Okur/ Denemeler / İnsan Olmak, Olabilmek.
Belki de bilmediğim bir yolda yürüyorum şuan da, belki doğru yürüyeceğim, belki de yanlış kelimelerle savrulup duracağım neler söyledigimi bilmeden.
İnsanoğlu hep bir kargaşa, korku, hüzün, sevinç, delilik, çılgınlık, günahlara boğulmuş çırpındıkca batar yorulur düşer kalkar çok azı varmak istediyi noktaya varır. Bir çogumuz hep isyan ederiz. Bazen aile fertlerinden şikayet eder dururuz. Bazen onlara karşı o kadar hiddetle bahsederiz ki, fırsatımız olsa öldürmeye meyl ederiz. Ufak bir kesim de cinnet geçirdik piskolojimi bozdular, beni bu günlere koydular da bu günlere geldik deriz. Bazılari kendince haklıdır (Bu bir insanın canına kıymayı gerektirmez).
Kimse kendinden başkasına asla kötülük edemez. İnsanlar en büyük kötülüğü kendisine yapar. Yada kimse kendinden baskasının yaptığı kötülüğün bir üstünü yapamaz. Biz degilmiyiz insana en özel durumlarimizi anlatan. Biz değilmiyiz ki sevgilimizle gecen münasebetleri bir bir çekinmeden utanmadan dile getiren. Gunah olan mahremi bir adım öne taşıyan. Karşımızda ki acaba ister miydi iki kişi arasında gecen sohbetin, muhabbetin, münakasanın bir üçüncü kişinin bilmesini.
Eşlerimize yalan söylemezmiyiz mesela. Biri ak paktır diğeri ise günah keçisi gibi hep bir ezici üstünlük sağlamaya çalışırız. Hiç utanayız kendimizden hatta ve hatta bırak kendimizi yön verdiyimiz insanlardan bile utanmayız. Sen yuları tut elinde işi sağlama al. Peki ya bu söz bir yuva yıkıyorsa sonunda napariz o zaman. Ögle ya o bunu hak etmişti deriz vicdanımızı sorgulamadan. İnsanlar herkezi kendisi gibi görüp kendi yuvalarında ki yaşanan hayatı bir başkasına uygun görürler. Kişinin kendi ev hayati bile bir diğerinin ev hayatı asla bir biri ile aynı degildir olamaz da. Her insan kendi karakterine uygun ev düzeni kurr kurmaya çalışır ve üçüncü bir kişi mutlak bir direk daha koymak yerine o direği söker atar ve arkasını döner gider. Arkasını dönüp bakan da kolayca sıyrılır bu yıkıntıdan. Acaba vijdan bunu kabul ediyormudur.
Bu konu da biraz daha derinlere dalmak gerekir neler olduğunu bulmak için . İki ayrı çiftin cinsi münasebeti bir değildir belki biri diğerinden daha hoyrattır. Biri diğerinden dah doyurucudur. Bu da iki çift aileyi bir birine ele alıp vurmak gerekirse biri dik durmaya diğeri ufak bir kıvılcımda yanmaya mahkum olması demektir. Öyle ki üçüncü kişiler hiç bu işte yoktur. Birinci çift her şekil de istediyini aldırirken, ikinci çift ise bir naz yokuyla ya istekleri karşılar ya da herşey aksine geri teper. Bu bir koltuk takımı aldırmak ta olabilir. Bir dolap bor masa da. Bir tencere yemekte. Ne olduğu önemli değildir. Bir de şöyle birşey vardir ki . Onda var bizde yok mutsuz etmek için biz insanlar elimizden gelenin en iyisini yapar kendimizi ve etrafimızda ne kadar insan var ise mutsuz etmeyi başarır ve bunu da karşımızda ki insana atmayi çok iyi bir şekilde başarırız. Keşke tam tersini yapabilirdik.
