• 520 syf.
    Birinci vazifen,

    Bu kitabı oku! Oku ki tarihine yön veren bu muhteşem, insanüstü dehaya sahip insanı daha iyi tanı.

    İkinci vazifen,

    Bu kitabı okuttur. Okut ki sayende birçok Vatansever daha doğru kararlar verebilsin bu Adam gibi Adam için. Peki kim bu ADAM? Elbette MUSTAFA KEMAL ATATÜRK...


    O'nun hakkında bir sürü şey yazıldı, çizildi. Öyle ki hangisi doğru hangisi yanlış ayırt edemez olduk. Ama şunu belirteyim ki Yılmaz Özdil bütün doğrularıyla, yanlışlarıyla Atatürk ile ilgili bilgileri bize sunmuş bu kitapta. Kitaba geçmeden bi tanıyalım bakalım Yılmaz Özdil kimmiş?

    Yazara dair;

    Atatürk'ü sevdiğine inandığım (inandığım diyorum çünkü kimsenin kalbini bilemem) bu; yazar, gazeteci, araştırmacı bende çoook büyük bir tesir bıraktı bu kitabıyla. Okuduğum ilk kitabıydı Mustafa Kemal ve son olmayacak inşallah. Lakin sitedeki okunma sayısına baktığımda çook şaşırdım çünkü diğer kitapları 200, 300 gibi rakamlarla okunmuş sitede ve bu sayıyı hak etmediğine inandığım bir yazar. Kitabı basmadan önce '10 yıllık araştırmalarımın sonucu.' dediği bu kitapta gerçekten de büyüüük bir çaba var diye düşünüyorum. Okumadan önce alışkanlığımdan dolayı hemmen sitedeki incelemelere baktım ve bazı okur arkadaşlarımın beğendiğini bazı okur arkadaşlarımın da beğenmediğini okudum. Neden beğenmediniz sorusuna verilen ilk cevap şu: Kaynakça belirtmemiş yazar!!! Arkadaşlar ben, biz tarihçi değiliz. Ama bu ülkede birçok tarihçimiz var ve şunu söylemek istiyorum ki; eğer bu kitap yalanlarla dolu olsaydı tarihçilerin uyarmasıyla bu kitabın basımı durdurulurdu. Ayriyeten, yazarımız olduğunu belirttiği şeylerin, kişilerin nerede, ne halde olduğundan tutun da mezar yerine (kabristanına kadar) belirtmiş. Bu yüzden ben gerçekten bir araştırma yapıldığını düşünüyorum ve tekrar belirtiyorum; Tarihçiler bile geçer not veriyorlar bu kitaba:)

    Sherlock, bu kitabı bu kadar övdün, beğendin. Hani puanı nerede? diye soranlar olacak. Hemmen cevabımı veriyorum: Sitede verilen en yüksek puan 10. Ama ben de bu kitabın 10 değil de 10\100, 10\1000 hatta 10\1000000000000000....... Benim vereceğim puan bu ve sitedeki en yüksek puanın 10 olmasından dolayı bu sayıyı az buluyorum ve bundan dolayı puanlamıyorum. Yılmaz Özdil bundan itibaren ömrüm yettiğince okuyacağım bir yazar olarak yerini almış durumda. Kendisini tebrik eder, başarılarının devamını dilerim...


    KİTABA VE MUSTAFA KEMAL'E DAİR...

    Yazarını bu kadar övmüşken kitabı da övelim bari:) Öncelikle kitabı okurken sıkılmadım. Hatta sıkılmak şöyle dursun, yer yer sevindim. Yer yer ağladım. (evet kabul ediyorum ağladım. eşek kadar oldum hala ATAM için ağlarım) Spoi vermeden kitapla ilgili bilgilendirme yapacağım. Hem okumak isteyip de bir türlü okuyamayan hem de okumayı düşünmekle düşünmemek arasında ince bir çizgide kalan okur arkadaşlarım için bir bilgilendirme olur. Haydi başlayalım...


