• 224 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Jean Baudrillard'ı ilk defa bu kitapla tanıdım. Ama ilginçtir, sanki daha önce okuduğum, tanıdığım bir düşünürmüş gibi hissettim. İlgi çekici bir dile sahip olan yazar, kehanetleriyle çoğu zaman ağzımı açık bıraktı. Bazı şeyleri açıklarken bile yeni koyuluklar, bilinmezlikler oluşturan anlatımıyla bana çok sevip saydığım birini hatırlattı. 'Nietzsche'. Ancak 'Nietzsche' gibi bir düşünür diye düşünürken bir de baktım ki kitabın son bölümünde zaten Nietzsche'ye özel bir yer vermiş. Onu ve felsefesini de bu kitaptaki birçok düşünce için bazen bir temel bazen de bir hedef olarak göstermiş.
    Kitabın başlığı size Matrix'i anımsatacaktır. Zaten Matrix bu kitaptan esinlenilerek yaratılmış bir film. Toplumun, kopyalarla dolu, sahteliğin sınırsızca her zerrede kol gezdiği bir evrende kandırıldığı, buna mecbur edildiğini dile getiren kitap, hipnotize olmuş beyinlerle, sorgulamadan, sindirilmeden yutulan gerçekvari yalanların artık bir geçmiş ve geleceğin olamayacağını gösterdiğini bununla birlikte 1984'teki gibi herşeyin ancak zıddını çağrıştıracağını, iktidarların artık sadece istenilen oluşumları veya istence bağlı yapay durumları topluma tv ve diğer yayın organlarıyla doğru ve gerçek diye kabul ettireceğini söylüyor. Ben benimseyerek okudum ama sanırım birçok defa okuyacağım bir kitaba denk gelmiş bulunmaktayım.
  • 724 syf.
    ·18 günde·9/10
    Tek kitap ama bütünde belki onlarca kitaba bedel. Oğuz Atayla Korkuyu Beklerken kitabıyla tanıştım ve birbirinden güzel 8 hikayeyi okurken çok keyif aldım ve durup durup düşüncelere attı beni. Çok nitelikli bir inceleme yapamam ama hacimli olduğundan okuması zor gelebilir, kitabın bir bölümünde hiç noktalama işareti kullanmadan süren cümleler. İlk bölümler aşırı iyi mizah içermekte bol gülmeli, kitap ilerledikçe karakterleri tanıdıkça bir huzursuzluk, kara bulutlar üzerimizden çekilmeden yolculuk ettik ve sonunda bu bulutları dağıtmak için yeni bir yolculuk kararı alındı.