Yollar dört nala giden arabalarla doludur. Bazıları insan hayatını hiçe sayıp uzerinden geçercesine elinden gelen herşeyi yapmaktadır. Yagmurlu bir hava da yoldan karşıya geçmekte olan yayaya yol vermek varken. O fren devriyaj gaz kısmı ile pek savaşmayı sevmeyiz ve dimdirek geçer gideriz. Sen kuru araçta otururken karşıya geçmeye uğraşıp ıslanan insanı umursamaz hatta insana bir yukarıdan bakm dürtüsü ile o burnumuzun dikine doğru dümdüz devam ederiz. İşte kendimize olan saygımızı da bu şekil de ortaya koymuş oluruz. Acaba yirmi saniye de kim bilir neler kazanacağız. Belki ileri de olabilecek bir kazadan insana hürmetten sadaka yerine geçecek saygıyı kaderimizde bir değişikliye gitmiş olabiliriz. Neyse biz saygısizlığımızın kurbanı olup kazamızı da yapalım paramızda çokca cebimizde insanları da umursayalım. Biz nasıl olsa o yoldan karşıya geçerek bir bankamatik'e bile uğramayacağız ya. Yol vermeyen adama da dönül el kol hareketi ile de bi Dünya sövmeyeceğiz. Napalım ettiyimizi buluyor görüyoruz , etme bulma Dünyası diyip kulak ardı ederiz her bir hareketimizi.
Cami den çıkarız belki hiç girmeyiz girenleri de öteleriz yüruyüşünü, giyimini, tavrını, tarzını bazen de Camii içinde ki hal ve hareketini. İnsanları hep bir süzer kendimizi süzmeyi unuturuz. Yanımizda secde eden insanları bir seçer bir aşşağılarız. Nasıl bir duruş etrafa bu nasıl bir bakış. Neden düzgün durmaz kafası sağa sola çevrilir diye minnet ederiz. Peki biz bu durumu nasıl görürüz. :) Biz epey bir cahiliz aslında .
Bir yerler de az da olsa kişi kiliseye gider bunh bir hanım olarak görelim. Başinda yarım yamalakta olsa başında bir örtü vardir. Evet bir örtü yanlış değil bu söylemim. Bir mabede giren hıristiyan yada yahudi bir ortülü hanim. Biz Müsliman iken etrafimızda ki başı kapali kadınlara birseyler söyleriz bazen de görürüz hakaretler savrulur dinini başına gecirmistir ona göre lakin bir Hıristiyan'ın yada Rahibe nin basinda ki ortüye diyorum ben görmez es geçeriz. Bazen de giymegi bilmeyiz başımızı örter alttan da tay kot giyer vücut hattimizi insanlara sere serperiz. Bir insanin bor helali vardir oda eşi dir. Bunun dışında bir kadının veya bir erkeyin mahremi haramdır. İste olay da esasen bursa başlar aile de. Eşine süslenmeyip dısarıya eşi ile çikarken (gezmek, yemege gitmek, yürüyüş düğün nışan vs.) Öyle bir boyalardan elbiselere parfümlerden rujlara nelere bürünürüz. Peki bunu eşinize kac defa yaptınız onun sizin gözünüzde büyüttünüz kendisine değer kazandırdık.
Hayvanlar sessiz varlıklardır. Bizim için sessizdirler. Bir derdinizi size hareketleri ile anlatmaya çalışırlar. Size su istediyini söyleyemezler, Acıktıklarını bir yerde bir ihtiyaç görmek iatediklerini. Köpekleri çok severiz lakin onu o kadr çok severiz ki evimize alır besler bazen iş yerlerinde güvenlik olarak tutar. Sıkılınca da o sevdiyimiz varlığı önce arabamıza alir o gezdirdiyimiz bir yerlere gittiyimiz arabamizla onu tenha bir yerlerde bırakırız. Peki bu varlik gittiğiniz gezdiyiniz herleri onu gezmeye göturdüyünüz yerleri bilir de . Onu son defa arabaya aldığınızı bir herler de bırakmayacağımizı bilmez mi. Bazı zamanlar biz nasıl bir varlık olduğumuzu unutuyoruz.
İnsanoğlu meleklerden üstün varlık olarak yaradılmışlardir Allah (C.C.) tarafından ve eğer insanın olması gerektiği. Vijdanın insanlık botti dediğimiz yerde hayvandan daha aşsağı varlık olduğunu bire bir ispat etmiş oluruz..

