Aycan Güven, Sahte Krallık'ı inceledi.
18 Eyl 13:52 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

İnej’in kaçırılmasının üstünden 7 gün geçmiştir, Sahte Krallık 7 gün sonra başlar. Ben Sahte Krallığı, Kargalar Meclisi bittikten 7 ay sonra okudum. Böyle tesadüfler güzel oluyor. Kargalar Meclisi o kadar heyecanlı bitmişti ki, çok üzülmüştüm ikinci kitabın çıkmamasına. 7 ay sonra aynı heyecan geri geldi, bıraktığım yerden devam ettim. Sanki bir dizinin ilk sezonunu bitirmişim de aylar sonra 2.sezon gelmiş gibi oldu. Sahte Krallık’ın başlangıç kısmı yine bir görevle başlıyor. İnej’in tutulduğu yeri öğrenmek için Cornelis Smeet’le, -Jan Van Eck’in avukatıyla- uğraşıyor bizim ekibimiz. Kitabın nabzı bir saniye bile düşmüyordu. İlk kitaba oranla burada suya düşen planlar daha fazlaydı. Belki hayal kırıklığı oldu, uygulanamayan, yarım kalan planlar moralimi bozdu ama…son noktayı yine kitabın sonu koydu. Sanki suya düşen plan değil de son için hazırlanmış yemler gibi oldu. Leigh, yine muhteşem bir kitap yazmış. Kalbime bir kıymık batırdı ama olsun. İlk kitapta daha fazla espri vardı, tabii bu göz ardı edilebilir. Çünkü bu kitapta sakin bir şekilde geçirilen gün sayısı yok denecek kadar az. Ne kadar olay üstüne olay olsa da, köşeye sıkışma, işlerin aksaması sayılamayacak kadar çok olsa da, o dünyaya girip kitabı okumaya başladığımda sakinleşiyordum. Araya sıkıştırılmış espriler, ekibin birbirine olan tavırları, birbirlerini severken sevmeyişleri. Hepsi içimi eritiyordu, yüzüme bir gülümseme oturuyordu. Her iki kitapta da böyle oldu. Bu kitapta karakterlerin geçmişlerine daha çok yer verilmişti. Yaşadıklarını daha iyi anlayabilmemiz içindi diye düşünüyorum. Onları daha iyi tanıyabilmemiz için. Ben her cümlesini, her paragrafını sevdim Sahte Krallık’ın. Kaz Brekker, İnej Ghafa, Nina Zenik, Matthias Helvar, Jesper Fahey, Wylan Van Eck. Hepsi kalbimde. Ve bu serinin devamının gelip gelmeyeceğini bilmediğim için biraz sıkıntı içindeyim. Kitabın sonunda SON yazmadığı için devamı gelecek diye farz ediyorum. Uzun zaman sonra çıkacağı belli ama olsun. Son olmasın, geç çıksın. Sorun değil. Kaz’ın planlarını ve keskin zekasını, Jesper’ın esprilerini, Nina ve Matthias’ı ne kadar özleyeceğimi biliyorum. En çok Matthias’ı sanırım. Kalbime batan kıymığın adı Matthias. Bunun olmasını beklemiyordum açıkçası. –spoi- Jesper’ın dediği gibi kimsenin ölmesini beklemiyordum, hepsi sağ salim çıkacak sanıyordum. Leigh ters köşe yaptı. Öldürülecek biri vardıysa o da Matthias’tı zaten. Matthias öldükten sonra kitabı kapatıp, ‘neden Matthias? Başka birini öldüremez miydin?’ diye sordum kendi kendime. Düşününce en uygun aday Matthias oluyordu. O bir askerdi, vatanına ihanetten suçlanıyordu. O yüzden o soruyu sormayı bıraktım. Yine de birinin ölmesine gerek yoktu. Bu düşüncem değişmeyecek. Lütfen, lütfen. Matthias üçüncü kitapta bir şekilde geri gelsin. Olmaz mı? İmkanı yok mu? Yazara mail atmam lazım. Sonunda Nina’yla muhteşem bir çift olmuşlardı…
Ben bu kitapta daha fazla Kaz, İnej diyaloğu olur sanıyordum. Çünkü ilk kitapta Kaz’ın tavırları, cevapları beni benden alıyordu. İnej geri alındıktan sonra, normal bir hoşgeldin diyaloğu oldu aralarında. Olaylar yüzünden konuşamadılar biliyorum. Zamanları olmadı biliyorum. Yine de ufak diyaloglar olabilirdi. 400. Sayfayı baya bir geçtikten hatta 500.sayfaya yakın İnej ve Kaz’ı tek başına bulabiliyoruz. 400 sayfadan sonra ilaç gibi geldi bana o sahne, beklediğim sahneydi. Kaz’ın çabalaması. Son kısımda “Geri döneceğini söyle.” Dediğinde kalbim atmayı bıraktı.
Jesper ve Wylan’dan bahsetmiyorum. Hoşlanmadığım şey çünkü.
Bunların dışında ben tekrar Nina ve Matthias’a dönüyorum sanırım. O ikisi beni bu kitapta o kadar gülümsettiler ki. Nina. Çok güçlü bir karakterdi. Matthias. Çok güçlü bir karakterdi. Ayrılmamaları lazımdı.
Büyük uğraşlar, uykusuzluklar sonucunda kurgulanmış, yazılmış emek sarf edilmiş bir kitaptı. Şaşırtan, güldüren, duygulandıran, bazen ağız bozduran, bazen de “oooh, çok güzel oldu, böyle olur işte” dedirten bir kitaptı. Asla zihnimi yormadı, tersine nefes almak için okuyordum kitabı. Kaldığım yerden geri devam etmek için döndüğümde bir anda içine girebiliyordum. Ne oluyordu? Demeden. Bu seriyi okumayan varsa, içinde önyargılar varsa, onları bir kenara atmalı. Hemen başlamalı. Leigh’le tanışmalı. Bu yıl, iyi ki tanışmışım, iyi ki kitaplarını okumuşum dediğim yazarlardan biri de Leigh Bardugo.
Bu kitapla birlikte pes etmemeyi de aklınıza kazıyorsunuz aslında. İşler planlandığını gibi gitmezse, çıkış yolunuz kapanırsa, mutlaka bir çıkış yolu vardır demek istiyor. Pes etmeyin ve aklınızı çalıştırın. Ben bunu çıkardım. Her ihtimali düşünmeliyiz, işler istediğimiz gibi gitmeyebilir. Farklı yollara sapabilir ve bu yollar hedefe ulaşacağımız süreyi uzatabilir. Yine de pes etmeyip, peşinden gitmeliyiz hedeflerimizin. Umarım doğru anlamışımdır. Çıkarılacak bir sürü ders var aslında kitapta. Okurken tek tek aklıma geliyor ama inceleme yazarken unutuyorum.
Hedefe giden yolda işler karışabilir, süre uzayabilir, farklı belalar karşımıza çıkabilir, hesapta olmayan kayıplar verilebilir ama yine de vazgeçmek bir seçenek değildir.
Hedeflerinin peşinden giden bu altılı, her zaman kalbimde olacak. Tekrar ne zaman okuyabileceğimi bilmiyorum, umarım en kısa zamanda tekrar, kaldığı yerden okuyabilirim. Okuyabiliriz.

