• ""Hangi suyla hangi kiri temizleyeceğiz şimdi?""
    Derken insanlar gökyüzüne açacaklar ellerini
    Kaçıncı söz gelişi söylenişin bana?
    İnan ben değilim seni böyle utandıran, dönmelisin
    Bir şeylerin mücadelesi, bir tür militanlık gibi
    Sonra ipi saldık gitti, insanız şimdi
    Tehlikede hissettiğimiz çok güzelken ""Pis"" dediğimiz
    Sonra hissettiğimiz, pişmanlık kesin
    Beni test edeceğiniz kulvar biraz farklı olsun
    Sokak koksun, hap yok dostum uyuşturucu hapsedildi
    Asla pak değildik ancak sana kaç seyirlik şarkılar bıraktık
    Resmen müzik değildi hiçbirisi
    Bu saatten sonra kapansa da olur şarkım
    Duvarlarda sözlerim bak: ""Gazapizm sokaktır!""
    Benim yok hakkım, anlatmaktan vazgeçmeye
    Bir misyon yüklenmişim kuruyacak bu bataklık
    Bir baharda görüşmezsek ""Hoşça kalın!"" denmeyecek ve koş bakalım düşmeyeceğiz,
    Borcun mu bitmeyecek hep ödenecek, hep ölenler olacak, hep gülersen olmaz
    Yok direncin, solacak rengin, tetikte kal'ca'z ancak sana kal'cak silah tutmak bundan birkaç sene sonra.
    Zihnen çok yorgunum amca biraz şarap, biraz yara, biraz para, bolca ihanet etrafım, biraz yalan
    Hepten talan edilecek bak onca zaman inşaasını sürdüğün o geleceğin
    Bir gün geleceğim!
    Çok huzurlu uyuyacağız biz geceleri, niceleri
    Dert edinecek kendisine ve kimse anlamayacak bizi
    Tabutları zincirleyin yeryüzüne gerçek değil ölüm bana
    Ellerini titretecek içtiklerin
    Suça fazla meyilliydik ancak istediğim bir yerde değildim abi
    Bir rüzgara bakar her şey şimdi
    Bakma öyle esrar çekip mayıştıklarına sanki bu mağripli çocuklar
    Bir gün elbet yakacaklar Paris'i, daha iyisi, olmayacaktır olduğundan aptal değiliz, ama saplantılar gülümseyecek şehvetle sen boğazlarken kendini. Her biri idam alır düşlerin bir gece vakti ancak örgüt sayılmayacak asla her şeyden vazgeçenler
    Belki slogan, belki pankart olur bir gün ancak inanmayacak hiçbir kimse bu cümleye:
    ""Bir gün her şey çok güzel olacak!""
  • -Merhumu nasıl bilirdiniz?
    -İyi bilirdik!

    -Size sormadım cemaat! Şu toprağa soruyorum, şu börtü böceğe soruyorum, şu dağa taşa soruyorum, şu dilsiz hayvanlara soruyorum, şu ağaçlara soruyorum, şu evlere, binalara soruyorum. Çünkü size sorunca tüm şerefsizler için bile "iyi bilirdik" diyorsunuz!

    Kuşlar: Onu iyi bilmezdik. Balkonuna yaptığımız yuvayı bozardı. Yumurtalarımızı kırar atardı. Balkondan yemeyelim, içmeyelim diye balkona bizi korkutacak şeyler koyardı. Halbuki bu evin yerinde dedelerimizden kalma ağaçlar vardı. Ağaçlarımızı kestiler, yerine ev yaptılar. Eve bir ağaç dikmediler. Evimizi elimizden alıp bizi betonlara mahkum ettiler. Bir gramlık canımız vardı. Korkudan ölecek oluyorduk. Biz onu iyi bilmezdik hoca efendi! Hakkımız helal değildir. Öldü ya bir kaç gündür rahat ettik!

    Kediler: Hakkımızı helal etmiyoruz hoca efendi! Çöpten yiyecek almamıza engel olurdu. Bizi görünce taşlardı. Tam uyuyacakken kuyruğumuza basardı. Yavrularımı bırakır gider, döndüğümde onları bulamazdım. Acı acı miyavlayan yavrumun sesini duyuyorum. Ben iyi bilmezdim bu adamı!

