• Kitap bitti ilk olarak büyük bir boşluğa düştüğümü ifade edeyim. Son sayfayı okuyup kapağını kapattığınızda ne dediğimi anlayacaksınız. Sonrasında ee ne oldu şimdi, ne olacak? soruları belirdi aklımda.
    Evet ne olacak şimdi? İnce Memed yok mu oldu, artık ince Memed olmayacak mı?
    Olacak hem de daha fazla. Hani ilk kitapta onlar az biz çokuz diyordu ya şimdi daha da çok.

    İnce Memed destansı bir hikaye ve en çok da o destanı bu kitapta hissediyorsunuz.
    Ne yazacağımı da bilmiyorum ki...

    Bütün kitaplara 10 verdim buna neden 9 verdiğimi söyleyeyim o zaman ilk başta. Memed'in hatçe'den olan çocuğunu bekledim bir yerlerden çıksın diye ama çıkmadı.(Çıktıysa bile ben hatırlayamadım şu an) Belki de böyle olması gerekiyordu bilemiyorum ama beklenti içini girdim açıkcası. Sonlara doğru sanki bitirmek için hızlanılmış gibi hissettim olaylar çok çabuk anlatılıyordu. Tabii alıştık 3 kitapta da geniş geniş anlatıma belki de hiç bitmesin istediğim için bana öyle gelmiş olabilir. Sonra Hz. Adem ile Hz. Havva tasvirleri üzerinden yapılan cinsel içerikli  anlatım da biraz rahatsız edici geldi bana.
    Hz.Ali de ön plana çıkarılmış genel manada.
    Serinin 3 kitabına nazaran en ağır ilerleyen kitaptı bana göre. Bu kitap diğerlerine nazaran daha detaylı o yuzden de ağır ilerlemesi normal. Bütün yöreyi yaşamı, cumhuriyet sonrası halkın içine düştüğü durumu çok iyi yansıtmış. Kırkgöz ocakları, Anacık Sultan, ermişler vs....

    Kitaba gelirsek İnce Memed yine dağlarda. Artık tamamen efsane olmuş durumda. Ağalar beyler tüm güçleriyle onun peşinde.

    Memed önce hayalini kurduğu gibi portakal bahçeli evine yerleşir. Orada tanınmaz şekilde yaşar gider ama orada da Şakir Bey vardır. Yine içindeki kurt rahat durmaz. Nasıl dursun ki...
    Kaçınılmaz son Şakir'in de başına gelir ve Memed yine ait olduğu yere döner.
    Kasabada Arif Saim ve ağalar planlar üstüne planlar yaparlar. Çıkarları uğruna her şeyi göze alırlar. Arif Saim sözde milletvekili ve onun verdiği güçle yapmadığı şey yok. Çok iyi kullanıyor durumu.
    Bir de 4 kitapda da olay hiçbir zaman Ankara ya ulaşmıyor. Bunu bilinçli yaptığını düşünüyorum. Çünkü Cumhuriyet sonrası köylü yalnız kalmış, boşlukta kalmış bir dönem. Yalnızlıktan ziyade boşlukta kalmış. Ne yapacağını bilemez bir halde. Memed'in yaşadığı köydeki Öğretmen karakteri ve Ferhat hoca halkı bilinçlendirmek adına yüzlerce sözler söylemektedir. Onların söylemleri Cumhuriyetin nasıl olması gerektiğini halkın nasıl olması gerektiğini korkmamak, zulme boğun eğmemesi gerektiğini göstermektedir.

    Söylenecek, konuşacak o kadar çok şey var ki...
    Aklıma geldikçe eklerim belki. Bunlar şimdilik anlık, kafamın içinde dönen düşünceler.
  • https://www.youtube.com/watch?v=sOgoH3jkjDs

    Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

    Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
    Kurak ovalara yağmurlar yağar,
    Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
    Kalbin şiir olup vadilerini sular.

    Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
    Kehanetler kurarsın,yağmalarsın kendini
    Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
    Niyedir,aynalarda azalır sesin.

    Doktorum
    Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
    Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
    Üşürsem helak olacağımdan korkarım.

    Doktorum
    Gayya kuyusuna inmek istemem
    Bana bir ip uzat,yağmurlar istemem
    Aynaları kırarım,suretimi istemem
    Mevsimler dönedursun,bu dünyayı istemem
    Ben Allah'ı isterim.

    Ben hep aynalardan geçerim doktor
    Aynalar benden geçer.
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
    Doluşur içine narin böcekler
    Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
    Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
    Ben hep aynalardan geçerim doktor!

    Günahları için ağlayan kim varsa
    Kanatlarıyla okşar onu melekler

    Hep böyle midir
    Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
    Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
    Yarin dudaklarından trenler geçer de
    Kalbiyin istasyonunda durmaz mı
    Sen hiç satrançta yenilmez misin
    Atına binip hep gider misin
    Bilmez misin,atından ayrı düşen bir vezir
    Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
    Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
    Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
    Herhalde hep böyledir
    Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!

    Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
    Konuşmayı unuttuyduk,hal diliyle söylediydik.
    Dua okuduyduk,yağmur dilediydik
    Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

    Hoşgeldiniz.Buyrun.İşte kalbim.
    Adımı unuttuğum zamanlarda RUKNETTİN'im
    Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
    Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.

    Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
    Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
    Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
    Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
    Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
    Tıkanır,ölür metropollerde.

    Bir çiçeği uyandırmak için mi
    Söner bu ateşgahlar
    Kaldırmak için mi yeraltını
    O derin uykusundan
    Kurur bu göl
    Ne var ve ne oluyor
    Neden türkü söylüyor fesleğenler
    Uzakta biri mi göründü
    Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
    Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
    Ne oldu?

    Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız
    Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
    Sunmuş olmalıyım kalbimi size
    Bakın!demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
    İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
    Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
    Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
    Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
    Ay gibi ışıdığında bir aşk
    Bir mevsim yönünü şaşırdığında.

    Hayret etmiş olmalısınız,kalbim
    Hezarfen misali havalanınca.

    Korkarım sevgili doktor,bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
    Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
    Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
    Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
    Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
    Unutacağım,hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
    Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
    Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
    Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.

    Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
    Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
    ''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
    Yarından korkan adam,Ruknettin böyle söyler.

    Siz doktor,yazabilir misiniz bir gülü yeniden
    Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
    Kabaran yağmuru yeraltına
    Ve bir aşkı ayrılığa
    Yakıştırabilir misiniz doktor
    Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
    Kuşlarla konuşabilir
    Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?

    Ah kalbin moğolları ! size verecek ne kaldı
    Bir kitap olup yandı da o
    Külünden zehir kaldı
    Bir hayal olup uçtu da
    Gökte melekler bağırdı
    ''eve dön,eve dön!''

    Döndüm ki;şehrin ağrıları üstüme kaldı
    Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
    Süpermarketler,bankalar
    /yani toplu insan mezarları/
    Üstüme kaldı.

    Size ne denir ey kalbin istilacıları
    Barbar denir,'bir hayal yıkan'denir.
    Alın O'nu da götürün,bir kalbim kaldı.

    Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
    Cenevizden geliyordum,elimde mektuplarım vardı.
    Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
    Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım

    Bakkaldan manavdan değil,
    Cenevizden geliyordum doktor
    O kızın saçlarından geliyordum
    Yitirilmiş bir mahkemeden
    Galiba kalbimden geliyordum.

    Bir güle boyun eğdiren nedir
    O aşk değilse
    Nedir kalbe çıkartılan
    Tutuklama emri,
    Aşk değilse.
    Ah,o sığınaklardan
    Yitikleri toplayan
    Ve düşlere vuran gemi
    Nedir aşk değilse

    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Biraz yağmur kimseyi incitmez.

    İyi ruhların arasında dolaşan
    Bir gölgeden sözediyorum.
    Acıdan çatlamış kalbi
    Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
    Terkedilmiş şizofrenleri
    Kendine çeken vadiden
    Keşişlerin hüznünden
    Ve bir aşk yüzünden
    Ayları karıştıran kişinin
    Tababet-i ruhiyyesinden

    Size kendimden bahsediyorum doktor
    Ben kar yağarken ıslanmam.

    Benim öbür adım rüzgar
    Uğradığım orman
    Değdiğim kalp uğuldar.

    Deki bulunur elbet
    İyi bir hal üzre kaybolan kişi
  • Bu su hiç durmaz... 🌒🌓🌕
  • "Deniz size küsecek, deniz bize küsecek, bu yaptığımız kötülükten sonra deniz bize bir çaça bile vermeyecek... Deniz bize küsecek...
    İşte o zaman Selim'in adını balıkçılar,
    Deniz Küstü Selim koydular" (s.50)

    Bitti... Bir süre kıpırtısız, hiç bir ses çıkarmadı göl. Denizin küstüğünden bi haber... İçindeki balıkları ve tekneleri sallıyordu.
    Göl bu kitabı okuduğumu görüyordu. Hayırsızada değildi benim gördüğüm belki ama Akdamar adasının da dünyaya küsüp gölden kopuk, Selim balıkçı gibi herşeyden ve herkesten uzak durduğunu hissedebiliyordum. Ne desem eksik kalır, biliyorum ama Yaşar Kemal' in büyüsüne uzun bir aradan sonra tekrar kapılmak...

    Menekşe mahallesi... Bildiğimiz bütün mahalleler gibi. Bir duyanın üstüne bin ekleyip kulaktan kulağa aktardığı, içinde iyi insanlarla birlikte birçok kötüyü de barındırdığı yer.