    Öncelikle kitaba başlamadan önce şöyle bir düşüncem vardı; Kesin Atatürk 1881 de doğdu. Annesi Zübeyde, babası Ali Rıza idi. diye başlayacağını düşündüm. Çünkü okuduğum her Atatürk kitabının giriş cümlesi böyleydi. Ama kitabı elime aldım, bir de ne göreyim? Atatürk ün doğum gününü söylüyor. Annesinin kişiliğiyle ilgili bilgi veriyor. Babasının daha önce hiiiç görmediğim bir fotoğrafı bile var!!! (Daha önce okuduğum incelemelerin hiçbirinde fotoğraflarla desteklendiğini belirten olmamıştı. Fotoğraflarla destekli bir kitap olduğunu belirteyim buradan) O anda anladım bu kitabı çook seveceğimi. Okumaya devam ettim ve şunu gördüm; Atatürk ü hem kişilik özelliğiyle (neleri sever, kimlerle arkadaş, nasıl oturur, nasıl kalkar, ne içer, nasıl içer, nasıl şakalar yapar...) hem de askeri özelliğiyle ele almış. Hatta ve hatta askerde çekilen fotoğraflarını kimin nasıl çektiğini bile anlatıyor yazarımız. Bu durumda benden artı aldı yazarımız.

    Atatürk ün karısı kim desem inanın 10 kişiden 3 ü ya bilir ya bilmez. Bu kitapta ise karısından tutun da kimlerle gezmiş tozmuş, kimlerle çay, kahve içmiş, her şeyin detayı var. (Karısının ismini vermeyeceğim. Çünkü hem spoi vermek istemiyorum hem de yazarın emeğine yazık olur düşüncesindeyim. Öğrenmek isteyenlerin kitabı okumasını tavsiye ederim. Ama epub değil de normal kitabını alıp kütüphanenize koymanız hem bir Türk olarak gerekli hem de bilgilenmek açısından çook olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyorum)

    Atatürk' ün kitaplara ne kadar düşkün olduğundan bahsediyor ki hepimiz bunu biliyoruz-biliyoruz değil mi?:))) Ama bu kitapta hangi eserleri özellikle sevdiğini hatta hangi kitapların altını çizdiğini bile öğreniyoruz. (Ben de bir kenara not aldım beğendiği kitapları ve onları 'MUTLAKA OKUYACAKLARIM' a ekledim bile) Yazara saygısızlık olmasın diye eserleri paylaşmayacağım buradan.


    Hangi marka kıyafetleri giyer, hangi rengi sever, ayağı kaç numara, Atatürkle ilgili doğru bilinen yanlışlar neler... Hepsi kitabımızda mevcut.

    Sherlock ağladığın ve güldüğün kısımlar neler? Hemmen onlara geçiyorum:

    Atamızın ölümü beni hep ağlatmıştır. Burada da ağlattı. Bir de şöyle bir huyu varmış kendisinin; sevdiği insanların cenazelerine, mezarlarına gitmezmiş. Bir gün en iyi arkadaşlarından biri kendisinden önce ölüyor. Cenazesine gitmiyor tabii. Bir gün apar topar şoförüne beni kabristana götür diyor. Gittiğinde ise kabirdeki arkadaşına tek cümle söylüyor: -Neden beni bırakıp gittin? İşte orada gözyaşlarım sel oldu...

    Komik şeyler de var tabii. Atamız arkadaşlarına, misafirlerine çook düşkünmüş. Bir gün gelen bir arkadaşı yemek yedikten sonra karnını tutuyor ve karnının ağrıdığını söylüyor. Sen misin bunu söyleyen? Apar topar hastaneye götürüyor arkadaşını. Hastaneyi ayağa kaldırıyor. Çabuuk yetişiiin! Apandisti patladı sanırım. Ülser de olmuş olabilir. Hemmen doktor getirin! Doktorlar zar zor yatıştırıyorlar Atamızı. Sonuç; çok yemek yediği için karnı ağrımış:))))))


    Bunları kitapla ilgili bende uyandıran hisleri sizde de uyandırmak için bilgi maksatlı verdim. Kitapla ve yazarla ilgili düşüncelerim bunlar. Benim düşüncem herkesin bu kitabı okuması. Okumaya başlayın zaten seveceğinize eminim. Ön yargılı olmayalım lütfen bu kitaba karşı. Yazar da kitap da harika. Şişirilmiş olduğunu düşünmüyorum. Çookça okunmayı hak eden bir eser. İncelemem aslında incelemeden çok bu tabuyu yıkmak için yazılan bilgilendirme metnidir. Umarım her okuyan arkadaşın aklına sevgi tohumu ekebilmişimdir. Metnimi Atamızın yaptığı kapak bir cevapla bitirmek istiyorum. Bolca okumalarımız olsun:)

    Sarhoş olan bir konuğu ( Abdülhak Hamit) sarhoş haliyle karısı için uygunsuz bir laf eder. Mustafa Kemal kendini zor tutuyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Lafını düzeltmesi için duymamış gibi yaptı, 'ne buyurdunuz beyefendi?' dedi.
    Abdülhak Hamit iyice saçmaladı.
    'Bana beyefendi demeyiniz lütfen, sadece adam deyiniz' dedi.
    Mustafa Kemal kestirdi attı.
    -İşte onu diyemediğim için beyefendi diyorum ya!!!!!(Sayfa 234-235)
  • 96 syf.
    ·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
    İpek ve Bakır'ı okurken aklımda bilmediğim bi' melodi döndü durdu. Kim bilir bunu ya ben uydurdum, ya da bi' şeylerin anısı bu öykü kitabıyla bağdaştırdı beni.

