• 292 syf.
    ·8/10
    Uzun zamandır inceleme yazmıyordum. Nasıl yazıldığını unutmuş olabilirim.

    Benim için yazarlar 4 kısma ayrılır.
    1- Anlatımı güzel olan ancak etkileyici bir konu bulamayanlar.
    2- Muazzam bir konuyu berbat bir anlatım tarzıyla mahvedenler.
    3- Her ikisini ustaca becerebilenler
    4- Her ikisini de beceremeyip acilen kitap yazması yasaklanması gerekenler.

    Tarık Tufan'ı bu kategorilerden birine (3. ve 4. kategoriye girmeyi hak etmiyor şimdilik) dahil edebilmem için bir kitabını daha okumam gerektiğini düşünüyorum.

    Öncelikle Tarık Tufan kitaplarına karşı bir antipatik bir durumun etkisindeydim. Wattpad yazarı gibi diyenler çok olduğundan istemsizce yazardan özellikle uzak duruyordum ki Osman Y. silah zoruyla bana bu kitabı okutmayı başardı. Mecburdum çünkü ben ona zorla Ahmet Erhan okutmuştum. Sıra bana gelmişti.

    Evet bu kitabın ilk sayfalarını zorla okumaya başladım. Aklımı işgal eden berbat bir yazar, berbat bir roman düşüncesi gitmek bilmiyordu. Şimdi yargısız infazın ne kadar kötü bir düşünce olduğunu tekrar öğrenmiş bulunuyorum.

    Kitabın öncelikle karakter konusuna değinmek istiyorum. Bütün karakterleri başarılı buldum. Özellikle roman kahramanı?? Sanırım ismini unuttum. Bir ismi var mıydı yok muydu farkında değilim. Belki form falan doldururken bahsettiyse de aklımda kalmamış bu sebeple ben kendisine Eda'nın sevgilisi diyorum şimdilik. Eda'nın sevgilisi kitabın zorla okumaya çalıştığım bir kaç sayfasından sonra bir anda karşıma dikiliverdi. Tanıdık bir iç dünyasıyla yüzyüzeydim. Eda'nın sevgilisini benimsemeye başladım. Çok gerçekçi yansıtılmıştı karakterler okuyucuya. Kral adam Baki Semih'e olan hayranlığım bir anda tavan yaparken bir kaç sayfa ileride Eda'nın salaklığına küfredesim geliyordu. Gelinlikli kız hakeza çok gerçekçi tavırları vardı satırlarda. Ve Halil Coşkun. (Bahsedilen işi çok sevdim.)

    Kitap konusu için eleştirilecek bir yön bulamadım. Biraz diyalogları basit bulmam dışında genel olarak beğendim. Bir bölümü heyecanla bitirip gözlerimin öbür bölüme koşarak gittiği anlarda hep başka bir bölüme rastladım. İlk başlarda ''Neler oluyor baskı hatası mı?'' diye düşünsem de 2 3 bölüm sonra bu duruma alıştım.

    İlk sayfalarında sıkıcı bir okuma olacak dediğim kitap, sayfalar ilerledikçe heyecanlı ve keyifli olmaya başladı. Her ne kadar çoğu yerde sırf sayfa sayısı fazla olsun diye oradan oraya gittim oradan oraya döndüm merdiven indim yokuş tırmandım tarzı yazılar biraz aşırı olsa da anlatım şeklini ve olay örgüsünü beğendiğimi söyleyebilirim. Özellikle aşkı çok güzel anlatmış. neredeyse ben bile arasıra kendimi Eda'ya aşık olmuş hissettim. Ancak yanlış anlaşılma olmasın. Kitap kesinlikle aşk kitabı değil.

    Kitap bitene kadar ismi neden Şanzelize düğün salonu konulmuş diye düşünüp durdum. Hala aynı şeyi düşünüyorum.

