• 247 syf.
    ·8/10
    Yazar, olayı üçüncü kişinin ağzından anlatmak yerine, hikayeyi anlatacak bir karakter kurgulamış, hoş olmuş. Hikaye bu ya, adı verilmeyen anlatıcımız, köyünün tarihini araştırmaya karar veriyor ve köyü hakkında yazılan bir kaç tarihçeden okuduklarını, dedesinin bir arkadaşının anlattıklarını ve diğer araştırmalarını derleyerek bize aktarıyor.

    Tanios, Kfaryabda köyünün Şeyhi Francis'in kahyası Gerios'un oğlu. Ancak kitabın sonuna kadar acaba Şeyh'İn oğlu olabilir mi sorusu gündem de tutuluyor. Lakin asıl mevzu bu değil. Tanios'un doğumundan itibaren, Mısır Paşası ve Osmanlı Padişahı arasındaki çekişmelerin köylülerin ve Tanios'un hayatı üzerindeki etkileri anlatılıyor.

    İlk bölüm biraz sıkıcı gibi gelse de anlatımın büyüsüne kapılmanız uzun sürmüyor. Maalouf'un diğer kitaplarında olduğu gibi tam anlamıyla bir Arap masalı tadında bir anlatım var. Çok güzel. Diğer kitaplar demişken, yazarın okuduğum diğer kitapları içinde (Doğu'nun Limanları, Işık Bahçeleri, Semerkand) kurgusu en derli toplu, en rahat anlaşılır olanı.

    YKY, her ne kadar arka kapakta "seven bir kadın Lamia, otoriter ve çapkın bir Şeyh, aşk, nefret, ihanet ve tabi kii melodrammmm, üç perdeeee" tadında bir yazı kullansa da bu tanıtım, kitabın içeriğine hakaret. Lamia kitabın bir kaç yerinde geçmekte ve kurguya etkisi Tanios'u doğurmaktan ibaret. Kimsenin gölgesine sığındığı falan da yok. Ha bir de Esma denmiş. Esma denen kızın koca kitapta üç satır diyaloğu yok. Güzelim kitabı yerli dizi fragmanıyla lanse etmekle ayıp etmişler.
  • 372 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Oldukça güzel, gayet hayal gücünüzü çalıştıran Gaiman'ın her zaman ki zıpır, uçuk anlatım tarzıyla anlattığı bir kitap. Ancak bu anlatım tarzı zaman zaman insanı çok zorluyor. Öyle ki bazı tasvirlerin, fantastik edebiyatın tanrısı, dahi bir yazarın yaratıcılığının bir eseri mi, yoksa krize girmiş bir uyuşturucu müptelasının sanrıları mı anlaşılmıyor.

    ...Züppe, Ruislip'ten rahat rahat bir kafa daha uzundu Öte yandan Ruislip, her biri tamamen domuzyağıyla dolu, büyük birer deri bavul taşıyan dört züppe kadar çekiyormuş gibi görünüyordu.

    ... Bay Croup gülmeye başladı. Kopmuş parmaklardan oluşan bir duvardaki tırnakların üzerinde çekilen kara tahta gibi çıkıyordu sesi.

    ... Sonra bir ses çıkardı. -bir elli boyunda ve insan etine zaafı olan bir guguk kuşunun çıkarabileceği türden bir gu-guk gu-guk vb.

