Geri Bildirim
  • Bu kitapla ilgili ne söylesem bilmiyorum. Aslında berbat bir kitap değildi, nefret etmedim ama detaylı düşündüğümde kesinlikle sevmediğimi söyleyebilirim.

    Öncelikle beni rahatsız eden şey yazarın seçtiği kahraman anlatıcı oldu. Ortada ahım şahım bir konu yok, edebi olarak cümlelerin bir özelliği olduğu da söylenemez. (Birkaç anlamlı cümle vardı, onlar da sürekli tekrar eden alıntılardan ibaretti. Yazar Robert Frost'a o kadar takmış ki her sayfada ona göndermeler mevcuttu, karakterin soyismine kadar bu böyleydi.) Dediğim gibi, dili de oldukça basitti. Değil betimleme, adam akıllı duygusal çözümleme bile yoktu diyebiliriz. Ortada ilgi çekici bir öykü var mıydı? Bence yoktu. Aşk kısmı? Yüzeysel, basit ve kadın karakter sebebiyle itici. Bir sorun var mıydı? Bana sorarsanız vardı ama yazar üzerinde durmamıştı. Ve tüm bunların yanında gidip Parker diye bir karakter seçmiş, onun gözünden olayları anlatmak istemiş. O kadar itici bir karakterdi ki başta sebebini anlamakta zorlandım. Görünürde itici olması için hiçbir sebep yoktu. Ama varmış, sonlara doğru fark ettim.

    Sözde Parker Frost zeki, düşünceli, detaycı bir insan. Ergen olduğu için çoğu davranışı tolere edilebilir mi? Eğer ergen gibi yazılsaydı, elbette ama gereğinden fazla olgun yazılmaya çalışılmış ve tutarlı da olunamamış ki sonlara doğru kararlarıyla bu patlak vermeye başladı. Çok düşünceli bir karakter ama insanları nasıl incittiğini anlayamıyor. Babası olduğunu, onunla iletişim kurabileceğini düşünemiyor. Annesi ile oturup insan gibi konuşamıyor, fikir beyan edemiyor. Hayattan ne istediğini, birine aşık olduğunda ne yapması gerektiğini, birisi onunla konuştuğunda ne tepki vermesi gerektiğini bilmiyor ama aslında çok zeki, dili kullanma açısından çok becerikli ve bir sürü fikri var. Öz güven problemi falan da yok. Bir topluluk önünde konuşabilecek bir insan. Başkasının hayatına müdahale edebilecek bir insan ama kendine dürüst olamıyor falan filan. Yazar bu tutarsızlığı "anı yaşa" felsefesi ile başlatıp onu bir denge üzerine oturtmaya çalışmış ama açıkçası ben aradığımı bulamadım ve kitap bittiğinde bu neydi şimdi falan oldum.

    Arka plandaki olaya gelirsek... Öyle bencilce yapılmış bir şey ve öyle geçiştirilmiş ki kitaba bu puanı vermeme esas sebep de bu oldu. İnsanlar hata yapabilir. Pişman olabilir. Hatta olmayabilir. Ama bu konuyu işleyip ve sözde "mutlu son"a kavuşturup aslında olaydan etkilenen esas kişileri, mesela birçok soru işareti olan aileleri hiçliğin içinde bırakmak? Yalanlar söylemek? Kaçmak ve saklanmak? Bu mudur yani mutlu son? Ah, bir hata yaptık ve kaçalım. Sorun değil. Ortaya çıkmadığımız sürece her şey halının altında durabilir. Bravo. Diğer karakter sanki hiç yokmuş, olaydan bağımsızmış gibi yapalım. Tam da ergenlik çağındaki insanlara vermek istediğimiz tavsiyeler, amaca hizmet eden bir mesaj. Bravo yazar.

    Ay bir de gözünü seveyim ya; aynı cümleler kaç kez yazılabilir? Mesela bir yer var, Parker bir defteri açıp okuyacak. 40 sayfa falan yapsam mı yapmasam mı, ay yapıyorum bak, yaptım gitti, yok vazgeçtim, yok dayanamıyorum, açıyorum, okuyorum, okumuyorum; yeter kardeşim. Aynı cümleleri ısıtıp ısıtıp getirmiş. Frost der ki, bıdı bıdı. Bıdı da bıdı. Şöyle şöyle düşünüyorum. On sayfa sonra tekrar, tekrar, tekrar... Okurken usandım.

    Bir de kitapta o kadar çok anlatım bozukluğu var ki cümlelerin manasını bulmak çaba istiyor.

