• O değil de Make It Rain bu kitapla araya gitti resmen. Müziği dinleyince aklıma kitabın ne kadar saçma olduğu gelecek...

    Kitap çok soğuktu. Anlatımı o kadar soğuktu ki... ve bu soğukluk tamamen o aptal sahneden sonra hissedilmeye başladı.

    The Paper Swan ne kadar muhteşemdiyse bu kitap da o kadar tersiydi. İkisini de aynı kişi yazmış olabilir ama tamamen farklı bir ruh haliyle yazıldığı o kadar belli ki.

    Shayda, evli. Hafez'le evlendikten ve o aptal, iğrenç olay olduktan sonra Bob'un kendisine teklif ettiği işte çalışmaya başlıyor ve bu sayede Troy'la karşılaşıyorlar. (Troy'la karşılaşmalarından sonra çocuğu oluyor. Natasha ve Zain.)

    'O olay olmasaydı belki de Troy'la hiç karşılaşmayacaktık.' gibi bir cümlenin geçtiği bölüm var. Allah aşkına, bunların karşılaşacağı başka bir yol bulamadın mı Leylah?

    Sonra Shayda Hafez'le evli ama işte Troy'da var. Hafez'le olan evliliği gerçek değil gibi. Zaten gerçek olsa ne olur. Bak burada öyle bir sövesim geldi ki...
    Evleniyorsun, kendi evin yok. Gelini annenin babanın evine getiriyorsun. Adam mısın? Bak bunu yazarken bile ciddi ciddi şunu okuyan birinin aklından böyle yargılayıcı olma, işte durumlarını bilemezsin, her insanı bir kefeye koyamazsın tarzında şeyler geleceğini biliyorum. AMA LÜTFEN. BOŞ YAPMAYIN. Aptal aptal da konuşmayın. Evlenmek zorunda mıydı? Durumu yokken evlenmek zorunda mıydı? Değildi. Başka birinin daha hayatını mahvetmek zorunda değildi. Lanet olsun başkasının hayatını cehenneme çevirenlere. Lanet olsun.
    Ne olursa olsun, o kız o evde olmasaydı. Kendi evleri olsaydı. Öyle bir olay olmayacaktı.

    O olay o kadar canımı sıktı ki geri kalan yerlerden bahsedesim gelmiyor zaten...

    Kitapta kopukluklar çok fazlaydı. Anlatılmayan yerler, okuyucuya geçirilemeyen duygular falan. From His Lips var belki ondan kalan parçalar tamamlanmıştır diye umut ediyorum.

    Ve Hafez'in sırrını bulamadım dlkfdf saçmalığa bak. O sır neymiş de Shayda Troy'la böyle olabiliyormuş diye okudum kitabı, sır falan göremedim şdflkfd hayat benimle dalga geçiyor.

    İyi değildi ya. Damian'ı kimseye değişmem. Leylah'ın yazdıklarından ve yazacaklarından yani...
  • Camus'un "saçma" dünyasının bize yansıyan derin anlamı karşısında Mösyö Meursault ile aynı saçmalıklara inanmaktan kaynaklı kendimi bulduğum bir eser. Sizi içerisine çekecek olan bir ruh hali taşıyan kitap bunu olay, kurgu ve herhangi edebî nitelikten çok Meursault'nun hayata bakışı ile yapar.
    Anneniz ölse nasıl bir tepki verirdiniz? Kitap bununla başlar. " Bugün annem öldü, belki de dün bilmiyorum. "
    İnsanda yaptığı çağrışımlar kişiden kişiye değişse de ilk izlenimim annesi ile arası çok iyi olmayan biriydi bunu ilerleyen kısımlarda daha net bir şekilde öğreniyoruz. Normal bir tepki nedir bu duruma karşı? Nedir normal olan? Herhangi bir anlam verdiğimiz durumların anlamı her halükarda geçerli midir? Meursault bizlere tepkileriyle, hareketleriyle, düşünceleriyle yabancı bir karakter. Annesinin cenazesinin ertesi günü bir kadınla tanışıp onunla sinemaya gider ama kadına karşı  düşüncelerinde bile toplum çerçevesinin dışındadır. Yinede nesnelliği ile her birimizden daha dürüsttür hayata karşı. Suskun ve altta yatan acı hissi kitap boyunca sarar adeta kalbinizi. Kurduğu arkadaşlıklardaki karşı tarafa yardımcı olan ama hiçbir his taşımayan halinin yanında onu özgür bırakmayan karmaşık düşüncelerini bilmek onunla arkadaş olma isteği veriyor insana. Lakin hiç kolay bir arkadaşlık olmayacağı çok aşikardır Mösyö Meursault ile:)

