• VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • 96 syf.
    ·10 günde
    Jean Piaget, çocuk zihniyetinin yetişki­nin zihniyetiyle hiçbir ilişkisi olmadığını öne sürmüştür. Çocuğun mantığı kendine özgü olduğu gibi, ona göre, düşüncesi de benmerkezlidir. O kendisi için gelişir, kendi tarzında eğlenir; aklın kavramsal bilgileriyle ilgisi yoktur, çelişki bilmez. Çocuk ancak başkalarının düşüncesiyle temasa geçtiği zaman mantıklı olmaya başlar.




    Piaget, 5 ila 6 yaşındaki doğal dünyalarındaki çocuklar hakkında görüşmeler ve gözlemler yaparak 6. yılda ahlaki düşünmenin nasıl geliştiğini anlama çalışmalarına başlamıştır. Bununla birlikte, ahlaki gelişim teorisi aynı prensiplerin çoğunu ifade etmektedir. Ve entelektüel büyüme için sağladığı bilişsel gelişim süreçleridir. Aslında, ahlaki gelişimin Piaget ve Kohlberg açısından incelenmesi, ahlaki bilişin belirli bir konusuyla ilgili olarak çocukların entelektüel gelişimlerini incelemek için bir yöntemdir.
     Piaget Teorisi olarak bilinen teorisi, herkesin değişmez bazı düzeylerden geçtiğini ve bunların birbirinden ölçülebilir olarak ayrıldığını ortaya koymuştur. Bunların yanında, bilimsel gelişimi açıklamaya yönelik çok farklı ve kapsamlı bir bakış açısı ortaya koymuştur.

    Kitap güzel ancak ben bu tarz kitaplarda biraz daha ne yapılması hakkında yönlendiren fikirleri seviyorum...

    İyi okumalar:)..
  • 4. "Mü'minler Allah'a güvenip dayansınlar!"
    İbrahim süresi (14), 11
    ..
    Tevekkül Allah'a yönelik olursa, bir anlam ifade eder. Aksi halde o, sadece aldanmak demek olur. İslâm dışında kalmış olan insanlar değişik varlıklara bel bağlayabilirler. Ama mü'minler sadece Allah'a bel bağlamalıdırlar. Onlara bu yakışır.

    5. "Bir işe azmettiğinde artık Allah'a güven!" Al-i Imrân süresi (3). 159

    Tereddüt, güvensizlik işareti ve sonucudur. Oysa mü'min, nasıl imânında tereddütsüz olmak zorunda ise ön araştırmasını usülüne uygun olarak yaptığı bir konuda belli bir şekilde harekete karar verdi mi, ötesini Allah'a bırakmalıdır. Kararsızlık göstermemelidir. Sonuç, görünürde olumsuz da olsa, hareket kurala uygun yapılmış olur ve bu başlı başına bir başarıdır. Çünkü mü'mine yakışan, tedbiri alıp takdire rıza göstermektir. Nitekim bir
    başka âyette Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

    6. "Allah'a güvenene, Allah kâfidir!"
    Talak sûresi (65), 3

    Allah Teâlâ, kendisine güveneni başkasına muhtaç etmez. Yardım tevekküle bağlıdır. Özellikle bir işe karar verdikten sonra gösterilecek teslimiyet ve tevekküle... "Allah bize yeter, o ne güzel vekildir" âyetinde ifade edilen tevekküle...

    7. "Gerçek mü'minler o kişilerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah'ın âyetleri okunduğunda bu âyetler onların imânlarını pekiştirir de sadece Rab'lerine güvenip dayanırlar." Enfal sûresi (8), 2

    Yakin ve tevekkülün mü'minde meydana getireceği kemalin iki belirtisi bu âyette açıklanmaktadır:
    1. Sadece "Allah" ismi söylendiği, başkaca hiçbir sıfatından bahsedilmediği zaman bile "yüreklerin titremesi."
    2. Allah'ın ayetleri okunduğunda "imanların artması" yani lyice pekişmesi, Allah'a güven ve itimadın devamı.

