• "Pencerede domuz suratını görünce donup kalmış Yahudi. Birkaç domuz takma bacak gibi uzun bacaklarıyla tırmanmışlar odanın pencerelerine, içeri atlamışlar. Hemen karga tulumba etmişler adamı, ta şu tavandaki kirişe kadar atıp atıp tutmaya başlamışlar. Sonunda her şeyi bülbül gibi söylemiş Yahudi... Ne var ki kaftanı hemen bulup geri verememiş. Beyi yolda bir Çingene soymuş, kaftanı da bir kadın çerçiye satmış. Çerçi yeniden Soroçinets panayırına getirmiş kaftanı. Ama kaftanı aldı alalı kimse alışveriş etmiyormuş ondan. Kadın düşünmüş, düşünmüş, sonunda anlamış durumu: 'Bütün kabahat şu kırmızı kaftanda galiba... Onu her omzuma atışımda üzerime çöken o ağırlık da boşuna değildi demek...' Hiç düşünmeden, fala mala bakmadan hemen ateşe atmış kaftanı... Ama şeytan kaftanı yanar mı hiç? Ee, şeytan armağını bu! Kadın kurnazlık etmiş, satmak için panayıra yağ getiren bir köylünün arabasına atıvermiş kaftanı. Akılsız köylü sevinmiş

    arabasında kaftanı bulunca. Ama işleri birden bozulmuş. Yağın fiyatını bile kimse sormaz olmuş. Uğursuz bir el atmış olmalıydı bu kaftanı arabasına! Baltayı kaptığı parça parça etmiş kaftanı. Bakınca gözlerine inanamamış: Kaftanın parçaları birbirine doğru kayıyor, birleşip kaftanı yeniden oluşturuyorlarmış. Adam haç çıkarıp bir daha parçalamış kaftanı. Parçaları sağa sola dağıtmış. Sonra da çekip gitmiş kasabadan. Ancak o gün bugündür her yıl panayır zamanı şeytan, domuz kılığında, hırlayarak dolaşır durur panayır alanında, kaftanın parçalarını arar. Söylediklerine göre bütün parçaları bulmuş, yalnızca sol kol kalmış... On yıl oluyor kimse sergi açmıyordu o alanda. Bu yıl başkanı iyi saatte olsunlar dürtmüş olacak a..."
    Son sözün öteki yarısı donup kalmıştı hikâyecimizin ağzında... Bir şıngırtı olmuş, pencerenin camı paramparça saçılmıştı her yana... Korkunç bir domuz başı uzanmıştı pencereden. Gözleri fıldır fıldır, "Hey ahbaplar, ne yapıyorsunuz burada bakalım?" diye sorar gibi bakıyordu içeridekilerin yüzüne.
  • Aşk bir tufan olup da beni alsa engine
    Gene gönlüm barışmaz gözlerinin rengine
    Gönlüm kapılmaz bir daha onun pis nefesine
    Ben artık aşıkım güzel bülbül sesine...
  • ZÜMRÜDÜANKA KUŞU NEDİR?

    Pers mitolojisinde ortaya çıkan ve zaman içerisinde doğudaki hikâye ve efsanelerde de yer almaya başlayan bir kuştur. Efsanelerde bu ismi dışında Simurg gibi başka isimlerle de anılmaktadır. Türk Mitolojisi'nde ise "Anka Kuşu" veya "Tuğrul Kuşu" olarak anılan bu kuş yabancı kaynaklarda ise "Phoenix" olarak geçmektedir. Pers edebiyatında Homa olarak tanımlanmış.

    Zümrüdüanka Kuşu'nun insan gözüyle göremeyeceği yükseklikte uçtuğu ve Kaf Dağı'nda yaşadığı söylenmiştir. Bazı efsanelerde 500 sene yaşadığı anlatılmaktadır.

    İran efsanelerinde bu kuşun çok yaşlı olduğu ve Dünya'nın yıkılışına üç defa tanık olduğu söylenmiştir. Bu süreçte o kadar çok şey görüp öğrenmiştir ki, tüm zamanların bilgisine sahip olduğu belirtilmiştir.

