• İnsanın yabancılaşması ve kamu yaşamında onu izleyen bunalım siyasi güçlerin eseridir. Ancak bu, kanıtlanmamış bir varsayımdır. İnsanın kendi siyasi topluluğundan uzaklaşması ile toplumsal yaşamdaki mevcut çürüme arasında bir bağ olduğunu söylemek, ikisi arasında nedensel bir ilişki kurmaz ve siyasi gelişmelerin insanın yabancılaşmasına yol açtığını da kanıtlamaz.
  • FİGAN-Ü LÜGATİ-T TÜRK
    "MELANKOLİ"
    Latinceden dilimize girmiş olan melankoli; hüznün ve kederin hâkim olduğu bir ruh halini anlatmak için kullanılır ve kolayca tahmin edileceği gibi 'melan' ve 'koli' sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
    Arapça bir sözcük olan mel'an; dolmuş-taşmış demektir.
    İtalyanca bir sözcük olan koli ise; içinde eşya bulunan paket anlamına gelir.
    Dolasıyla 'kolilerin dolup taşması' manasındaki melankoli sözcüğü; zaman içerisinde, öğrenci milletinin kafasını koli olarak algılayan bir eğitim sisteminin, bu kafaları ezber ve gereksiz bilgilerle doldurması sonucu ortaya çıkan, aptallaşmış, ruhsuz, ilkesiz, idealsiz gençliğin, bunalım psikolojisini anlatmak için kullanılır olmuştur. Bu tuhaf ve ezberci sistem, gerekli gereksiz her şeyi deli gibi ezberletmek suretiyle, gençleri bunalıma ve melankoliye sürüklemiştir.
  • 1873 yılında başlayan küresel finans krizleri sonrasında borçlarını ödeyemez durumda kalan tek devlet Osmanlı Devleti değildi. 1870’lerin bunalım ortamında Avrupa para piyasalarında yeni fonlar bulamayınca, Latin Amerika’da ve Ortadoğu’da, Mısır ve Tunus dahil yirmiyi aşkın ülke borç ödemelerini durdurmak zorunda kaldı.
  • Avrupalı... Hangi Avrupalı? Bugün bütün dünya Avrupalı değil mi? Aydınlarımız, Batı'nın her hastalığını ithale memur bir anonim şirket. On dokuzuncu asırda ithal ettikleri hastalığın adı "buhran"dı. Kelime doğar doğmaz birbirini kovaladı buhranlar: iktisadîsi, içtimaîsi, fikrîsi. Şimdi de yeni bir meta' sürüyorlar piyasaya: bunalım. Cıvık, sinsi, vahim bir maraz. Kendimize pek yakıştırdığımız bu illetin kökü ne tarihimizde, ne uzviyetimizdedir.
  • 644 syf.
    ·15 günde·Puan vermedi
      Nerden başlasam bilemedim. Tüm incelemeleri okudum ortak noktası Turgut Uyar büyük şair, biz onu çok seviyoruz, bu kitabı da büyük bir kitap ki okuduğum 23. baskı 724s. "Arz-ı Hal'den Dün Yok mu'ya bütün kitapları ve (unutulmaları ya da elenmeleri nedeniyle) kitaplarına girmemiş bütün şiirleriyle Turgut Uyar külliyatı" Arka kapakta bu şekilde tanıtılmış.

     Öncelikle belirteyim şiir değerlendirmesi, incelemesi yapacak bir birikimim yok hele ki söz konusu olan Turgut Uyar gibi her açıdan sınırları zorlayan bir şair olunca daha da zor.

    İlginçtir ki Turgut Uyar'ı geç tanıdım ve yine ilginç şekilde belki de ilginç degildir bilmiyorum Tutanamayanlar'ın Turgut Özben karakteri yüzünden çogu zaman Oğuz Atay ile karıştırdım. Birkaç mahcubiyetten ve düzeltilmeden sonra şu an iyice öğrenmiş bulunuyorum.

    Sade bir okur olarak dikkatimi çeken ilk şey şiirlerindeki ve Turgut Uyar'daki zenginlik, yaratıcılık. Öyle ki bu zenginlik ve yaratıcılık ve de tabii ki hayal gücü  hem biçim bakımından hem de işlenen konular bakımından şiirlerine yansımış. Hece ölçüsüyle yazılan şiirler, nerdeyse düz yazıyı andıran şiirler, öyküleme tekniğiyle yazdığı şiirler ve hatta divanlar ve ismini koyamayacağım türlü çesit yapı da bir sürü şiir.

     İşlenen konular bakımından yine aynı çeşitlilik. Memleket şiirleri, aşk, ölüm, çatışma, bunalım, şehir hayatı seklinde uzayıp giden kocaman bir yelpaze.

    Bir yerde şöyle bir yazı okumuştum. Bir mısra için bir şiir yazılırmış bazen. Bazı şiirlerinde o hisse kapıldım ve benim de en sevdiğim şiirler oldu bu tip şiirleri. Şiir olağan halinde akıp giderken ard arda söylenmiş bir ya da birkaç mısrayla şiir resmen patlıyor ve artık o şiirden kurtulmanıza imkan yok esir alıyor sizi, hafızanıza kazınıyor. Örneğin;

    .........
    Ama sizim adınız ne?
    Benim dengemi bozmayınız.
     
    ya da,

    ......
    ..Ben, Yekta bunu pek hoş buluyordum.


    ya da,

    .....
    iyi ki geldiniz, burada bulundunuz
    her şey öyle uzun, biz soğukuz ve
    öyle solgunuz…

     Yukarıda alıntı yaptığım şiirler ve Ölüme Dair Konuşmalar en dikkatimi çeken şiirler oldu.

      Ancak ve ancak önemli bir husus şu ki Turgut Uyar bazı şiirlerinde hatta birçok şiirinde o kadar yoğun imgeler kullanmış, hayal gücünün o kadar doruklarına çıkmış ki isteseniz de şiirin içine giremiyorsunuz, şiir size kapalı kalıyor ve doğal olarak bazen sıkıcı olabiliyor bu durum. Bu yüzden günlük 30-40 s geçmemeye çalıştım anlayabilmek ve sindirebilmek adına.Ya mest olduğumdan ya da anlamadığımdan birçok şiiri birden fazla okudum.

      Söyleyeceklerim bu kadar Turgut Uyar'ın tarzını az buçuk bilenler biz şiirde challenge severiz diyenler hiç durmasın okusun bence.
  • İnsanın içini en çok kemiren bunalım, adı olmayandır; algılanır bir dehşete hiçbir zaman dönüşmeyen, yakındaki bir bunalım. Yürek, en kötüye ulaşmak ve işin sonuna gelmek için çeşitli aşamaları atlar. Ama bilinmeyen, geri geri giderek kaçar ve onun izinde benim korkum artar. Tehlike adını söylememekte direnir, her nesnenin kıpırtısız suçortaklığının vurguladığı yokluktan çıkmayı reddeder. O zaman benim de, ne pahasına olursa olsun, adsız korkuma geçerli bir neden bulmam gerekir.
    Romain Gary (Emile Ajar)
    Sayfa 88 - Can Yayınları