• 60 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Hani normal zamanda TV de öylesine bir kanalda öylesine bir konuşmaya denk gelirisiniz ve konuşmada ki her şey çok değerli kelimeler çok doğru cümleler içerir ya bu kitapta aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Normal bir öykü okuyorsunuz ama o kadar doğru cümleler kuruyor o kadar değerli kelimlerle siz fark etmeden sizi mest ediyor. Bir bardak çayın yanında bitirilecek kitaplardandır. Okurken kafa yormayacaginiz, yorulmayacaginiz ama 'Ne doğru söz söyledi yahu!' demekten de kendinizi alamayacağınız bir kitaptır. Üstelik sayfalar arasında ki resimler de sizi daha da rahatlatıyor. Göze hoş gelen modern resimler, çizimler.
  • Sende başkasının olabilirsin,
    Daha öncekiler gibi,
    Elimden ne gelir?
    Yasını sevmekten başka?
    Ben ki eskimiş şarkılara benzerim,
    Herkesin aklına gelmeyen,
    Dolaşır dururum yalnızlığın gölgesinde,
    Ara sıra uğrar diye beklerim
    Hoş bir sada içime,
    O bile muamma
    Aşk hep kafa güzelken baştan çıkartır beni,
    Donsuz ve uykusuzum bu yüzden
    Sevemem kimseyi bir daha yeniden.
  • 416 syf.
    ·Beğendi·5/10
    Uzun bir aradan sonra bu seriyle tanıştım ve yeniden kitap okumaya geri döndüm:)Peki mükemmel bir giriş miydi?Kesinlikle hayır!Mitolojinin en tanıdık siması Hades ve ölümlü bir fırıncı olan orta yaşlı(43 efemm) Lina arasında geçen ilişkiyi anlatıyordu.Ben yaşlara pek takılmadım.Takıldığım nokta Lina'nın bedeninin bahar tanrıçası ile yer değiştirmesi oldu.Kitap zaten beden mi ruh mu çelişkisine değinmiş.Hades beyimiz bahar tanrıçası görünümlü Lina'ya aşık oluyor ama ruhuna ayrı bir sempati besliyor işte beni kafa oralarda yanıyor.Yazarımız güzel anlatmış hoş masalsı bir anlatımı var ama bana pek hitap etmedi.Seri genel olarak ruh beden değişikliği ile ilerliyor.Valla başka bedenle oynaş sonra ruhla birlikte ol.Yok ben almayayım:)Mitoloji severlere tavsiye edilir.Bu arada kitap bana hitap etmese bile güzeldi.Çerezlik ama sonu çok aceleye gelmiş gibiydi.
  • 128 syf.
    ·Puan vermedi
    Küçük Prens, Simyacı, Kürk Mantolu Madonna, Tutunamayanlar, Martı Jonathan Livingston... şu an aklıma gelenler bunlar. Overrated kelimesinin tam karşılığı bu kitaplar. Yani mesela Tutunamayanlar' ı övenlerin yarısı kitabı okumamıştır bile. İşte bu kitap da okuyup anlayanlardan ziyade sağdan soldan duyduklarına bir o kadar da kendisi katarak kitabı gereksiz yere bambaşka yerlere çekenlerin şişirdiği bir balonmuş onu gördüm. Ne var lan bu kitapta? Şimdi bana ama tüm dünya övüyor vs. deme. Justin Bieber' ı da tüm dünya dinliyor, o zaman büyük bir sanatçı hiç tartışmayalım, var mısın?