    Ve final. Anlamadım ne oldu. Ben mi anlamadım sadece. Yoksa okuduğum gibi mi bitiyor kitap. Bu konuda kitabı okuyanlardan bir aydınlatma bekliyorum.

    Yazar üzerindeki olumsuz düşüncelerimi yok etmeyi başaran Osman Y. tekrar teşekkür ederim .
  • Arkadaşlarım, bir hastalıktan kurtulmuş biriyle konuşurcasına beni gençleşmiş bulduklarını söylüyorlar. Gençleşmek mi? Gerçek anlamda yaşamaya daha yeni başladığımın yalnızca ben farkındayım.
  • 165 syf.
    Sevgili inci ve sueda reyyan Hocam'a derin saygımla...

    Bu sabah, oğlumu okula bıraktıktan sonra sıcak ekmeğimi ve gazetemi alıp arabaya dönerken, bir apartmanın penceresinde kendimi gördüm, durdum ve bir anda günlerdir etrafımda durmaksızın akıp giden hayatın puslu camını ellerimle silmişçesine, korna seslerini, koşturan insanları ve zamanı, sanki ilk kez görüyormuşum gibi hissettim.

    "Bir gün sokağınızdan geçerken oturduğunuz binanın pencerelerinde kendinizi görürseniz sakın dehşete kapılmayın! Bakın onlar ne kadar sükûnetle izliyorlar sizi. İlk kattaki çocuklar size ne kadar benziyor! İlk penceredeki emzikli çocuktan, son penceredeki önlüklü çocuğa kadar hepsi el sallıyor size. Hadi durmayın, siz de el sallayın onlara."

    Diyordu Ali Ural, hep yorgun bir tebessümle eşlik ettiğim cümlelerinde...

    Sevgili inci 'nin muazzam bir emek ve heyecanla bize ikram ettiği Ali Ural Etkinliği'nin adını duyar duymaz koşup almak istediğim 'Makyaj Yapan Ölüler' eserini bitireli günler geçti.Bu sabah koltuğumun altına sıkıştırdığım gazetenin gözucuyla geçtiğim haberleri, kâh gözyaşıyla, kâh neşeyle okuduğum köşelerin bir insanın düşüncesinde böyle güzel bir iklimin kapılarını açabileceğini tahmin bile edemezdim.
    Esere hiçbir incelemeyi okumadan başlamış olmak, şaşkınlığımı epey arttırdı zira daha ilk satırlarda kendimi bir uyanışın eşiğinde buldum. Çarpıcı ilk cümlelerle başlayan bu farkındalık seferinde 'Okur Kahraman' olmanın hakkını verebildim mi bilmiyorum.

    Ne çabuk alışıyoruz, duyuyoruz, yaşıyoruz, ölüyoruz...Ve ölümüne alışıyoruz. Bu da beraberinde derinlikten yoksun bir algıyı, inceliğini yitirmiş bir hafızayı ve içinden çıkılmaz bir bilinçaltı çöplüğünü getiriyor... Okuduğum bir pedagoji kitabında, yazar anneye ısrarla şunu söylüyordu... "Yavaşla, acele etmeyi bırak, telaş etme..."

    Anlamadan yanından geçip gittiğimiz, bizi bir kahve içimi vakitte dâhi alıkoyamayacak gerçek hikâyeleri, bütün insanlığı sarsacak bir tefekkürle yeniden bize anlatıyor Ali Ural...

    Bunu kâh keskin bir acının diliyle, kâh bizi kendimizi görmeye zorlayan bir hakikâtle, kâh merakımızı uyaran ve bizi şaşkına çeviren bir haberle yapıyor ama ne kadar körüm dedirtiyor insana...

