• Halebi Sağir, Osmanlı  alimlerinden olan İbrahim el-Halebi'nin kaleme aldığı bir Fıkıh kitabıdır Osmanlıdan bu yana hem ders kitabı hem de İlmihal olarak okunmuş ve okutulmuştur. Müslümanların hayatında ki en önemli faaileyetlerden biri olan Namaz hakkında geniş kapsamlı bir çalışmadır. Kitabın aslı arapçadır ve bir çok yayınevi çevirisini yapmıştır bu iki ciltlik kitabı ise Hüsameddin vanlıoğlu kelime kelime çevirmiştir.

    Muhakkak ki namaz farz bir ibadettir buna delil olarak Kuran'ı Kerim'in şu 3 ayetini belirtmek istiyorum.
    1- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin! (Bakara Suresi 43. Ayet.)
    2- Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun. (Bakara Suresi 238. Ayet)
    3-  O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır. (Nisa Suresi 103. Ayet)

    Ayet bence yeterlidir delil olarak anca yine de Efendimiz (s.a.v)'den de bir kaç hadisi şerif ile süsleyelim.
    1- "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka bir ilâh bulunmadığına, Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır." (Buhârî, Müslim)
    2-“Namaz dinin direğidir.” ve “Namazda secde, kulun Allah’a en yakın olduğu haldir.” (Tirmizî, İmân, 8; A. İbn Hanbel, V, 231, 237)


    Evet Namaz ibadetinin farz olduğuna inandık peki bu ibadeti nasıl ve ne şekilde uygulayacağız bunun içinde elbette ki destek almamız lazım bir çoğunuzunda bildiği gibi amelde 4 mezhep vardır, Şafii, Hanefi, Hanbeli ve Maliki elimde ki bu kitap ise Hanefi mezhebine uygun hazırlanmış. Elbette ki bazı konularda içtihad İmamlarının diğer görüşleride beyan edilmiştir.

    Kitap Namaz konusunda öyle geniş kapsamlı ki size bu nasıl anlatacağımı bilmesemde bir yerden başlamalıyım. Namaz için abdest gerekli abdest için de temiz su işte konu hangi suyun abdeste uygun olmasından başlıyor, belki aklınızın ucundan bile geçmeyecek durumlar bile göz önünde bulundurularak abdest suyu konusu anlatılmıştır. Suyu bulduk tamam temiz onu da anladık bir de bunun kullanımı, edebi ve bir düzeni var :) onu da öğrendik mi bir de her ihtimale karşı unutmuş olma veya abdestin bozulma ihtimalleri var onuda öğrendik mi şaka şaka bu kadar da kolay öğrenilmiyo tabi daha ne yazsam ve nasıl nitelendirsem bilmiyorum ama bir Namaz Hocası kitabından çok daha fazla şey barındırıyor. Kaza durumundan yangında depremde, yoda, hasta iken yani inanın öğrendikçe vay be diyceksiniz tee o zamandan bu gün insanların Namaz kılmamaya üreteceği bahanelere çözüm üretmişler.

    Rabbim kılanlara huşu içinde sürdürmeyi, kılmayanlara da en yakın zaman da kılmayı, bir kılıp bir bırakanlara daimi bir düzen, bayramdan bayrama kılanlara cumadan cumaya kılmayı, cumadan cumaya kılanları da her  Pazartesi bu gün başlayacağım niyeti ile başlamayı nasip etsin(bu şekilde haftada iki olur, elbet devamı da gelir) (Amin)
  • İman, yetmiş küsür derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

    Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.
  • Alıntıdır bu yazı...

    Hadisi Şerif :

    İğreti saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.

    Ravi : Hazreti İbnu Abbas
    Kaynak :Ebu Davud, Tereccül 5, (4170)

    Hadisi Şerif :

    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lanet etsin!”

    Ravi : Hazreti Ebu Hüreyre
    Kaynak :Buhari, Libas 86, Tıbb 36, Müslim, Libas 119, (2124), Nesai, Zinet 25, (8,148)

    Açıklama :
    İğreti saç takan ve taktıran kimse ile dövme yapan ve yaptıranların durumu önceki rivayette belirtildi.2- Bu hadiste güzelleşmek için kaş kıllarının bir kısmını veya tamamını aldıran kimseler lânetlenmektedir. Namas kaşı inceltmek mânasına gelir. Zamanımızda sosyetik çevrelerde yaygınlaşan kaş inceltme salgını, bazılarını kaşın tamamını yoldurarak boya ile istediği şekli vermeye kadar itmiştir. Dinimiz, fıtratın her çeşit bozulmasına karşıdır. Yasağın şiddeti, kullanılan lânet kelimesinden anlaşılmalıdır.

