• 144 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap Yorumu Yazar : @ozgurbacaksiz
    Kitap : #bazıyollaryalnızyürünür Yalnız Yürünür
    @destekyayinlari @felsefeklubu Herkese Merhaba ‍️‍️‍️ Alıp almamak arasında kararsız kaldığım ama dayanamayıp alıp bir çırpıda okudum bitti.
    Hepimiz insaniz hepimizin içinde bir takım duygular var ve hepimizin korkusu "YALNIZLIK". Başımıza kötü bir olay geldiğinde hemen sindirmeden kendimizi bir yerlere atıyoruz. Birilerine anlatınca kendimizi rahatlamış istiyoruz. Aslında kendimize yaptığımız en büyük yanlışımız. Daha acımızı sindirememişken hemen sığınacak liman arıyoruz. Aslında en büyük liman kendimiz ve içimiz olduğunu unutarak. Kitabı çok severek okudum... Kitabın çok.farkli bir dokusu vardı. Şairler, yazarlar , ünlü düşünürlerin sözleriyle birlikte yazarın kendi ifadeleri bir bütün haline gelip muhteşem bir yazın haline gelmiş. Sizinle bir kaç kitaptan aldığım notları paylaşmak istiyorum. Alıntılar
    Ne çirkin insandır, geride bırakmayı zevk edinen !
    Insan bisikletten inecekti birgün Insan bunu hiç anlamıyordu Insan her güzel.seyin biteceğini bilmiyordu. Kaybedilen her şey insanın bir zaman sonra onu daha çok sevmesine, saygı duymasına yol açıyor. Kaybetmek acıdır, sevdiğin şeyi kaybetmek acıdır. Sen bunu okuyan .. Bir tutam deli kal. Çok mu ?
    #kitap #okudumbitti #okudumokuyun #okudumbitti #okupaylaş #book #bookstagram #okuyorum #kitapalıntıları #kitapsözleri #kitapkurdu #repost @get_repost
  • 88 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap yorumu
    Hasan Ali TOPTAŞ
    Gecenin Gecesi
    Hasan öztürk yayınlari Gurbeti külfet ,külfeti azap belleyenler var.Ve herkes eve dönüyor. Eve: Edebiyata "şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu , neden yazdigimi bende bilmiyorum. Demek ,yorgani omuzlarına doğru çekip , bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım."
    Bu sabah gözlerimi açtığımda herzamanki gibi yer yatağının içindeydim. Yorgani tutup omuzlarına çekerken, bu yatak beni öldürecek diye düşündüm bir an .
    sıkmadan sade bir dille yazılmış fakat bazı noktalar gereksiz uzatılmış bu biraz okurken sıkılmama sebep oldu. Kafa dinlemek icin çerez tadında bir kitap.
    sayfaların görsellerle süslenmesi ayrı bir hava katmış esere
    Beni en çok etkileyen ve aynı cümleyi defalarca okudum ve sizinle de paylaşmak istiyorum Hiç kendim için ağlamadım ben.bunu çok isterdim hâlbuki, bazen aynanın karşısına geçip annemi ,babamı düşünür ve yüzüme uzun uzun bakardım ama ne yaparsan yapayim ,bir türlü ağlayamazdım.
    #kitapyorumu #okudumbitti
  • 176 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap Yorumu
    Kitap Adı Nazım HİKMET VE Tosca'sı (Semiha Berksoy)Mektuplaşmalar.
    Yayın evi : @kirmizikediyayinevi
    Öncelikle size Semiha BERKSOY kimdir ? Bunu anlatmak istiyorum. Semiha Berksoy (1910 - 2004)
    İlk Türk kadın opera sanatçısı ve ressam Semiha Berksoy, 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Yüksek dramatik soprana olarak Ankara Devlet ve Opera Balesi’nin başsolistlerinden olan Berksoy, ‘Mezardan Gelen Mektup’ hikayesinin de yazarıydı. Sanatçı, İstanbul Konservatuarı’nda ve Güzel Sanatlar Akademisi Namık İsmail Atölyesi Resim ve Tiyatro Okulu’nda eğitim aldıktan sonra, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sesiyle üne kavuştu, Türk ve Avrupa operetlerinde oynadı.Ulu Önder Atatürk tarafından 19 Haziran 1934 tarihinde takdir edilen Berksoy, ilk Türk operası olan Adnan Saygun’un bestelediği ‘Özsoy’da Ayşim başrolünü oynadı. Aynı yıl devlet bursuyla gittiği Almanya’da Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi Opera Bölümü’nü birincilikle bitiren Berksoy, 1939’da Richard Strauss’un ‘Ariadne Auf Naxos’ operasında Ariadne rolünü oynayarak, Avrupa’da sahneye çıkan ilk Türk opera primadonnası oldu.