    Bu kitap Tomris Uyar'ın 1965-70 yılları arasında yazdığı on yedi kısa öyküden oluşuyor. Ben meraklı biriyim, kitabın ta en arkasındaki sonu Tomris Uyar'la biten, italik "Sonsöz Yerine" başlığını görünce benim için "son"söz olmadı haliyle. Buradan öğrendim ki kitaptaki öyküler Uyar'ın ilk öyküleriymiş.

    İşte kitabı okurken sık sık söylenme sebeplerimden biri oldu bu durum. Belki yazarın tarzını tanıdığımdan eleştirel gözlüğüm diğer öykü kitaplarının duygusal samimiyetine bulandığı için, belki de kendi okursal körlüğümden kaynaklandı bu durum ama ben hangi öyküyü okursam okuyayım bu kitapta aktarımsal farklılıklar içinde, hayatın kıyısında, uzağında, yakınında.. ya da göklerde bi'yerde.. ben hep o duygusal etkileyiciliği hissettim. Bu da sık sık, bunlar nasıl ilk öykü, dedirtti bana. Sözel, biçimsel yorum yapacak yetkinlik yok bende, dolayısıyla bakış açım da hiç dili böyle olmalıydı, şu şekilde yazılması daha doğru olurdu tarzında olmadı bu yüzden. Ama eğer duygusal bi' akış, etkileşim değerlendirimi yapacak olursam işte orada gayet eminim hislerimden. Dolayısıyla oluşan tüm bu içsellik, yakınlık da beni sık sık gülümsetti ya da hüzünlendirdi, satır altlarını çizip oklar çıkarıp bi' şeyler karalamama neden oldu.

    Öyküler genel olarak insanlar üzerineydi. Fakat bu öykülerde çok güzel portreler de vardı. Dönemsel havayı hissetirebilmenin zor olduğunu düşünüyorum ben öyküde diğer yazın biçimlerine göre. Örneğin romanda bi' dünyanın içine yerleştirmek karakteri, bütünün verdiği güçle daha kolay olabiliyor. Çünkü dönemsel ayrıntıların ince ince işlenebileceği derin, uzun bi' dünyayı barındırıyor roman. Ama öykü daha kısa, daha kesitsel bi' tür, dolayısıyla dönemin havası daha ayrıntısal ya da sınırli bi' şekilde ifade edilebiliyor. Okuduğum bu öykülerde ise, öyle bi' kelime, öyle bi' kaç cümle sıralanmış ki ardarda biz bi' anda başıboş zamandan siyah beyaz dantelli, terzili sapsarı-nostaljik bi' odaya çekiliyoruz. İki cümleye dönemin havasını yerleştirmenin nedenlerinden biri hikayenin küçük bedenidir fakat bunu duyguyla ve berlirsizlikle ayrıntılarda konuşlandırmak yazarın yeteneğidir diye düşünüyorum. Tüm bu ayrıntıları fark etmek bana buruk tarifi zor bi' mutluluk veriyor.

    Tomris Uyar dönemsel bi' portre, iş-ev-aile-akrabalar arasında bi' düzenek kurarken öyküde, genellikle bi' karakteri seçiyor ve onun duygusal derinliğinde sorgusal-gelgitli bi' noktada bırakıyor okuru. Ben okurken yargıda bulunamadım karakterler hakkında. Bu karakter aşık, bu üzgün, şu mutlu diyemedim ya da. Hepsi kırılganlıklarıyla, gelgitli yapılarıyla, kesinsizlikleriyle özdeşmiş karakterler ve bence bu yüzden gerçekçiler, gerçekler. Bunu gerçek hayatta düşündüğümde öyküdeki o belirsizlikle hayatın belirsizliği benim aklımda tam uyuşuyor. Çünkü yaşamdaki çoğu şey de belirsiz, gelgitli bir yapıda ve kendi adıma bu belirsizliğin, net olmayışın yaşamda önemli bi' itkisel güç olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak okurken bu düşündüğüm şeyin farklı, kurgusal bi' tonunu görmek ekstra mutlu etti beni. Okurken yakaladığım bu realist kırılganlık düzlemi beni daha da bağlayan şeylerden biri oldu kitaba.

