• https://youtu.be/fe5XFu_lj4Q


    Merhaba İstanbul


    Bu benim dünyaya ilk gelişim,
    Yıkarak saltanatını koca Fatih’in.
    Kundakla kefen arasında bir gün,
    İstanbul, İstanbul deyişim.

    Merhaba Kızkulesi, merhaba Eyüp Sultan, Kanlıca, Şehremini merhaba...

    Bir İstanbul esiyor çocukluğumdan,
    Ekşi bozalı, Arnavut kaldırımları lâpâ lâpâ.
    Yuşâ’dan mı okunur o ezanlar, Hırka-i Şerif’ten mi?
    Komşularımız kaptanlar, malta taşlı ikindilerden kalan.

    Hâlâ o beyaz gergeflerde mi?
    Bir tarihi gömmüşler Karacaahmet’inde Üsküdar’ın,
    Sanki çarşaflı kadınlar mercan terliklerinde unutulan.
    Duyûn-u Umumiye emeklisi faytonlar,
    Hâlâ bir sonbahar Acıbadem’de,
    Cuma selamlıklarından beri saraylılar.

    Merhaba Beylerbeyi, merhaba Sultan Selim, Merhaba iki gözüm İstanbul’um, merhaba...

    Aşı boyası sokaklarında ne mevsimler eskimiş,
    Sakalsız saçlar kestirdiğim ince boncuklu berber dükkanları.
    Kapalıçarşı Bakırcılar, lâcivert mayıslarda köprü altları,
    Ve Boğaziçi’nde Şirket-i Hayriye duman duman..
    Nerdesin o İstanbul, nerdesin...

    Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim,
    Mediha teyzelerin leylâk bahçeleri,
    Büyükbabamın Kuvay-ı Milliye hikâyeleri.
    Hani tahta tekerlekli arabalarım.
    Hani bayram yerlerinde unutulan asude çocukluğum.

    Gene bir başka İstanbul’du bir zamanlar kafesli ıtırlarıyla,
    Beyaz başörtülerin lâvanta çiçekli öğleden sonralarında ıslanan.
    Açılır kapanır iskemlelerinde uzun çarşının,
    İstanbul’u taşırdı bakır siniler.
    Sultaniyegâhtan bir hıdrellez mesiresi,
    Sessiz sadâkat şarkıları söylerdi.
    Haliç vapurlarında söz kesilmiş tazeler.

    Hey yavrum hey...
    Burunbahçe dalyanında İstanbul’u çekerlerdi denizden, Islatmadan...
    Kaç bayram mendili geçmişti elimden çeyiz sandıklarının.
    Bütün uykularını koynuma alıp uyurdum İstanbul’un.
    Rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
    Hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

    Merhaba Sultanahmet, Yerebatan merhaba... Merhaba iki gözüm İstanbul’um merhaba, Merhaba efendim, merhaba...
  • Bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
    Yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa.
  • İlan ediyorum!!! Didem Madak'ı günümüzün Nasrettin Hocası ilan ediyorum!! Didem Madak'ın Ah'lar Ağacı'ndan sonra okuduğum ikinci şiir kitabı Pulbiber Mahallesi kitabını okurken hem düşündüm ve hem de güldüm. Nasrettin Hoca'da böyle değil miydi?
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
    Belki de ilk defa bir şiir kitabındaki tüm şiirleri inanılmaz bir iştahla okudum. Bazen okurlar derler ya hani "kitap hiç bitmesin istedim" diye. Şimdi böyle diyenleri anlıyorum. Bu kitap ve şiirler hiç bitmesin istedim ilk defa. İstedim ancak Didem Madak artık bu dünyada değil maalesef. O, şiirlerinden anladığım kadarıyla da hayattayken de bu dünyada değilmiş. Aslında içimizden biriymiş ancak esasında içimizde değilmiş. Miş, miş, miş.... Bunlar hep benim düşüncelerim. Keşke hayatta olsaydı da iki kelam edebilseydik Didem Hanım ile. Kendisinin diğer şiir kitabı olan Grapon Kağıtları'nı okumak için sabırsızlanıyorum. Önceden de söyledim bir şiir kitabındaki tüm şiirler hoşunuza gitmeyebilir. Ama Didem Madak şiirlerinde bu yok. Abartısız söylüyorum tüm şiirler inanılmaz şekilde ruhuma dokundu. İnsanın okudukça şair olası ve Didem Madak'tan etkilenesi geliyor. Burada bir şeyi belirtmeden geçemiyorum. Hani diğer şairlerin şiirleri kafiyeli, heceli olabiliyor. Ama Didem Madak'ın şiirlerinde bu yok. Ama içerik olarak anlatılmaz okunur diyorum sadece. Velhasıl kesinlikle okunması gereken ve şair listemin en tepesine yerleşmiş bir şair oldu Didem Madak. İyi okumalar.
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
  •  Eskiden 

