• 336 syf.
    Öncelikle söylemek gerek, bendeki baskı 2006 baskısı ve sayfa sayısı da 160. Demek ki 2016 basımında içeriği genişletilmiş bu kitabın. Zaten kapağında da yazdığı gibi, Nesin'in çeşitli kitaplarından seçme öykülerle oluşturulmuş bir derleme kitap Memurlar Memurlar.

    Aziz Nesin okumaya epeydir niyetim vardı yalnız sıra gelmedi mi derler zamanı mı değildi derler, aslında zamanı değildi demek doğru olmaz, zira sokağa her adımınızı attığınızda, kahvede, bakkalda, manavda, kasapta, tanzim satış kuyruğunda, balkonda çamaşır asarken dahi bir Nesin öyküsü örneğine rast gelirsiniz. Peki rast gelirsiniz de nasıl gelirsiniz? Keramet Nesin'den çok nesilde gizli. Seneler evvelki nesilden örnek alınarak yazılan bu öyküler, nesiller boyunca dilden dile gönülden gönüle aktarılmış diyeceğim. İnanmayın. Çünkü bizzat yaşaya yaşata getiriyoruz, getiriyorsunuz bu öyküleri günümüze. Hal böyle olunca da içinde kendimizi, kendinizi bula bula okuyoruz işte.

    Kitap, ismiyle müsemma, memurları konu alan öykülerden oluşmuş. "Salla başı al maaşı" tipi memurlardan, üstü yalayıp astı gömen memurlardan, vatandaşa kırk dereden su getiren, cebi memnun edildi mi Kaf Dağından kar getiren memurlardan, memur olmak için gereken tavsiye kartlarından... Yani öyle şaşırıp kalacağınız tipte öyküler yok bu kitabın içinde. Sadece bize ve de size ayna tutan öyküler var. Çok çirkin olduğumuzu ve de buna bakmaya tahammül edemeyeceğinizi düşünüyorsanız, bırakın o kitabı elinizden ve kumandayı alın. Hangi kanalı açacağınızı siz biliyorsunuz ;)

    Fazla söze hacet yok. Son olarak, bendeki basımın içeriğinde bulunan öykülerin isimlerini ekleyip kaçıyorum. Ayna ayna, söyle bana! Var mı bizden daha alığı şu dünyada!

    Su Dökme Yarışı
    Yüce Katına
    Yeşil Şapkanın Evrakı
    Müfettiş Geliyor
    Yerli Mallar'dan Pazen Aldım
    Don Lastiğini Unutma
    Genel Müdürü Temsilen
    Bendeniz Mahvoldum
    Hele Hele
    Kedi Neden Kaçtı?
    Verem Olmak Lazım
    Tavsiye Kartı
    Bu Memleket Batar
    Masanın Yeri
    Altı Bekçi Atlıkarıncada
  • 140 syf.
    ·Puan vermedi
    Bolca betimleme, her anı hissettirdikleriyle ve mazi ile geleceği karıştırarak ayrıntılı tasvir etme,
    Hayata, olaylara, yaşananlara hüzünlü sancılı kafa karışık bir bakış,
    Zamana, akışına, duruşuna, ilerleyişine ama bir türlü geri gidemeyişine isyan, serzeniş, düşmanlık, anlamlandıramayış,
    Ölüm, ölüm, acı ölüm, kalanlar, gidenler,
    Yabancı ülkeler ve ayrılıklar,
    Aldatılmış ama hala aşık olanlar,
    Deliliğin sınırları,
    Her şeyde görülen acı, ızdırap,
    Karamsarlık,
    Ve yine mazi,
    Ve yine zaman,
    Ve yine ölüm.

    Bu kitabı kısaca böyle özetlerim sanırım. Kürşat Başar ile ilk tanışma kitabım bu. Kitabın adı da içindeki öykü/bağlantılı yaşam kesitlerinin başlığı gibi oldukça ilgi çekici.

    Kitap, her ne kadar yazarın dilini beğenmiş olsam da, okunması ve anlaşılması zor. Haksızlık etmemek için kitabı iki defa okudum. İkisinde de zorlandığımı itiraf etmeliyim. Ancak, ikinci seferde öykülerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve hangi öykünün kimin ağzından, kim kastedilerek anlatıldığını anlayabildim, anlayabildiğim kadarıyla. Zaten yazar kitabın bir yerinde "bizlerden biri okursa bunun kimin öyküsü olduğunu hemen anlayacaktır ama bir başkası için bu bölük pörçük izlenimlerden, fotoğraf yorumlarından, bir günlüğün sayfalarından ve sahibine ulaşmamış mektuplardan oluşan anlatı nereye kadar anlaşılır bilemiyorum." şeklinde, hikayelerini üstü kapalı anlattığını, gerçek ya da kurgu, karakterlerini çok deşifre etmediğini belirtiyor. Çok deşifre etmedi derken sadece "kim" olduklarını, yoksa neler hissettiklerini ameliyat masasına yatırmış resmen.