    “… şeytan dedi ki: ‘… onlara emredeceğim de ALLAH’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisâ, 4/118-119)
    Abdullah bin Mes’ud’dan (radıyallahu anh) rivayet olunan ve yazımızın başlığında geçen üç meseleyi de içine alan hadis-i şerif şöyledir: “Leane’l-lâhü’l-vâşimâti ve’l-müstevşimâti, ve’n-nâmisaati ve’l-mütenemmisaati, ve’l-mütefellicâti li’l-hüsni’l- mğayyirâti halka’l-lâhi.” Meali : “Güzelleşmek (estetik) için dövme yapan ve yaptıran kadınlara, kaşlarından (yüzünden tüy) yolan ve yolduranlara, dişlerini seyreltip inceltenlere, böylece ALLAH’ın yarattığı şekli değiştirenlere ALLAH lânet etmiştir.” )
    Buhari, Sahih, Tefsir 4, Libas 82, 83, 84, 85-87; İbn Mace, Sünen, Nikâh 52; Dârimi, Sünen, İsti’zân 19; Ebû Davud, Sünen, Teraccul 5; Nesâi, Zinet 24-26; Müsned, 1, 415-434; Tirmizi, Sünen, Edeb 33;

    Rasûlüllah Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu sözü, Benî Esed kabilesinden Ümmü Yâkup künyeli bir kadının kulağına gelmiş. Ümmü Yâkup (Radıyallahu anha) Kur’an-ı Kerimi okumayı biliyordu.
    Hemen hadisi rivayet eden Abdullah’a (Radıyallahu anh) gelerek şöyle dedi:
    – Ne o senden kulağıma gelen söz! Sen, güzellik için ALLAH’ın hılkatini değiştirip dövme yapanlara-yaptıranlara, kaşından-yüzünden kıl yolan-yolduranlara, dişlerini törpületenlere lânet etmişsin.
    Abdullah da,
    – Rasûlüllah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem ) lânet ettiklerine ben neden lânet etmiyecekmişim!
    Hem bu ALLAH’ın Kitabı’nda vardır, cevabını verdi.
    Kadın,
    – Yemin olsun, ben Mushaf’ın iki kapağı arasındakileri (Kur’an’ın tamamını) okudum; ama bunu bulamadım, (böyle bir şeye rastlamadım) dedi.
    Abdullah,
    – Hakikaten onu okudunsa, mutlaka bulmuşsundur.
    ALLAH Azze ve Celle,
    “Rasûl size ne getirdiyse-verdiyse onu alın, sizi neden nehyetti-yasakladı ise ondan da hemen sakının-vazgeçin” buyurmuştur, (Haşr suresi, 59/7)
    karşılığını verdi.
    Kadın;
    – Gerçekten şimdi ben, senin hanımının üzerinde bundan bir şey görüyorum, dedi.
    Abdullah,
    – Git de bak, cevabını verdi. Bu konuşmanın hemen ardından kadın, Abdullah’ın hanımının yanına girdi; fakat, (ileri sürdüğü hususlardan-vasıflardan) bir şey göremedi. Ve (tekrar) Abdullah’ın yanına gelerek,
    Kadın,
    – Bir şey görmedim, dedi.
    Abdullah,
    – Bana bak, bu olsaydı biz onunla bir arada olamazdık, karşılığını verdi.
    (Müslim, Sahih, Libas 33, Hadis No: 120, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1978, 9, 510511. )