K.TATAROĞLU
Benden bu kadar , umarim ilk Deneme yazımı begenirsiniz. Bir kusurumuz olduysa cahilliyime bağışlayınız. Okurlarıma Selam olsun,
Sevgi ve Saygılarımla...

booksofbet, İnce Memed 4'i inceledi.
20 Nis 18:21 · Kitabı okudu · 10/10 puan

#okudumbitti #kitapyorumu
"(...)Yalımlar, bütün gece toprağı yalar, bir sel gibi akarak, her yanı sarar, bu ateşle birlikte de Alidağının, Düldül dağının, Yıldızdağının, Binboğanın doruklarında birer top ışık patlar, dağların doruğu üç gece ağarır, apaydınlık, gündüz gibi olur."
.
İnce Memed, dağlara, hiç alışamadığı adam öldürmeye küsmüş, sevdiğiyle yeni bir hayat kurmuşken zalim ağalar rahat durmaz ve Memed'in deli yüreği zulümler karşısında susan dilsiz şeytan olamaz. Kendini yeniden dağlara atar ve kendini yeniden adalete adar. Canım Memed bir yandan kovalamaca içinde sürüklenirken bir yandan da hükümete çaktırmadan köylünün canını okuyan ağalara korku olmaya devam eder. Hiçbir zaman zulüm yapandan başkasını öldürmez. Hayatını böyle sürdürür ve köylüye son bir iyilik yaparak atını Alidağına sürer. Betül'ün kalbinde de ondan tek bir haber alınamayışının verdiği yaradan asla haberdar olmaz. Çok üzgünüm çünkü bir sonraki ay İnce Memed okuyacağım telaşı içinde değilim. Çok üzgünüm çünkü İnce Memed gelse şu çağda yapılanları görse suratlarına bile bakmaz. Çok üzgünüm çünkü Memed'i çok sevdim. Çok üzgünüm çünkü 32 yıllık bir yazımı 4 ayda tükettim. Yaşar Kemal'e ve onun kalemine, dönemi yansıtışına derin saygılar içinde diyorum ki Allahaısmarladık Memed.

Victor Hugo
MAHOMET
HZ.MUHAMMED Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında durup su içen develeri izliyordu arada sırada böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu. Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdiSessizce dinler, en son konuşurdu kendisi ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı oturur yere, elbiselerini kendi yapardı artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki yine, her günkü vaktinde mescide geldi, Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi"Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur onsuz bir değerim olmazdı."Bir zat ona: "Ey müminlerin gerçek Sultanı! Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.O da: "Melekler ölümümü müzakere etti; Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinizeBir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önündeBen ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi; Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikteOna: "Tanrı yardımcın olsun! " diye seslendi.Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun! Allah benim adımı andı! Bundan emin olun topraktan insan, nurdan bir peygamberim İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim; Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı; Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti; Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir; Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte! Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle; Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar! " diyordum kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculuktaFakat ne olursa olsun geri adım atmadım zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım işte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.Sonra: "O'na inanıp teslim olun " diye ekledi inanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri; Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar; Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin içinYedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine! Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacakCennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti ardından: "Ey insanlar! Size sesleniyorum vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi"Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana, ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince"Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru"İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi"Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri, ve, Melek ona: "Allah seni bekliyor" dedi memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

Mathmazel, Sizin Memlekette Eşek Yok Mu'yu inceledi.
07 Nis 18:01 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Bizim memlekette eşşek çooook. Hem de yükleriyle ...

"Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Cuma suresi 5. Ayet)

Bu ayet ile baslamam belki garip gelecektir. Ama insan okuduğu kitabın her kelimesini düşünmeli ve düşündürmeli.

Bizde eşşek çooook. Hem de cins cins...

Kuran okur amel etmez. Dinden imandan dem vurur, ahlak bekçisidir kendine bakmaz. Namus bekçisidir milletin kızına, karısına, anasına, bacısına yürür. Helal kazanç der yetimin, öksüzün, kimsesizin hakkını yer; ölçüde tartıda hile hurda yapar; vergiden nasıl kaçırırımın derdine düşer. Ben hak hukuk bilirim der çalışanına mesai fazlası çalışmasının hakkını vermez, bir öğle yemeğinin hesabını yapar,fedakarlık bekler. Hukuk okur hakim olur adalet gözetmez. Öğretmen olur ders anlatmaz. Doktor olur hastaya bakmaz. Öğrenci olur hocasına silah çeker. Söz verir sözünde durmaz. Borç verir faiziyle ister, Faiziyle vermiyorsa da sanki türk parası yokmuş gibi dolar bazında borç verir.....

Saymakla bitmez bu eşşek cinsleri.

Vel hasılı şu satırlar beni ağlattı:

"
BİR ÇOCUĞUN SORUSU
- Baba!
- Evet oğlum.
- Dün gece uyuyamadım hiç...
- Neden oğlum?
- Varsayımlar kurdum,
Düşünüp durdum.
- Düşünmenin yararı var.
Ama değil insanın uykusu kaçacak kadar.
Her şeyin bir kararı olmalı,
Her konuda olmalısın orta karar.
Her şey gibi düşünmenin de,
Azı karar, çoğu zarar!
Filesoflar demişler ki:
"İnsan düşünen hayvan!"
Neydi uykunu kaçıran?
- Din öğretmenimiz demişti ki derste
Müslümanlar ölürse savaşta,şehit olurmuş.şehitler giderken cennete,Düşmanları da doğru cehenneme!
-Öyledir elbette!Yaralanıp da ölmezse gazi,Ölürse şehit!
- Yani Müslümansa insan,Ölse de kazançlı, ölmese de...
- Ona ne şüphe!
- Ben de bunu düşündüm dün gece.
Iraklılar da Müslüman, Türkler de...
- Evet oğlum, elhamdülillah...
- Allah allah!..
- Ne var bunda şaşacak?
- Körfez'de savaş oldu ya,Türkiye'den kalkan uçaklar Iraklının tepesine indi.Türk askerleriyle Irak askerleri,Savaşsalar ne olacaktı?Hangisi şehit olup Gidecekti cennete?Iraklı mı, Türk mü?işte bunu düşündüm bütün gece.
- Bu da ne demek?Hiç bir zaman,Savaşmaz iki Müslüman.
-Ya Kuveyt'le Irak?Ya Irak'la İran?işte hepsi de Müslüman.Her iki yandanÖldü on binlerce insan...Hangisi gitti cennete?Hangisi cehenneme?
- Sus! Tövbe de...Benim de karıştırdın kafamı.Düşün dedikse değil o kadar...Her şeyin bir sınırı var.Dedim ya, aşırısı zarar...
- Ama merak ediyorum,Cennete hangisi gidecek?
- Sus ulan eşek oğlu eşek!O senin cennet dediğin yer,İnönü stadyumu değil...Cennet, Allah'ın bahçesi,Ne başı var, ne sonu.Alır içine bütün Müslümanları,Yeter ki şehit olup aksın kanları.
- Baba, ama insan...
-Sus dedim,ulan!..Başlarım babanın şarap çanağından!Düşün oğlum dedik de haltettik.Boşuna mı demiş atalarımız:"Düşün düşün, boktur işin!"Cennete kim girecekmiş!Bırak giren girsin, çıkan çıksın, İranlısı
Turanlısı, Kuveytlisi Iraklısı...Yeter ki Müslüman olsun!
- Ama baba...
- Sus dedim, şimdi patlatırım.Bana akıl ver Allahım...
- Peki, hangisi girecek cennete?
- Sus ulan oğlum, sus!Sana mı kaldı karışmak, Yüce Allah'ın işine?"

