• ALLAHSIZLIK, ALLAH’A MAHSUSTUR!
    Azledildin...
    Her şey bitti...
    Bundan sonra düşünmeyecek, bilmeyecek ve yaratmayacaksın...
    Asil Yaşayan (Adil Ölmez) bir dahi mi bir deli mi bilinmez ama “yalnız”dır.
    “Yapayalnız” , terk edilmiş bir ruh, deliren bir beden, affedilemez bir adam, gerizekalı sanılan bir dahi, vicdansız sanılan bir gerikalplidir o.

    ÖLÜ DOĞAN SORUYU LİNÇ ET!
    Ne kadar kötüsünüz?
    Ne
    Kadar
    Kötüsünüz?
    Asil’in bu sorusu bir deneysel belgesel olur ve bu belgeselle insanlığı kendine düşman eder.

    Bir deli olarak Asil kimdir?
    Onun tek gerçeği acıdır; kinden, kandan ve kötülükten beslenir lakin özünde tıklım tıklım gözyaşı yüklü bir çocuktur.
    Dili kurak, zihni mahşer gibi kalabalıktır.
    Delidir; anımsamadığı için geçmişi, önemsemediği için geleceği yoktur.
    Tüm savaşlar, ihanetler, yalanlar insana aitken Asil bu girdabın bir damlasıdır. Tüm insanlıktan ne daha iyi ne daha kötü...
    Zihni bir savaş alanı, bir cehennem meydanıdır. Yok eder, yakar, önce kendini sonra etrafındakileri...
    Hiçbir sosyolojik profile uymayan, ruhsal varlıklarla iletişim kurabilen, epileptik krizlerle bir kas yığınına dönüşen , biraz falcı, biraz medyum, herkes kadar sahtekâr bir kural danışmanı, olasılık hesapçısı, öngörücüdür...

    DELİRENLER AFFEDİLMEZ, TERK EDİLİR...
    Modern yaşam insanlığı önce yalnızlaştırdı sonra öldürdü. Teknoloji ve sosyal medya sahte kahramanlar yarattı. Bireyin yalnızlığını ve çıkmazlarını Asil’le bedenleştiren Günday, yeraltı edebiyatının en yetkin yeni Türklerinden bence.

    Modernizm ve modern sonrası postmodernizmin en çok işlediği tema “bunalım”dır.
    Azil; bu bunalım labirentinde soluk soluğa peynire koşan ama hedefe ulaşamayan farenin çaresizliği ve telaşını anlatan bir trajedi.

    ŞİMDİKİ ZAMAN GELECEĞİN PROVASIDIR!

    Einstein atomu parçalamak üzere dünyaya geldi.
    Müslüm arabeske kan bulaştırmak için...
    Atatürk Anadolu’yu yaratmak için...
    Bence Günday da “yazmak” için ...

    Edebiyatta bazen kurgu olağanüstü ve orijinaldir, bazen anlatım büyüleyicidir.
    Günday her ikisini de ustaca bir araya getirebilen dahilerden.
    Romanda iç içe geçmiş onlarca Asil yarattı, yüzlerce girift olayı sloganvari sözlerle okuyucuyu kışkırtarak empoze etti.
    Kaostan kurulan bu düzende kaotik kahraman Asil de hayatı, dünyayı reddederken , herkesten ve her şeyden nefret etti.

    Günday’ın yarattığı...
    Nefret etmem gereken Asil’i bağrıma bastım ben...
    Asil’i azlettim...
  • - İstismar, töre,tarikat, aldatmaca, ihanet, katliam, vahşet, çocuk gelinler ve daha niceleriyle dolu olan bir Hakan Günday kitabını daha bitirdim. Zaten bunalım geçen kış günleri kapımıza geldi, neden ben bu kitabını da okuyup aşırı doz aldım diye soruyorum kendime.

    - Kitabımızın olayları sanki bir hortumun içine atılmışız gibi, bizi çekip içine alıyor. Hangi birinden dem vuracağımızı şaşıracağımız ülkemizin doğusundaki olaylar ile başlıyor serüvenimiz. Töre cinayetleri, tarikatlar ve çocuk gelinlerin göbeğinde açıyoruz gözlerimizi. Henüz 11 yaşında Derda'' bir gün okuldan annesi tarafından, geriye dönmemek üzere alınıyor ve macera başlıyor. Bundan sonra olanlar ne mi? Tam bir pembe dizi kuşağı ama yabancı versiyonu. Ne ararsan var tarzında ve filmi çekilse başrolünde Müjde Ar olur ve muhakkak Erol Taş & Nuri Alço ile sahneleri olurdu. Olaylar gerçekleştikten sonra (iş işten geçince) durun siz kardeşsiniz diye bağırarak biri içeri girerdi. Öyle bir bahtsız bedevi hikayesiydi okuduğum.