    Dilerseniz şimdi de hadis-i şerifte geçen tabirlerin tahliline gelelim. “Vâşimât”, vâşime’nin cem’idir (çoğulu). Vâşime, elinin üstüne, bileğine veya dudağına veşim yaptıran kadındır. Türkçemizde buna dövme diyoruz. Basit manada, iğne ve benzeri aletle cilt delinerek altına sürme ya da benzeri bir şey doldurulur. Böylece vücuttaki o bölge, kalıcı bir renk alır. Toplum içinde gördüğümüz, basında-medyada sıkça karşılaştığımız üzere bazıları kollarına, omuzlarına, sırtlarına, vücutlarının muhtelif yerlerine değişik şekiller, farklı hayvan resimleri bile nakşettirmektedirler. Halbuki dinimizce dövme, kadına da erkeğe de, yapana da yaptırana da haramdır. “Nâmisaat”, yüzden kıl yolan kadınlar demektir. “Mütenemmisaat” ise, yüzünün kılını yolduran kadınlar manasınadır. Âlimlerin açıklamalarına göre, kadınların yüzünde sakal ve bıyık biterse onları yolmak haram değil, bilakis müstehaptır. Fakat kaş, kirpik ve yüzün etrafından kıl yolmak ise haramdır. “Tefellüc”, güzelleşmek maksadıyla ön dişleri törpüleyerek aralarını açmak anlamınadır. Bu maksatla dişlerini törpületenlerle bu işi yapanlar (törpüleyenler), ortak haram işlemiş olurlar. Ancak bu ameliye, dişi tedavi yahut bir kusuru giderme maksadıyla yapılırsa günahı yoktur. Ümmü Yâkup namındaki kadının, hilkat (yaratılıştaki şekli) değiştirenlere Kur’an-ı Kerim’de lânet edildiğini görmedim demesi, Kur’an’da bunlara, doğrudan doğruya lânet bulunmadığındandır. Fakat ALLAH Teala Rasûlü’nün getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyi de bırakmak gerektiğini net bir şekilde açıklamıştır.

    Hadis-i şerifte söz konusu edilen fiilleri de Rasûlüllah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yasaklamış, yapanlara-yaptıranlara lânet okumuştur. Onun emir ve yasaklarına uymak ALLAH’ın emri olduğuna göre, Onun lânetledikleri de ALLAH nazarında mel’ûn olur. İşte bu durumu tesbit, talim ve telkin için Abdullah bin Mes’ûd (Radıyallahu anh), kadına âyetle cevap vermiştir. Ayrıca ALLAH’ın yarattığı şekli değiştirenler zaten zalimlerdir. Zalimlere ise ; ALLAHu Teala Kur’an-ı Kerim’de açıkça lânet etmiş ve “Bilin ki, ALLAH”ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” Hud, 11/18.“Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular”
    Hud, 11/60. buyurmuştur.

    Kadın Hazreti Abdullah’tan bu susturucu cevabı alınca, bu sefer onun hanımının (Zeynep binti Abdullah’ın radıyallahu anha) da bu işleri yaptığını zannederek, ‘Senin hanımın da halen bu işleri yapıyor’ demişse de, Hazreti Abdullah hanımının öyle bir şey yapmadığından emin olduğu için kadına, ‘Git bak’ demiş, neticede kadının zannettiği şeylerden hiç birinin yapılmadığı ortaya çıkmıştır. Hazreti Abdullah’ın, ‘Bu olsaydı biz onunla bir arada olmazdık’ sözünün manası, ‘Böyle bir şey olsa, bir an bile kapısında tutmayıp boşayacağını’ anlatmaktır. Hasılı; güzelleşmek için fıtratı bozacak şekilde yapılan bu fiiller, dinimizce yasaklanmıştır. Bir başka ifadeyle; bunların haram olması, sırf güzelleşmek için yapılmış olmalarındandır. Esas itibariyle bir sağlık probleminden kurtulmak gibi bir şey söz konusu değildir.

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “ALLAH o şeytana lânet etti. Ve o da, ‘Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de, hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de ALLAH”ın yaratışını değiştirecekler’ dedi. Kim ALLAH”ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur. Şeytan onlara va’d eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara va’di, aldatmadan başka bir şey değildir.”
    Nisa, 4/118-120.

    Bu ayetlerden de anlıyoruz ki; tedavi maksatlı bir ihtiyaç yokken böyle bir şeyi yapmak, hem şeytanın maskarası olmaktır, hem de ALLAH’ın beğenerek yarattığı biçimi (fıtratıhılkati) bozmaktır. Ayrıca İslâm’ın şiddetle yasakladığı isyan ve israf manasını da taşır. Malumdur ki bunların hepsi de haram olan şeylerdir.