    SELİM BALIKÇI
    Algı o kadar önemli ki... ilk başlarda Selim balıkçı gözünüzde dünya kötüsü bir adam gibi canlanıyor. Oysa kuştan, pamuktan yüreği...
    Öyle ki askerdeyken yediği bir kurşun ve tedavi esnasında tanıştığı sarı saçlı kadın. Bütün ömrünü ona bir ev yapmak için yemeden içmeden çalışarak geçirir ama asla onu görmeye gitmez. Fakir fukara babasıdır yine de. Herkes çok sever, herkes çok korkar ama herkes arkasından atıp tutmaktan kendini alamamaktadır.
    Yunus balıkları onun biricik familyasıdır. O pamuktan yüreği, yağları için katledilen bu denizlerin gerçek sahiplerinin kıyımı karşısında paramparça olur. Yunuslar katledilirken kapitalist düzen tarafindan, kendi aşık olduğu, sırtında beni olan, bir kanadı kırık yunusunun da ölüsünü görür. Dünyası başına yıkılmıştır.
    İnsanlara biraz ısınacakken yeniden kendi kabuğuna çekilir ve olaylar...
    Mahalleli boş durmaz...

    ZEYNEL
    Bütün ailesinin katledilişine şahit olur, kendisi kurtulur ve bir şekilde o da menekşe deki yerini alır. Üzgün, kırgın, itilip kakılan bir çocuktur artık menekşede. Altın gibi bir kalbi, Sadece iyilikle bembeyaz bir zihni... Bu çocuk büyür... Bir cinayet, bir banka soygunu, bir, bir...
    Türkiye' deki medyanın o zamanlar ki müthiş çarpıtıcılığı sayesinde Zeynel Çelik bütün İstanbul 'u kana bulayan, çetesi her gün büyüyen azılı bir katil, gözü dönmüş bir canavardır artık. Aynı anda İstanbul' un dört, birbirinden uzak semtinde cinayetler, kundaklamalar, tecavüzler... Gazete haberlerinde kendisini kasteden, habere çıkan ve kendisi olmayan Zeynel Çelik e büyük bir hayranlık duyar. Iri yarı bir adamdır ya gazetedeki, bizim Zeynel ise çelimsiz, sıska... Tüm ülkenin gündemi kendisi olmasına rağmen, yolda görenler onun Zeynel oldugunu bilmezler. Zeynel iri yarı, Zeynel gangster, Zeynel bıyıklı... İşine gelmektedir elbet.
    Mahalleli yine boş durmaz...

    Kitap bitti... Kalkıp kalkmama arasında gidip geliyorum, o kadar hızlı okudum ki son 50 sayfayı başım dönüyor. Sebep ne bilmiyorum ah ulan Zeynel ne vardı uyacak şu mahalleliye.
    Neyse...
    Bir yandan göle, bir yandan da birbirini çekiştiren insanlara kayıyor gözüm. Yine bire bin. Üst mahalledeki o N.. varya. Alt kattaki komşumun oğlu... Taş yağacak başımıza taş... Kulaklarını kopartacan ya aslında S..' nın... Ş ' nın kocası varya... Yıllar geçse de insanlar hep aynı kalmayı başarıyor. Kötülüklerini teknoloji geliştikçe geliştiriyorlar sadece. Herkesin adı birbirinin ağzında. Tanıdık birkaç yüz görünce garip oldum kitabın etkisiyle. Gerçekten de insanlar hiç bilmedikleri herşeyi o kadar çok eleştirip, olmadık şeyler söyleyebiliyorlar ki...
    Her mahalleye bir karakutu şart bence...
    Neyse Usulca kalktım Selim ve Zeynel ' i düşünerek göl kıyısından. Ne de olsa Mahalleli boş durmaz...
    Toplumun aynası Büyük Usta' yı Saygı ve Şükran ile anıyoruz...
  • Ne anladın, anlat?

    İbrahim Tenekeci

    26 Eyl 2018, Çarşamba

    Mevsimi geldi geçiyor. Cumartesi akşamı Müslim Coşkun’u arayacak, “yarın alıç ve ahlat toplamaya gidelim” diyeceğim. Dokurcun beldesi civarına. Planı böyle yaptım.

    Tam aramak için niyetlenmişken telefonum çalıyor. Arayan yol arkadaşımın kıymetli hanımı. Müslim Coşkun’un annesi birkaç dakika önce vefat etmiş. Böyle bir ihtimal milyonda kaç olur?

    İnsan plan yapar, Allah karar verir. Buna ‘kader’ diyoruz.

    Pazar günü Güngören’deyiz. Acının omuzlanışı yaşanıyor. Cenaze namazı, mezarlık, teselli cümleleri. Yapılabilecek bir şey olsa da yapsak.

