• Soru 1(Giriş): Bugün çok hızlı gelişen ve hepimizin hayranlıkla baktığı teknolojik gelişimler hayatımızı ne ölçüde iyileştirdi?
    Bence daha da boktan bir hale getirdi. Hepimizin hala pazartesi sendromu diye bir rahatsızlığına ve çalışma adı altında toplumsal köleliğine bir son veremedi. Üstelik hepimizi sessiz bir rekabete sokarak vaktimizle elde ettiğimiz emeğimizi ihtiyacımız olmayan metalar uğruna talan edip yerine her gün tekrar eden ve bizden üstün olduğuna inandırıldığımız bir çok insana boyun eğmeye zorlamıştır.
    Soru 2(Gelişme): Peki kaderimiz olduğunu düşündüğümüz bu çalışma köleliğinin zincirlerini kırıp özgür ve mutlu yaşamak mümkün müdür?
    İnsan kendi hayatının imkanlarını anlayarak ve gerçek ihtiyaçlarının aslında çok bir para ve emek gücü gerektirmediğini çözümleyerek önce kafasında bunun imkansızlığını yenebilir. Harcamalarınıza baktığınız zaman hayatta kalmanızı sağlayanlarla toplumun tüketim çılgınlığına uyum sağlama çabanızı hemen fark edebilirsiniz. Yeteneklerimiz ve imkanlarımızın elverdiği ölçüde kendi emeğimizle elde edemediğimiz ürünleri küçük bir çalışma karşılığında edinip kendimize özgürlüğümüzü armağan edebiliriz. Kazandığımız ve günümüzde yozlaşmış makine tiranlığının, okulun, anne-babamızın, arkadaşlarımızın ve toplumun bize veremediği bu özgürlüğü canavarın karnına elimizi sokup kendimiz çıkarmalıyız ve bunu bizim için gerçekleştirmek bir yana herkesin yolumuza taş koymaya çalışacağını unutmamalıyız.
    Soru 3(Sonuç): Elde ettiğimiz bu özgürlük neye yarayacak?
    Antik Yunan ve Romalıların kölelerinin onlara sağladığı bu boş vakitle edebiyat, felsefe, heykel, hukuk, devlet yönetimi gibi alanlarda kendilerini geliştirip yaptıkları bu ölümsüz ve soylu işler gibi bizde kendi yetenek ve mizacımıza uygun olan işleri yapmalıyız. Yaptığımız işler sıkıcı bir tekrar olmaktan çıkıp sürekli gelişim sağlayıp yeni şeyler öğrenerek kendimizi ifade etmemizi sağlayan birer yapıtlara dönüşecek. Bu yüzden boş vakti boş geçirmek ve sürekli yatmak değil kendimizi gerçekleştirmeye bir fırsat çalışmayı ise erdem ve kader değil insanların sebep olduğu bir sorundan ibaret görmeliyiz. Son olarak sözü Henry David Thoreau'ya bırakıyorum: Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu düşünmemek için gittim...
  • Acıdan kaçmayın, odaklanın.
    Acı odaklandığınızda küçülürken, ondan saklanmaya, görmezden gelmeye çalıştığınızda her tarafa yayılır, büyür. Sadece size değil etrafınızdaki herkese bulaşır.
    Hayatınızı kaplar.
    Odaklanın ve anlayın, acı anlaşıldığında huzura dönüşür...
    Kolay olmayacak ama vazgeçmediğinizde başaracaksınız...

    ——
    İçerisinden alıntılar yazdıkça okuduğum, okudukça yazdığım, yazdıkça tekrar okuduğum nadide bir kitap oldu benim için.
    İnsan bazen durup,kendi içinde ne âlemde olduğuna bakmalı.Birde dışındaki âlemde neler olduğuna dikkat etmeli.Hayatımızı yaşarken, çevremizde bizi değerli kılan şeyleri, bize değer veren insanları hatta evcil hayvanımızı, bu hayatın karmaşası içinde unutmamalıyız.
    Güzel günlerin gelişi, bir yandan elimizde iken, bir yandan değildir.Bunu her daim aklımızın en güzel köşesine, yazmalıyız.
    İçimizde her ne varsa; öfke, sevinç, heyecan, hüzün, nefret..vb. Bu duyguları, yerinde,zamanında ve duyguyu yaşadığımız anda belli etmeliyiz.Çünkü biriken ufak şeyler, bir gün yığın olup, üzerimize yıkılabilir.
    Ve son olarak; insanları sevmeliyiz, yardım etmeliyiz, yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz.FAKAT; insanların kendi yapmaları gereken kısmı yüklenerek, onun iyi olmasını düşünürken kendimizden vazgeçerek, kendimizi tamamen unutarak, sadece kendimize değil, o insana ve çevremize de zarar veririz.Bir gün kendimize yardım edecek, halimiz kalmaz.Ya da o insan bilerek ya da bilmeyerek, incittiğinde, koymadığımız mesafenin pişmanlığını yaşarız.Yani sözün özü;
    -Her şeyi, dozunda yaşayın...Sevginizi bile.
    Kitabı, alelade değilde, dikkatle okuduğunuzda,sizlere çok şeyler katacağına inanıyorum.
    |Aişe Bozdemir
    •••
    #birkitapladahavedalaştım
  • Arada korktuğumu söylüyorum ya, anlık korkularımın seni görmezliğindeki halinin hakkını vermek için, yoksa seni gören gözümde korku mu kalır benim?

