarımla yüzleşmem için hep sabrediyor. Biriken pişmanlıklarıma, sorunlarıma son bir damla daha ekliyor haykıra haykıra. O yüzden, en küçük hatalarımla bile baş edemiyorum yeri geldiğinde. Hayat yüreğime öyle bir sevda üfledi ki boğazdan, ciğerim ve bana ait olan her şey sana koşuyor sanki kusursuz bir teslimiyetin en temel direği olurcasına ruhum.
    ''Ne dedimse inanma
    Seni değil kendimi aldatıyorum
    Sen istediğin kadar
    Varlığın ta kendisi ol
    Ölümsüzlüğün ta kendisi
    Ben günden güne yok olmaktayım
    Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    Anlamıyor musun?
    Gökyüzü güneş olsa
    Sensiz karanlıktayım''
    Fasıl sona erdi sustu darbuka ve keman..Seni uğurlarken, ardındaki ışıkları da söndürdüm birer birer. İçimdeki fırtınalar seni takip etmeyecek , acı verse de gülümse diyor içimdeki şeytan ağlama... Ama bil ki; hep dün kadar eksiğim senden...
    https://www.youtube.com/watch?v=idAi7ieqPx4
    Keyifli okumalar.