    Hayat böyledir. Başlayan her şey biter. Hepimiz zamanın sonsuz atına binip gideceğiz.

    Eve döndük. Kuşların olduğu köşeye çekiliyorum. Onları seyrediyorum. “Can kafeste durmaz uçar.”

    Kanaryalardan biri doğuştan kusurlu. Kanatlarında sorun var. Uçmak ve konmak bir kenara, çubukta sabit durmakta bile zorlanıyor. Kafeslerin kapıları daima açık. İsteyen uçuyor, sonra geri dönüyor.

    Bu kuşu koruma amaçlı almıştım. Çünkü böyle kuşların ‘ticari değeri’ yok. Hemen kıyıyorlar.

    Onca kanaryanın içinde, en güzel o ötüyor. Sesi çok dokunaklı. Her defasında aynı sözü tekrarlıyorum: Dert söyletir.

    ***

    Yaş ortalaması yetmiş beş civarında olan bir arkadaş grubumuz vardı. Her birinin geçmiş yıllara ait derin pişmanlıkları bulunuyordu. Hatalarını telafi etme fırsatları hiç olmamış. Ortamda en sık kurulan cümle şuydu: Şimdiki aklım olsa…

    Güneşte İhtiyarlar şiiri, işte o insanları anlatır. Ekibin hayatta kalan tek üyesiyim.

    Bazen ölüm yokmuş, hiç gelmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Bunca hırs, haset, husumet başka türlü açıklanamaz çünkü. Pişmanlıklarımız muhtemelen artıyor. Keşke…

    Bir ara, sıklıkla, Şişli Etfal Hastanesi’nin acil servisine giderdim. Girişte saatlerce oturur, olan biteni sessizce izlerdim. İnsanlar sanki kitap isimlerine dönüşüyordu: Bir Acıya Kiracı, Acı Çekmiş Yüzünde. Benim dikkatimi sonradan, olayı haber alıp da gelen akrabalar, arkadaşlar çekerdi daha çok. Şaşkınlık, çaresizlik, tedirginlik ve o soru: Nasıl olmuş?

    Oradan ayrılırken, dünyaya ve insana karşı şikâyetlerimin azaldığını hissederdim. İçimde hep aynı duygu oluşurdu: Ne hayatlar, ne zorluklar var. Halimize bin şükür.

    Mesela size sunulan imkânları yahut içinde bulunduğunuz şartları beğenmiyor musunuz? En yakın arkeoloji müzesine gitmenizi öneririm. Eski insanlar neler yaşamış, hangi aletleri kullanmış, gerçek yokluk ve zorluk nedir vs. Bu niyetle gittiğiniz vakit, bin sayısının arttığını göreceksiniz.

    ***

    Kanarya hikâyesini niçin anlattım? Bir kusurunu görüp vazgeçtiğimiz, gözden çıkardığımız, hatta kıydığımız kimseler olabiliyor. Bu insanların hangi meziyetlere sahip olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

    Oysa: Bir işe yaramanın sevinci, insana daha güzel işler yaptırır.

    Esasında, önce kendimize bakmakla sorumluyuz. Bakmaktan kastımız, dışımızla değil, içimizle ilgilidir.

    Rikkatle bakarsak, belki de şunu göreceğiz: Tertemiz derelere, bereketli ırmaklara sahibiz. Buna rağmen, değirmenimizi taşıma suyuyla döndürmeye çalışıyoruz.

    Biz yine de hikâyeden ayrılmayalım. Genç şair adaylarına birinci tavsiyem şu oluyor: Anne, baba ve kardeşlerinizin yanında yüksek sesle okuyamayacağınız şiirler yazmayın. Yarın evlatlarınız da olur.

    O ihtiyarlardan biri, sürekli aynı soruyu sorardı kendine: “Yaş yetmiş oldu, ne anladın, anlat?” Bu soruya on yıl boyunca şahitlik ettim. Sonra o da gitti. Sorusu bana miras kaldı.

    Dünya hayatına veda ederken, yüksek sesle anlatabileceğimiz bir hikâyemiz olacak mı? Yoksa hikâyenin birçok yerinde susacak, yutkunacak, utanacak mıyız?

    Ömür sermayesini nerelerde, kimlerle ve neyin peşinde harcıyoruz? Ziya ile zayi kelimelerinin aynı harflerle yazılması. Ne anladın, anlat?
  • Canlı izleme fırsatı bulduğum konserdi. Sevdiğim sesleri bir arada izlemek gerçekten güzeldi. Birsen Tezer, Jehan Barbur, Ceylan Ertem ve Bülent Ortaçgil. Ve devamında Ortaçgil'in sevdiğim şarkısı 'Bu su hiç durmaz.'

    https://www.youtube.com/watch?v=aVH9Ybjs54s