Altı saatten arta kalan zamanın, haftaların, ayların.
Bugün, dünya yeniden yakalandı uzun zaman sonra kaçtığı güneşin ışınlarına. Bugün, güneş yeniden allarından öptü dünyanın bilmukabele yine uzunca bir aradan sonra. Ahsen göğün zevahiri, samanyolunun gözlerini kamaştırdı belki. Belki efsunkâr dolunay doğup günden güne yeniden batarken, cefâpîşe diye anıldı parlayan yıldızlar tarafından. Menfi olduğu muhakkak olan bir düşüncenin arka fonunda geriden geriye bedhah olan rüzgâr; çarparken kimsesiz çeşmelerden akan suların saçlarına, efgan ile yardım dilenir yine çoban çeşmesi hayatının altından bir damarla aktığı ve kendini hep yamaçlarında bulduğu dağlardan. Mûtenâ inerken yağmur maviliklerin içinden, ülfet eder gibi kendi güzelliği ile hemdem olan denizlerin damlalarına. Tecerrüt etti beyaz bulutlar, tarladan uçuşan pamuk gibi göğün tarlalarından. Vuslatı beklerken suya hasret ekinler gibi, firkatin hicranı sardı gökyüzünün göğsünü. Tecessüs ederken güzeşte olmuş zamana inci taneleri gibi dolu, tevekkeli hâmuş etmiş yeryüzünün buğday tenli toprağına.
Bugün nazenin harfler. Güzelim kelimelerin başı şişti belki çaçaron cümlelerin kalabalığıyla. Oysa iptila olmuş, biyadını ilân ederken hece hece satırlara. Feraset etti mirzâ. Aysar oldu mübrem. Filhakika bişrev edip, inşirah etti zevahiri şûride olmuş gönül.
"Bana her şey çok uzak. Kendiliğinden beri, kendimi bildiğimden. Emin değilim, bilmek istediğimden." Diyor: 366.günün birisinde.
Bugün 366.gün...