    Ava giderken insanlığını avlayanlardan, teknolojinin şirazesi kaymış çarklarında durmadan unufak olan, iletişim yaramızdan, başarılı olmak için kendini hedef seçerek kalbini tam onikiden vuranlardan, suçu hep başkalarında arayan aymazlığımızdan, rekorlar kitabına girerim ümidiyle eğilip bükülen insanlığımızdan, yâni kayıplarımızdan dem vuruyor Sevgili Ali Ural...

    Zira körlüğümüzün sarrafıdır aynalar bizi bize inandırır...

    Teni, terle terennüm ederken nefs-i ayan dilinde, sefilleşir ya insanın iç sesi, nerede bu halin züptesi diye akıl hükmünden feragat eder!..Çıkalım bu yokuştan 'İNSAN'!..Terlemenin hakkını verelim...

    Sığınmak dedigimiz eşref üzereyken, zerreleşip mânâ içinde, Aşk-ı Hüdâ ile sonsuzluk içelim...

    Uzun nefesler alarak okuyunuz Efendim...Kahvenizi soğutmak pahasına...

    Huzurla...
  • 80 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Ağgülü Marla'ya dair;

    Çekmiş olduğu kitap fotoğrafları ile “melalkalem" olarak tanıdım kendisini. Zaman sonra çektiği fotoğraflar arasında, kütüphanesindeki “Yedikita” dergisi koleksiyonunu görüp kendimde eksik olan sayıları nasıl tamamlarım diye düşündüğüm zamanlarda kitaptan yani Ağgülü'nden haberdar olmuş oldum. Sonra bir kitap fuarının son gününde ansızın karşımda buldum kitabı . Fuar nedeni ile bir hayli uygun bir fiyatta olan kitabı o anki durumum icabı alamadım. Doğrusu evet, beş parasızdım ve fuardaydım. Ama kitaplarlaydım. Neyse efendim tüm bunlar bu kitap ile tanışmamın kısa bir hikâyesi , betimlemesi olsun. Kitabı okumak, tam anlamıyla onunla tanışmak bu güne nasip oldu.

    Gelelim kitaba... Daha önsözde ilk cümledeyken başladı hislerime dokunmaya. “Gözümle göremediğim, kalbimle tutamadığım bir ses yükseliyor avuç içlerime doğru. Bir heyecan, bir telaş kaplıyor benliğimi.”

    Onca zamanımı, kabul olan olmayan tüm dualarımı, tüm yalvarışlarımı ele vermiştim bu satırlarda. Sanki tüm ömrüm, elimdeki seksen sayfalık kitabın daha ilk cümlesinde önümde duruyordu. İnsan böyle zamanlarda bir çok yönüyle sorguluyor kendini, yaşadıklarını ve yaşattıklarını.

    Sonrasında, ilerleyen sayfalarda, şiirlerde bir çok zaman kendimi, bir kitabın başında değil de kendi yangınlarımın ortasında buldum. Kendi yangınlarımın ve nice yangınların ortasında.

    “insanlar garip, insanlar kötü” derken şair, “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.” diyen Tezer Özlü ’yü; Marla'ya seslenişlerinde şairin, Didem Madak 'ı anımsar halde buldum kendimi.

    Son olarak, samimi ve içten şiirlerle dolu bu kitabı büyük bir keyifle okuduğumu söylemek isterim. Ve tavsiye ederim.

    Selam ve dua ile...
  • 120 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Kitabı bitirdim. Ama hala yanımda taşımaya devam ediyorum. Sebebini tam bilmiyorum. Ama uzak kalmak istemedim sanırım. Biraz daha yanımda kalsın istedim :) Sevdiğinden ayrılmak istemeyen birinin içgüdüsüyle yaklaşıyorum kitaba :))

    “Bile isteye yoluna çıktım.” diyor Ferit Edgü 29. sayfada. Bende bile isteye çıkardım Ferit Edgü’yü yoluma. Tezer Özlü çıkardı daha doğrusu. Mektuplarında okuduğumdan daha narin bir adam. İncecik bir adam. Bilen bilir isim takıntım vardır. İsimleri nedeniyle okumadığım yazarlar vardır. Bu yüzden kendime çok kızıyorum elbette. Ama bu elimde olan bir şey değil. Ferit ismini ise çok severim. Hem ismini, hem kendisini, hem yazdıklarını, hem Tezer Özlüyle dostluğunu, hem de fotoğraflarda şiş gibi duran gözlerini çok sevdim.