Evet kimse Allah'ın işine karışamaz Ama ahireti bu cevapsız kalmış sorular için yarattı Rabbim. Ve o Adl olandır. Muhlet verendir. Cezalandırmak için acele etmeyendir.

Aziz Nesin hakkaten bizim göremediklerimizi göstermiş. Ben onun yeterince anlaşılamadığını ve hatta yanlış anlaşıldığını düşünüyorum.

Nefret
bir insan bir insandan en çok ne kadar nefret eder sorusunun cevabı olmayın. ciddiyim bu konuda. nefret şu hayatta apayrı birşey. insan severken ki masumlugunu, merhametliligini nefret ederken gösteremez. belki de bunu en iyi nefret edilen kişi bilir. ben senden nefret ediyor isem hiç bir şekilde iyiliğini istemem. sürekli bir beddua..oysa ki severken öyle miydim ? bu her kim olursa olsun aynıdır. ben nefret edemiyorum kimseciklerden ama en kötüsü ne biliyor musun? senden nefret edemezken her zerrecigimi tavandan aşağıya sarkıtmak istiyorum lâkin tahmin ettigin gibi yapamıyorum :) bedeniniz olduğu yerde dururken hisleriniz duygularınız ruhunuz olduğu yerde durmaz. olduğunuz yerde hiç birşey yapmadan ne kadar durabilirsiniz ? bu hiç birşeyin içinde düşüncelerinize de hâkim olmalısınız. düşünceler çok fena değil mi ? oturduğunuz yerde düşünceleriniz insanı vezir de ediyor rezil de. siz de 'of be ne çok şey yaşadık¿' diyorsunuz derinlerden gelen bir nefes ile.. cidden çok şey mi yaşadık?


yazdım bir şeyler

Fatih Kurt, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
15 Mar 15:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"En iyi planları farelerin ve insanların... Sıkça ters gider."
Yazara ilham veren bu satırlar, aslında tamamen özetler bu kitabı. Sorarım sizlere bir cam kırığı mı daha keskindir, yoksa bir düş kırığı mı? Hangisi daha çok can yakar?
George Milton ve Lennie Small birbirine pek de benzemeyen iki kafadardır. Kader bir şekilde yollarını buluşturmuştur. İki yoksul bir şekilde rast gelir ya birbirine, aynen o şekilde... Bu kader arkadaşları bir hayale tutunurlar ve o hayalin bir gün gerçekleşeceği umuduyla bir çok çiftliğe yolları düşer. Lakin bir çoğumuzun da tecrübe ettiği gibi hayaller gönülde durduğu gibi durmaz ve beklentilerimiz bir şekilde boşa çıkar. Onlarınki de öyle oldu.

Yaşlı Candy ve köpeğinin hikayesi ile George Milton ve Lennie Small'un hikayesi birbirine çok benzer. Tek farkla:
"George" dedi Candy.
"Hıı?"
"Köpeğimi ben vurmalıydım George. Bir yabancının köpeğimi vurmasına izin vermemeliydim."

Son olarak şu satırları da eklemeden geçmeyeyim:
"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun."