    Bi' öykü kitabından ne bekleyebilirim sorusunu sorunca kendime, aklıma ilk gelen şeyi, samimiyeti dolu dolu verdi bana "İpek ve Bakır". Bu yüzden öykülerin başlıklarını, etkileyici girişlerini, durgunlaştırıcı sonlarını unutsam bile, okurken yaşattığı mutluluğu ve verdiği samimiyet hissini unutamam sanırım. Bu da bi' öğrenci olan bana sınavlı şu anımda, elde olmayan stresli günlerime bi' şemsiye, korunak, sarıngan bi' mutluluk etkisi yarattı bende.

    İpek ve Bakır, ipek kadar nahif cümlelerle yazılmış, hisleri bakır kadar güçlü olan bi' ilk öyküler kitabı. Edebiyatımızdaki yeriyle, özgünlüğüyle gelecekte güçlü bi' yer kazanacak olan sevgili Uyar'ın teknik anlamda "ilk"selliğini yaşadığı, duygusal anlamda ise deneyim dolu olduğunu düşündüğüm bu kitabı öyküsever kişilere öneririm.

    Eklemeden geçemeyeceğim. Yazarın 1988'de ilk öykülerini yazışına dair, kendisi için düşündüğü şöyle bi' sözü yer alıyordu sonsözde: "Sürekli alabora olarak kötü şaşırtmacalar veren bir dil ortamında, bir kültürsüzlük kargaşasında yaşayacağını, toplumun sancılarına bir yurttaş kimliğiyle asla kayıtsız kalamayacağın için bireysel fantezilerinde bile toplumsal gerçeklikten kaçmayacağını, bu yüzden yazar-kanatlarını yeterince kullanamayacağını ve bundan da asla pişmanlık duymayacağını nerden biliyordun?"

