• "Hepimiz her şeyi biliriz, bu sadece bir inanma sorunudur."
  • 254 syf.
    ·28 günde·10/10
    İslam dininin temeli Allah'ı bilmektir peki yaratıcımız olan Allah(c.c) yeterince biliyor ve inanıyor muyuz?
    Yoksa dindar görünümlü lakin her türlü ahlak dışı davranışı kendine meşru gören şahıslar yüzünden inancımız azalıyor mu?
    Ya da dünyada vuku bulan savaş,cinayet, vs.inancımızı sarsılıyor mu pek çok genç bu ve buna benzer olaylardan ötürü ateizme kayıyor.Her geçen yıl bu ateizm inancı artıyor, bu kitap özellikle bu durumda olup kafasında anlamdıramadığı ve bir çok soru işareti bulunan bireyler için kaynak kitap olma niteliğinde esere gelirsek;
    Yazar bilimsel birçok görüşe karşılık kendi düşüncelerini dile getirip Allah'ın muazzam irade,kuvvet ve ilmini ayetler ışığında okuyucuya aktarıyor. Okurken fark edemediğim göremediğim muazzam nitelikte yaratılan, hayranlık duyulan öyle çok detayı fark ettim ki hayatta şükrüm,bağlılığım,merakım arttı diyebilirim. Konuya ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
    Son olarak neye niçin inandığımızı bilirsek yaptığımız yapacağımız her şey daha anlamlaşır daha güzelleşir. Keyifle okumanız ve hayata bakış açınızı değiştirmesi dileğiyle sağlıcakla kalın.
  • 256 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Hasan Ali Toptaş, benim için belkilerin yazarı. Uzun uzun yaptığı betimlemelerini “ya da” kelimesi ile sarsan ama esas olarak “belki” kelimesi ile yazdıklarını yıkıp deviren, okura yeni bir düşleme sahnesi veren ama yıkması ile aslında yıktığını da kuvvetlendirebilen bir yazar. Okuduğum kitaplarında fark ettim ki Hasan Ali Toptaş “belki” kelimesini çok kullanıyor. Kitaplarında da varlık ve yokluk sorgulanırken, varoluşçuluğun içinde yüzülürken hiç şüphesiz ki kalemine en çok yardımcı olabilecek kelimedir. Kararsızlık belirtisi olarak kullanılır “belki” kelimesi ama kişiyi özgür bırakan bir yanı da vardır, o kadar özgür bırakan bir kelimedir ki özgür bırakırken de kendisine muhtaç da edebilir, kendisini tarif ederken bile kendisini kullanma isteği duyar. Var ve yok arasında kalan, bir taraftan bekleyene, arayana hatta isteyene olumlu ışık yaktıran kelime iken diğer yandan da bunların beklenilmesine izin vermeyen, bunları düşündürtmeyen bir kelimedir, kim bilir belki de bunların hiçbiri olmayan, sadece çıkan kişinin ağzına göre evetliğinin, varlığının, hayırlığının ve yokluğunun değiştiği, belirtildiği kelimedir.

    Gölgesizler ise “belki” kelimesine yakışır cinsten arayışın, var ile yokluğun zaman mekân ilişkisi ile beraber sorgulandığı hatta belki de tartışma konusu olduğu bir eser. Eğer ki kelimelerin gücünü seviyorsanız bu kitap kelimelerin tüm gücünün gösterildiği, kelimelerin çeşitlerinin verildiği ve bu çeşitlerin senkronize şekilde birbirine uyumunun da verildiği bir başyapıt. Postmodern bir kitabın hiç şüphesiz usta işi bir örneği Gölgesizler. Usta işi bir kitap olduğu kadar da, roman tekniğinin bilinenin aksine daha doğrusu alışılmadık şekilde sergilendiği, kelimelerin kendi içinde dans ettiği ya da kımıldamadan bir nizamda durduğu “belki de” bunların hiçbirisinin olmadığı ve kendi başlarına Toptaş’tan aldıkları ilham ile bir araya geldikleri bir roman. Bin Hüzünlü Haz’dan sonra da bu kitapta aynı şeyleri düşündüm. Eser içinde kelimeler sanki birer canlı. Kelimeler okura komutlar verip bizleri bir yere çekiyor gibi olsalar da bir “belki” ile, bir “ya da” ile sonradan tamamen rotamızı değiştiriyorlar. İşte bu kısımlarda Hasan Ali Toptaş’ın büyüsünün etkisi altına giriyoruz. Büyü diyorum çünkü kitapta bir büyülü gerçeklik de vardı, zaten kitap ortalara gelmeden bana Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabını anımsattı. Bu kısımlarda kimi masallardan, kimi efsanelerden enstantanelerin gözlerinizin önünden geçtiğini hissedeceksiniz. Sanki bu iki güzel roman da aynı telden birbirine benzer notaları çalıyorlar gibi. Biri direkt zihnin hayali ve gerçekliği gibiyken diğeri ise zihnin içindeki hayalin gerçekliği ve hayali gibi.