    Kitabın bir matematik profesörü tarafından yazılması, yazan adamın aynı zamanda rahiplik geçmişinin olması ve orijinal dilinden okuyamamam sebebiyle elbette benim fark edemediğim göndermeler, detaylar, mesajlar olabilir. İşte bunları görebileyim diye Ekşi Sözlük' te altı, Uludağ Sözlük' te üç sayfa entry okudum. Bir iki tane istisna hariç yüzden fazla entry arasında elle tutulur hiçbir şey yok. Herkes kaynak göstermeden, gerekçe sunamadan atıp tutmuş. Başkasından duyduğuna kendi de bir şeyler katmış falan. Efendim hikayede mantar varmış da Lewis Caroll mantar yemiş de güzel kafayla yazmış bunu. Hadi diyelim ki öyle neyi değiştirir bu? Bu mantar mantar diyenlerin çoğu zaten hayatında böyle bir şey de görmemiştir, denememiştir o da ayrı. Yani onlar da yine sağdan soldan duyduğu bilgiler. Hollanda' da kafelerde, bildiğin kafelerde baya kek şeklinde satılıyor uyuşturucu maddeler, gayet de yasal olarak. Yani bu kadar büyütülecek bir şey yok. Ergen gibi magic mushroom magic maushroom gezmenin alemi ne? Kısa bir şey anlatıp kitaba giriyorum; Cem Yılmaz' ın abisi Can Yılmaz bir üniversitede Gora üzerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Çocuklar kendi arasıdna Robot 216' nın adının nereden geldiğini tartışıyorlarmış. Can Yılmaz artık dayanamayıp söze girmiş ve ''bu öyle bir şey değil ya, o an masada 216 sigarası vardı, oradan geldi, sen karşının robotusun(0 212 - 0 216 telefon kodu mevzuu) vs. geyiğinden falan çıktı'' demiş. Bunun üzerine ''hayır ya sen bilmiyorsun'' benzeri tepkiler alınca ''filmin senaryosunun yazım aşamasında ben de varım'' demiş. Ondan sonra susmuşlar ancak. Aynı onun gibi işte bu olay da. Tırtıl mantarın üzerinde, mantar yiyence büyüyen, küçülen kız vs. vs. Yav diyelim ki öyle, bu muhabbet bu kitabı neden bu kadar büyütsün? 120 sayfalık kitapta(İş Bankası Kültür Yayınları) herkesin alıntıladığı yer aynı mesela. Hani satır araları mesajlarla dolu, çok acayip, çok özel bir kitaptı? Herkes aynı yeri beğenmiş ama?

    Kitap Alice isimli kızımızın gördüğü bir rüyadan ibaret ki zaten bunun kitabın ortalarında anlıyorsunuz. Kitabın en ama en güzel yeri rüya anlatımındaki başarı. Yani rüya görürken anlamsız geçişler olur, aynısını sinemada ya da kitapta görseniz kurguda sorun var diye eleştirirsiniz ama rüyadaki bu kurgu bozukluğu sorun teşkil etmez. İşte bunu bir kitaba aktarabilmek büyük başarı. Gerçekten de bir yerden sonra o anlamsız geçişler hiç rahatsız etmiyor sizi, bir rüya gibi kabul ediyorsunuz anlamsız diyalogları, mekan geçişlerini, Alice' in tepkisizliğini. Çok sevdim burayı. Yine iskambil kartlarının insan olarak düşünülmesi, Alice' in hikayenin sonuna doğru kendine geliyormuş, bir uykudan uyanıyormuşcasına gördüklerine meydan okumaya başlaması(belki de mantarın etkisi geçiyordur) falan hayran kaldığım detaylardı. Ama bunun dışında yok pedofili, yok aslında yazar fantazilerini gizlemiş kitaba, satır aralarında subliminal mesajlar vermiş gibi kanıtsız iddiaların hiçbir emaresini görmedim ben kitapta. Hem subliminal mesaj olsa ne olur? Olmadığı dönemlerde sevişmeyen dünyadan ne hayır gördünüz ki sevişen dünyadan korkuyorsunuz? Çok ama çok zorlama yorumlar hariç cinsel içerikli hiçbir şeye rastlamadım. Yani mesela psikanaliz yaklaşımla metni ele alan bir yazı okudum, o yazıdaki çıkarımlara göre şu yazıdan benim tevacüzcü bir seri katil olacağım da çıkartılabilir. Yine okuduğum entrylerden birinde orijinal metni okuyan bir arkadaş elbette kelime oyunları var ama iyi bir çeviriden okuduğunuzda öyle aman aman bir şeyler de kaçırmıyorsunuz yazmış.

    Zaman kavramı üzerine güzel bir tartışma(Şapkacı ile zamanın istediğin anda durması muhabbeti), hayat ve hedefler üzerine herkesin o çok sevdiği güzel diyalog(Cheshire kedisi ile olan diyalog) ve bir de biri börek, biri Alice(ben hala Alice miyim sorgulaması) üzerine benim belki de gereksiz anlam yüklediğim hoş bir ontolojik mevzu vardı kitapta. Bunun dışında çocuklar eğlensin diye yazılmış olsa da yazarın çocuk kitabı yazmadaki beceriksizliğinden mütevellit çocuk kitabı olamamış bir kitap bu benim için. Sevdiğim yerleri çok sevdim ama sevmediğim yerler de o kadar gereksizdi ki çok sıkıldım.