    Çember çevrilir,
    Su musluktan içilir,
    Ağaçlara tırmanılırdı.
    Bebekler bezden,
    Silahlar tahtadan,
    Resimler kömür karasından yapılırdı.
    Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
    İsimleri konulur,
    Saatli maarif okunurdu.
    Komşuda pişen
    Bize…
    Bizde pişen komşuya düşerdi.
    Geceler ayaz,
    Sokaklar karanlık,
    Yıldızlar parlak olurdu.
    Turşu, salça, mantı
    Evde yapılır,
    Karpuz kuyuda soğutulurdu.
    Erik ağacının çiçeği,
    Pencere camımıza yaslanır,
    Güz yaprakları bahçemize düşerdi.
    Kardan adam yapılır,
    Evlerde soba yakılır,
    Kış gecelerinde masal anlatılırdı.
    Merdiven çıkılır,
    Aidat ödenmez,
    Yönetici seçilmezdi.
    Evler badanalı,
    Sokaklar lambasız,
    Mahalleler bekçili olurdu.
    Ajans radyodan dinlenir,
    Çizgi roman okunur,
    Defterlere kenar süsü yapılırdı.
    Hayat,
    Arkası yarın gibiydi,
    Kesintisizdi.
    Her gün yaşanacak bir şey vardı.
    Herkes kendi düşünü kurar,
    Kendi hayatını oynardı.