    Bir köy romanı, taşra romanı da diyebiliriz çünkü bir köyde olan çoğu konular romanın içinde de mevcut ama gerçek manada da bir köy romanı değil Gölgesizler, köy romanlarında olan klişelerin hiçbiri yok Gölgesizler’de. Aksine farklı anlatım tarzı, büyülü kurgusu ve şiirsel dili ile edebiyatımızda kendine ayrı bir köşede yer edinebilecek düzeyde bir eser. Bir puslu atmosfer de var kitabın içinde, köy yeri vs. olsa da kitap zihinde renkli olarak canlandırılamıyor, her bir betimleme okudunduğunda, her bir diyalog okunup düşlendiğinde pus tamamen zihne etki ediyor ve o görüntüyü renksizleştiriyor.

    Muhtar diyor ki, her şeyin bir iz bırakacağına inanıyor, ona göre izsiz bir şey de olamaz zaten. Kuşların bile kanat çırpıp gökyüzünde süzülüşünden sonra bir iz kalır, çıkan her bir sözcükten sonra dişte bir iz kalır, her bir bakışın da yüzünde iz kalır. Ya bu aniden kayboluşlarda, habersiz gidişlerde değil iz, arkamızda gölgemiz bile kalmıyorsa. İzsiz olunduğu gibi gölgesiz de olabiliyorsak. Muhtar yanılıyor olabilir mi acaba her bir şeyin izi var derken. Muhtar yanılıyor diyemezsek de Hasan Ali Toptaş cümleleri ile, cümleleri oluşturan kelimeleri ile bizleri belki de yanıltıyor. Zaman ve mekânı bize veriyor görünse de, sayfaları çevirdikçe aslında vermediğini algılıyorsak. Açtığımız ve okuduğumuz her bir yeni sayfa önceki sayfanın izini ve gölgesini yok ediyorsa da muhtar gibi her bir şeyin izi vardır demeye devam edebilir miyiz acaba? Zaten kitap içinde görüyoruz ki eser bir müddet sonra takip edemediğimiz bir hâl almaya başlıyor ve buna bağlı olarak da tahmin edemeyeceğimiz şeyler oluşuyor romanda.

    Roman, iki farklı koldan ilerliyor. Çok detaya girmeden söylemem gerekirse bir kolumuz şehirde, diğer kolumuz ise köyde ve en güzeli de bu kolların arasında olan kara delik diyeyim. Birbirine geçiyor buralarda zaman ve mekân, ayrımı tutmak istiyoruz ama peki gerçekten de tutabiliyor muyuz, Toptaş istiyor mu buralarda bu ayrımı yapabilmemizi, bazı şeylerin farkında olabilmemizi? Yok hayır, yazar kartlarını açık oynuyormuş gibi görünse de bunlara izin vermiyor, kelimelerinin büyüsünün altında bizleri kaybettiriyor. Zaten dediğim gibi alışagelmedik şekilde sergilediği kurgusu ile daha kitabın başlarında okurunu şaşırtıyor ve bunlara izin vermiyor ve derin sorgulamalar ile de birleşince birçok bilinç akışının çoğunluğunu takip edemeden yaşıyoruz.

    https://www.youtube.com/watch?v=SsfS6li4jPg

    https://www.youtube.com/watch?v=bcx4D3StSI8