    - Hafif Spoiler !!!

    - Derda okuldan alındıktan sonra tahmin edeceğiniz üzere birine satılıyor ve soluğu İngiltere'de alıyor. Hayır olay bundan sonra başlıyor. Burada başından geçecek şeyler ortalığı kasıp kavuruyor. Kitabın devamında çok değişik şeyler var. Sado mazo ilişkiler, dayak, ırkçılık ve yurtdışında olsa dahi yakamızı bırakmayan tarikatçılık ile uyuşturucu batağında sürüklenen çarpık bir hayat zinciri. Hepsinin de halkaları birbirine geçmiş. Öyle bir bağlantı kurmuş yazar, yok artık demeden olmuyor. Herkes birbiriyle bağlantılı ve geçmişi olmasa da geleceğinde mutlaka bir noktada birleşiyorlar. Bu çok can sıkıcı hale geliyor maalesef, kitabı sıradanlaştırıyor.

    - Kitabın 2. karakteri sürpriz bir şekilde yine Derda''. Ama bunun cinsiyeti erkek. 13 yaşında mezar temizliği yaparak hayatını kazanmaya çalışan, annesi hasta, babası hapishane köşelerinde çürümeye terk edilmiş birinin hayatı ne kadar güzel olabilirse onunki de o kadar güzeldi. Nasıl bu kadar daracık yere böyle hikayeler sığdırdı yazar diye merak etmedim çünkü şunu anladım; söz konusu bunalım olunca Hakan Günday çok yetenekli :).

    - Değinmeden edemeyeceğim ve çok hoşuma giden bir nokta kitapta Oğuz Atay'a yer verilmesi. Hatta 2. karakterimizin baya baya sahiplenmesi yazarımızı. Siz bir şeyi sahiplenirseniz neler yapabilirsiniz? Bence Derda(erkek) kadar sahiplenemezsiniz..

    - Kitabın sonu da keşke öyle değil de fırtınalı bir yolculuğa çıkıpta sonunu göremeyecek şekilde adım atarak bitseydi diyorum.

    - Bir hafta arayla iki Hakan Günday kitabı okuyarak bu aylık bunalım dozumu aldım ve daha güzel kitaplara yönelmeye karar verdim.
  • Öte yandan, bunalım gittikçe ağır basmaya başlıyordu. Beynimdeki bu ince batma fazla çekiyordu dikkatimi.
  • Burası bunalım okulu
    Her bir derdin tiryakisi var olmuştur
  • Yeni bir araştırmaya göre cinsel taciz ya da cinsel saldırıya uğrayan kadınlar,yıllarca süren birtakım sağlık sorunları yaşıyor.Araştırma,cinsel saldırıya uğradıklarını belirten kadınların bunalım belirtileri yaşama olasılıklarının cinsel saldırıya uğramamış kadınlardan üç kat,kaygı ve uyku bozuklukları yaşama olasılıklarının da iki kat daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.Bu arada,iş yerinde cinsel tacize uğradıklarını belirten kadınlarda yüksek tansiyona tanık olunması olasılığının cinsel tacize uğramayanların iki katından daha yüksek olduğu ve bu kişilerde uyku bozukluklarına yüzde 89 oranında daha çok tanık olunduğu da görüldü.
  • Yazar aşırı depresif.
    Kurgu yok kitapta ama okurken yazara acıyorsunuz.Düşünce yapısı sizi param parça ediyor. "Yazık" diyorsunuz.
    Kendini hep bir fazla görüyor, ileride ölüsünü bile.
    Kendini dış dünyadan soyutlanmış ve hep yalnız olduğunu dile getiriyor.
    Merak ettim neden bu kadar kendine yabancı ve kendinden dahi tiksiniyor diye.Kendini taş, bitki, mikrop gibi hissediyor.Geçmişine yabancı, şimdiki andan mutlu değil, geleceği için endişeli ve yalnız.
    Acaba kitabın adı BUNALIM mı olsaydı
    Betimleme ve gözlemler bol bol her sayfada karşınızda.
    Kimi yerleri okurken mektup tadında okudum kimi yerleri felsefe.
    Ama genel olarak bana günlük tarzı gibi anlatım geldi.

    Mutlaka okunması gereken bir kitap olduğu için meraktan okudum. Bir de hep okuduğum kitaplarda ismini görüyordum.
  • Kardeşe veli olmak ve onun çevirdiği oyunlardan haberdar olmak yeterince can sıkıcı oluyor.