    Ve bazı sorular cevaplanmak için sorulmaz, zaten kendileri bi' cevap doluluğuyla sorulmuştur, işte böyle düşündürttü bu içgörü bana.
  • 724 syf.
    ·18 günde·Puan vermedi
    Merhaba!!
    Öncelikle istediğim nitelikte bi inceleme yapamıycamı biliyorum.Kelimelerin,düşüncelerimin, yazacaklarımın ve yazamadıklarımın önceden yazılmış olanların yetersiz olacağının farkındayım.Hakkını veremiycem için Canım Oğuz Atay'a özürlerimi sunup yetersiz kalmanın acziyeti içerisinde bi şeyler yazmak istiyorum.Muhteşem incelemeler yapanlar tarafından yadırganabilirimHer şeye rağmen başlıyorum;)
    ...
    Canım kitapta sık sık kurgu içinde kurgu ve bu kurgular içinde gizli olan gerçekler çıkıyor karşımıza.Eğer uyanık olmayıp kaçırırsanız kurgu nerede bitiyor gerçek nerede başlıyor anlayamazsınız.Oğuzcum Atay okuyuculara "Uyanık olun"diyor; bütün satırlarda.Uyanik  olun ki kitaptan zevk alın.Uyanık olun ki sizi ışık hızına ulaştırayım.Uyanık olduğunuz takdirde ışık hızına ulaşıyorsunuz ve yer yer nefesiniz kesiliyor.Bir cümle çıkıyor karşınıza ve defalarca okuyup düşünmek istiyorsunuz.18 günlük okuma sürecimde fazlasıyla düşünmeye ve Oğuzcum Atay'la sohbet etmeye fırsat buldum.15. Bölüm den sonrası 2 gün sürdü ki;15.bölüm de cidden ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim.Gece başlamış bulundum ve duracak yer bulamadığım için sonuna dek okudum;)Kendi evrenimde 15 dakika süren 15.bolum dünya saatiyle bir iki saat sürdü.Hatta oturup düşünmeleri, hayallerini de katarsak;o gün sabahlamama neden oldu.Bazı yerlerde Oğuzcum sen insan isen biz neyiz?diye sorduğum ve cevabını alamadığım doğrudur.Soyutlarda yüzmeyi sevdiğim ve uyanıkken dahi rüya görebildiğim için kitap beni bambaşka boyutlara taşıdı.Yer yer kültürel değişim,Öztürkceleşme hareketleri,düzen vs vs zeka gerektiren güzel bi uslûp ile eleştirilmiş.Kitabı edebi mânâda,kültürel mânâda kendini geliştirmiş,belli bi okuma düzeni olan kişiler okumalı.Kiymet bilmeyen ellerde yarim bırakıldığı oluyor ki;programda 2 kişinin yarım bıraktığına şahit oldum.Kitabın gerçek alıntısından çok sahte alıntısı olması üzülesi bi durum.Gerçekten kitabı okuyanların büyük bi titizlik ile bunları bulup ortaya çıkarmasını zevkle izliyorum;)Oğuzcum Atay bugünleri önceden görmüş olacak ki 380.sayfada:
    "Fakat tutunamayanların,bu kadarcık bir titizlik göstermesi de yadırganmamalıydı. Sahtekârlar türemişti.Tutunamayanlara gösterilen bazı kolaylıklardan yararlanmak istiyorlardı." şeklindeki alıntı cidden çok mânidar;)
    Artık benim için bitmeyen bir kitap Tutunamayanlar.Okumadan önce yaptığım hazırlıklar,neden ve nasıl bu kadar tutkunu olduğum konusuna girmiyorum zira çok uzun ve incelemeye de bunlar yazılmıyor galiba ;))
    Okumama vesile olan canımın içi büyük babamı arayıp bitirdiğimi haber verdiğimde "seninle gurur duyuyorum"demesi harikaydı..Yine incelemeden çok hislerimin konuştuğu bi yazı oldu sanırımArtık son vermeliyim:)
    Ruhun şad olsun canım Oğuz Atay...
    Bundan sonra hep seninleyim:)
    Bat dünya bat!!
  • 112 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    4 yaşımdayken alınan küçük prens kitabı o zamanlar kimse bilmiyor. bu soft sade baskısıda yok saman yapraklı bir kitap yanlış hatırlamıyorsam gökkuşağı yayınları basmıştı. içinde siyah beyaz resimleri vardı annem okuyor ve ben asla birşey anlamıyordum en son resimleri boyayıp kitabı atmıştım bir tarafa. yıllar geçti 17 yaşında falanım herkesin dilinde bir küçük prens. aldım tekrardan okudum. küçük prens sadece bir hikaye kitabı değilmiş o an anladım neler yatıyormuş altında. ne ince düşünceler ne anlamlar çıkıyormuş. sanırım küçük prens biziz bizim umutlarımız ve yıkılmalarımız. belkide bundan çok sevdik kitabı hepimiz içinde kendime ait bir cümle bulmadı mı ruh halimizi yansıtmadı mı yada belkide biz küçük prens olmayı istedik. hep umutlarımız saf ve temiz kalsın istedik gerçekten o kadar temiz olmadığımızı bile bile. küçük prens yoruma açık bi kitap her tarafa çekebiliriz bence önemli olan okurken kendimiz nasıl hissetiğimiz. şahsen ben kendimi bulamama sendromunun içine düştüm. şuanda da kitabın anlamını bulamıyorum bu anlamsızlığından değıl çok şey anlattığından
  • 263 syf.
    ·12 günde·2/10
    Kitabı yeni bitirdim.
    Bu kitabı üniversitedeyken almış ama okuyamamıştım. Senelerdir kitaplığımda duruyordu, okumak istedim. Neden okumadığımı da anlamış oldum.
    Klasikler arasındaki en kötü eser diyebilirim, tamamen klasikseverliğimden bitirmek için zorladım kendimi.
    Çeviri çok çok kötü.
    Bir savaş romanına göre cok durağan.
    Ekşi sözlükte kitapla ilgili kelimesi kelimesine benim görüşlerimi yansıtan bir yorum var, onu paylaşsam yeterli olacaktır.
    ---
    İçtenlikten son derece uzak, olaylarin paldır küldür sıralanmasıyla, inandırıcılığını kaybetmiş, dürüst ve acımasız yazılmasıyla takdir etsem de vasat bir kitaptır, tabi bu benim fikrim.
    hatta klasiklerin içinde en az çekilir bulduğum kitap diyebilirim.
    Yazarın aynı paragrafta başka kelime yokmuşçasına, aynı kelimeleri tekrar tekrar kullanması çekilmi y o r!
    bana en çok batan diyaloglardaki detay eksikliği, aynı zamanda savaşın akıcı anlattığı söylense de, savaşın insanların ruh hali üzerinde etkisini göstermekte yetersiz kalmış olması.
    ve beni bitiren karakterleri...
    karakterleri konuşursam,
    henry, asker ana karakterimiz. bu adam başta umursamaz biri olarak karşımıza çıkıyor, yaşantısı son derecede rezil ( yine bana göre), aynı zamanda kendinden başka kimse umrunda değil adeta bir ıssız adam filan ama noluyorsa başlarda sadece ihtiyaçlarını karşılamak için bir fırsat olarak gördüğü kadına aşık oluyor kayak filan bile yapıyorlar.
    catherine barkley; savaş sırasında çalışan hastabakıcılardan biri, sevgi dolu saf bir kadın karakteriyle sunulması tam bir fecaat.
    kendine ait hiç bir fikri yok.
    gerçek olamayacak kadar akılsız.
    hele henry ile olan diyaloglarında kullandığı cümleler...
    tam alıntılayamayacağım ama şöyle bir şey diyor; "ben senin her istediğini yerine getireceğim sen de başka hiç bir kızı istemeyeceksin".
    nasıl bi yazar karakterine böyle bir cümle kurdurabilir ki? hemingway de karakteri gibi mantıktan oldukça uzak, bence.
    Tatlı sözlere kolayca kanan hatta kanmak için hazırda bekleyen bir kadın görüyoruz, hayatını bir anda henry’e adıyor, onun için her şeyi yapabileceğini söylüyor. zaten hikayede catharine’in birey olarak varolduğu da söylenemez. onu sadece henry’nin arzularını karşılamaya çalışırken hasta yatağının başında beklerken, onunla yaşama niyetinden başka ve açıkçası bana kalırsa hayatta kalmak için gereğinden fazla salak bir karakter olarak görüyoruz.
    Yani kitapta sürekli neden sorusunun altı boş kalıyor, yetmezmiş gibi savaşı umudu umutsuzluğu anlatıyor denmez mi...
    Bu kitap için bolca iyi yorum yazılmış; savaşı yaşattığı, sevgi paylaşımı olduğu filan söylenmiş. iki insan birbirinde sevgi arıyormuş da yaşama sevinciymiş de. benim aklım almadı okurken, kanım dondu. bu kadar güzelliği nasıl görebildiniz gerçekten?
    belki ben yanlış anladım ama hiç sanmıyorum...
    ---
  • Noktalama İşaretleri