    Ve Selim Işık kim? Merakla Selim Işığın nasıl bir karakter olduğunu onu daha iyi tanıyabilmek için okumaya devam ediyorsunuz.
  • 261 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Bu kitaba ilk başladığımda aynı son sözde söylediği gibi adada mahsur kalmış çocukları anlatıyor diye düşünmüştüm ama yanıldım onların üzerinden insan davranışlarını anlatmış. Karakterleri çok fazla benimsedim her birini ayrı ayrı tanıdım. Ayrıntıya girecek olursam açık ara farkla en çok sevdiğim be benimsediğim karakter Domuzcuk’tu. Bilge halleri, zekası ve sağ duyulu olması beni çok etkiledi. Bana göre baştan beri şef Domuzcuk olmalıydı. Ralph’a gelirsek, bu karakteride çok sevdim gözü karaydı. Eşitliği ve demokrasiyi çok güzel temsil ettiğini düşünüyorum ama keşke Domuzcuk’u daha erken tanısaydı bu konuda ona çok kızdım. Jack bana göre özgüvensizin tekiydi. Çünkü kendine güvenmeyen insanlar diğer insanları küçümsemek ve hükmetmek ister. Kontrolsüz ve sorumsuz bir gücün nelere mâl olacağını anlattı bize. Gerçekten her kelimesini sindire sindire okuduğum kitaplardan biri oldu . İyiki bu kitapla tanışmışım.
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Bu bir kılıç balığının öyküsü... Yazılamasa olmazdı doğrusu. Ahmet Kaya'yı tanımayan biri olarak bu kitapla bir yönden tanıdım. Ama bilirim ki her insanın 4 cephesi vardır ve ben şimdi, sadece birini fethettim.
  • 84 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Ben Üstadı hep başka yerlerde iktibas olarak sunulan sözleriyle tanıdım bu zamana kadar, hatta elime hiç kitabını almadım. Ama bunun üzüntüsünü çok çekiyorum şu an. Bu aklım o zaman olsaydı külliyatına ömür adardım... Çok şükür bu yaşımda tanıştım kitaplarıyla, dokundum sayfalarına ve kokladım her birini. Üstad geçen sene vefat edince anladım çok geç kaldığımı. Ne diyebilirim ki RUHUN ŞAD OLSUN ÜSTADIM. Üstad Nuri Pakdil'in Fethi Gemuhluoğlu'nun anısına yazdığı şahane eser olan Bağlanma okuyanlara 'ne dostluk be' dedirtecek tarzda yazılmıştı. Çağımızın en büyük hastalığı olan bağlanamamaya dikkat çeken yazar buna dair çözümler sunmuştu. Bunların yanında dostu Fethi Bey i o kadar güzel ve veciz anlatmıştı ki hayran olmamak elde değildi. Çok sevdim çok seveceğim. Benim yanılgıma düşüp üstadı etrafından tanımayın bizzat eserlerini açın ve okuyun. Kitapla kalın dostlar
  • 360 syf.
    Uzun zamandır inceleme yazmıyorum ve bunun en büyük sebebi üşengeçliğim sanırım :)). Ama bu kitaba inceleme yazmadan geçemedim. İçimde o kadar doldu taştı ki, bir yerlere anlatmadan rahat edemezdim.

    Bu kitapla tanıştım Hakan Gündayla. Daha ilk sayfalardan kalemine aşık etti beni. Ve tüm kitaplarını da okumak, okutturmak için arkadaşımla etkinlik yapmaya karar verdik. ( Etkinliği de şuraya bırakayım > #59189412 )

    •İncelemede “SPOİLER” yok. Ama yine de kitabın genel konusundan bahsetmeyi Spoiler olarak algılayanlar varsa okumamaları tavsiye edilir!

    Hakan Günday uzun zamandır merak ettiğim ve adını duyduğum bir yazar. Okuduğumda adınının duyulmasının ve bu kadar sevilmesinin hakkını verdiğini gördüm. Gerek tespitleri, gerek konuları ele alması ve kalemini ustalıka kullanmasıyla sizi kendine hayran bırakabilecek bir yazar. Hayatın gerçeklerini, insanların acımasızlıklarını, tüm duygularını, kısacası bizi bize farklı ve daha trajedik hikayelerle anlatıyor. İlk okuduğum kitabı olmasına rağmen Hakan Günday az da olsa tanıdım... Sahi az ne demekti. Birini “az” tanımak?

    “Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
    Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. “ (#59589692)

    Bir de bu açıdan düşünürsek gerçekten “Az” tanıdığımız insanlar var mı hayatımızda?
    Artık birilerine “Seni az tanıyorum” derken iki kere düşünmeliyiz :))

    Kitabın konusuna da biraz değinmek gerekirse iki farklı hayat yaşayan ve başlarından geçen trajediler sonucunda sonunda bir-birilerini bulan iki Derda.

    Aşiret kızı olması sonucunda küçük yaşından başına gelmeyen kalmayan, küçücük vücuduna kat kat büyük acılar verilen Derda... Senin kaderini paylaşan binlerce kız var maalesef. Onları düşündükce kitabın ilk kısmını okumam psikolojik olarak ağır oldu.