    Bazı kaynaklarda Zümrüdüanka kuşu'nun her uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yapraklarının titreyip bitkilerin tohumlarının dökülmesine sebep olduğu, sonrasında tüm bitkilerin kök almasını sağladığı anlatılmıştır. Bu bitkilerin sayesinde de insanoğlunun tüm hastalıklarının tedavi olduğu söylenmiştir.

    Efsanelere göre Zümrüdüanka Kuşu kendi ölümünün yaklaştığını hissedince kendine dallardan bir yuva inşa eder ve sonrasında bilinmeyen bir sıvıyla bu yuvayı sıvarmış. Ardından güneş ışınları kuru dalları yakar ve bu sayede yanar ölürmüş. Sonrasında küllerinin arasından yeniden bir Anka Kuşu olarak doğarmış. Bu nedenle birçok dinde yeniden varoluş veya diriliş sembolü olarak ifade edilmiştir.

    Zümrüdüanka Kuşu rivayete göre bilgi ağacının dallarının arasında yaşarmış ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar ona o kadar güvenirmiş ki, ne sorun olursa Zümrüdüanka Kuşu'nun hemen sorunu çözeceğine inanırlarmış. Bir gün gelmiş ve Zümrüdüanka Kuşu ortadan kaybolmuş. Bunun üzerine diğer kuşlar onu bulabilmek için yola çıkmışlar. Kaf Dağı'nın tepesinde olduğu için ona ulaşmak çok zorluymuş, yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekliymiş.

    Zümrüdüanka Kuşu'na ulaşmak için tüm kuşlar bir arada gökyüzüne doğru uçmaya başlamışlar. Ama yolculuk sırasında aralarından bazıları yorulmuş ve düşmüş.

    Kuşları arasından önce bülbül, güle olan aşkını hatırlamış ve dönmüş… Sonra papağan tüylerini düşünmüş ve dönmüş… Ardından Kartal tepedeki krallığını hatırlayıp bırakamamış… Onun ardından baykuş yıkıntılarını, balıkçıl kuşu da bataklığını özlemiş… Böylece kuşların sayısı gittikçe azalmış.

    Yedi dipsiz vadinin hepsi birbirinden zorluymuş…

    "Nefs" vadisi

    Kuşlar bu vadiye girdiklerinde burada her şeyi bulunca, burayı cennet sanmışlar. Zevk, sefa, zenginlik her şey varmış. Burası çalışmadan her şeyin elde edilebileceği bir vadiymiş. Birçok kuş buraya kendini öylesine kaptırmış ki, birçok kayıp vermişler…

    "Aşk" vadisi

    Bu vadi ise sislerle kaplıymış. Buraya girdiklerinde her gördükleri taş, ağaç ve benzer nesneleri bir başka kuş sanmışlar. Birçoğunun gözü kör olmuş ve devam edememiş…

    "Cehalet" vadisi

    Burada ise birçok ilginç nesne görmüşler… Fakat çevrelerini önemsemeyi o kadar unutmuşlar ki, ardından düşünmemeye başlamışlar, sonrasında unutmuşlar. Hatta Anka'yı bile unutmuşlar. Sonra akıllarındakiler hafifleyince, gülümsemeye başlamışlar…

    "İnançsızlık" vadisi

    Bu vadi ise her şeyin anlamını yitirdiği bir vadi imiş. Yaralanan ve düşen bir kuşu görüp her birinin başına aynı şeyin geleceğini söylemişler. Anka'ya ulaşsalar da kendilerine yardım edemeyeceğini düşünenler olmuş. İnancını kaybedip geri dönen birçok kuş olmuş.