    İkinci kısım ise işlediği bir suç yüzünden hapiste geçen süresini anlatır bizlere. Onun yerine kendimi koyduğum zaman kaygı, korku ve kurtulma isteğiyle elimden gelen her şeyi yapacağımı düşünürken, o seyrin akışı içinde çabalamaz. Savcı ile konuşmasında bile bir şey kanıtlama derdinde değildir sadece olan cevabı verir. En etkilendiğim yerlerden biri de mahkemede hakkında hüküm verirlerken düşünceleriydi. O durumdayken ölecek miyim kalacak mıyım diye düşünmekten başka birşey düşünmesinin imkanı yokken o savcının onu anlatırkenki ruh halini inceler, kendisi hakkında her şeyi bildiği sanan adama karşı derin bir ilgi gösterir. Son karar onun ölümünedir. Ceza nedir peki? O insanın bir hakkı daha olmayacak mıdır hiç? Bir insan bir insan için bu kararı verebilmeye yetkili midir? Kitapta " İşin aslının, mahkuma bir şans vermek olduğunu fark etmiştim. Binde bir şans, birçok şeyi düzeltmeye yeterliydi. Örneğin hastayı (hasta, diye düşünüyordum), onda dokuz ihtimalle öldürecek olan bir kimyasal bileşim bulunabilirdi. Fakat mahkum bunu bilecekti, şart bu olacaktı. Çünkü iyice düşününce ve olayları soğukkanlılıkla irdeleyince görüyordum ki, giyotin bıçağının kusuru, şansa hiç mi hiç yer bırakmamasıydı. ...cezanın kusurlu tarafı işte buydu." kısmı adaletli bir ceza doğrultusunda çok ama çok şey öğretiyordu.

    Bir hücrede kendiyle beraberken annesini hatırlar ve onun "Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi. Gökyüzü renklenip de yeni bir gün hücreme sızdığı zaman, ona hak veriyordum."  düşünceleri derin bir iz bırakır ölüme gitmeye ramak kalmış bir insanın son halleri olarak.

    Meursault hakkında düşüncelerini anlatmadan konuşmak çok zor zira anlatırken paragraf paragraf alıntı ile ancak düşüncelerinin bir kısmı aktarılabiliyor. En zorlandığım inceleme oldu sanırım çünkü hissedilebilen ama anlatması zor olan bir kitaptı bana göre. Ama ne olursa olsun kesinlikle okunmalı. Albert Camus'un saçma felsefesinin hayat bulmuş halidir Mösyö Meursault.
    Güzel okumalar dilerim...
  • Âşıklara haber vermek isterim. Kalbin bütün meseleleri yalnız kalbde halledilir. Çünkü bir hissin hakkından ancak başka bir his gelir. Ümitsiz bir aşkın panzehiri nefrettir. Fikirler ancak bu mukavemet hislerini yaratan tahrik ve telkin unsurlarıdır.
  • Herkese selam. Sonunda ben de inceleme yazmaya karar vermiş bulunuyorum. Bu ilk inceleme de, okuduğumda beni
    derinden etkileyebilen ve gözlerimi kendisinden alamadığım, Nikolay Vasilyeviç Gogol'un, Palto kitabı olacak. İyi okumalar dilerim şimdiden.

    Kısa bir araştırma yaptıktan sonra çok etkilendiğim bir şey okudum ve bunu size de aktarmak isterim. Nikolay Vasilyeviç Gogol, Palto kitabının hikayesini bir arkadaş ortamında duyuyor.Herkesin güle eğlene anlattıkları bu hikayeye başka bir gözle bakıyor ve ilham alarak, bu sayfa sayısı az ama içeriği bir çok kitaptan daha etkileyici eseri bizlere kazandırıyor. Neden etkileyici derseniz, Gogol herkes gibi gülüp geçebilir, ertesi gün kimse bunun üzerinde durmayabilirdi; biz de böyle bir eseri hiç görmemiş olabilirdik. Ama gerçek bir sanatçı olduğunu kanıtlarcasına bir düşünce ve eylem sistemine geçerek şahsen beni derinden etkiledi.

    Gogol'un kalemi, Palto'su kadar nahif. Kitap 65 sayfa değil, 650 sayfa olsa yine de okunacak türden. Şahsen kitabı okurken baş karakter ile bağ kurmayı, kendimi onun yanında veya onun yerindehayal etmeyi ve bu şekilde okumayı çok seviyorum. Bunu her yazarın başarabildiğini düşünmüyorum, ki bu imkansız bir şey. Ama Gogol, fantastik bir sahneyi yaşıyormuşuzcasına, bizi kitabın içine çekiyor resmen. Karakterimizin başına gelen her olayı biz de yaşıyoruz. Onunla üşüyor, onunla acı çekiyoruz. Bu yüzden de etkisinden kurtulamıyoruz bir süre. Bu his, şahsımca bir kitabın verebileceği en güzel hislerden biri.