    Nokta ( . )

    1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurul­muştur.

    Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

    2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve benzerleri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce) vb.

    3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent vb.

    4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında vb.

    5. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:

    I. 1. A. a.

    II. 2. B. b.

    6. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923 vb.

    UYARI: Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923 vb.

    7. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15’te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.

    Tören 17.30’da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)

    8. Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur:

    Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.

    9. Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 1.000, 326.197, 49.750.812 vb.

    10. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    11. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20, 12.6=72 vb.



    Virgül ( , )

    1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:

    Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)

    Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller

    Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

    Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul yolunu tutar. (Ömer Seyfettin)

    2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

    Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:

    Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

    Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri. (Elif Şafak)

    Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)

    5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına ko­nur:

    Akşam, yine akşam, yine akşam,

    Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)

    6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:

    Adana’ya yarın gideceğim, dedi.

    Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)

    7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:

    – Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.

    8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,

    – Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

    9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.

    Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

    10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

    Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)

    Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)

    11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

    Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)

    Sayın Başkan,

    Sevgili Kardeşim,

    Değerli Arkadaşım,

    12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)

    13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:

    Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.

    UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:

    Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)

    Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)

    Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

    14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:

    Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.

    O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)

    15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:

    Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

    Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:

    ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

    UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut, ya ... ya bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:

    Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)

    Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

    Hem gider hem ağlar.

    Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

    Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.

    Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

    Ne kız verir ne dünürü küstürür.

    Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır.

    UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:

    İmlamız lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamıyla zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:

    Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

    Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

    UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:

    Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)

    Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

    Noktalı Virgül ( ; )

    1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

    Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

    2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

    At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

    3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

    Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

    İki Nokta (: )

    1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

    Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

    2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

    Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

    Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

    3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

    4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

    Bilge Kağan: Türklerim, işitin!

    Üstten gök çökmedikçe,

    alttan yer delinmedikçe

    ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

    Koro: Göğe erer başımız

    başınla senin!

    Bilge Kağan: Ulusum birleşip yücelsin diye

    gece uyumadım, gündüz oturmadım.

    Türklerim Bilge Kağan der bana.

    Ben her şeyi onlar için bildim.

    Nöbetteyim! (A. Turan Oflazoğlu)

    5. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    – Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?