    Ve küçük yaşında annesini kaybettiği için kimsesiz, tek başına büyüyen, büyüdüğü zaman sırf Oğuz Atayı okumak için okuma öğrenen, Oğuz Atay’ın intikamı için ölümü bile göze alan genç Derda. Kitabın en sevdiğim ve en etkilendiğim kısmı diyebilirim. Bir yazarı babası gibi sevmesi, gönülden bağlanması, hayatta yaşama amacı olarak görmesi içimi ürpertti.

    Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir kitap okumamıştım. Tavsiye eder misin diye sorarsanız kesinlikle okuyun ama kitabın ilk kısmında psikolojinize mukayet olun :))

    İncelememi okuyan okumayan herkese teşekkürler. Hayatta “az” tanıyabileceğiniz insanların olması dileğiyle. Sağlıcakla kalın :)
  • 724 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba... ilk incelemem olsun isterdim ama biraz tutunmayı bekledim burda sizlerle :)okumak için cesaret, anlamak için deli olmak lazım eseri.:)Liseden baslar bu kitapla ilgili sevgim ve yazarimla tanismam zevk alarak okumadım ama okudum hatta inadına bitirdiğim kitap:) bilmiyorum yaşadıkça da büyüdükçe daha iyi anlıyorum..O zamanlar pek farkında değildim sonra okumayı denedim ama olmadi ne kadar cabalasam da anlamiyor tutunamiyordum :)gecen sene okuyunca anladim sanırim biraz hatta bazı yerlerde agladim ustunden gectigim cumlelerin farklılığını ve hissini dibine kadar yasadim ya beni sarsan bir cok farkli ya Tutunmami sağlamıştır hatta uyandırmıştır bazi kısımları suan biraz ama tam idrak ettiğimi soyleyemem yine:) ..insanin Tutunamayanlari okuyacak ve anlayacak bir zamani var bazı şeylerin yaşadıkça mahiyeti artıyor sanırım okurken olgunlastigimi hissettigim kitap kendileri yine ..Yani insanlar bu kitabın hüzünlü, melankolik, hep acıklı şeylerle dolu dizgin olduğunu sanıyorlar ama kitap aslında başka bir şeyi anlatıyor. dönüşümler hakkında bir eser bu. her insanın hayatı boyunca yaşadığı değişimlerin metaforik bir anlatısı bence.Acikcasi dostlar pek çoğu tarafından da gerçekte okunmayan kitap kendileri (neyse ki azalarak bittiler artik) "tutunamıyoruz, batıyoruz, dibe vuruyoruz, bat dünya bat!" diye ortamlarda prim kasan, tribe giren, dikkat çekmeye çalışan insanları asla samimi bulamadım açıkçası.Tipkı sabahattin Ali’nin madonna’sı gibi starbucks mezesi olması beni üzüyor açıkçası.bence bu kitabı Oğuz atay'a uzaylılar yazdırdı ;çünkü bunu bir insan yazmış olamaz diye düşünüyorum hala :)Daha sonra Oğuz Atay'in eserlerinin çoğunu okumaya çalıştım yani takıntılı sevgim tutunamayanlarla başladı diyebilirim..
    okunması gereken ama okunamayan bir kitap yine...
    daha sonra beni sürüklediği psikolojiden çıkmak için nahif bir kitap olan şeker portakalını okuyarak bünyeyi rahatlattım:)kült kitap okuma serüvenimin en zor kitabı hayatımda..
    ben bu kitapta, sevgili selim ışık'a baktıkça, kendi içime baktım, selime baktıkça da bitirmek istemedim, kendi hayatımı bitirecekmiş gibi hissettim. yavaş yavaş, sindire sindire okuyorum, hayatımla eş değer şekilde sanırım böyle daha iyi anlıyorum..