    Ahmet Şerif İzgören'in, Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı kitabının önsözünde ilk cümle, "Bazı kitaplar vardır sizinle konuşur. Okumaya başlayınca fark edersiniz"dir. Biraz devam ettikten sonra şu cümleyi göreceksiniz, "Çok az kitap sonsuza dek yaşar." Gogol'un Palto'su, sonsuza kadar yaşayacak olan kitaplardan biri. Okumak çok zamanınızı almayacak. Vereceği etki ise ters orantılı. Umarım o Palto her okurun evine girer.
    ----------------------------------------------------------------------
    -BURADAN SONRA OLAYIN GİDİŞATI HAKKINDA UFAK DA OLSA SPOİLER ALABİLİRSİNİZ. BELKİ DE ALMAZSINIZ BİLMİYORUM. SONUÇTA BURADAN SONRASINI HENÜZ YAZMADIM.-

    -----VAZGEÇTİM BUNDAN SONRA SPOİLER OLACAK-----

    Hikayemizdeki dostumuz Akakiy Akakiyeviç devlet dairesinde, yazıları temize çekmek ile yükümlü, haliyle maddi durumu ve geleceği pek parlak olmayan bir adam. İş yerinde sürekli dışlanan, dalga geçilen ve zorbalığa uğrayan Akakiy'in “Bırakın beni, neden bana böyle eziyet ediyorsunuz?” cümlesi bir çok şeyi açıklıyor aslında. Akakiy, eskiyen ve artık kullanılamayacak hale gelen paltosu yerine, yeni bir palto almak istiyor. Biz de o meşhur palto için, Akakiy'in yaptığı fedakârlıklarına tanık oluyoruz.
    -------------SPOİLER BİTTİ-----------------

    Son olarak aklıma gelen bir kaç fikir daha yazacağım. Gogol, kitap içinde bir takım eleştriler de yapmış. Bu yüzden bir çok sorgulama durağı bulabilirsiniz kitapta. Ayrıca Gogol'un biraz da mizahi yönü olduğunu belirtmek isterim. Bir klişe olarak, "güldürürken düşündürüyor" diyemem ama güldürdükten sonra, hüzünlendiriyor diyebilirim.

    Benim adıma Rus Edebiyatı'na, Palto ile giriş yapmak muhteşemdi. Belki uzun yıllar boyunca tavsiye edeceğim kitapların başında geliyor ve ilk sizlere tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar diliyorum. Saygılar sevgiler.
  • Cenaze, büyük bir alayla, Üsküdar'ın Altunîzade semtinden aşağıya doğru inmekte... Karşılarına bir polis müfrezesi çıkıyor. Başlarında bir komiser bulunan polis ekibi cenazeyi önlüyor:

    - Durunuz!

    Eller üstünde birdenbire durdurulan tabut... Cenaze sahipleriyle komiser arasında konuşma:

    - Ne var, niçin durdurdunuz cenazeyi?

    - İstanbul Emniyet Müdürünün emri var: Cenazeyi Karaca Ahmed Mezarlığında hazırlattığımız yere defnedeceksiniz! Karşıya geçilmeyecek!

    - O da ne demek? Biz sahibi olduğumuz cenaze mevzuunda hükümetten emir almaya mecbur muyuz? Onu dilediğimiz yere gömemez miyiz, hür değil miyiz? Bu mu demokrasi?

    Komiser son cevabını veriyor:

    - Ben bu itirazlara muhatap değilim! Aldığım emri bildiriyorum. Cenazeyi Karacaahmed'e sevketmekle mükellefim!

    Öbür taraftan İstanbul Emniyet Müdürü bizzat Üsküdara kadar gelerek rıhtımda cenazeyi almak üzere bekleyen istimbotun halatlarını öz eliyle boşandırıyor, istimbota başını alıp gitmesini emrediyor ve rıhtımda terter tepiniyor:

    - Polisin açtığı çukura gömülecek! Başka tarafa götürülemez!

    Ve cenaze sahipleri, belki de böyle bir acı gününde hâdise çıkartmamak gibi bir his altında bu zulme baş eğiyorlar ve Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan'ın tabutunu Karaca Ahmed istikametine çevirip, orada, polisin açtırdığı çukura indiriyorlar.

    Böyle bir zulüm, mahiyeti bakımından küçük görünse de mânâsındaki dehşet ve bir din adamının ölüsüne bile tahakküm etmeye kalkmaktaki manevî şekavet bakımından, hele demokratlık iddiasındaki bir rejim hesabına, tarihte görülmüş şeylerden değildir.
  • Öğrencilerimizin bu dönem okumaları için belirlenen kitaplardan biri de Uçan Sınıf. Bu sebeple okumaya başladım fakat 191 sayfadan oluşan bu çocuk kitabını anca 21 günde bitirebildim. Kitap kötü değil hatta bitirdiğimde güzel bir his bile bıraktı fakat bir türlü beni içine çekemedi, araya sürekli başka kitaplar sokmama sebep oldu.