Turgut Uyar
ey canımın güftesi, eylülün ikinci haftasıydı o sıra
bana gülümseyerek getirdiğin bir bardak suydu o sıra

hatırla denize hiç bakmadık çünkü kıyısındaydık
bir elma kendi kendine büyür dururdu o sıra

bir kıyı ikindisiyle bir elma öyle kendiliğinden
büyürler bir öfkenin ya da bir dağın yanısıra

bir kıyının beslerliği bir elmadan ayrılmaz gibi ama
elma soğuk bir kış akşamında bile yenir ısıra ısıra

bir öfkeyi diriler durmadan elma, ovadan gelir
elbet küfelerle sandıklarla hüzünlerle ardısıra

ey geçmişten gelen konuk, sonsuz düğmelerimi tut
yerlerini yadırgayan sonsuz iliklerin adına

ey canımın güftesi, denize hiç bakmadık, hatırla
tek pencereli bir odada elma yedik ısıra ısıra

elmanın topraktan süzdüğü, gemilerin denizlerde gezdiği
bir tatildi, bir geçiştirmeydi, yalnızlıktı bir kusura

neydi, ne doğruydu, nerden vardık yakışmıyor konuşmak bize
öyle barışlar okuyup yalnızlığı yaşamak kara kara

ey canımın güftesi, ey penceresi bütün sıkıntılarımızın
bizim babalarımız neden ölürlerdi hatırla sıra sıra

bu söylediğim iyi bir şarkıdır elle bile hatırlanır
yani şu, ateş ve deniz buluşurlar bir limanda arasıra

yani şu, elma yenir ve balık durmaz kaçar
ama yenilmezler artık buluştukları sıra

Corpus., Tatlı Tesadüf'ü inceledi.
 11 Mar 19:03 · Kitabı okudu · 5 günde · 4/10 puan

Güzel başlayıp hayal kırıklığı ile biten bir kitabın yorumuyla daha iyi akşamlar. Adım çıktı, "her şeye 1 puan veren kız" olarak anıldım da karşıma düzgün kitaplar çıkmadı. Dertliyim, gelin dertleşelim. Zira ben bu Rylann karakterine olan öfkemi hala atlamadım.

Şimdi şunu söylemeliyim ki kitabın konusu türün diğer örneklerine nazaran orijinal, replikler ve karakterler hoş, işleyiş sevimli ve dozundaydı. Hatta başlangıçta epeyce sevdim. Arka kapak özet konusunda çok başarılı olduğu için konuya değinmeyeceğim ama gerçekten eğlenceli olduğunu bilmelisiniz.

Benim sorunum kadın karakterleydi. Önce Kyle'dan bahsedip ardından kadına sövmeye başlayacağım. Hazırsanız, geliyorum.

Kyle benim aşık olacağım bir adam değildi ama yazar adamın hakkını vermiş. Kitabın başında zeki, seviyeli, eğlenceli, karizmatik ve "normal" bir insanla tanışıyoruz. Böyle de sürüp gidiyor. Adamla ilgili tek sıkıntım oldu aslında. O da bu kadına aşık olması. Böyle bir karakterin karşısında dengi bir insan olsaydı gerçekten mutlu olurdum. Ne yazık ki bir bilenin de dediği gibi oğlum ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim şeklinde tanımlayabileceğim Rylann bu adama olmamış. Olmaz. Olmamalı. Olmamalıydı. Kadın olmasa 4 vereceğim kitabı 2'ye çektiysem sebebi budur.

