• Herşeyi geçinde ileri de torunlarınıza falan nasıl anlatacaksınız heyyy gidi günler çocukluğumun şarkısı bunlar hep diye "O senn olsann bariiiiiii ooooo senn olsan bariii" 🎵🎵🍊🖌️
  • Yazdığım yazıları, yaptığım düzeltileri bir yerlere yetiştirmek durumunda olduğum söyleniyor. Koşuyorum ben de. Koşar adım dışarı çıkıyorum. Koşar adım yürüyüp koşar adım geri dönüyorum. Bazen yaşam çarpıyor yüzüme. İlerleyemiyorum. Ters dönen bir bok böceğine dönüyorum böyle anlarda. İşte şimdi buradayım. Bu leş gibi kokan ara sokakta. İnanmıyorum olan biten hiçbir şeye. Ben burada, bu leş gibi kokan ara sokakta durmuş, bir o yana bir bu yana yalpalayan insan kalabalığına bakarken tekrarlıyorum kendi kendime: inanmıyorum olan biten hiçbir şeye. Topluma örneğin. Topluma inanmıyorum ben. Eline geçen her ne olursa olsun gözünde büyüten bir tuhaf mengenedir toplum. Otoriteyi büyütür gözünde sözgelimi. Sağa sola emirler yağdıranları besler koynunda. Gereğinden fazla sorumluluk yükler olur olmaz insanlara. Sen bunu şöyle yapmalısın, ya da o öyle olmaz der. Olumsuzluklar, inançlar, önyargılarla beslenirken her şey daha iyiye gidecek martavalını da okumadan edemez. Görmez yaşananlardaki tekdüzeliği. Bir şeyler bekler hep onu oluşturan şekilsiz kafalardan. İşte şimdi bu ara sokakta çevreme bakıyorum. İnsan kılığında bir avuç iskelet. Başları cam gibi herkesin. İçlerini görüyorum. Düşünceler kıvıldıyor beyinlerinin kıvrımlarında. Ciğerleri titriyor kahkaha attıklarında. Yaşamıyoruz aslında, yalnızca bir süreliğine hayatı örtüyoruz üzerimize. Artık sokağa her çıktığımızda otopsi masasına yatırılmış kadavralardan bir farkımız yok. İç organlarımız istila ediliyor, vücudumuz iğdiş edilip beynimiz et yığını gibi oradan oraya savruluyor; ta ki her birimiz pop kültürünün çok sevdiği o tembel ikonlara, yani zombilere dönüşene dek. Gülümsemeler, bakışmalar, göz süzmeler, ne haber nasılsınlar, iyiyim ya senler, hocamlar, efendimler, saçma sapan şakalaşmalar ve bir araba dolusu küfür; istesek de istemesek de tüm bunlar hayatımızın bir parçası. Oysa giderek etkisini yitiriyor gerçeklik. Güçten düşüyor; anlamsız şekillere dönüşüyor her şey. Biri diğerinden farksız gazetelerin magazin sayfalarından fırlamış gibiyiz hepimiz. En önemli, en zeki, en popüler, en, en, en... Caka satıyoruz sağa sola. Kibrimizden yanaşılmıyor yanımıza. Bir karınca kadar değerimiz yok oysa. Deneyimlere de inanmıyorum. Etraftaki milyonlarca ve milyonlarca insanın her konuda deneyimi var. Fikirlerini belirtiyorlar. El kol sallayarak her konuda fikirlerini belirten bu milyonlarca ve milyonlarca insandan tiksinti duyuyorum. Deneyimler yanıltıyor insanları. Doğru bildikleri şeyler mengenenin yoğurduğu zihinlerini eğip büküyor, doğru bildiklerinden apayrı şeylerle karşılaşmak amansız bir ürküntü duygusuna kapılmalarına neden oluyor. Korkuyorlar yaşamaktan. Doğru bildikleri şeyler içlerini kemirip geriye kokuşmuş bir boşluk bırakıyor. İşte bu yüzden kavga ediyorlar, itişip kakışıyor, birbirlerini öldürüyorlar. Durup düşünseler bütün yaşamları boyunca sadece ve sadece doğru bildikleri şeylerin içlerini kemirerek açtığı o derin boşluğu doldurmaya çalıştıklarını görebilirler. Oysa vakitleri yok durup düşünmeye. Yetişmeleri gereken yerler var hepsinin. Bu milyonlarca ve milyonlarca insan kendi özgür iradeleriyle birtakım yerlere gidiyorlar. Kapılar açıp kapıyorlar, asansörlere binip birkaç kat çıkıp sonra yeniden iniyorlar, alışveriş yapıyor, yemek yiyorlar; tüm bunları yaparken de bir kez olsun durup düşünmüyorlar. Benimse durup düşünmekten başka yaptığım şey yok. Yatmadan önce gözlerimin içine bakıyorum aynada. Yaşam kanlı canlı geri bakıyor bana. Tiksinti duyuyorum kendimden böyle anlarda. Kendimden ve çevremdekilerden. Düşünmek bağırsaklarımı çalıştırıyor. Düşünmek acı veriyor. Düşünmek şakaklarımı zonklatıyor. İlaç almam gerekiyor sonra. Yoksa uyuyamıyorum. Bir insanın bir diğerine yapabileceği en büyük iyilik ondan uzak durmaktır, diyorum kendi kendime. Hoşuma gidiyor. Gülümsüyorum. Oysa biliyorum; milyonlarca ve milyonlarca insanla çevriliyken bu asla mümkün değil.