    Ama gerçekten korkunç yaratıcı bir konsept üstüne kurulmuş. Rahatlıkla devamı yazılabilecek bir kitap olmuş. Yazarın tarzına alışık olmayan sevmeyebilirler. Kişisel görüşüm, alışveriş listesinin en önünde olmasa da, daha kesin kararlarınız yoksa ilk onda olabilir.
  • 216 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kitabın ilk elli sayfasına kadar okuduğum da yazar ve kitap ile ilgili aklıma şunlar takıldı:
    Amin Maalouf'un tarihsel süreçteki bakışı ile ele aldığı alışa geldiğimiz tarzın çok dışında bir eserle karşı karşıyayım.
    Bu elbette kendisinin de ifade ettiği üzre bir "Deneme" çalışması.
    Bir "Afrikalı Leo"- bir "Semerkant"- bir Doğunun Limanları" yok elimizde.
    Dünya yakın tarihinin girift ve çalkantılı olayları ile gidişatını (ekonomik- siyasal- uluslar arası güç dengeleri v.s.) kendi yorum ve düşüncesi çerçevesinde dile getirmiş.
    Fikirlerinin doğruluğunu, yanlışlığını, geçerliliğini, red edilebilirliğini tartışmak niyetinde de değiliz.
    Bizler sadece okur kitlesiyiz. Okuduğumuzu anlamak, yorumlamak, bilgi dağarcığımıza doğru bilgileri yükleyecek fikirler, görüşler bekleriz yazarlardan.
    Demem o ki!
    Sayın maalouf'un ele aldığı bu çok ciddi, çok önemli konu bir gazetecini köşe yazısı dili ile, bir siyaset bilimcisi gözlemi ile, bir toplum bilimci yöntemiyle kaleme alsaydı çok daha hızla okunabilir, çok daha kolay kavrana bilir, çok daha kolay zihinlerde yer edebilir eser sunmuş olabilirdi okurlarına.
    Lakin bir roman yazarı mantalitesiyle edebi değeri ön plana çıkarınca yukarıda bahse konu ettiğim (bence) sakıncaları beraberinde getirmiş gibime geldi.
    Çok sayıda ki okurun yarım bırakma sebebi bu olabilir mi? diye sorguladım.
    Dünyanın çok değişik ülkelerinden okuru bulunan ve sevilen bir yazarın bu hususu dikkat etmesi gerekir mi? diye düşledim.
    Her toplumun, kültür yapısı, dünya olaylarını algılayışı, ilgisi hatta menfaatleri, altında kaldığı tehditlerinin çok farklı olacağı doğallığına olan inancımı bir kere daha hatırladım.
    Bu anlatım tarzıyla,konuyu, olayları,anlama ve hafızada tutma zorluklarını bertaraf etmeden algılama engellerinin aşılamayacağını düşündüm.
    AMMA...sayfalar ilerledikçe işin renginin öğle olmadığının farkına vardım. Yinede bu düşüncelerimi yorumum um dışında tutmamam gerekliliğini bir dürüstlük göstergesi olarak gördüm.
    Aslın da Sayın Maaluf muhteşem ve çok önemli bizleri de çok yakından ilgilendiren reel bir konuyu hassasiyetle ele almış.
    Soğuk savaşın bitişi ve şimdiki sonuçları,
    Berlin Duvarının yıkılması, ardı sıra beklenenler ve olanlar,
    Dünyada ki güç dengelerinin nasıl değiştiği,
    Doğu- Batı sorunu,
    11 Eylülü,
    Büyük Orta Doğu dan Yeni Orta Doğuya geçişin panoramasını
    ABD'nin giriştiği bir çok müdahalenin "Yönetme Yönetimi" ni aşıp "Örnek olsun diye" yaparak yönetimi altındaki halkların yüreklerine korku operasyonu olarak nakşettiğini,
    Yazar zaten bu kitabın kendi değimi ile " Bağıra bağıra geliyorum diyen gerilemenin kökenlerine savaş açtığını" iddia ediyor.
    Ve kitap çok güzel bir tümce ile son buluyor. "....Evet, haklı olanların yaman öfkesi ile...."
    Ve son NOT olarak bu kitabı bitirmediğini devamını gelişmeleri internet'e yayıncının sitesine koyacağını ve herkese acık olacağını düşerek sonlandırmış.
    Bir kaynakça, bir döküman, bir el altı kitabı olarak ilgili olan kişilerin kütüphanesinde hatta baş ucun da bulunmalı derim.
  • İyi bir kitap incelemesi nasıl yazılır?
    Sayın 1000kitap sakinleri sitenin kolonlarını oluşturan bir şey kitap incelemeleri. Malum hiç siteyi bilmeyen biri bile araştırma yapmak istediği bir kitabı Google amcada aratıp 1000kitaba girip araştırma yapmak istediği kitapla ilgili incelemeleri okuyabilir. İşte bu yüzden kitap incelemeleri çok önemli bir hal alıyor. Hatta önemden de öte. Sitenin kalbidir incelemeler. İşte bu yüzden iyi bir kitap incelemesi nasıl olur bunu göstermek istiyorum. Bu yazının sadeleştirilmişini daha önce bir yorumumda yapmıştım. Şimdi daha kapsamlı anlatacağım. Baştan diyeyim hiçbir şekilde kitap incelemesi nasıl yazılırla ilgili bir makale ya da kitap okumadım. Yani yazacaklarımı bir yerden okumadım tamamen benim görüşlerimdir. Yasir Kuralları da diyebiliriz buna. Neyse giriş paragrafını uzatmadan geçelim asıl konumuza.