    Kitaptan çok fazla alıntı yaptım, gerçekten dili güzel, Türkçe'yi kullanımını da beğendim, ama beni çok yordu okurken. Ve ben beni çok yoran kitapları sevmiyorum. Belki bu yorgunluğun sebebi, yazar ya da karakterleri kadar bunalımda olmamam, yaşamıma devam etmek için elimden gelen her şeyi yapmam, elimdekiler için minnettar olmam, bazı anları elbette unutmamam ama onlara takılı kalarak hayatımı berbat etmemem olabilir. Ya da yaş almakla, zamanın geçmesiyle herhangi bir sorunum olmamasıyla ve yüzümdeki çizgileri sevmemle de alakalı olabilir. Belki de, kesin olacak "ölüm" üzerine, daha zamanı gelmeden evhamlanmayı çok saçma bulmamdan da olabilir. Öleceğiz evet, ama ölüm geliyor diye evhamlanıp bu anı mahvetmenin ne anlamı var? Ölüm gelecek, yapabileceğin bir şey yok, kabul et ve yoluna bak. En azından benim düşüncem bu şekilde.

    Sonuç olarak, kitaba kötüydü diyemiyorum. Ama içine giremedim, kendime katamadım. Bu demek değil ki okumayın. Ancak önceden belirtmeliyim ki, bu kitap, kendisini okuyacak kişinin ruh haline, yaşadıklarına, kısacası kendisiyle içselleştirebildiklerine göre mükemmelleşebilir.

    İyi okumalar
  • Sen şeytana inanır mısın? Çocukken bana öyküler anlatırlardı. Bu öykülerin arasında, bir de genç bir erkeğin odasına giren çok güzel, fettan bir kadının öyküsü vardı. Genç erkek akıllı davranıp kadına arkasına dönmesini söylerse kurtulurmuş. Çünkü şeytanların arkası, sırtı yoktur, biliyor musun? Yalnızca sana sunmak istedikleri şeylerle gelirler, yalnızca yüzlerini gösterirler. Ne yapmıştım ben? Şeytanı ben mi sokmuştum bu kadının ruhuna? Yoksa ben miydim, arkasını dönemeyen şeytan?
  • 108 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Ömür İklim Demir’in tek kitabını çıktıktan dört yıl sonra okuyabildim ancak. Bu dört yıl içerisinde gitgide artan bir ivmeyle beğenilmiş kitap. Başta Haldun Taner Öykü Ödülü olmak üzere 3-4 tane de ödül kazanmış öykü üstüne. Ödüle de baktım, detaylarını öğrenmek için. 1987 yılından itibaren, Milliyet Gazetesi tarafından yazarın anısına verilmeye başlanmış. 2014’den sonra ise yalnız bu kitaba ödül verilmiş. O da yarışma bittikten 6 ay sonra sessiz sedasız bir şekilde. Aslında Türkiye’deki edebiyat ödülleri ile ilgili detaylı bir şeylerin yazılması gerek belki, ama kimsenin bir şey okumadığı bir toplumda, zaten okunmayan şeylerin hangi kriterlere göre değerlendirildiğini açığa vuracak bir yazının okunma ihtimali de fazla yüksek olmaz herhalde.

    Tabii bu karışık cümlelerin kitapla hiçbir alakası yok. Muhtelif Evhamlar Kitabı yukarıda da bahsettiğim gibi bolca beğenilmiş, tavsiye edilmiş, Almanca’ya çevrilmiş. Yazarın yeni kitabı da bekleniyor birçok okur tarafından.

    Kitabın ismini duyduğunuzda insana direkt alma isteği geliyor zaten, bir de bu kadar olumlu eleştiri olunca kayıtsız kalamayıp listeye ekliyorsunuz. 10 öykü var kitapta. 8 de diyebiliriz gerçi, ilk üç öykünün bağlantılı olduğu düşünülürse.

    Öykü kitapları için spoiler ibaresi kullanılır mı bilemiyorum ama bu konuda hassas olan arkadaşlar, sonraki kısımları atlayabilir. Evet ilk üç öykü (İçler Dışlar Çarpımı- Vasati Kırk Yaş ve Tuz) bağlantılı. İlk öyküde verilen başlangıç üçüncü öyküde tamamlanıyor. “İçler Dışlar Çarpımı”nda, eşini beş yıl önce kaybetmiş Melda Hanım’ın yeni bir başlangıç aramasına şahit oluyoruz . Metin oldukça akıcı, yazarın dili samimi, güzel cümleler var sizi hikayenin içine çeken. Hissediyorsunuz o saklı hüznü kitabı okurken. Öykünün sonundaki pastane patlaması ve tarih size "The Marmara" olayını ve otomatikman Onat Kutlar’ı hatırlatıyor. İkinci hikayenin hemen başındaki Onat Kutlar epigrafı da yüzünüzü gülümsetiyor acı acı. “Vasati Kırk Yaş”da farklı bir adam ama yine yeni bir başlangıca özlem görüyoruz. İlerledikçe konu ilk öyküye bağlanıyor ve yarım sayfalık “Tuz” ile tamamlanıyor kitabın en beğenilen öyküleri.