Neden mi?
Başlangıçta kadının epey normal olduğunu söyleyebilirim. Kendine güvenen, kültürlü, başarılı ve güzel bir kadın. İnsan karakter sahibi falan sanıyor başlarda fakat birkaç detay var ki ben görmezden gelemiyorum arkadaşlar. Yok, olmuyor. Rylann savcı olmuşsun canım ama insan olamamışsın, bu da sana yapacağım en seviyeli eleştiri olsun. Ağzımı bozdurma akşam akşam. Öhöm. Rylann ve Kyle kitabın başından beri birbirinden etkileniyor, yazar olayı biraz uzatıp aksiyon katmak istemiş, hoş gördük ve sorun etmedik. Birkaç flörtleşmenin ardından birlikte oluyorlar ve o sahnede kadın dudak uçuklatan bir fikriyle beni şoka sokuyor. Yanındaki adamın, sanki hiç tanımadığı biriymiş, sanki hiç etkilenmediği biriymiş, sanki hiç hoşlanmadığı biriymiş gibi eski sevgilisi olduğunu düşünüyor. Bu noktada ağzına kürekle vurmadıysam, sebebi fiziksel anlamda imkansız oluşudur. Zira sorun bunu sadece düşünmüş ve ah pardon ya, Kyle vardı artık moduna girmiş olmasıdır. Başından beri adamdan hoşlanmadığını varsayalım ve bu normal gelsin bize. O zaman şunu sorarım, o halde gömleği neden sakladın be kadın? Ya da adamdan hoşlanmaya başladığını ama kafasının karıştığını düşünelim. O zaman bu düşünceyi neden adamla paylaşmadın? Yani demek istediğim Kyle gibi bir adam, senin o an ne düşündüğünü bilseydi seni seviyor olur muydu Rylann? Bu korkunç detay nasıl görmezden gelinir, aklım almıyor.

Bunun yanında Kyle'ın iş hayatı ile ilgili birkaç kısım var. İşlediği suç yüzünden adı çıkmış bir milyarderin üzerinden prim yapıyorsunuz, bunu biliyorsunuz da. Özür dilemeyi bırakın en ufak bir pişmanlık emaresi göstermemeniz yetmiyor, adam yeni bir iş kurmaya çalışırken adaletli olduğunu düşünen bir savcı, iş arkadaşınız Cade, gelip size resmen adamın başarısız olmasının işlerine geleceğini, kendini toparlarsa kurumun adını lekeleyeceğini söylüyor. Siz adamın hayatında değilmiş, onu tanımıyormuş, nasıl biri olduğunu bilmiyormuş gibi onu savunmuyorsunuz ve arkasından konuşulmasına izin veriyorsunuz. Hem de her zaman! Rylann sen adalet anlayışını al, başka bir dünyaya yerleş canım. Buralarda öyle olmuyor. Yani bir karakter, bu kadar mı sevdiği adamın arkasında durmaz. Böyle sevgi olmaz olsun, hakikaten ya. Hepimiz evde oturup hayal kuralım da kalbimiz kirlenmesin boşuna. Ve en kötüsü de Kyle bu kadının işi hakkındaki bencil, çıkarcı ve içten pazarlıklı düşüncelerini asla öğrenmedi. Kyle aptal değil ama resmen öyleymiş gibi ilerledi kitap. Bu beni gerçekten delirtti.

Bir yerde Rylann bu adam gerçekten iyi biri, sevgi dolu ve iyi biriyle birlikte olmayı hak ediyor falan diye düşünüyor, idrak ediyor sonunda. Ben pişman ve dürüst olur diye bekliyorum ama sonuç şu: Kyle, acele etmesek? Ben biraz düşüneyim seninle insan içine çıkma işini? Beklersin değil mi?

Bu olayın ardından hiçbir şey olmuyor ama kadın aniden şöyle oluyor: Aaa, ben Kyle'ı seviyormuşum. Aaa Kyle iyi bir adam ve işinde başarılı olmayı hak edecek kadar çalışıyormuş. Aaa ondan ve onunla olmaktan utanmamalıymışım. Aaa insanlara onunla olduğumu söyleyebilirim. Aaa onun arabası var, güzel mi güzel.

Ve mutlu son.

Yerseniz.

Ben yemedim. Yemeyeceğim. Bu kadın karakter beni ifrit etti. Dürüst ve adil değildi. Anlatılmak istenen kişiyle çelişircesine davrandı ve ben gerçek aşkı bırakın, ortada bir aşk bile göremedim. Bu yüzden sevmedim ve tavsiye etmiyorum.