    Bunlar imânın kalitesini, yakîn ve tevekkül seviyesini göstermektedir. Adeta mü'min ile Allah arasındaki duygusal mesâfe ve iletişimin ölçüsünü ortaya koymaktadır. Bahis konusu titreme ve imânda pekişme, alınan mesâfenin son derece ileri ve iyi bir noktada olduğuna işaret sayılmaktadır. Tabii aksi de o ölçüde uzaklığın işaretidir. Allah korusun.
    İmam Nevevi
    Sayfa 335 - Erkam Yayınları, 1. Cilt
  • 122 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Herkese merhaba.
    .
    .
    Ali Lidar’ın “ Aslında Herkes Haklı “ şiir kitabını bitirdim. Birbirinden güzel 43 şiir var içerisinde. Okurken kendimi bulduğum çok satırları var Lidar’ın. Zaten en sevdiğim yazarlar arasında yer almasının en büyük nedeni de bu. Yazabilme yeteneğimi geliştirmiş olsaydım ben de tıpkı kendimi böyle ifade ederdim, tam da nokta atışla beni anlatmış, tam da hissettiğim şeyi yazmış diyorum okuma sırasında. Post-itler yapıştırıp, altlarını çiziyorum... Çok seviyorum Ali Lidar’ın kalemini ve samimiyetini.
    .
    .
    Kendisini “ Büyük Kederler Küçük Öyküler “ kitabıyla tanıdım, daha yeni yani. Ama o kitaptan anladım, Ali Lidar’la ortak şeylere dertlendiğimizi, aynı problemlerle mücadele ederken yorulduğumuzu. Kendimi buldum yazdıklarında ötesi yok. “ Büyük Kederler Küçük Öyküler “ bittiğinde kendi kendime dedim ki; evet Ali Lidar’ın tüm kitapları benim olmalı! Ve çoğunu da temin ettim, 2-3 eksiğim kaldı. Ve eksik olanların dışında hepsi imzalı!
    .
    .
    Ben sıkı bir Lidar hayranı oldum çıktım anlayacağınız, ama gerçekten tertemiz, pırıl pırıl ve zeki bir kalemi var. Şiirlerinde ve yazılarında kendini ifade ettiği gibi o asık suratının altında, bence yumuşacık bir kalbi, çok duyarlı bir ruhu var... Görebilene...
    .
    .
    Şiirlerini sevdim. Ben ağdalı, ne demek istediğini anlamak için cebelleştiğim şiirler okumayı sevmiyorum, dümdüz, ne söylemek istediğini açık ve yalın bir şekilde söyleyen şiirleri seviyorum. Bu şiir kitabında Ali Lidar kendini şiirlerle bence çok güzel ifade etmiş. Ben sevdim, tavsiye ederim sizlere de!
    Az insan, bol kitaplı günler dilerim...
  • “Herhangi bir şeyi doğruluk sınırları içinde anlayabilme kabiliyetine sahip birisi için deha ile sıradan insan arasındaki ilişki belki de en iyi aşağıdaki şekilde ifade edilebilir: Deha çifte akla sahip bir kimsedir: Biri kendisi için ve iradenin hizmetinde, diğeri safi nesnel bir tavırla kavrandığından ötürü aynası haline geldiği için dünya için. Dehanın güzel sanatlar, şiir ve felsefe alanında meydana getirdiği eser sadece bu düşünce ve hoşnutluk içinde izlemeye dayalı tavrın, belli teknik kurallara göre geliştirilmiş sonucu ya da (öz anlamında) özetidir.
    Diğer taraftan sıradan insanın sadece tek bir aklı vardır, buna dehanın nesnel aklına karşılık olarak öznel akıl denebilir. Bu öznel akıl ne kadar keskin olursa olsun -ki değişik mükemmeliyet derecelerinde tesadüf edebilir- dehanın çifte aklıyla asla aynı seviyede değildir; nasıl ki gür bir insan sesi, ne kadar yüksek olursa olsun, her zaman olağanüstü tiz erkek sesinin tonlarından esaslı biçimde farklıysa. Bunlar, tıpkı flütün iki yüksek oktavı ve kemanın armonikleri gibi, bir boğum noktasının böldüğü titreşimli hava sütunlarının iki yarımının birleşmesi ile meydana gelir. Halbuki gür insan sesinde ve flütün düşük oktavında sadece tam ve bölünmemiş hava sütunu titreşir.
    Bu açıklama dehanın sözünü ettiğimiz bu özel niteliğini-özelliğini anlamsında okuyucuya yardımcı olabilir. Deha her kime bahşedilmişse bu özel nitelik onun eserleri, hatta fizyonomisi üzerine kolayca fark edilecek biçimde kazınmıştır.
    Ne var ki bunun gibi çifte aklın çoğu durumda iradenin hizmetine ister istemez engel olacağı aşikardır ve bu dehanın günlük hayatın şartları içinde çoğu kere tanık olunan yeteneksizliğini izah edecektir. Ayrıca dehayı özel biçimde belirleyen şey, ister kör ister keskin olsun kendisinde, her zaman sıradan basit kafalarda karşılaşılan hesaplı kitaplı, temkinli ihtiyatlı ruh halinden eser bulunmamasıdır.”
  • 117 syf.
    ·Puan vermedi
    7 Güzel Adam'dan etkilenerek 7 Güzel Kadını yazmaya niyetlendiğini ifade eden yazarımız kitabında;
    7 tane örnek hanımdan bahsetmiş. 7 si de fedakarlık ve iman örnekleriHer birisi topluma ışık olacak Allah'a kurban olacak,kurban olurken toplumu diriltecek evlatlar yetiştiren ve evlat olan kadınlar...
    Hasan El Benna'ya "ne zaman İslam hakim olacak denildiğinde " Ne zaman çocuklarını şuurlu bir şekilde yetiştiren anneleri yetiştirirsek,işte o zaman İslam hakim olacak"cevabını vermiştir.
    Bu 7 kadın sırasıyla
    Şehadetin Gelini:Esma el Biltaci
    Vakfedilmiş Sultan:Hz.Meryem
    Üçüncü Ordunun Annesi:Nene Hatun
    Bir fedakarlık örneği:Ümmü Umare(Hz.Nesibe)
    Ayet Ayet Diriliş: Ayetlerle konuşan kadın
    Direnişin annesi:Ümmü Nidal
    3 parmağında Ömürlük Marifet:Gülseren Gümüş
  • 328 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    KEHRİBAR GÖZYAŞLARI