Çok inişli ve çıkışli yerlerin olması oldukça etkiliyordu.Suan popüler kültüre kurban gitmesi beni üzüyor.yüzleşmekten kaçındığınız gerçek benliğinizle olan, bitmek bilmeyen, seviyeli veya seviyesiz münakaşanın karanlık ve mizahi bir eleştirisi olması da ayrı bir özelliği sanırım eserin..kitabın ilk iki yüz sayfası insanı sıkar ve kitabı bir tarafa atası gelir lakin asıl olan da o iki yüz sayfadır. o eşiği atladımı okur selimi tanımaya başlıyor ve kitap gözlerinizin önünde durur, ayıramaz bir yere kitabı. selimi tanırsın günseli'ye yaklaşımını ve intiharından sonra turgut özben'in acısını... benim için kütüphanemde ki en önemli kitap suan.fazlasıyla sorgulayıcı,hayatı irdeleyici,düşündürücü bir roman insan mutlu zamanında okumalı ya diyorum çünkü ağır depresyona sokar siz siz olun şartları ve yeri zamanı bilerek okuyun..o kadar konuşuldu, o kadar kitaba dair olan olmayan sözler, cümleler, pasajlar şunlar bunlar her bir yerde paylaşıldı insanda kitaba karşı bir önyargı oluşuyor ister istemez. çok seveceğimden adım gibi emin olsam da geçtiğimiz haftaya dek okumadım ben de önyargı sebepli.
    meğer ne çok şeyden mahrum bırakmışım kendimi. okumayan varsa, tek diyeceğim boşu boşuna abartılmamış arkadaşlar.
    hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biri. türkçe yazılmış, benim bildiğim en iyi roman. günlerdir öylesine etkisindeyim ki... bir daha da tutunabileceğimi zannetmiyorum ben diye düşündüm hep...bir hikayeden, olaydan, duygulardan, hayattan, ölümden ve dahası her şeyden daha fazla ne anlatabilir? okunduktan sonra sindirilemeyen, yendikten sonra anlaşılamayan "şey" gibi. evet yazar "şey'i" bile anlatmaya çalışıyor öyle düşünelim..Bu kitap okuyucu seçiyor arkadaşlar dikkat!!!
    Yukarda dediğim gibi okunması arayış içinde olduğunuz bir döneme denk gelirse insanı depresyona sokabilme gücü olan kitaptır. dikkat edin yani.Ama yine de benim için herkesin kendinden bir parça bulduğu romanlaştırılmış yaşantı biçimi kendileri..her yönüyle ağır bir kitaptır. dili ağırdır, anlattıkları daha da ağır.
    Tuhaf olan şu bu kitap Dostoyevski'nın suç ve cezası gibi, herkes çok övüyor muhakkak oku diyorlar ama etrafımda bu ikisinden birini okuyan tek kişi görmedim daha :)
    Yine de şu da bir gerçek uzutmayacağım. bu ülkede daha iyisi yazılmadı açıkçası ve meşhur olmadı..Her ne kadar baslayip birakanlarin sayisi bitirebilenlerin sayisinin 10 katı olarak görülse de..bu kitapla ilgili hissettiklerim ile ilgili yazacak çok şeyim var. lakin doğru kelimelerle,bağlaçlar hatta fiiller bir araya gelmiyor.hepsinin üstünde helyum ile dolu bir balon var ve ben hepsini yakalayamıyorum. o yüzden biraz alıntı paylaşacağım;

    "bana bugün,ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir; kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiçbir sorunu çözemez." (S=94)

    Herkes istediği kadar koşsun. beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. oturacağım ve bekleyeceğim. yerinde oturan selim'e değer vermeyenlerin, selim'in gözünde de değeri yoktur." (S=426)

    tavsiyem şudur; bu eseri okumaya niyetliyseniz, önce oblomov'u okuyun. zira eserde sık sık göreceksiniz...:)

    Sevmek fiilinin en güzel halini gördüm ayrıca:
    (Kursun kalemle yazarken;mürekkebe geçmek..)

    Mutlaka ölmeden önce okunmasi gerekir yine de alın ve okuyun okutun..Oğuz ataya selam olsun kendisine minnetariz.Iyi ki varsın iyi ki seni tanıdım iyi ki bu güzel eseri bıraktın bizlere..Teşekkür ederim iyi okumalar:)