    1.Sakın çok eski okuduğun ve hatırlamadığın kitaplara yorum yapma! İki cümleyi geçmeyen kişisel yorumlar hiç yapma!
    Bazı incelemelerde görüyorum. "Çok eskiden okudum ondan pek hatırlamıyorum ama güzel bir kitaptı." Bunu yapma! Eğer pek hatırlamıyorsan kitabı incelemen güzeldi ya da kötüden öteye gitmez. Zaten her kitaba inceleme yazma zorunluluğumuzda yok. Böyle vasat bir incelemenin siteye hiçbir yararı yok. Hatta kitabı araştıran birisi için sıkıntı bile oluşturabiliyor. Malum sitede beğeni tuşunu gerçekten beğenildiği için basılmıyor çoğu zaman. Eğer bu tarz vasat bir kitap incelemesini yapan kişinin fazlaca takipçisi varsa beğeni sayısı artıyor ve listede yukarlara çıkıyor. Haliyle de listede hoş bir görüntü ortaya çıkmıyor. Mesela "Kürk Mantolu Madonna" kitabını ele alalım. Zaten kitaba yüzlerce inceleme yapılmış ve önümüzdeki yüzlerce yıl içersinde bu sayı binlere ulaşacak. Bundan bir yetmiş yıl sonra bu kitabı araştırmak isteyen bir genç bu tarz vasat bir incelemeyi görmek zorunda değil. Bu dediklerimi iki cümleyi geçmeyen o kadar beğendim ki nirvanaya ulaştım tarzı incelemelerde(!) geçerlidir. Bu tarz incelemeler okuyan kişiye kitapla ilgili bir fikir vermez. Öyle sitede çöp şeklinde durur. Zaten birisi de bu incelemeyi şikayet eder ve gerçekten inceleme çöp kutusuna gider. Eğer bu tarz sadece kişisel cümlelerden oluşan bir inceleme yapılmak isteniyorsa ileti olarak paylaşılabilir. Zaten takipçiler görür bu iletiyi. İleti olarak paylaşınca da bundan 68 yıl sonra doğacak kardeşimiz boşu boşuna bu tarz bir incelemeyi görmemiş olur

    2.İnceleme yazmanın ilk kuralı incelemeni yazmaya başlamaktır.
    Çoğu kişi de vardır erteleme huyu. Bu bende de vardır. Bir kitabı çarşamba bitirdiysem siteye üşengeçliğimden cumartesi yüklerim incelememi. Ne yazıkki incelemeler kendi kendine yazılmıyor. Sakın üşenme, korkma. Otur o bilgisayarın başına. Eğer başlarsan devamı gelir. Bir de sakın sitede yazma incelemeni. Yazarken sitede bir şey olup sayfa kapanabilir falan tüm incelemen boşa gidebilir. Önce wordde yaz sonra incelemeni siteye taşı. Ve de incelemeni siteye kaydetmeden önce bir kere oku. Bak bakalım inceleme güzel mi değil mi? Anlatım bozuklukları, imla hataları var mı? Sonuçta bunları insanlar okuyor. Nasıl ki misafire bozuk yemek ikram etmiyorsan, okuyuculara da anlatım bozukluklarıyla dolu bir inceleme sunma.