    Ziraatçı sayar:

    – Yulaf, pancar, zerzevat, tütün... (Falih Rıfkı Atay)

    6. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    7. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50 vb.

    Üç Nokta ( ... )

    1. Anlatım olarak tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:

    Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da bu yanı... (Tarık Buğra)

    2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten dolayı açık yazılmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.

    Arabacı B...’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur:

    ... derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı... (Tarık Buğra)

    4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek... (Atatürk)

    5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

    Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

    — Koca Ali... Koca Ali, be!.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Ünlem ve soru işaretinden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması yeterlidir:

    Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. (Tarık Buğra)

    Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?.. (Necip Fazıl Kısakürek)

    6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:

    — Yabancı yok!

    — Kimsin?

    — Ali...

    — Hangi Ali?

    — ...

    — Sen misin, Ali usta?

    — Benim!..

    — Ne arıyorsun bu vakit buralarda?

    — Hiç...

    — Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!..

    — !.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.

    Soru İşareti ( ? )

    1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Atatürk bana sordu:

    — Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

    2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

    Gümrükteki memur başını kaldırdı:

    — Adınız?

    3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

    1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

    UYARI: mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.

    Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

    UYARI: Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:

    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

    Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

    Ünlem İşareti ( ! )

    1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

    Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

    2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

    Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

    Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

    Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

    UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi­leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

    Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırılmak istenen sözden hemen sonra yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

    İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!).

    Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    Kısa Çizgi ( - )

    1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

    Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

    mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

    lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

    ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

    Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

    lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)





    2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

    Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

    3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır: al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

    4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

    5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

    6. Heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

    7. Arasında, ve, ile, ila, ...-den ...-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır: Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

    UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz: On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

    8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

    9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

    Uzun Çizgi (—)

    Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.

    Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

    — Eski şehri gezdin mi?

    — Rothschild’in evine gittin mi?

    — Goethe’nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)

    Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra da konabilir:

    Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

    İslam Bey — Ben daha ölmedim. (Namık Kemal)

    UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiğinde uzun çizgi kul­lanılmaz.

    Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

    “Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?” (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Eğik Çizgi ( / )

    1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)

    2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı No.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

    Ülke adı yazılacağında ise:

    Atatürk Bulvarı No.: 217

    06680 Kavaklıdere / Ankara

    TÜRKİYE
    3. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 18/11/1969, 15/IX/1994 vb.

    4. Dil bilgisinde eklerin farklı biçimlerini göstermek için kullanılır: -a /-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden vb.

    5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.gov.tr

    6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70/2=35

    7. Fizik, matematik vb. alanlarda birimler arası orantıları gösterirken eğik çizgi araya boşluk konulmadan kullanılır: g/sn (gram/saniye)

    Ters Eğik Çizgi ( \ )

    Bilişim uygulamalarında art arda gelen dizinleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır: C:\Belgelerim\Türk İşaret Dili\Kitapçık.indd

    Tırnak İşareti ( “ ” )

    1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Türk Dil Kurumu binasının yan cephesinde Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözü yazılıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.

    Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

    Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

    UYARI: Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:

    “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

    2. Özel olarak vurgulanmak istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.

    3. Cümle içerisinde eserlerin ve yazıların adları ile bölüm başlıkları tırnak içine alınır:

    Bugün öğrenciler “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiiri incelediler.

    “Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

    UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitap ve dergi adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın eğik yazıyla dizilerek de gösterilebilir:

    Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.

    Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    UYARI: Tırnak içine alınan sözlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kesme işareti kulla­nılmaz: Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını okudunuz mu?

    4. Bilimsel çalışmalarda künye verilirken makale adları tırnak içinde yazılır.

    Tek Tırnak İşareti ( ‘ ’ )

    Tırnak içinde verilen cümlenin içinde yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü, ibareyi belirtmek için kullanılır:

    Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

    “Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)

    Denden İşareti (")

    Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin, söz gruplarının ve sayıların tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:

    a. Etken fiil

    b. Edilgen "

    c. Dönüşlü "

    ç. İşteş "

    Yay Ayraç ( )

    1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

    2. Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

    Yunus Emre’nin (1240?-1320)...

    İmek fiilinin (ek fiil) geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

    3. Tiyatro eserlerinde ve senaryolarda konuşanın hareketlerini, durumunu açıkla­mak ve göstermek için kullanılır:

    İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakam'a yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın... (Reşat Nuri Güntekin)

    4. Alıntıların aktarıldığı eseri, yazarı veya künye bilgilerini göstermek için kullanılır:

    Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip ol­maya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin. (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

    Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin

    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Mehmet Akif Ersoy)

    Bir isim kökü, gerektiğinde çeşitli eklerle fiil kökü durumuna getirilebilir (Zülfikar 1991: 45).