    “Kehribar insan gibidir, insan da kehribar gibi. Sahteleri vardır onun, gerçekleri de. Ve kehribar, bir ağacın asırlar öncesinden zamanın omuzlarına bıraktığı, gözünün yaşıdır. ‘Göz’ yaşıdır, ‘öz’ yaşıdır…”



    “Kalpte var olan sevgi, sözlere, davranışlara döküldüğünde daha da anlamlıydı.”



    “Eğer acılar insan beyninde, hatırasında hep ilk andaki tazeliğini korusaydı, yaradılış gereği buna dayanma gücü olmayan ruhumuz, karşılaştığı büyük travmalarla muhakkak tarumar olurdu.”



    Eserdeki karakterleri bu defa yazmıyorum çünkü 77 kişi var ve okurken arada takılıp aldığım notlardan kim kimdi diye baktım. Köyde telefonların çekmemesi konusu anlatılırken internetten uzak kalınarak insanların birbirine yakınlaşması ve eskiden olan değerlerin yaşanması ne güzel. Aslında günümüzde ne kadar teknoloji bağımlısı olduğumuzu ve bu nedenle dostluklar ve arkadaşlıkların bile bir kenara konulması da ifade ediliyor.



    Dr. Süreyya’nın başarılarını bende takdir ettim. Büyük bir iş aşkı ile görevlerini yerine getirmesi harikaydı. Savcı Kemal beyin konuşma şivesi de gülümsememe sebep oldu. Kemal beyin sayesinde de Avukat Mehmet bey ile tanışmaları ve sonrasında gelişmelerin güzel olması beni de mutlu etti. Hep birlikte hareket ederek cinayete kurban giden kızın gerçek kimliğine ulaşılması ve sonrasında yıllar öncesine çıkan bir bağlantı olması büyük bir tesadüf müydü? Yoksa kader miydi? Yalnız cinayet nedeninin eserde yazılmaması beni merakta bıraktı…



    (‘Ben zorluk çektim, çocuğum çekmesin’ düşüncesini sağlıklı bulmuyordu Fahrettin Bey.) diye yazan kısmında bende aynı düşüncedeyim, çocuklarımızın zorlukları görmesi ilerde onlara çok büyük fayda getirecektir. Çocuklara minik sorumluluk yükleme fikri güzeldi ve bende Fahrettin ile Zehra’nın bu düşüncelerine katılıyorum.



    3. Bölüm sonunda Tesbihçi baba ve Sefa ile yapılan sohbet çok güzeldi. Tahir bey öylesine güzel konuştu ki bende Sefa gibi hayranlıkla dinledim. 8. Bölümde yazarımız gurbetçilerin duygularını öyle güzel anlatmış ki etkilenmemek mümkün değil. Bazen benimde düşündüğüm oluyor, akrabalarım anadan, babadan uzak yaban ellerde… Aileye hasret, hasta olsalar hemen gelemiyorlar. Yurdumuz gibisi yok, iyi ki memleketimde yaşıyorum…



    Sayfa 210 da Baki’nin yaptıkları beni de duygulandırdı. Gözlerim dolu dolu oldu… Küçücük bedende nasıl kocaman bir yüreği var… Bu arada dilenci kampını hiç duymamıştım, çocukların kiralanması da neydi öyle…



    Eserde işlenen konu kaçırılan ve kayıp çocuk olayları, günümüzde o kadar olaylar oluyor ki… acılı ana-babalar… yürek acıları ardı sıra sıralanıyor… onların çocukları kayıp oluyor, cinayete kurban gidiyor ama bizlerin de yüreği parçalanıyor… Eserde kayıp çocuk için ekibin canla başla yılmadan çalışması ve ne olursa olsun sonuca ulaşmaları bambaşkaydı. Hele son satırlarda yaşanan duygu yoğunluğunda bende gözyaşlarımı tutamadım… Yazarımızın eline yüreğine sağlık diyorum ve arkadaşım Gülseven iyi ki Bursa kitap fuarında tanıştırmış diyorum. Yazarımıza bol okuyucular diliyorum ve yeni çıkmış olan eseri *KRİZANTEM* i de merak ediyorum.



    #ilhamiakan #kehribargözyaşları #okudumbitti