    Köpekler: Ben de iyi bilmezdim bu herifi! Beni nerede görse taşlardı. Bir gölgede durmama izin vermezdi. Sessiz sedasız gitmeme rağmen bana canavar muamelesi yapardı. Eniklerime tekme atardı. Beni bahçesine alsa, boğazıma idamlık ip geçirir, günlerce aç bırakırdı. Beni vahşi yapmak için açlıkla, susuzlukla terbiye ederdi bu terbiyesiz!

    Ağaçlar: Biz de onu iyi bilmezdik. Dalımızı kırardı. Gövdemize bıçak saplardı. Bir torba tahta almamak için piknik yapmaya gelince yaş dalımızı keserdi. Dal dediğime bakmayın. Onlar benim kollarımdı, onlar benim ciğerimdi. Dalım azaldıkça zayıfladım, çürüdüm, yıkıldım ve devrildim.

    Bitkiler: Biz de iyi bilmezdik. Bizi ezerdi. Bizi koparıp atardı. Bizi sevdiğine verip bizimle sevgisini ifade edip kırık bir canı mutlu etmesi gerekirken bizi hor görürdü. Adımız ot diye, çimen diye, sap diye koparır atardı. Halbuki bir böceğin eviydik, bir kuşun gölgesiydik, bir solucanın bahçesiydik.

    Toprak: Ben de helal etmiyorum. Ben de onu iyi bilmiyorum. Verimli bir araziydim. Binlerce kişiyi doyuruyordum. On binlerce böceğe, kuşa ev sahipliği yapıyordum. Sonra beni zehirledi. Beni kısırlaştırdı. Sahte belgelerle beni iskana açtı. Üstüme ağır taşlar koydu. Üstüme nefes alamayacağım beton evler inşa etti. Gerçi bazen dayanamayıp içimdeki suları bu eve sızdırdığım oldu, bazen altlarından kayıp gittim, onları korkuttuğum oldu. Ama bir nefes alacağım toprak bırakmadılar.

    Evler: Benim de hakkım helal değil. Ben ev diye sevinirken benim kumumu az koydu. Çimentomdan çaldı. Demirim gevşekti. Biçimsiz ve kaçaktım. Ben evlerin en kötüsü idim, en çürüğü idim. Benim gibi onlarca bina inşa etmiş. Yıkılan evlerde canlar cananlardan ayrıldı. Onun yüzünden bu evde hayır yok dediler. Komşunun sesi komşuya gidiyordu. Duvarlar gevşekti. Kimse bizden memnun değildi. Defalarca alındık, satıldık. Satılık sitelerinden, emlakçılardan hiç eksik kalmadık. Alan, hayrımızı görmedi. Bir tane uzun süreli sahibimiz olmadı. Her gelen bir yerimi kırıp tamir etti. Canım yandı hocam, canım!

    Evet, dostlar bizi koro halinde tezkiye edecek cemaate değil de tabiata sorsalar ne derler acaba?

    Bu konuyla ilgili hadisleri hatırladınız mı? Tüm tabiatın insan üzerinde hakkı vardır. Dinimiz tabiatın hesabını da soracaktır. İnsanların iyi bilmesi yetmiyor. Tabiat da bizden hesap soracak.
    Murat Padak
    Şanlıurfa Diyanet Eğitim Merkezi Eğitim Görevlisi
  • -Merhumu nasıl bilirdiniz?
    -İyi bilirdik!

    -Size sormadım cemaat! Şu toprağa soruyorum, şu börtü böceğe soruyorum, şu dağa taşa soruyorum, şu dilsiz hayvanlara soruyorum, şu ağaçlara soruyorum, şu evlere, binalara soruyorum. Çünkü size sorunca tüm şerefsizler için bile "iyi bilirdik" diyorsunuz!

    Kuşlar: Onu iyi bilmezdik. Balkonuna yaptığımız yuvayı bozardı. Yumurtalarımızı kırar atardı. Balkondan yemeyelim, içmeyelim diye balkona bizi korkutacak şeyler koyardı. Halbuki bu evin yerinde dedelerimizden kalma ağaçlar vardı. Ağaçlarımızı kestiler, yerine ev yaptılar. Eve bir ağaç dikmediler. Evimizi elimizden alıp bizi betonlara mahkum ettiler. Bir gramlık canımız vardı. Korkudan ölecek oluyorduk. Biz onu iyi bilmezdik hoca efendi! Hakkımız helal değildir. Öldü ya bir kaç gündür rahat ettik!