    Kitap, cümlelerini daha Tezer’e mektuplarından sevdiğim birine ait olunca ve içinde kedi de olunca çok daha başka oldu benim için. Bitmesinden korka korka okudum gerçekten kitabı. Sanırım Ferit Edgü’nün de benim gibi zamanla bir sorunu var. Kitaptaki “Zaman” isimli yazıyı çok sevdim. Sitedeki alıntılardan ve yine bu sitede tanıştığımız bir arkadaşımızın çalışmalarını yürüttüğü “Kitap Pasajı” uygulamasıyla bir sabah kitabın tamda bu pasajını mesaj olarak almıştım. Daha o zamandan sevdim bu kitabı ve yazarımızı. Ama çok geç kaldığımı düşünüyorum Ferit Edgü için. Daha erken tanıyıp okumayı çok isterdim. Her kitabın bir zamanı vardır. Bu kitabın zamanı da şimdiymiş diyerek kendimi teselli etmek istiyorum.

    Kitabı okurken bir yandan yazarı daha da çok severken bir yandan da kıskandım. Daha önce de söylediğim gibi, çok zengin bir edebi çevreye sahipler. Bu çok büyük şans. Şu an okuduğumuz en güzel kitapların yazarları bir şekilde birbirini tanıyor. Hepsi dost. Birbirlerinin kitaplarının yazılışına şahit oluyorlar, katkıda bulunuyorlar. Daha ne olsun hayatta :)

    Kitabın bir bölümünde yazarımızın kitaplığa kitap dizmek konusundaki fikirlerini okuyoruz. Bu konudaki fikrini kendime çok yakın buldum. Aynısını yapıyorum kitaplığı her düzenlediğimde, yeni kitaplar getirdiğimde. Bazen böyle kitap dizen başka kimse var mıdır acaba diye düşünürdüm. Çünkü gördüğüm çoğu kitaplıkta kitaplar boy ve kalınlık sırasına göre dizilmiş olurdu. Bende kitaplarımı Ferit Edgü gibi dizdiğim için genelde kitaplığımın dağınık olduğunu düşünür çevremdekiler. Aslında dikkatli baksalar tüm dostları bir araya topladığımı görebilirler. Ferit Edgü’nün kitaplarını dizişini de sevdim anlayacağınız.

    Gelelim kitabın kedili kısmına. İçinde kedi olan, içinde kedi geçen ve içinden kedi geçen her yazıyı seviyorum. Hatta içinde kedi olan her şeyi seviyorum sadece yazı değil. Kedili kısımda Ferit Edgü aslında kedileri çok sevmediğini söylüyor. Nasılsa ölecek diye alıyor kediyi. Bende yarın veterinere götürürüm diye almıştım :D İnsan ancak bu kadar kandırabilir kendini. Sonra ne mi oldu, Ferit Edgü de bende kedi annesi olduk. İnsan bir kedi için ne yapar ? Bir çok şey yapar. Ben hiç hazır değilken anne oldum mesela. Ferit Edgü, mümkün değilken anne olmuş. Aklıma gelen her kötü senaryoda onu düşünürdüm ilk. Her zaman önce onu garantiye almak eğilimindeydim. İçime doğan her kötü histe eve koşmak isterdim. Tıpkı yazarımızın binbir zorlukla Berlin’e ulaşmaya çalışması gibi. O satırları okurken nasıl bir heyecanla okudum anlatamam. Berlin duvarı sebebiyle işgal güçlerinin uçağına binmesi gerektiğini yazdığı satırlarda, dayatılan çıplak aramayı (ki insanlık suçudur) kedi için kabul ettiğinde bende o sayfanın kenarına “Duvarınız yıkılsın. Bırakında gitsin kedi bekliyor.” Yazdım. Ne yapayım kedilerin beklemesine dayanamam.. Bu noktada kitap sizi kendine katıyor. Yani siz onu kitapçıdan alarak kitaplığınıza kattığınızı düşünüyorsunuz. Ama kitap size okuduğunuz satırların devamını yazdırıyorsa naçizane, kitap sizi kendine katmış demektir.

