• 144 syf.
    ·Puan vermedi
    #alıntı “Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı.
    Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve mavilikleri çok gördük, sizin için çok kötü olacak. Benden hikayesi.”•
    #kitapyorumu
    On dokuz hikayeden oluşan güzel ve hayattan ve bir kitaptı. Ve sanırım daha fazla Sait Faik okuyacağım. Kitabın kapak tasarımını ve rengini de çok sevdim. Hikayeler hep deniz, ada, balıkçılık vb konular üzerine. Ve farklı konular farklı, bir dille ele alınmış. Benim en çok sevdiğim hikayeler ise ; "bulamayan" ve "ağıt" oldu. Özellikle "bulamayan " da ki gencin hassasiyetini ve karşısındakini ukalalıkla incitmeyişini çok sevdim. Ve kitabın sonunda Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Sait Faik'le ilgili anılarını anlattığı kısımda çok hoşuma gitti, duygulandım. Okumayanlara tavsiye ederim. •

    #arkakapak "Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin,ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım." "Haritada bir nokta"adlı öyküden.
  • Ah, bu insan yüzleri! Her şeyimizi bağladığımız, durmadan yanıldığımız, istediğimiz kadar bol hasletler, adilikler, iyilikler, kötülükler, delilikler, akıllılıklar, sevdalar yüklediğimiz insan yüzleri! Yanılsak da zararı yok! Bu yüze olmazsa ötekine yükleriz saydıklarımızı. Yanılmamız muayyen bir insan içindir, insanlar için değil. O halde yanılmıyor sayılırız.
  • 144 syf.
    ·18 günde·Beğendi·10/10
    Dikkat spoiler içerir!
    Sait Faik ile tanışma kitabımla karşınızdayım. Durum öyküsü denilince akla ilk gelen kişi Sait Faik’tir. Sizi alıp Burgaz Ada’ya götürür. Sait Faik, durum öyküsü yazdığı için okunması biraz zor olsa da Son Kuşlar’ı okuduğunuzda keşke daha önce okusaydım diyeceksiniz. Birbirinden güzel on dokuz öyküden oluşan bu eser, Sait Faik’e başlamak için önerdiğim kitaplardan biridir. Bu kitabı okuduktan sonra listenize diğer Sait Faik eserlerini ekleyeceğinize eminim.

    İlk öykümüz Son Kuşlar. Ada'ya her sene güz ayları ve kış ayları arasında bir sürü kuş gelirdi. Fakat son iki yıldır kuşlarda gelmiyor. Ya da geliyor da o görmüyor. Kuşların oraya gelmemesinin nedeni Adadaki insanların kuşları öldürüp tüylerini yolmalarından kaynaklanır. Bir tanesi artık çocuklara bile bu işe seferber etmeye başladı. Konstantin Efendi, adlı biriydi bu. Yapacağı pilavları düşünerek kuşları lime lime eder, tanıdığı birisini görünce, "Bizim pilavlıklar geldi." deyip kuşları avlamaya çıkardı.
    Artık kuşlar gelmiyor.
    İkinci öykü Bulamayan. Ada'ya kendi icadını çocuklara anlatmak için gelen yaşlı adamın hikayesi. Çocuklardan başka kimse onu dinlemez, ona kimse inanmaz. O da her şeyden önemli olan icadını dinleyenlere icadını anlatmaya gelir durur bu adaya. Yıllar sonra onu Karaköy'de göre yazar, ona icadını sorduğunda tebessüm eder ve yoluna devam eder.
    Üçüncü öykü Yaşayacak. Ada'da yaşayan insanların geçimin sağlaması için yapabilecekleri mesleklerden biri de Balıkçılıktır. Sait Faik'in de Ada'ya hayran olmasının nedenlerinden sadece birisidir balıkçılık. Bu öyküsünde de Balıkçılık'ın nasıl yapıldığı hangi zorluklarla teknelere gidildiğini anlatır.
    Dördüncü öykü Kendi Kendine. Yassıada'nın ve Sivriada'nın manzarasını Sait Faik'in unutulmaz diliyle anlatmıştır. Kendinizi o manzaranın içinde bulacağınıza eminim.