    Kediler: Hakkımızı helal etmiyoruz hoca efendi! Çöpten yiyecek almamıza engel olurdu. Bizi görünce taşlardı. Tam uyuyacakken kuyruğumuza basardı. Yavrularımı bırakır gider, döndüğümde onları bulamazdım. Acı acı miyavlayan yavrumun sesini duyuyorum. Ben iyi bilmezdim bu adamı!

    Köpekler: Ben de iyi bilmezdim bu herifi! Beni nerede görse taşlardı. Bir gölgede durmama izin vermezdi. Sessiz sedasız gitmeme rağmen bana canavar muamelesi yapardı. Eniklerime tekme atardı. Beni bahçesine alsa, boğazıma idamlık ip geçirir, günlerce aç bırakırdı. Beni vahşi yapmak için açlıkla, susuzlukla terbiye ederdi bu terbiyesiz!

    Ağaçlar: Biz de onu iyi bilmezdik. Dalımızı kırardı. Gövdemize bıçak saplardı. Bir torba tahta almamak için piknik yapmaya gelince yaş dalımızı keserdi. Dal dediğime bakmayın. Onlar benim kollarımdı, onlar benim ciğerimdi. Dalım azaldıkça zayıfladım, çürüdüm, yıkıldım ve devrildim.

    Bitkiler: Biz de iyi bilmezdik. Bizi ezerdi. Bizi koparıp atardı. Bizi sevdiğine verip bizimle sevgisini ifade edip kırık bir canı mutlu etmesi gerekirken bizi hor görürdü. Adımız ot diye, çimen diye, sap diye koparır atardı. Halbuki bir böceğin eviydik, bir kuşun gölgesiydik, bir solucanın bahçesiydik.

    Toprak: Ben de helal etmiyorum. Ben de onu iyi bilmiyorum. Verimli bir araziydim. Binlerce kişiyi doyuruyordum. On binlerce böceğe, kuşa ev sahipliği yapıyordum. Sonra beni zehirledi. Beni kısırlaştırdı. Sahte belgelerle beni iskana açtı. Üstüme ağır taşlar koydu. Üstüme nefes alamayacağım beton evler inşa etti. Gerçi bazen dayanamayıp içimdeki suları bu eve sızdırdığım oldu, bazen altlarından kayıp gittim, onları korkuttuğum oldu. Ama bir nefes alacağım toprak bırakmadılar.

    Evler: Benim de hakkım helal değil. Ben ev diye sevinirken benim kumumu az koydu. Çimentomdan çaldı. Demirim gevşekti. Biçimsiz ve kaçaktım. Ben evlerin en kötüsü idim, en çürüğü idim. Benim gibi onlarca bina inşa etmiş. Yıkılan evlerde canlar cananlardan ayrıldı. Onun yüzünden bu evde hayır yok dediler. Komşunun sesi komşuya gidiyordu. Duvarlar gevşekti. Kimse bizden memnun değildi. Defalarca alındık, satıldık. Satılık sitelerinden, emlakçılardan hiç eksik kalmadık. Alan, hayrımızı görmedi. Bir tane uzun süreli sahibimiz olmadı. Her gelen bir yerimi kırıp tamir etti. Canım yandı hocam, canım!

    Evet, dostlar bizi koro halinde tezkiye edecek cemaate değil de tabiata sorsalar ne derler acaba?

    Bu konuyla ilgili hadisleri hatırladınız mı? Tüm tabiatın insan üzerinde hakkı vardır. Dinimiz tabiatın hesabını da soracaktır. İnsanların iyi bilmesi yetmiyor. Tabiat da bizden hesap soracak.
  • 304 syf.
    ·19 günde·9/10
    Hangi noktaya değinsem yetersiz gelecekmiş gibi hissediyorum. Goriot baba; bir babanın kızlarına duyduğu sağlıksız sevgi. Sağlıksız sevgi doğru bir tabir olasa da goriot babaya bunu söylemek içimden gelmiyor. (Son bölümü okumamış olsaydım kesinlikle bu sevgiyi yerden yere vururdum ama şimdi içimden gelmiyor.)
    Ne diyeyim Goriot Babaya sevgi ve saygıyı acı çeke çeke parayla satın almaya çalıştın. Sırf kızlarını birazda olsa görebilmek için tüm aşağılananlara katlandın ve en çokta sen kenidini aşağıladın. Tabi bu aşağılanmalar umurunda değildi. Çünkü kızların herşeyin üzerindeydi.
    Bu yüzden de yaşarken bile kendini pis bir ceset olarak tanımlıyordun.
    Ve ölümün ayak seslerinin duyulduğu o saatlere gelelim. Kitapta bir cümle vardı alıntılamadım ama beni en çok etkileyen cümle oydu.
    “Jandarma yollayın, zorla getirsinler, adalet benden yana, doğa, yasa, her şey benden yana. İtiraz ediyorum. Babalar ayaklar altında çiğnenirse memleket batar. Açık bir şey bu. Toplum da, dünya da, her şey yıkılır.”