    Türkiye’ye 1940 yılında dönen Semiha Berksoy, Ankara Halkevi’nde, Carl Ebert’in rejisini yaptığı ‘Tosca’ ve ‘Madame Butterfly’ operalarında oynadı. ‘Il Travatore’ operasındaki rolüyle 30. sanat yılı jübilesini kutlayan Berksoy, Devlet Tiyatrosu’nda da dram bölümünde çeşitli oyunlarda rol aldı. ‘Deli Dolu’ ve ‘Lüküs Hayat’ operetlerinin ilk icrasını da gerçekleştiren sanatçı, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin 50. yılında, TBMM tarafından ilk kadın opera sanatçısı olarak ‘Atatürk Opera Ödülü’ne layık görüldü.
    🤗🤗Evet şimdi de gelelim yoruma🤗🤗
    Tesadüf bir şekilde Nazımın yazdığı bir şiiri sahnede okumak üzere çalışırken Nazım HİKMET görüp aşık olan bir Semiha karşımızda. Nazım Hikmet tabi boş durur mu? Hemen o romantik adam cıkmış sahneye. Tabi o zaman Nazım evli Piraye ile. Bir süre bu aşk devam etmiş . Ikinci kadın olmaya dayanamayan Semiha terk ediyor 🤦‍️etmesine ama muazzam bir dostluk ortaya çıkıyor. Işte bu dostluğun tüm ayrıntıları bu kitapta gizli 🤗🤗🤗
    okumanızı tavsiye ederim. Çünkü gerçekten içinde çok degisi
  • Bir gün bir tanıdık Sokrates'e rastladı ve dedi ki:
    • Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?
    Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrates. Bana bir şey söylemeden evvel, senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre testi deniyor.
    • Üçlü filtre!
    • Doğru diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşın hakkında konuşmaya başlamadan önce,bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir. Bu ona üçlü filtre dememin sebebi.

    Birinci filtre, gerçek filtresi:

    Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam olarak gerçek olduğundan emin misin?
    • Hayır! dedi adam.Aslında bunu sadece duydum.
    • Tamam dedi Sokrat Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.

    Şimdi ikinci filtreyi deneyelim:iyilik filtresini. Arkadaşın hakkında bana söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?

    • Hayır, tam tersi.
    • Öyleyse onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.

    Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı; işe yararlılık filtresi. Bana arkadaşın hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?
    • Hayır! Gerçekten değil!
    • iyi diye tamamladı Sokrat.

    Eğer bana söyleyeceğin şey doğru olmayıp işe yarar faydalı bir şey değilse, bana niye söyleyesin ki!
    Cevdet Kılıç
    Sayfa 49 - İnsankitap
  • 262 syf.
    "Sanki biz onun gerçekliğinin hayaletleriyiz."

    Joseph Wayne içi içine sığmayan en büyük hayali kendine ait bir toprağı olmasıdır. Babasından izin alarak Batıya doğru gider. Orada bolluk içinde olan bir araziyi işler, daha sonra babası ölür ve ailesinin geri kalanı da yanına gelerek büyük bir arazideki çiftliklerini işletirler.