Elif, bir alıntı ekledi.
14 Eyl 15:41 · Kitabı okudu · İnceledi · 4/10 puan

Sıradan bir hayat süren sıradan bir kız olmak istiyordum. Hayatta en büyük kaygım kız kardeşimi acımasız meleklerin elinden kurtarmak için bir milis kampından nasıl kaçacağımı değil, mezuniyet gecemde ne giyeceğimi düşünmek olmalıydı. Hele insanlığı kurtarmak için işgale karşı koymayı düşünen bir direniş ordusuna katılmak hiç hesapta yoktu. Sınırlarımı biliyordum ve bu, sınırlarımın çok ötesindeydi.

Meleğin Düşüşü, Susan EeMeleğin Düşüşü, Susan Ee
Belkin, Bu Hesapta Yoktu'yu inceledi.
13 Eyl 16:33 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ostrovski, rus tiyatrosunun mimarı temellerini oluşturan biri olarak biliniyor memurlarla ilgili kısımlarında gülmekten ve sanki gelecegi görmüş demekten insan kendini alamıyor. kurulan cümleler bizimle aynı bir çok söz sanki anadoluda bir köy odasında kulagınıza fısıldanmış gibi.

Belkin, bir alıntı ekledi.
13 Eyl 16:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

bu dünya artık yaşanmayacak kadar bozuldu. Kötüler günahkar, iyilerse aptal yerine konuyor.

Bu Hesapta Yoktu, Nikolay OstrovskiBu Hesapta Yoktu, Nikolay Ostrovski
Belkin, bir alıntı ekledi.
13 Eyl 16:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Gururu yaralanan kadının gazabı cehennem azabından korkunçtur!"

Bu Hesapta Yoktu, Nikolay OstrovskiBu Hesapta Yoktu, Nikolay Ostrovski
Belkin, bir alıntı ekledi.
13 Eyl 16:22 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Düşünelim... ne acelesi var" gibi laflar geveledim ağzımda.

Bu Hesapta Yoktu, Nikolay OstrovskiBu Hesapta Yoktu, Nikolay Ostrovski
Belkin, bir alıntı ekledi.
13 Eyl 16:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Ah, validem, sil gözünün yaşını.
Vah hemşirem, sineme koy başını."

Bu Hesapta Yoktu, Nikolay OstrovskiBu Hesapta Yoktu, Nikolay Ostrovski
Belkin, bir alıntı ekledi.
 13 Eyl 16:15 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"İleri bir düşünce nedir, devletin can damarına yöneltilen zehirli bir ok. İleri bir düşünce nasıl eyleme dönüştürülür? a) Eski bir şeyin ortadan kaldırılmasıyla. b) Yeni bir şeyin ortaya sürülmesiyle. Bu eylemlerden hangisi daha zararlıdır? Her ikisi de ayni derecede zararlıdır. Eskiyi yıkarsak insanları fesatça sorular sormaya iteriz. Şu müessese neden yıkılıyor diye sorarlar. Yararlı olsaydı yıkılmazdı. Böylece kurulu düzene karşı gelmeye, hükümeti, devleti eleştirmeye başlarlar. Devletin, milletin menfaatini gözeten vatandaşların ileri düşünceler karşısında dehşete kapılması çok tabi dir.

Bu Hesapta Yoktu, Nikolay OstrovskiBu Hesapta Yoktu, Nikolay Ostrovski