    3.Rahat, cesur ve samimi ol.
    İncelemeni yazarken sakın korkma. Sen bu işten para kazanmıyorsun ya da sen bu işin prosu değilsin. O yüzden önce bir derin nefes al ve o üstündeki stresi at. Yazarken kelimelerin içten olsun. Kasıntı yazma. Yapmacık kelimeler kullanma. Olduğun gibi yaz. Beğenmediysen kitabı korkmadan eleştir. Bu en büyük yapılan hatalardan biri. Mesela bir insan aldı Sefiller'i okudu ama kitaptan nefret etti. Ama siteye bakınca herkesin bu kitaba aşık olduğunu gördü. Eyvah sorun bende mi deme ve de sakın herkes sevdiyse bende sevmiş gibi yapayım deme. Ne hissettiysen yaz. Gerekirse yazara laf at. Ben beğenmedim arkadaş de. Korkma, cesur ol. Kısaca hislerini öyle bir belirt ki, içindeki tek bir hücre ama ben böyle düşünmüyorum ki demesin.

    4.Kitabın üslubundan bahset.
    Kitap akıcı mı, sade mi, duru mu de. Dilinin ağır olup olmamasını mutlaka belirt. Hatta şu tarz yorumlar getir. "Bu kitabın dili çok ağır olduğu için sakin kafayla okumaya çalışın. Öyle metrobüste falan akşam işten gelirken bu kitabı sakın okumaya çalışmayın." tarzı yorumlar yapabilirsiniz. Tabi siz kendi zevkinize göre bu cümleleri alıp değiştirip iyice yoğurup bambaşka cümleler ortaya çıkarabilirsiniz.

    5.Kitapla nasıl tanıştığınızdan bahsedin.
    Kitapla nasıl tanıştığınızdan bahsederek incelemenize başlamak, incelemenizi acayip bir şekide samimi yapar. İncelemenizi okuyan kişinin yüzünde tebessüm oluşur. Heleki kitapla tanışma hikayeniz çok ilginçse mutlaka uzuncana yazın.

    6.Spoiler ve günaydın, iyi geceler dilekleri
    İncelemenizi yazdıktan sonra bir bakın spoiler yapmış mısınız? Eğer yapmışsanız mutlaka yazının başında belirtin. Ama mutlaka spoilerin derecesini belirtin. Az spoiler mı yoksa spoilerın cılkını mı çıkardığınızı yazın. Eğer yazmazsanız spoiler olduğunu baştan, çok küfür yiyebilirsiniz söyleyeyim baştan. Sakın yazınıza günaydın, iyi geceler dilekleriyle başlamayın. İncelemenizi belki sabah yüklediniz siteye ve günaydın deme ihtiyacı duydunuz ama bunu yapmayın. Bu incelemeyi 50 yıl sonra bir gece vakti yaşlı bir amca okuyabilir. İşte bu yüzden incelemelerimiz tüm zamanı kapsadığı için bu tarz cümlelerle başlamayın. Tabi size kalmış. Aslında çok önemli değil. Ben bu tarz cümlelerle başlamıyorum incelemelerime. Bu tarz cümlelerle başlamamanız daha uygun olur.

    7.Kitaptaki yanlış ya da doğru bulduğunuz şeyleri söyleyin.
    Yazarlar insandır ve yazarken bir sürü hata yaparlar. Utanmayın söyleyin. Mesela hayatında ilk defa ceset görmüş birinin cool davranması çok mantıksız olur değil mi? Eğer yazar kendi karaterine böyle bir durumda cool davrandırmışsa hatayı söyleyin, çekinmeyin.

    8.Eğer kitap eskiden yazılmışsa ya da yabancı bir kitapsa kendi zamanınız ve kültürünüzle karşılaştırınız.
    Diyelim ki yazar 1950'lerdeki İngiltere'yi anlatıyor. Haliyle o zamanın kültürüyle şimdinin Türk kültürü çok farklı. Bu kültürler arasındaki farkları irdeleyebilirsiniz. Ya da "Yazara çok kızmamak gerek ne de olsa 1950'lerin İngiltere'sinde bu tarz olaylar çok doğal karşılanıyormuş" tarzı cümleler kullanabilirsiniz.