    Elbette yazıldığı dönem, o dönemin şartları içerisinde yapılan göndermeler ve bu sayede kitaptan etkilenenler falan tamam ama kitapçıdan kitabı alıp da evinde okuyup da magic mushroom diye gezenlerin samimiyetine inanmam mümkün değil. Şimdi link verip de adamın reklamını yapmak istemem ama bilmem ne sitesinde ya da blogunda adamın biri bu kitabı övmüş de övmüş. Victoria devri kostümünden girmiş, kapitalizm eleştirisinden çıkmış. Hayır, inanın ben hikayeleri, detayları çok severim ama sen bilmeden, anlamadan sağdan soldan okuduklarını derleyip derleyip bir yazı sıçarsan ortaya elbette alay ederim seninle de yazınla da. Yazının sahibi benim çok sevdiğim iki arkadaşımın arkadaşı ki yazıdan da öyle haberim oldu zaten. Gel anlat lan Victoria devrini! Ne okudun o döneme ilişkin Wikipedia' da yazanlardan başka? Kapitalizm eleştirisiymiş de bilmem neymiş de lan koca koca puntolarla 120 sayfa kitaba bunları sığdırdıysa bu adam, ben 2000 sayfa kitap yazan Karl Marx' ın kafasına tüküreyim o zaman.

    Kafa açıcı arkadaşlar olunca hayatında, yazdıkça yazası geliyor insanın. Bir arkadaşım ki yukarıda bahsettiğim iki arkadaştan biri bu, bir link attı şimdi. Bir müzede birisi gözlüğünü gizlice yere bırakmış, gözlük orada kalmış. Sonrasında da diğer insanlar bunu bir modern sanat objesi zannedip fotoğrafını falan çekmeye başlamışlar, sıraya girmişler. http://www.milliyet.com.tr/.../2252132/default.htm Bu kadar kolay işte bir şeylere olmayan anlamları yüklemek.

    Yazarı gelip şu kitaba yapılan güzellemeleri, yüklenen anlamları görse; ''abi siz ne yaptınız ya'' der.
  • 496 syf.
    ·1/10
    Bu kitap beni o kadar yordu ki size anlatamam.

    Nerden baslasam diye düşnüyorum aslında salak romatik kitaplara bayılırım kafamı dağıtır vs kitapları da okumadan önce yorumlara bakarım gene baktım hepsii iyi yorumların yani bir tane bile ortalama diyen bile görmedim ama gerizekalı olan benim kitabın adı zaten falso gerizekalı ben, bunu okuyan buna kötü yorum yapmaz ki ismi alenen bağırıyor ben kötüyüm diye, herkes de iyi yorum yapınca e ben doğal olarak başladım adina aldanma dedim neyse hiçbir kitabı bugüne kadar yarım bırakmadım ne kadar kötü de olsa başladığımı bitiririm başladım başı vasatti ama kötü başlayıp düzelen kitaplar gördü bu gözler sonuçta eh başladık bırakamam da neyse kadın karakter güldürüyor güldüremiyor değil ama abi bu kadar gurursuz bu kadar onursuz bir karakter ben okumadım cidden.

    Kitap da devamlı bir kavga bir hakaret bir zorbalık bir sahiplenme ama mal yerine konulma aşağlanma yani olmasını istemeyeceğim heeerrrr şeeeey var. Ha bide karakter de bunun farkında he ama adama gene aşık oluyor 90. Sayfada mi ne bide damdan gördüğü tek muamelede hakaret azar bir kere insan yerine koyulmadı aşık olurken djnvkfsjbbksjrbgskrjgbsrkjhgfs sinirim bozuldu gene Adam desen zaten ayrı bir kafa kızı kıskanıyor mu küçük mü görüyor arzuluyor mu ne bok hissettiğinden o da haberdar değil. Hattaaa demeyi unuttum kıza şiddet uyguladığı kızın baya korktuğu canının acıdığı yerlerde var fantazi vs değil yani bildiğin şiddet, birde işin komik yani kız adamı bana şiddet uyguladın seni polise şikayet edicem diye tehtid de ediyor yani yazar bir boklar yediğinin farkında. Sinirimden okumayı bıraktım ama 200 sayfa kaldı daha ne kadar saçmalayacak onu da görmek istiyorum ama dün gece yaşadığım sinir harbini atlatmam lazım. Daha da dehşet verici olan bu kitabımsı şeyin 600 sayfalık devam kitabının da mevcut olması. Kurban olam siz paranızı nelere veriyorsunuz ya 45 lira birde ucuz da değil.