    Şimdi,
    Herkes
    Yoğun,
    Yorgun
    Ve
    Tek başına…

    Meçhul

    Can Dündar
  • Bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
    Yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa.
    Özdemir Asaf
    Sayfa 51 - Yapı Kredi Yayınları, Epub
  • Kendisini "Bir gün anlarsın" şiiriyle tanımıştım. O anda nasıl bir ruh halinde olduğumu hatırlayamıyorum (muhtemelen şark görevindeydim) ama muazzam etkilemişti beni. Zaten edebiyata ilgi duymaya başladığımdan beri şiirin ayrı bir yeri olmuştu bende. Ümit ağabeyde bu duruma ön ayak olmuş, yazdığı onlarca şiirle farklı duygularımıza seslenmiştir. Çok samimidir duygularında, ağır bir dili yoktur, rahat okunur. Herkesin okuması, kütüphanesinde olmasını istediğim bir kitaptır. Işıklar içinde uyu üstat. Her şey için sağol.
  • Henüz 42 yaşında ve yapılacak çok şey var, oysa o Torino’da, küçük bir otel odasında 21 adet uyku hapı alarak intihar etmeyi tercih ediyor... 1950'de “Yalnız Kadınlar Arasında” romanı ile İtalya'nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü'ne layık görülen yazar kariyerinin doruğundaydı. 16 Mayıs günlüğüne yani intiharından 1 gün önce şu kısa notu düşmüştü:
    “Artık sabahı da kaplıyor acı.”
    İntiharının nedeni; sonu gelmeyen bunalımlı aşk ilişkileri miydi? Lisedeyken iki yakın arkadaşının intiharları mıydı? Son zamanlarda bozulan sağlığı mıydı? Yaşadığı varoluşsal sıkıntılar mıydı? Yoksa yazarın, istediğim “başarı ve ün”, onları da elde ettikten sonra uğruna yaşayabileceğim hiçbir şey kalmayacak, düşüncesi miydi ? Bilinmez...🤷‍️
    Yaşama Uğraşı Pavese’in 1935-1950 arasındaki günlüklerinden oluşur. İlk bölüm(sayfa 47’ye kadar) kendi şiiri hakkında eleştiri ve yorumuna dairdir. Şiirini konu, biçim bakımından yorumlamış, şiirlerinde etkilendiği büyük ustaları anlatmış, bunlardan bazıları, Baudelaire, Flaubert, Proust, Shakespeare, Dante, Homeros gibi yazar, şairlerdir.
    Günlüklerin çoğu ise yazarın bunalımlı kadın ilişkilerine dairdir. Pavese günlüklerinde kadınları, dünyadaki hayvanların en akıllısı olarak nitelendiriyor; ben bunu yazarın, kadın tarafından aldatılıp, terk edilmesine bağlıyorum. Nitekim Pavese hayata aşk sayesinde katlanabileceğini, aşkı denediğini fakat karşı taraftan buna layık görülmediğini hatta enayi yerine konulduğu yetmedi kadın tarafından aldatıldığını günlüklerin bir çoğunda ifade etmiştir. Kitaptan alıntılarla detaylandıracak olursak: “...kendi başıma kaldığım zaman, deneyimlerinden biliyorum ki, başarısızlığa uğrayacağım kesin bir şey. Onunla ten ve kader birliği etmekle başarıya ulaşmış olacaktım. Bunu da aynı kesinlikle biliyordum.” yine bir başka günlüğünde;
    “Öyleyse -öyleyse o kadın için mi böyle sızlanıp duruyorum? Beni aldatan, beni rezil eden o kadın için mi ?” İlerleyen günlüklerinde kadına daha çok yükleniyor:
    “Kadınlar düşman bir ırktır, Almanlar gibi.”
    Günlüklerinin bir çoğunda da Pavese dünyaca ünlü sayısız yazar ve bu yazarların ünlü eserlerinden bahseder.(Stendhal, Baudelaire, Flaubert, Proust, Shakespeare, Dante, Hemingway, Flaubert, Dostoyevski, Fulkner, Proust, Kafka, Mann, Levi, Lawrence gibi). Bu büyük ustaların eserlerini karşılaştırır, yorumlar. Pavese’in gözünden dünya, insana ne kadar da küçük gelir. Dünya edebiyatından sanki ait olduğu edebi bir topluluk gibi bahseder. Pavese bu denli hakim bir yazar. Pavese için yazmak her şey demekti özellikle şiir yazmak. Onun için yazmak diğer tüm sorunlardan bir kaçıştı...
    Pavese yazınsal yaşamında başarı yakalamış olsa da hayatın geri kalanında pek başarılı olduğu söylenemezdi. Yaşamak için daima kendine bir amaç edinirdi. Amacına ulaşsa da ulaşmasa da intiharı düşünürdü. İntiharı kendisi için kaçınılmaz bulurdu. Pavese varoluş sıkıntısını şu sözlerle dile getirir: “Henüz varoluşun trajedisinin ne olduğunu anlamış, bu konuda kesin bir yargıya varmış değilim.”
    Pavese çok yönlü kültür birikimi olan bir dehaydı. Herkesin böyle bir dehanın fikirlerini, sanatını öğrenmesi gerektiğini düşünüyorum🤔 Günlükler yalın ama sürükleyici değil, yer yer okuru sıkabiliyor(özellikle ilk 50 sayfa). Eğer bu tarz yazılara ilginiz yoksa biraz zor okunur diyebilirim. Okumak isteyen herkese tavsiye ederim...