    "Yanlızlık" vadisi

    Bu vadiye giren kuşlarda bir korku olmuş. Çevrelerindeki diğer kuşları göremez olmuşlar. Sadece kendilerinin kaldığını düşünmüşler. Bazıları tek başına avlanmaya çalışmış, bazıları büyük hayvanlara yem olmuş. Bir arada uçtuklarını unutur olmuşlar…

    "Dedikodu" vadisi

    Bu vadinin her yerinde fısıltılar varmış. En arkada olan bir kuş Anka'nın doğarken tüylerinin yandığını söylemiş, onun önündeki bunu duyup tüylerinin çıkmadığını söylemiş. Bir öndeki kuş tüyleri olmadığı için Anka'nın gizlendiğini söylemiş. Onların önündeki bir başka kuş ise Anka'nın gizlenirken onu görenlere zarar verdiğini söylemiş. En öndeki kuş bunları duyunca, Anka'nın bunlara dayanamayıp kendini öldürdüğünü söylemiş. Bunun üzerine birçok kuş geri dönmüş.

    "Benlik" vadisi

    Kuşlar vadiye girince, her birinin içinde değişik bir his uyanmış. Kiminin kendini beğenmemeye başlamış, kimi her şeyi bildiğini iddia etmiş. Bazıları "yanlış yoldayız" demiş ve kargaşa çıkarmış. Her kafadan bir ses çıkmış. Her biri en öne geçip liderlik yapmak istemiş.

    Yedi vadinin üzerinden geçerlerken sayıları git gide azalmış, Kaf Dağı'na ulaştıklarında sadece otuz kuş kalmış. Tepeye doğru çıkıp Anka'nın yuvasını bulmuşlar ve öğrenmişler ki, her biri esasında bir Anka'ymış. Kuşların hepsi anlamışlar ki esasında aradıkları kendileriymiş ve bu yapılan yolculuk aslında kendilerine yaptıkları bir yolculukmuş. Yani bilgeliğe ulaşan mükemmel kuş, bu yedi vadiyi geçebilen ve egolarından kurtulabilen kuşmuş. Kısacası yeniden küllerinden doğabilenler…

    Zümrüdü anka kuşundan alınacak temel ders neyi arıyosan sen, O'sundur. Mevlana'nın bu sözü anka kuşundan alınacak dersi ifade etmektedir. Kuşların hükümdarı olan Simurg İran kültüründe kullanılmakta ve anka kuşunun kendisidir. Zümrüdü anka ise Türk kültüründeki ismidir. Küllerinden doğmuş olan anka efsanesine göre çok sayıda rivayet bulunmaktadır. Bu rivayetlerden alınması gereken önemli dersler bulunmaktadır. Sabırlı olmanın, gayret etmenin, emek sarf etmenin ve kendi anka kuşunu kendin yaratmanın önemi vurgulanmaktadır.

    Anka kuşu nedir diye merak edenler için somut bir tanım yapmak kolay olmayacaktır. Eski mitolojilerden günümüze uzanan bir efsanedir. Bazı inanışlara göre yeniden diriliş ve var oluş anlamı taşımaktadır. Efsanevi ve gizemli bir kahramandır. Kuşların babası ve lideridir. Masal ve birçok sanat eserine konu olmayı başarmıştır.

    ANKA KUŞU EFSANESİ

    Anka kuşu efsanesi tarih öncesi dönemlerden bu yana devam etmektedir. Masallara, şarkılara, beyaz perdeye ve şiirlere konu olan anka kuşu geçmiş dönemde diriliş, yeniden var oluş gibi anlamlar içermiştir. Efsaneye göre ankayı uzaktan aramak yanlıştır. Sabreden ve emek veren herkes inanışa göre kendi anka kuşunu yaratabilmektedir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi küllerinden doğan anka kuşu temelde kendi şansını yaratmaktır. Bunun için sabırlı olmak, çaba sarf etmek çok önemlidir.
  • Bülbül yok ve de gül yalan
    Izdırap benim iptilam..

    -
    https://youtu.be/U4inyGay92s
  • Narin palmiyelerde gizli
    Öter durur ağustosböcekleri
    Günbatımı altın rengi.
    Kıyıdan ufuk manzarası.
    Bahçede bir çeşme şırıltısı
    Bir bülbül,çeşmenin tepesindeki....