    5. Alıntılarda, alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

    6. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır: Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    7. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını gös­termek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır: 1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    8. Bir yazının maddelerini gösteren sayı ve harflerden sonra kapama ayracı konur:

    I) 1) A) a)

    II) 2) B) b)

    Köşeli Ayraç ( [ ] )

    1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

    2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten sonra...” (Hilmi Yavuz)

    3. Kaynak olarak verilen kitap veya makalelerin künyelerine ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

    Kesme İşareti ( ’ )

    1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Mehmet Emin Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Karakeçili’nin, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ni, Eski Çağ’ın, Yükselme Dönemi’nin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na vb.

    “Onun için Batı’da bunlara birer fonksiyon buluyorlar.” (Burhan Felek)

    1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. (Atatürk)

    Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan vb.

    Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi... Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre... vb.

    Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan önce kullanılır: Yunus Emre’nin (1240?-1320), Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.

    Ek getirildiğinde Avrupa Birliği kesme işareti ile kullanılır: Avrupa Birliği’ne üye ülkeler...

    UYARI: Sonunda 3. teklik kişi iyelik eki olan özel ada, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz: Boğaz Köprümüzün güzelliği, Amik Ovamızın bitki örtüsü, Kuşadamızdaki liman vb.

    UYARI: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda; Mavi Köşe Bakkaliyesinden vb.

    UYARI: Başbakanlık, Rektörlük vb. sözler ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde Başbakanlığa, Rektörlüğe vb. biçimlerde yazılır.

    UYARI: Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün vb.

    UYARI: Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Halit, Şahap; Bosna-Hersek; Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Halidi, Şahabı; Bosna-Herseği; Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

    UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz.

    2. Kişi adlarından sonra gelen saygı ve unvan sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur: Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya; Türk Dil Kurumu Başkanı’na vb.

    3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye vb.

    4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik, 657’yle vb.

    5. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarına gelen ekleri ayırmak için konur: Başvurular 17 Aralık’a kadar sürecektir. Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’nun veri tabanının Genel Ağ’da hizmete sunulduğu gün olan 12 Temmuz 2010 Pazartesi’nin TDK için önemi büyüktür.

    6. Seslerin ölçü ve söyleyiş gereği düştüğünü göstermek için kullanılır:

    Bir ok attım karlı dağın ardına

    Düştü m’ola sevdiğimin yurduna

    İl yanmazken ben yanarım derdine

    Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)

    Şems’in gözlerine bir şüphe çöreklendi: “Dostum ne’n var? Her şey yolunda mı?” (Elif Şafak)

    Güzelliğin on par’etmez

    Bu bendeki aşk olmasa (Âşık Veysel)

    7. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a’dan z’ye kadar, Türkçede -lık’la yapılmış sözler.
  • 134 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Kitabı Deniz Çakır' ın paylaşımında gördüm, adını hiç duymamıştım, bir bakayım dedim, araştırdım ve aldım. İyi ki görmüşüm, iyi ki almışım. Yunus Nadi roman ödülünü kapmış bu kitabı araştırırken yorumlarda kitabın konusunun değişik olduğunu ve en çok da sonunun şaşırtıcı olduğunu okumuştum. Herkes bu konuda hemfikir. Evet gerçekten değişik bir hikaye, evet gerçekten şaşırtıcı bir son. Yarışmaya katılmaya karar verip kitabın sonunun bir gecede yazdığını okuyunca gene şaşırdım :))
    Okurken nasıl bitecek acaba diye düşünmedim ama her gece yatarken kitaba kendimce şaşırtıcı bi son hazırlıyordum :)) şaşırmamak için, tutturamadım, 40 yıl düşünsem de tutturamazdım, kimse tutturamaz :)))

    124. sayfadaki -spoiler-
    "camının önünde oturup baharların gelmesini bekleyecek; baharlarda penceresine konan kelebekeleri yakalamayı öğrenecek, sonra da kurutmayı." Bu cümle beni çok hüzünlendirdi.
    Sonundaki şiiri ayrıca çok beğendim. O da az sonraaa.
    Güzel, sürükleyici, etkileyici bir kitap.
    Bittikten sonra kendimi vay be vay be derken yakaldım birkaç kez :)
    Evet, yine bir elma...