    Kadınlarımız böyle onursuz gurursuz salak tasfir edilmemeli arkadaşlar bizimde beynimiz aklımız gururumuz var bide buna alkış tutmayın ne olur. Edebî değeri zaten yok her kitapda olacak diye bir şey de yok bazen hikaye güzeldir iyi bir dillere yazılır okursun örneği çok ama bunda ne mantıklı yada hoş bir hikaye var nede anlatım ya bu kitaphic mi bir editörün elinden geçmedi bu nasıl bir saçmalıktır Allah aşkına ya ?
  • Levin evleneli üç ay oluyordu. Mutluydu. Ama onun beklediği mutluluk değildi bu. Adımbaşı, eski hayallerinin kırıldığını hissediyor; yeni beklenmedik hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyordu. Mutluydu, ama aile yaşamının içine girince her an, hayal ettiği şeyin bu olmadığını hissediyordu. Sıkça, durgun bir gölde küçücük bir kayığın düzgün, mutlu gidişini seyreden bir insanın, bu kayığa kendi bindiği anda hissedeceklerini hissediyordu. Bu kayıkta yolculuğun yalnızca sakin sakin, sallanmadan oturmak demek olmadığını, kayığın nereye gideceğini aklından bir an çıkarmamanın, durmadan düşünmenin, kafa yormanın; altında suyun olduğunu, kürek çekmek zorunda olduğunu unutmamasının, alışık olmadığı için avuç içleri acısa bile kürek çekmesinin gerektiğini, bunu seyretmenin hoş bir şey olduğunu, ama yapmanın, hoş olsa bile, çok güç olduğunu görüyordu.
  • Güzellik terimi, estetik özün taleplerini karşılayan bir nes­nenin niteliğine verilen isim olarak buraya dek genel anlamında kullanılmıştır. Gelgelelim, sözcüğün bu anlamda kullanımı te­melsiz olmasa da hem bir savunmayı hem de bir değişikliği ge­rektirir. Bazı sanat eserlerinin yücelik, acıına duygusu, mizah, trajedi vb. şeylere yöneldiği kadar güzelliğe pek fazla yönelme­diğini aklımıza getirmeye alışkınızdır. Bazen bunları güzellik­ten ayırt etme ve falanca resmin güzel olmadığını ana görkemli olduğunu veyahut da falanca bir kadının güzel olmadığını ama hoş olduğunu dillendirme eğilimi içerisinde oluruz. Böylesi bir durumda genellikle güzelliği diğerleriyle ayıu seviyede bir şey olarak değil de üstün bir şey; ideal olarak tüm sanat eserlerinin sahip olması gereken bir şey olarak görürüz. Gerçi insanlar ba­zen bu görüşe karşı çıkarlar; hatta sanatın tümünün güzel ol­ması gerektiğini iddia etmeyi, sanahn tümünün komik olması gerektiğini iddia etmekten, böylelikle güzelliğin, kendisine isim bulamadığımız bir estetik faziletin, bir cinsin çok sayıda türü arasında yalnızca bir tür olduğuna işaret ederek, daha az kor­kunç bulmazlar. Beri taraftan, bazen de yücelik, acıma duygusu ve diğerlerini güzellikten ayırt edemeyiz; ama bunları sadece güzelliğin türleri olarak, güzelliği ayırt edildiği farklı şekiller olarak görmek suretiyle birbirinden ayırırız. Bu görüş farklılıkları kafa karıştırır ve insan ayırt etmeyi seçtiği müddetçe birçok güzellik biçiminin ortaya çıktığını ve bu biçimlerin sayıları kadar bunları belirleyip suuflandırma yöntemlerinin de gelişigüzel olduğunu saptadığımızda kafamı­zın karışıklığı daha da artar. Bu nedenle bunların hepsini bir­ den gözardı etmek, sanat felsefesinin büsbütün arzulanan bir sadeleştirmesi olarak görülecektir. Uygun bir biçimde güzellik olarak adlandırılabilecek olan estetik mükemmeliyetin tek bir biçimini kabul etmek, hatta bu güzellik biçimlerinin sonsuz gü­zel nesneler çokluğunun kelimelerin sözlük içerisinde sıralanması gibi sınıflandırılması ve parçalanmasına dair gelişigüzel yollar olduğunu iddia etmek, ki bu saikleri estetik değil sırf uy­gunluk olan bir iş, filolojinin sorusu değildir; uygunlukla ilgili bir sorudur.