    Bu kadar mı peki? Kesinlikle değil . Sırayla gidelim ama. “Sonsuz Rasim Abiler Diyarı“ (Öykülerin isimleri de kitabınki gibi vurucu, uğraşmış yazar) klasik bir dibe vuruş hikayesi, ama yazarın üslubu sizi bir şekilde öyküde tutmayı başarıyor. “Dün Gece Ansızın”da boşluğa düşmüş bir beyaz yakalının hayalleri anlatılıyor . Sonraki “Kartela”da imgeler ön planda, renkler/sesler/kokular/markalar. Vişne çürüğünün bolca vurgulanması yine Onat Kutlar’ın İshak kitabında bulunan Hadi öyküsünü çağrıştırdı bana, başka göndermeler de vardı sanki öyküye. Görünmez Canavarlar bile geldi aklıma o yoğunlukta. Ama güzel ve farklı bir öykü. Bir de, birkaç öyküde karakterleri iç içe kullanmış Ömür İklim Demir. Mesela bu öyküdeki Ceren’den “Dün Gece Ansızın”da bir cümle içinde bahsediyor yazar. Bu da öykülerin bağlantılı olduğu hissini veriyor okura. Ama aslında (ilk üç öykü hariç) hikayelerin konusuna etki eden bir şey yok.

    “Saraylı’nın Üç Günü”, ilginç bir konu üzerine yazılmış bir takıntı öyküsü. Ama yine boşluğa düşmüş bir kahraman mevcut - Zaten kaybolmuş insanlar kitapta en fazla ön plana çıkan tema. Dantel, odaya bakan resim vb. gibi bolca tekrarlanan öğeler de var ayrıca. “İki Oda Bir Salon Yarı Hayat”da, zaten kendilerini eksik hisseden kahramanlarına, bir de fiziksel yarımlık ekliyor Demir. Üzülüyoruz haliyle. “Uzun Uzun Çalan Ziller ve Bir Mutfak Kapısı Hakkında” (uzun, evet), yine kaybedecek şeyleri olmayanlar ile ilgili. Farklı bir anlatım var ama burada. Biri köpek üç ayrı karakterden anlatılıyor kısa öykü. Son olarak “Sessizliği Ayıran Tuzluk” var, kitabın en güçlü öykülerinden. İlk öykülerdeki inişli çıkışlı ruh hali burada görünmüyor. Birçok okurun söylediği gibi içinize dağlayıp bitiriyor kitabı yazar.

    Muhtelif Evhamlar Kitabı, beklentileri karşılayan bir kitap oldu benim için Bir iki ufak hata dışında gözüme batan bir şey yoktu, Basit ve güzel dil kullanımı, samimi anlatım, hayattan karakterlerin hiç uzak olmadığımız öyküleri, melankolik ve bağlayıcı tema, zekice kurgulanmış öyküler kitabın öne çıkmasına yardımcı oluyor. Hemen okunacak güzel bir kitap yani, şans vermeye değer.
  • 205 syf.
    ·9/10
    Maupassant Tarzı Hikaye olarak da bilinen Olay Öyküsü'nün kurucusu olan Maupassant ile tanışma kitabımdı. Başlarken 'kesin bırakırım' diye aldım elime ve sıkılır mıyım ya da ağır mı gelir gibi düşüncelerle okumaya başladım. Ama şaşırtıcı derecede akıcı ve güzeldi.

    Kitap yazarın 14 tane kısa öyküsünden oluşuyor. Bu öykülerin her birinde yazar farklı kişiler farklı olaylar ve konu sunuyor bize. Gerçekten hiçbir noktada tekrara düşmemesi çok çok güzeldi. Öykülerinde Naturalizm akımının etkilerini de çok rahat hissettim ki bu da artı bir yönüdür kanaatimce. Çünkü ben okuduğum eserde kişilerin veya olayların gerçekçi ve sıradan olmasını, herhangi birimizin kalbinde taşıyabileceği birtakım duygu ve arzuları taşımalarını çok daha samimi buluyorum. Bu tadı Zweig'dan sonra bulabildiğim ikinci yazar benim için Maupassant oldu. Bence özellikle her öykü sevenin okunması gereken bir yapıttı. Tavsiyedir :)
  • 224 syf.
    ·5 günde·7/10
    7 farklı adamın, 7 farklı aldatma-aldatılma öyküsü...
    Öykülerin her biri; bir kadını özleyen, yasını tutan, aldatılmış, terk edilmiş ve aşk ile kendinden vazgeçmişleri anlatılıyor. Öykülerin neredeyse hepsinin ucu açık olarak bize bırakılmış. Hepsini büyük bir merakla okuyup, sonunda kendim tahmin yürütmek zorunda kaldım. Bu açıdan çok farklı bir kitaptı.
    Aslında kitap hakkında yazılacak çok bir şey yok. Ama kesinlikle “iyiki bir şans daha vermişim” diyorum.