Aynayla göz göze geliyoruz, içindeki yüzlerce çaresiz bakış ilk defa yerini umuda bırakıyor; kızımın gözlerindeki umuda. Seviniyoruz, ayna karşımda bakıyor bana, artık bitti diyoruz. Tüm o yaşantılara şahit olan sadece ikimiz kaldık, bunun bilinciyle gülümsüyoruz, güneş tüm ihtişamıyla arkamızdan bize gülümsüyor. Beyaz şeritlerle birlikte, yaşanan tüm kötü günlerin gölgeleri otobüsün altında eziliyor. Gözlerimiz kapalı, dinliyoruz; radyo bir şeyler fısıldıyor;
"Şahit olsun yol boyunca peşime takılan güneş
Ve ardımda kalanların önüme düşen gölgesi."
Ve aynaya kazınan dünya en güzel şarkılara dönüşüyor…
O sırada hemen arkasında, rüzgârla ahenkli bir uyum yakalayan söğüt ağacını düşündü. Tüm ihtişamıyla göğe uzanan bir gövde ve o gövdeden çıkıp aşağı doğru süzülen zarif dallar… Yaşam dediğimiz an söğüdün gövdesiyse, bizler de dalları olmalıyız diye geçirdi aklından. Ve her geçen gün dalların biraz daha sarkarak yaklaştığı toprak da, ölümün ta kendisiydi… Yaşam kökleriyle ölüme ve insanlar yaşama tutunuyordu, toprak hepsini kavuşturuncaya dek…
Girdikleri tek yol, bu düzenin kendini devam ettirebilmesi için oluşturduğu kan ve gözyaşı diyarlarının hoş kokulu, parlak yollarıydı. Bu yollar ki, giren kişinin etrafını kalbi çevreleyen göğüs kafesi gibi çevreler, onu korumak
vaadiyle bir annenin şefkatli kollarını andırırcasına sarıp sarmalar, etrafını o denli kapatırdı ki; yol kenarında çığlıklarla çağlayan ala boyalı nehirleri gözlerinden mahrum bırakırdı. Ve bu yol öyle yoldan çıkarıcıydı ki yolun sonuna gelip ardına baktığında, sebep olduğu yıkımların enkazları üstünde yücelmekten aldığı haz kişiyi yeni yıkımlara teşvik ederdi. Kişi, büründüğü hırs zırhıyla en tepeye doğru yol alırken tıpkı bir çam ağacının en yüksek noktasındaki yaprak parçası gibi gittikçe küçülürdü…
Dişliler dünyanın hızına aldırmaksızın, hiç yorulmadan dönüyor; soğuk demirler patronlarının nefretlerini çarpıştırırcasına birbirlerini eziyordu. Makineler, onları yönetenlerin emrinde durmadan çalışıyordu. Dünya dönerken -rekabet adı altında- en tepedekilerin savaşına tanık oluyor ve aynı zamanda bu cesur savaşçıların masa altından el sıkıştıkları düzenin tabanında bulunanları da kurban veriyordu. Dişliler dönüyor, demirler çarpışıyor, zaman damarlarımızda akan kanla birlikte kaybolan yüzyıllara akıyordu...