    Goriot babanın kızlarını görmek için bu haykırışı aslında kızlarına karşı isyanın en büyük göstergesidir. Herşeyi yaptım son anımda bile sizi görmeye hakkım yok mu? Demiyor mu bu satırlar.

    Film yapımı dersleri giren Cengiz Hocamız bize sınıfta bir öğüt vermişti. Hocamıza da hocası vermiş.
    “Hayatınızın başrolü olun.”dedi bize.
    Goriot babaysa kendi hayatında anacak figüran olmayı başarmış. Hayatta birey olarak değil baba vasfı ile değerlendirilir. Ölürken bile Odessa’ya, erişte yapmaya gitmek istemesinin başka bir açıklaması olamaz.
    Gelelim Eugene’e bu kitapta onu normal olarak adlandıracağım. Diğerlerinin garipliği yanında en normal olan oydu. Zaman zaman yanlışlara düşüp erdemi sayesinde kendini toparlayan bir karekter. Güzel bir karekter. Uzun uzun bir şey söylemek istemiyorum çünkü onun serüveni bu kitap için bitmiş olsada insanlık güldürüsü için henüz yeni başlıyor.

    [Burada bir şeye parantez açmam gerek. Sayın Balzac; insanlık güldürünün temelini burada attığınız söyleniyor. Goriot baba herşey yıkılır derken diğer kitaplarınızda da sanırım bunu göstereceksiniz. Bir de son satırlarda Rastignac’ın (Eugene) meydan okuyuşu var. (Başkaldırıyı olanaksız bulduğunu söylemişti.) Herneyse bu paragrafın yazılış amacıda bütünde neler anlatmaya çalıştığınızı gittikçe merak ettiğimi belirtmek istemem.]

    VAUTRİN (Azrail-Çatlatan)
    Kitabın dahi karakterine geldim. Diğer karakterlerden çok başka yere koyuyorum bu karakteri. Kitapta kötü karekteri yapılmaya çalışılıyor ama bence değil. Zeki bir adam. Toplumu tam olarak analiz etmiş bireyin zayıflığını da zaafını da kolayca anlayabilen, insanın aklından geçeni okuyabilen biri. Ve bunları kullanıyor. Kullandığını söylemekten de çekinmiyor. Kendini onurlu bir adam olarak görüyor bu kısım tartışılsa da birey olarak çok ilginç bir karekter. Diğer kitapta ne olacağını bilemem, fikrim değişebilir ama Goriot baba kitabı içinde söyleyeceğim tek şey en sevdiğim karakter olmasıdır.

    Not1: pansiyon halkı gerçekten yaşamız umursamazlığını acının hissizliğini okuyucuya hissettirmekte %100 başarılı.

    Not2: Paris’in yüksek zümre halkı; yüksek sesli kahkahaları, gösterişli yaşamın zenginliği ile aslında pisliğini örtmeye çalışan bir grup zavallı, zevk düşkünü.

    Not3: [Yerde bir böcek ölmüş ve diğer haşerelerde onu yemek için başına toplanmış.]
    Bu cümle kitapta anlatılan bazı olayların beni gözümde özeti.
  • Karenina kıskanç değildi. Böyle bir duygunun karısına karşı bir hakaret olacağını düşünürdü.
    ..........
    ..........
    ..........
    Onun duygularını incelemek, düşündüklerine karışmak benim hakkım değildir. Bu, onun vicdanına kalmış bir iştir.diye düşündü.
    ..........
    Onun duygu yaşamı vicdanıyla ilgilidir, ben karışamam. dedi.