    9. Kitabı okurken ki ruh halinizden bahsedin.
    "Kitap ilk sayfalarında çok sıkıcıydı ve ruhumu sıktı ama daha sonra bir anda olaylar hızla gelişti ve soluksuz bir şekilde okumamı sağladı." tarzı cümleler incelemeyi okuyan kişiye kitabın ne zaman açılacağını ya da baştaki durgunluk hep mi devam edicek gibi sorulara cevap verir. Mesela bir kişi okuduğu incelemenin kitabını okumaya başladı. Farketti gerçekten de incelemedeki gibi kitabın başları çok sıkıcı. Ama korkmuyor. Neden? Çünkü devamında kitaptaki bu sıkıcılık yerini soluksuz okumaya bırakacağını incelemede okudu.

    10.İncelemenizi yazarken çay, ıhlamur, kahve için.
    Bu içtiğiniz sıcak içeceklerle daha rahat yazacağınızı göreceksiniz. Çünkü inceleme yazma işi uzundur. Ve ağzınızın kuru kalmasını istemezsiniz. Mesela ben şuan şu yazdıklarımı bir saattir aralıksız yazıyorum ve acayip susadım. Eğer çay içiyor olsaydım hem rahatlıyacak, hem de ağzımdakı mayhoş hava ortadan kalkacaktı.

    11.Eleştirilere açık ol.
    Eğer sen bir inceleme yazmışsan siteye bu demektir ki artık herkes görebilir bu incelemeni. Sitede incelemeni beğenmediği için hunharca eleştirebilecek insanlar olacak. Sakın bu insanlara kötü gözle bakma ya da kapasitem bu diyip kestirip atma. Teşekkür et bu kişiye ve yazdığı eleştirilerden ders çıkartmaya çalış. Tabi bazen mantıksız eleştirilerde gelebilir, he de geç. Ama şu da var bazı insanlar daha hassas olabiliyorlar. Bu yüzden de bu tarz ağır eleştirileri kaldıramıyorlar. Lütfen eleştirecek arkadaşlar da karşılarındakilerin insan olduğunu hatırlayıp daha düzgün ve kırmayacak cümleler kullanarak eleştirmeye çalışsın.
    ***
    Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Size en iyi şekilde açıklamaya çalıştım. Tabi unuttuğum noktalar olmuş olabilir. Yorum olarak yazarsanız eksik ya da yanlış noktalarımı hep birlikte tartışabiliriz.
    Ahmed Yasir Orman
    Edit:Laflarım galiba yanlış anlaşılmış. Buradaki yazdıklarım benim görüşlerim olduğu için nesnel bir yazı olarak algılamayınız. Yani farklı farklı incelemelerde olabilir tabi. Ben daha kaliteli kitap incelemesi yazmak isteyenlere kendi görüşlerimden yola çıkarak yol göstermek istedim. Sakın kimse bu iletiden sonra inceleme yazmaya korkar olmasın.:)
  • 184 syf.
    ·5 günde·10/10
    Nasıl ama nasıl güzel bir kitap okudum...Cortazar'ın on yıl önce alıp kütüphanemin arka taraflarında bir yerlerine sıkıştırıp unuttuğum, senelerce beklemiş, demlenmiş bu toplama hikâyelerden oluşan kitabı, bunca beklenmeye değecek kadar güzel sararmış yapraklarıyla, muazzam güzellikte çevirisi ve lezzetinden tekrar tekrar tadmayı istememizi sağlayacak bir anlatım ve üslûp güzelliğiyle bana bir kez daha Cortazar'ı neden bu kadar sevdiğimi düşündürdü..neden seviyorum Cortazar'ı? Art arda akıp giden, her biri birer küçük başyapıt olan bu hikâyeleri okurken düşündüm: neydi sevdiğim, neyi seviyordum, neden Mırıldandığım Öyküler'i ilk okuduğum yirmi beşten fazla yıl öncesinden başlayıp ta bugüne dek, araya uzun tenefüsler bırakarak devam eden bu sevgi? Biliyorum cevabını: neyi anlattığı değil beni çeken; beni çeken ve onu sevmemi sağlayan şey, onun esneye büküle, kıvrıla döne, devine hareket ede fısıldadığı bütün hikâyeler, anlatırken cümlelerinin bitmek bilmemesi, durağan bir hissi anlatırken bile teklemeyen, beklemeyen, susmayan bütün o cümleleri; okurken dilimde birike birike dimağıma sızıp akan bütün o güzel kelimeler, bütün o ifadeler ve her hikâyede ama her hikâyede anlattığı karakterlerin sayfalarda canlanışı, dile gelişi; işte bunlardan seviyorum Cortazar'ı ben ve bugün son hikâyeleri okurken karşıma yazarın başyapıtı ve benim için bir gençlik hatırası olan Seksek'ten Babette ve Roland'ın çıkmasıyla hem şaşırdım hem de daha keyifle okudum hikâyeyi. Ben yaşlanıyorum, zaman geçiyor, tükeniyor ve edebiyat her zaman diri, bu sararmış sayfalarda senelerce okunmayı bekleyen hikâyelerin tadı herşeye değer.