    Beşinci öykü Radyoaktiviteli, Röportajlı Hikaye. Türkiye'nin kaplıca bölgelerinden birine ziyarete giden yazar, gördükleri karşısında şaşkına döner. Güzel villalar zenginler için boşaltılmış, fakirlere ve ihtiyacı olan kişiler içinse kötü yerleri ayarlamışlardı. Yaptıkları işleri öve öve anlatan kaplıca sahibini dinleyen yazarımız gördükleri ev duydukları karşısında şaşkına döner. Para, insanları egemenliği altına almıştır.
    Altıncı öykü Bir Kaya Parçası Gibi. Barba Vasili'nin teknesiyle Kınalı'ya doğru yola çıkarlar. Kınalı'da balık avlarlar ve Sait Faik bu manzara karşısında sanki karşısında Van Gogh tablosu varmış gibi o tabloya bakarken bulur.
    Yedinci öykü Gün Ola Harman Ola.
    Mercan Usta ile yapılan bir sohbet her şeye değer. Dünya bir yana Mercan Usta bir yana... Mercan Usta sanatındaki tekniğine imanı olan adamlar gibi sertçe bir adamdır. Sonra birdenbire yumuşar. Onu Mercan Usta yapan işte budur.
    Sekizinci öykü Ağıt. Apostal Efendi'nın keçi derisinden yaptığı leş gibi kokan ağı onun her şeyiydi. Yazarımız bir gün onunla ıstakoz avlamaya çıkar. Istakozun bayat yemler yemesi ve leş kokulara gelmesi Sait Faik'i çok şaşırtır. Apostal Efendi'yi ölünce o ağından ayırdılar.
    Dokuzuncu öykü Balıkçısını Bulan Olta. Haliç'te sisli bir günde yazarımız kendisine bir olta almaya karar verir.Fakat bu oltayla bir tane bile balık tutamaz. Haliç'te yürüyen sokakta yaşayan bir çocuk oltayı aldığında ise düzinelerce balık tutmaya başlamıştır.
    Onuncu öykü Barba Antimos. Barba Antimos'un yaptığı duvarlar diğerlerine benzemez. Onunkiler Ada'ya bir farklılık katar. Seksen yaşına gelmiştir ve onun yaptığı duvarlar hala konuşulur. Fakat artık duvarlar gibi onun midesi de yaşlanmıştır.
    On birinci öykü Haritada Bir Nokta. Küçükken haritaya her baktığında en çok sevdiği haritadaki adalardır. Her gün adalara gitmeyi hayal ederek yaşar durur. Büyüdüğünde ise artık Büyük Ada'ya gitmeye kara verir. Yazı yazmayacağını söylese bile Sait Faik yazmadan duramaz.
    On ikinci öykü Sivriada Geceleri. Sait Faik; Kalafat ve onun çırağıyla birlikte Sivriada'ya gider. Orada bir gece geçirirler. Biz de Sait Faik sayesinde oralara doğru yolculuk yapıyoruz.
    On üçüncü öykü Sivriada Sabahı. Sivriada'daki gecenin devamını okuyoruz bu öyküde. sait Faik'i anlamak herkesin harcı değil. Bir kuş öldüğünde bile Sait Faik için önemliyken diğerlerinin umrunda bile değildir. Bakmak ve görmek arasındaki fark.
    On dördüncü öykü Türk Ülkesi. Bu öyküde Adadaki Rumlardan, Gazinolardan; şarkılardan bahseder.
    On altıncı öykü Pay. Balıkçıların balık avından sonra yaptığı adaletsiz pay bölünmesini anlatır. Güçlünün fazla pay aldığı ve güçsüzün pay alamadığı sistem...
    On yedinci öykü Korentli Bir Hikaye. Nahiyeye ilk geldiğinde fakir olan ve işini düzgün yapan fakat paranın yüzünü görünce köyü zengin inşaatçılara satan Nahiliye Müdürünü anlatır.
    On sekizinci öykü Kırlangıç Yuvasındaki Kadın. Adadaki kahvehanede kırlangıç yuvasının içinde saçlarını tarayan bir kadının hikayesi anlatılır.
    On dokuzuncu öykü Dondurmacının Çırağı. Sait Faik Adada pek fazla insanla konuşmaz. Fakat dondurmacının çırağıyla konuşmak onun şivesini duymak onun hoşuna gitmektedir. Çırak memleketine gidinceye kadar her gün dondurmacıya uğrayarak onunla sohbet etmiştir.