    Joseph, ölen babasını arazisinin ortasındaki ağaçta bulur, onda hisseder ve bu ağaca karşı yakınlık duymaya başlar. Joseph'in dindar kardeşi Burton bundan çok rahatsız olur. Diğer kardeşi Thomas ise hayvanlarla bütünleşen, onlarla çok iyi anlaşan hatta insanlardan daha çok anlaşan bir karakter.

    Aslında bu üç farklı kardes üzerinden insanın tarih içerisindeki Tanrı anlayışının evrelerini görmekteyiz.

    Joseph'in, babasında gördüğü ve anlamaya çalıştığı derinlik kendi içinde de oluşur. Aşama aşama bu hayatı anlama derinliği gelişir Joseph'te. Ayrıca Gazap Uzumleri'ni anımsatan etkili kuraklık anlatımı da kitabın diğer yönü.


    ************ Spoiler***************


    Kitabın anlattığı öykünün alt metninde işlenen temaya yukarda biraz değindim. Bunu biraz daha açmak istiyorum. Joseph, kardeşleri, babası, eşi, yengesi, Kızılderili yardımcısı Juanito, papaz.. yani kitapta konuştuğu herkes aracılığıyla hayatı anlamlandirma tahayyulu şekilleniyor.

    Nihayetinde, hayatın döngüsel bir şekilde işlediği vurgulanıyor. Bu dongusellikte insan denen akıllı hayvanın, tarihin bir döneminde farkındaliga kavuştuğu (beyninin inanılmaz evrimiyle) ve eski dinginligini yani doğa ile olan bir'ligini, tek vücut olmasını bozduğunu anlıyorum. Aslında bu gerçek bir bozmaktan çok insanın kendisini doğadan aşkın,doğanın dışında görmesi, bu şekilde kendisini algılaması şeklinde açıklarsam daha uygun olacaktır. İşte Joseph'in bu toprağa olan tutkusu aslında kendi insan köklerine olan tutkusunu imgeler ve Joseph adım adım gerçeğin farkına varır.

    Özellikle Joseph ile Peder Angelo arasındaki diyalog çok anlamlıdır:

    Peder Angelo: “Sen hastasın evladım. Bedenin de ruhun da hasta. Ruhunu iyileştirmek için kiliseye gelir misin? İsa’ya iman edip ruhunun kurtarılması için dua eder misin?”

    Joseph: “Ruhum mu? Ruhuma lanet olsun! Size toprak ölüyor diyorum. Toprak için dua edin!”

    Peder Angelo: “Tanrı’nın en önemli işi insandır; insanların cennete gitmesi, cehennemde cezalandırılmasıdır.”


    Dünya, insan duyumsadigi, kendi varlığından farkında olduğu sürece vardır. Duyumsamasa ve düşünmeseydi insan bir rüzgârla beraber sallanan bir bitki gibi varlığın bile farkında olmayacaktı belki de. Veya ilkel haliyle kalsaydı, Peder Angelo gibi kendisine bir hayali teselli dünyası yaratmayacakti merkezine kendisini koyduğu. Sadece hayatta kalmaya çalışacakti, hayatın, varlığın ne olduğunun farkında olmadan, varlıkla bir olarak..

    “Ben toprağım,”
    “Ve ben yağmurum."
    "Az sonra benim üzerimde otlar bitecek.”

    Keyifli okumalar
  • Aynı soruyu —Büyüyünce ne olmak istiyorsun?— birbirimize milyonlarca kez sormuştuk ama görünüşe göre cevap her seferinde değişiyordu.
    “Geçen yıl bu zamanlar ‘canlı olmak’ istiyorum derdim. Ama bilmiyorum,” dedim ve bunu zihnimizde çözmek için bir süre sessiz kaldık. Meslekler falan daha önce hiç aklıma gelmemişti. Sanırım küçükken balerin olmak istiyordum ama kimse asla planladığı şeyi yapmadığı için kendimi o kadar da kaptırmamıştım. Bunu düşünmek şu anımı boşa harcamak gibi geliyordu ama sanırım her zaman olmak istediğim bir şey vardı. “Kontrolün bende olmasını isterim,” dedim.