    Kitabı çocuklara uygunluğu açısından da değerlendirmek amacıyla eleştirel bir gözle de okuyunca sürekli olumsuzluklara takılıp durdum. İşini hakkıyla yapmayan öğretmenleri “ boş konserve kutuları” olarak nitelerken iyi bir öğretmenin nasıl olması gerektiğini de inceden inceye hissettiriyor.
    Cesaretini kanıtlamak için kendini merdivenden boşluğa bırakan Uli ile okul doktoruna sigara hediye eden öğrenci gibi olumsuzlukları görmezden gelirsek diğer çocuk kitaplarına nazaran hayatı ne toz pembe sunmuş ne de tamamen trajik, tam kararında...

    Çocukların birbirine bağlılığı, eğitime karşı inceden eleştiri - sergilenen oyun ile- , gerçek bir öğretmenin sahip olması nitelikler açısından güzel bir kitap. Ama yaş sınırı 10 üzeri olmalı. Çocuklardan ziyade yatılı okuldan mezun olanlar için daha zevkli olacağı kanaatindeyim.

    *Kitap kapağında ve tanıtımında iki okul arasında yaşanan kavga ve mücade kitabın konusunu oluşturuyor gibi bir algı oluşturulmuş olsa da kitap daha çok çocukların dönem sonu sergileyecekleri oyunu kapsıyor. Bu yüzden kitabın kapağında dövüşen iki rakip okul öğrencileri yerine, sergilenen oyunda uçan çocukların yer almasını tercih ederdim.
  • İncelemeye başlamadan önce; Asıl mevzu! okuduğun kitaptan ne anladığın, ne hissettiğin, ne iz bıraktığıdır (!)

    Kitap oldukça duygulandıracak, bazılarını ağlatacak, yani kesinlikle iz bırakacak.


    Lou sıradan, fakir bir kadındır. Bir gün çok sevdiği işini kaybeder ve hiçbir yerde iş bulamaz.. Derken karşısına yeni bir iş çıkar. Hasta bakıcılık işidir ve kabul etmek zorunda kalır.
    Yaşlı birinin bakıcılığını yapacağını sanır.. Bakacağı kişi genç, yakışıklı bir adam çıkar;
    Will, zengin bir aileden gelme, yıllardır hayatını çok kaliteli yaşamış, her şey iyi giderken geçirdiği kaza sonrası tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştır. Sadece el parmakları dışında başından aşağısını hareket ettiremez. Will için tek kurtuluş kendisini öldürmektir.

    İkili başlarda anlaşamaz, Will konuşmaz konuşsada ters cevaplar verir, anlaşamazlar.
    Zaman geçtikçe anlaşmaya başlarlar ama Lou işinden çok Will'in mutluluğuna önem verir, ki; Will'in intihar etmesinin öğrenmesiyle herşey değişir.

    O altı aylık süreç başlar.. İsviçre’ye gidip yasal olarak hayatına son verilecektir. Lou' nun önünde Will’in fikrini değiştirmeleri için altı ay vardır. (altı aylık iş sözleşmesi)
    Lou, yeniden hayatı sevdirmeye kararlıdır.
    Will, ilk defa biri ile bu kadar yakınlaşmıştır, tatile doğru adım atarlar. Orası beni maf eden bölüm, azıcık yüreği sarsıyor..
    Lou kumsalda açılmak ister, Will karşı çıkar:

    Kitaptan..

    Lou: "Ama bana hiç şans vermiyorsun"

    Will: "Seni bağlamak istemiyorum; hastane randevularıma, hayatımın sınırlılıklarına bağlı kalmanı istemiyorum. Başka birinin sana verebileceklerinden mahrum kalmanı istemiyorum ve belki bencilce ama bir gün bana bakıp ufacık da olsa bir pişmanlık veya da acıma duymanı istemiyorum"

    Lou: "böyle bir şeyi asla yapmam!"

    Lou daha fazla kendini tutamaz ve aşkını itiraf eder. Will yinede son kararını verir. :(

    Şöyle ki sonunun nereye varacağını tahmin edemiyorsunuz.. Çok duygulu bir yapım yok ama beni bir arayışa soktu, sonun ne olacağı üstünde.
    Bazen güldüm, bazen üzüldüm, en çokta Will 'e yardım etmek istedim.

    Kesinlikle sizde bir iz, his, yaşanmışlık, çaresizlik bırakacak bir roman. Okumanız gerekiyor (!) ve keyifli okumalar