    Kanın akıyordur bir yerlerde şimdi / geçilmemiş kapıların aşılmamış eşiklerin ölümlü ığıltısında / geleceğimi umarak / gelmeyeceğimi duyarak içinden


    Bir denizkentinin sisli kırlarından girilen kapıların boşluğa açılmasına karşılık bu kuru karakentinin bütün sokaklarının evlere kapandığını bilerek / akşam ışıklarının çölünde uykusuz / bekliyorsun beni


    Gelmeyeceğimden değil / kat kat kararmış basamaklardan ayak sesimin çıktıkça hafiflemesi içinde sana ulaşmanın sevinci içinde kapıyı çalmanın boğucu mutluluğu içinde


    Bilmeyeceksin ama bunu okumadan / seni yormaktan korkumu / gidip dönüşlerin üzerine söylediklerimizin arasına girmekten / gelmişken kapının önünden dönmekten / gerçekleşen korkumu / benden başkasını yanına yaklaştırmayacağını bilsem de / sana yazdıklarım şiirdi öyküydü / seni / seninle içimi anlatmak kaygısına düşülmüş söz tesbihlerimin böceklercesine taş altlarına kıvrılıp yattığı bugünlerde / çamur asfaltından düdük bulutlarından mavi bir kıştan örülü bu kentin / duvarının dibinde yetişen eriğine bile imrenmezken kökünü çiğnediğin yemişine uzandığın için


    Kanın akıyordur bir yerlerde şimdi kanıma karışarak / yılların eğilimiyle sana geldiğimden beri birlik akan sularımızın / selintisi çoğalıyor şimdi / bu kentte / bu tortunun altında biz varız gene / unutmamalıyız / sen de ben de / kök bağlılıklarımızın ötesinde benim için bir şeyler olmadığını / yapraklarımın yeşermeyeceğini eriklerimin kavrulacağını bilmeliyiz / sensiz geçen bir ilkyaz gecesi otların sümbül kokuluğu içinde yatan ben'lerimin / karıncalanan kanlarımın bir daha doğmayacağını bilmeliyiz / herhangi bir nisanın soğuk yağmurunda kabarıp yumuşayan dağılayazan evlerden dışarı uğramak duygusu içinde bile hiçbir şeylerin / bizleri gerçekten ayırmayacağını ayıramayacağını / yazgımızı yazan elin altından kurtulamayacağımızı bile bile


    Akıtmayalım kanlarımızı / tüketemeyiz çünkü bitiremeyiz / elimizden gelmez / bozamayız dışı soğuk içi sıcak bozyeşil duvarların hükmünü / geceler içinde bile / sınanmamız yetmez / tükenemez / durmadan havaya boğulan balıkların umut kırıklığında beliren başlatılmamış sınanma bize göre değil / sınanmanın nerede başladığını biliyoruz / doğumumuzla / nerede bitmeyeceğini biliyoruz / ölümümüzle bile


    Yalanlarından korkuyorum / beni yürütmek için beni yıkmamak için uyduracağın yaratacağın uçsuz bucaksız yalanlardan / ama korkmamalıyız


    Kanın akmasın kanım akmasın / biz birbirimiz için yaratıldık / biliyoruz.
  • Kısacık bir mola için tatlı bir öykü . Her ne kadar çocuk karakter üzerinden ilerleme gösterse de biz yetişkinlere de örnek olacak bir davranışı öğretiyor.

    Endişeler bizi her an her yerde bulabilir. Kurtulamayacağımızi düşünsek bile bunu yapabilecek kapasitede olduğumuzu hiç bir zaman unutmamalıyız .
  • Hayat belki de bir telefon şarjından daha kısa sürüyor. Hayatın karmaşasından günlerin, ayların ve en korkuncu yılların geçtiğini anlamıyoruz. Sınavdayken zaman hızla geçerken evde sıkılırken zamanın hiç geçmemesi de bu hıza dahil. Genel olarak zaman bereketsizleşti. Koskoca (?) yirmi dört saate sığdıramadığınız işlerimiz oluyor . Sınavlara çalışacak vaktimiz
    kalmıyor mesela. Zamanın bereketsizleşmesi
    kıyamet âlâmeti midir bilinmez ama bu gerçeği göz ardı etmemek de çok önemli. Zaman parayla satın alınmayacak kadar değerli bir olgu.
    Zamanı, sonradan düşünüldüğünde değersiz denebilecek insanlara adadığımızda üzüldüğümüz de olası. Hepimizin hayatında öyle değersizler olmuştur. Komiktir ki bunu da
    zamanla anlarız. İlla o zaman geçecek. Zamanın ilaç olarak değerlendirilmesi boşuna değil.
    Zaman sadece fiziksel bir ilaç değil. Aynı
    zamanda ruhumuza iyi gelecek doğal, ilahi bir ilaç.

    Dünya sınavının süresi zaman... Okul
    sınavlarında nasıl değerlendiriyorsak süreyi, dünyada da bu sürevi idareli ve verimli kullanmak önemli. Boş işlere, boş heveslere ve en önemlisi boş insanlara harcanmamalı. Duygu israfına girip de kendini üzmemeli insan. Zaten sınırlı bir süremiz var, ne zaman biteceğini bilmememiz ayrı bir trajedi. Bu zamanı güzel kullanmalıyız. Hoş anılar oluşturacak uygun insanlarla güzel vakit geçirmeliyiz. Sevdiklerimizle vakit geçirmek en kıymetlisi. Zamanla sevdiklerimizin de yavaş yavaş yok olduğunu unutmamalıyız...