    İmam Nevevi (rahmetullahialeyh) demiştir ki; sakalı, bıyığı, alt dudakaltı tüyleri biten kadınların, bu tüyleri yolması lânetten müstesnadır, o çerçeveye girmez, hatta onun bunları yolması müstehaptır.
    (Münavi, Feyzu’l-Kadir, 5, 373.)

    İbn Hacer (Rahmetullahi aleyh) ise, bunun kocasının iznine bağlı olduğunu ilave eder. Kaşı dışında tüy yolma-kazıma, tırnak törpüleme, kızıllama (ruj gibi) şeyler kocanın izni ile olursa caizdir; çünkü bunlar zinettirler. Kocasına karşı süslenmek anlamınadır. Yabancıya göstermesi, dışarıya bu şekilde çıkması ise haramdır, Eş istedi diye kaş alınmaz..

    Taberi (Rahmetullahialeyh) şöyle bir rivayet nakleder: Güzelleşmeyi (makyajı) seven genç bir kadın Hazreti Aişe validemize (Radıyallahu anha) geldi ve, ‘kadın kocası için alnındaki tüyleri yolabilir mi?’ diye sordu. O da, ‘Seni rahatsız eden şeyleri giderebildiğin kadar gider’ dedi.
    (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10, 378. )

    Çünkü yapılan bu işlem, ALLAH’ın normal olarak yarattığı ve görmek istediği fıtratı, yaratılış biçimini değiştirmek değildir. Yani kaş ortasında alında, yüzde çıkan tüyler ,hormonal bozukluklar veya Çeşitli rahatsızlıklardan dolayı bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek manasını taşımaktadır. Kadın böylece, eğer istiyorsa kocasının süslenme arzusunu da yerine getirmiş olur. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu da müstehaptır. Ayaklardaki anormal kılları yolmak için de aynı şey söylenebilir. Ancak bütün bunları kadın, başkalarına güzel görünmek maksadıyla değil, sadece kocası için yapacak; aksi takdirde haram olur. Son olarak şunu da belirtelim ki, fıtrata uygunluk için yapılan tüm ameliyatlar-tedaviler elbette ki caizdir, hatta islâm’ın emridir. Nitekim bir muharebede, sahabeden, burnu kesilen Afrece’ye (Radıyallahu anh), Rasûlüllah Efendimiz (sallahu aleyhi ve sellem), altından bir burun taktırmasını söylemiştir.
    (Tirmizi, Sünen, Libâs 31; Nesî, Sünen, Zinet 41. )

    SONUÇ FITRAT DIŞI TÜYLERİ ALMAK CAİZ, KAŞ ALMAK ,DISARI CIKARKEN MAKYAJ YAPMAK, DÖVME YAPTIRMAK HARAMDIR…
  • "İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir…"

    (Buhârî, "Sulh", 11, "Cihâd", 72, 128; Müslim, "Zekât", 56)
  • Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir.

    (Buharî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990).)
  • "Ben içinizden birine, çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça gerçekten iman etmiş olamaz"
    Buhârî_(15) Müslim 44

    O hâlde sevginin tezâhuru her hâlde O'صnu tanımak...
  • Pek çok çalılık bitkinin yaprağından, bakteri saldırılarına karşı tedavide kullanılan yağlar elde ediliyordu. Bunlar bağırsakların fazla çalışmasını engelliyor, organizmayı parazitlerden temizliyor ve bağırsak enfeksiyonlarını tedavi ediyordu. Bazı bitkilerin yapraklarından ve saplarından elde edilen bir tür sıvı olan kauçuk siğilleri ve nasırları iyi ediyordu. Bu insanlar arasında kinin gibi alkaloidler bile tanınıyor ve bulunuyordu. Aromalı bitkiler sıkılıyor ve suya batırılıyor ve bu su, rengini değiştirene dek orada tutuluyorlardı. Sonra bu göğse ve sırta sürülüyordu. Isıtıldığında ise buharı ciğerlere çekiliyordu. Bu sıvıların kanı temizlediğine, lenf bezlerinin işleyişini hızlandırdığına ve bağışıklık sistemine katkıda bulunduğuna inanıyorlardı. Söğüte benzeyen minik bir ağaç, aspirinin pek çok işlevini yerine getiriyordu. Karın, eklem ve kas ağrılarını, kemik kırıklarını tedavi etmekte bu ağaca başvuruluyordu.