    Açıkçası bu kitabı sevmedim, beğenmedim ve vakit kaybı olarak gördüm. Hiç de farklı olmadı benim için. Tavsiye etmiyorum.
  • "Kitle, benim için zor olan insanlık, o kitle sonunda kazanıyor galiba. Sorun her şeyin onlar için yinelenen bir gösteri olmasında sanırım. Tazelik yok içlerinde. Mucizenin kırıntısı yok. Kendilerini öğütüp duruyorlar, üstelik üstüme. Farklı bir insan görsem devam etmek için güç bulacağım kendimde. Ama öyle bayat, öyle kasvetliler ki. Heyecan yok. Gözler, kulaklar, bacaklar, sesler var ama…hiç. içten içe pıhtılaşıyor, kendilerini yaşadıklarına inandırıyorlar. Gençken daha iyiydi; arayış içindeydim. Geceleri sokakları dolaşırdım…kaynaşırdım, dövüşürdüm, arardım..Hiçbir şey bulamadım. Kadınlara gelince; her kadın bir ümitti ama çok sürmedi. Durumu hayli çabuk kavrayıp RÜYALARIMIN KADINI’nı aramaktan vazgeçtim; kabus gibi olmayan bir kadın kabulümdü. İnsanlara gelince; artık hayatta olmayan ölümsüzlerde buldum ne bulduysam-kitaplarda. Klasik müzikte. Güç verdiler bana. Ama sihirli kitapların sayısı sınırlıydı, bir süre sonra tükendiler. Yıkılmaz kalem klasik müzikti."
  • Hiçbir cevap bulamadım. Açıklayamadım ve sonunda cevap aramaktan vazgeçtim
  • Kitabı okurken çok sıkıldım, bırakmayı düşündüm, vazgeçtim, tıp terimleri çok fazlaydı. Keşke geçen terimleri sayfanın en sonunda küçük notlar şeklinde aciklasaydi. Bazı bölümlerde kendimde parçalar buldum. Kendime karşı öz eleştiri yapmami sağladı. Ben daha farklı hikayelerde bekliyordum. Umduğumu bulamadım.
  • Uzun bir okuma sürecinden daha çıktım. Okurken inceleme yazacağımı düşünmüyordum, ama kitabın sonuna geldiğimde vazgeçtim. Dolayısıyla not almadan okudum, hikayeler hakkında çok ayrıntılı yorumlar yapamayacağım.

    Öncelikle kitap normal şartlar altında bulunabilecek bir kitap değil, ancak sahaflardan temin edilebilir. Uzun süredir kütüphanemde gözüme çarpıyordu, ama erteliyordum okumayı. Öykü türüne aşina olmaya başlayınca, hatta son olarak ''Kısa Öykünün Büyük Ustaları''nı okuyunca sıranın bu öykü kitabına geldiğini düşünmüştüm. Fakat umduğumu bulamadım. Kitap, Sait Faik'in ''Dülger Balığının Ölümü'' adlı hikayesi ile açılıyor. Daha önce Sait Faik okumuş biri olarak bu hikayesini beğendim. Fakat peşisıra gelen hikayeler beni tatmin etmedi. Hatta hikayelerin bazılarını anlayamadım bile. Kitabı aynı anda okuduğum biri olsaydı da şimdi burada ne anlatılmış yani deseydim diye düşünmedim değil. Hatta bir iki hikayeyi internette aratıp belki üzerine yazılmış bir yazı vardır da anlamlandırabilirim dedim. Ama hikayeler hakkında yazılmış inceleme, yazı filan da bulamadım.

    Özellikle Tezer Özlü, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay gibi yazarların hikayelerine gelince bir heveslendim, ama hikayelerin hiçbiri yazarın kitaplarını okumalısın diyemedi. Hevesim kırıldı diyebilirim.

    Hikayelerin çoğunda da farklı ülkeler, yabancı karakterler yer alıyordu. Özellikle son hikayelere doğru iyice arttı. Belki de bu yüzden Selim İleri'nin Gelinlik Kız öyküsü hoşuma gitti, bizden bir hikayeydi. Füruzan'ın Parasız Yatılı adlı hikayesini de beğendim. Bilge Karasu'nun Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam adlı hikayesi de hoşuma gitti. Ama sonunu anlamlandıramadım. Böyle beğendiğim beş hikaye filan vardı.

    Seçme öyküler olduğu için net yorumlar yapamıyorum. Ama bu kitaba alınan hikayeler beni tatmin etmedi. Herkese iyi okumalar...
  • Bu kervanlardan birinde birisi diyor ki; "Bir ara battaniyemin kaybolduğunu

    farkettim. Aradım, bulamadım ve vazgeçtim. Kendime buradan

    bir battaniye aldım. Arafat'a gittik. Burada herkesin bir battaniyesi

    olması gerekir. Bir köşesine bir işaret yerleştirdiğim battaniyemi

    birinin elinde gördüm ve tanıdım. Adam dikiş iplerini çekmiş ve ihram

    yapmış. Çünkü ihram dikişsiz olmalı." Ey baba! Tümü Cihad olan haccın,

    kıyametteki dirilişi hatırlatan bu ihramların mahşerî kalabalığın

    coşkusunun, İsmail'ini kurban etmeye hazırlanma heyecanıpın bile seni

    battaniyenden gafil kılmadığını gördüm.