    Bir Sarı Çiçek bir hikâye kitabı ama, yazarın üç farklı hikâye kitabından toplanan hikâyeler bunlar. Ancak şunu söylemek isterim: bir başyapıt kesinlikle bu eser. Kitaptaki bütün hikâyeler nasıl olduğunu anlatmak için bilgilerimin hiç bir şekilde yetmediği bir ritmle anlatılıyor, konular birbirini takip etmese bile dil kesinlikle aynı özü, tadı, lezzeti sürdürüyor; Cortazar gerilim hikâyeleri anlatıyor; şaşırtıcı hikâyeler bunlar: çikolata boyunda tavşan kusan bir genç kadın ya da okuduğu hikâyedeki cinayet kendi başına mı geliyor diye düşündüğümüz bir okurla karşılaşıyoruz, ilginç bir hizmetçiyle şaşırtıcı bir sırrın ortasına düşüyor, öldüğümüzde bir sarı çiçek olarak dünyaya geliyor ve her insanın ölümsüz olduğunu haykırıyoruz. Kitaptaki "Büyüdükçe" adlı hikâye Cortazar'ın en bilinen hikâyelerinden birisi, çünkü bu hikâye Antonioni'nin Cinayeti Gördüm filminin dayandığı hikâye, zaten filmin senaryosunu da Cortazar yazmış. "Büyüdükçe" isminin güzelliği de dahil olmak üzere gerçeği gördüğünü ve anladığını sanmak ama aslında görmemek ve anlamamak üzerine. Hikâyenin adında bile bir şaşırtmaca var, belki sadece bizim dilimizde böyle denk gelmiş de olabilir, yine de çok uygun olmuş: burada büyüdükçe denilen şey yaş olarak büyümek değil, fotoğrafın büyütülmesi. Parkta çektiği fotoğraftan son derece memnun olan Michel'in bu fotoğrafı devasa, duvara yansıtılacak denli büyüterek gördüğü şeyi anlamamış olmasını anlatıyor hikâye: fotoğraf büyüdükçe, nesneler, kişiler ve anlam değişiyor; bambaşka bir anlam çıkıyor ortaya. Belki de Cortazar, bütün hikâyelerinde hikâyelerinin sonunda bize hikâyeleri büyüterek görmemizi, görünen şeylerin görüldüğü gibi olmayabileceklerini söylüyor: emin olunabilecek hiç birşey yok gibi, bir belirsizlik hüküm sürüyor her yerde, herşeyde ve, bir ihtimal, işte hayat budur, diyor Cortazar