    Güzel bir kitap okudum. Harika bir yazarla daha derinlemesine tanıştım. Eksiksiz diyebilirim Ferit Edgü için. Eksiksiz bir yazar. Eksiksiz bir kedi annesi. Eksiksiz bir dost. Bir de gözleri çok tatlı. Dersin yeni uykudan uyanmış. Her an günaydın der gibi bakıyor :) Günaydın gözlü bir yazar, anlayacağınız :)

    Ben bunları yazana kadar çalıp duran şarkıyıda siz değerli inceleme (yorum) okurlara armağan etmek istiyorum. Günaydın :))
    https://youtu.be/Q3Kvu6Kgp88
  • 203 syf.
    ·9 günde·Beğendi·7/10
    Kişisel gelişim kitapları okumamın nedeni, bana yeni fikirler ve yeni bakış açıları katmalarını ummamdır. Rhonda Byrne ile başladığım bu yolculuktan da hayatıma katdığım çok güzel tavsiyeler oldu (https://shahanedostaliyeva.wordpress.com/...yrne-the-secret-sir/ ).

    Kitapta mantığımı zorlayan, inancımı zorlaştıran bazı düşüncelerle de karşılaştım. Lakin kitabın özetine bakıcak olursak, anlatmak istediği şey yüzde yüz doğru. Bu kitabı okumadan da önce, bu fikirlerle tanışmadan da önce farkında olmadan yaşadığım, daha sonra farkına vararak, değiştirdiğim şeyler olmuştu hayatımda. Şimdi bu kitabı okurken, bazı satırlarda kendimi buldum. Kendi hayatımdan örneklerle karşılaştım. Bu da kitabın benim için merakını arttırdı.

    İnsan gerçekten de en çok neyi düşünüyorsa, onu da kendine, kendi hayatına çekiyor. Ve nasıl olduğunu bile anlamadan kendini o düşündüğü şeyin içinde bulu veriyor. Bu yüzden düşüncelerimizi takip edip, bilinçli yaşamak, hayatlarımızı güzelleştirmek açısından en doğru davranış.

    Farkındalık ve güzel bir yaşam adına denemeye değer...

    Kitabını okudum, sıra filmini izlemekte! :)
  • 97 syf.
    ·8/10
    “ Aşk mı diyordun, anladım
    Senin incindiğin benimse
    Yollara düştüğümdür yeniden..”
    .
    “Aynı soruyu sormaktan, minör ağrılardan yoruldum,
    Gitmeliyim buralardan
    İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
    Yoruldum yoruldum yoruldum
    Gereklilik kipinde yaşamaktan..”
    .
    “Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi göz kapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum

    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil..”
    .

    Öyle güzel ki dizelerle buluşmak, onların dünyasında gezmek.. Upuzun paragrafların anlatmak istediğini sana birkaç kelime ile anlatabilmesi.. Tıpkı hayat gibi kısa ve öz. Yine mest oldum önce satırlarda kayboldum, sonra yeniden kendimi buldum.. Yenilendim, tazelendim, iyileştim, daha güçlüyüm artık hayatı kaldığı yerden iteklemeye devam edebilirim.. Her zaman söylediğim gibi şiir ruhunuzu güzelleştirir, iyileştirir okuyun. Keyifli okumalar ️