    Cortazar'ın eserini edebiyat seven herkese öneriyorum..ben de bir müddet sonra, askerde, Erzurum'un korkunç soğuğunda, gece yarıları, gözlerimden uyku aka aka okumaya çalıştığım ve zihnime kazınmış bir hatıraya dönüşmüş "Lucas Diye Biri" adlı kitabını okumayı düşünüyorum...ve sonra, belki, bir ihtimal, 25 sene sonra bir kez daha yazarın başyapıtı Seksek'i okuyabilirim.
  • 256 syf.
    ·5 günde·8/10
    Çok uzun okuma listemde bekleyen ve indirim sonucu alınan bir kitap. Listeme alma ve okuma nedenim ise tüm okuma listelerinde bu kitabı görmemdi. Çok övgüyle bahsedilen bu kitap ( Piyasaya sürüldüğü 1963 yılında en iyi üç kitap arasına girmiştir ve yılın en iyi kitabı seçilmiştir. ) yalan yok denilen kadar da çok büyük bir etki yaratmadı bende. Belki de beklentiyi çok fazla yüksek tuttuğum için olabilir. Kesinlikle okuması ve anlaması zor bir kitap baştan söyleyeyim.

    Öncelikle yazarın üslubu çok farklı. Alışılmışın dışında, distopik hatta ütopik diye de bilirim. İçerisinde küfür kıyamet gidiyor. :) Yalan yok argodan dolayı pek hoşlanmadım. Eğlenceli mi evet eğlenceli geçiyor. Kara mizahlarla dolu, çok aşırı şekilde anlamayı zorlaştıran kapalı bir anlatım. Kitap aslında bilim kurgu kitabı olarak geçiyor ama eleştiri bakımından bir çok üst düzey cümlelere sahip. Modern dünyaya eleştiri olarak bir çok alıntı var içerisinde.

    Kitabın konusuna gelirsek; " Spoiler içerir" Kitapta kahraman, Hiroşima'ya atılan ilk atom bombası ile ilgili bir kitap yazmak istemiş ve bunun için araştırmalara başlamış. Bombanın geliştiricisini bulmuş ama ölmüş olmasından dolayı çocukları ile yazışmalarını anlatıyor yazar bölüm bölüm kitabında. Asıl önemli olarak bahsedilen bir konuda Buz Dokuz. Buz Dokuz denilen madde donma sıcaklığı buzdan daha yüksek olan bir madde ve tüm suyu ve karayı anında dondurabiliyor. Hikaye bu iki konu arasında gidip gelmekte. Ama gelin gelelim ki asıl konu bana göre Bokononculuk. Bokononizm tamamen zararsız yalanlardan oluşan bir din, felesefe olarak betimleniyor. Bilimi öne olan bu felsefe; bilimin nasıl silah olarak kullanılabileceğini anlatıyor.

    Asıl tema olarak bende bıraktığı dünyaya, dinlere, insanlığa dair bir çok güzel bilgi vermesi diyebilirim. Tavsiye ederim elbette. Ama sıkılmadan ve kafanız boşken okumanız tercihimdir. Son derece zor kitaplar arasında ilk 10 da yer aldığını belirtmek isterim.

    Ve en beğendiğim alıntı :

    “Tanrım! Hayat bu! Tek bir dakikasını anlayabilmiş adam var mı şu dünyada?”

    “Hiç deneme bile,” dedi. “Anlıyormuş gibi yap sadece.”

    “Bu... Bu çok yerinde bir tavsiye.”
  • 384 syf.
    ·3 günde·6/10
    İlk defa okuduğum bir yazar diyeceğim ama zaten Türkçe'ye çevrilen ilk kitabı da bu fantastik seriden oluşuyor. Neyse yoruma geçecek olursak açıkçası ben Alaycı Kuş serisinden aldığım tadı ve okuma keyfini bu kitaptan hiç mi hiç alamadım. Neden Alaycı Kuş 'u kıyasladım; çünkü bir çok okur bu şekilde kıyaslama yaparak yorumladı bu kitabı ve seriyi. Beğenmedim demiyorum ama kitapta bir şeyler eksik gibi geldi. Mesela ilk yüz elli sayfa birçok karakter , isimler, görevlerden oluşuyor ki sıkıcı geldi, kim nedir anlaşılmıyor. Olay örgüsüne gelince duygu eksikliği vardı bence, olaylar oldu bittiye getirilip yazılmış gibi. Yazı puntosu harika, basım da güzel fakat anlatım mı eksik çeviri mi bilemedim. Yine de bu kadar övgüyü hak edecek ne olabilir diye serinin diğer kitaplarını da okuyacağım. Belki fikrim değişir, kim bilir ?