• "Bir evlilik yaparken kendimize şu soruyu sormalıyız: Sonu yaşlılık olan o uzun yol boyunca bu kadınla sohbet etmekten keyif alacağına inanıyor musun?"
  • Hayırlı günler arkadaşlar…

    İbretlik ve derslerle dolu ve ısrarla tavsiye edebileceğim, akıcı çok güzel ve sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap diyebilirim. Ben çok yorum yapmayı düşünmüyorum size kitabı özetleyecek birkaç alıntı yapmak istiyorum. Buyurun;

    1.) Öncelikle insanlar ne der korkusundan kurtulup Allah ne der korkusuna yönelmemiz gerektiği gerçeğini en canlı yansıtan bir eser buyurun.

    — Kızım gitti elden Ahmet, gitti. Bir kara el görünmeden aldı yavrumu. Ben de anne ceylan gibi uzaktan bakıyorum avcılara. Gece gündüz uyumaz oldum. Ne yapacağımı şaşırdım. Benim sunduğum hayat tarzının cazibesi o dünyada, onların sunduğu hayat tarzının cazibesi de bu dünyada. Peşinen gördükleri hayat gençleri cezbediyor. Bu dinsiz akım bizi yıkıyor Ahmet, yıkıyor. Aileler içten içe bitiyor ama toplum bunun farkında değil.
    — Kızınla yüzgöz olmadın mı hocam? Hala daha çenesini dağıtmadın mı?
    Caminin önündeki sandalyeye oturarak bir müddet boşluğa baktı.
    — Ne yararı olur ki kızımı içten fethedemedikten sonra? yanlış yaptım Ahmet kardeşim, yanlış. Ben kızıma çiçek sundum, ama kapkara bir paketle sundum. Onlar ise zehiri, çok güzel bir paketle sundular. O güzel, şirin ve kaliteyi temsil eden görünümün altından zehir çıkabileceğine ihtimal vermedi evlatlarımız.
    Ahmet, imamın bu açıklamasına çok sinirlenmişti.
    — İnan bana hocam sana kızıyorum. Bu kadar da kendini suçlama. Ben senin ne kadar güzel bir baba olduğunu gözlerimle gördüm. Dinsizlik senin kızının ruhundan geliyor, hocam. Vazgeç artık kendine zulmetmekten.
    — İşler senin bildiğin gibi değil Ahmet.
    — Peki hocam neydi senin suçun günahın, neydi söyle bakalım?
    — Suçlarımızın hepsini bilemiyorum. Bildiğim kadarıyla Allah'ın izin verdiklerine ben izin vermedim. Allah ve Rasu-lunun önüne geçmek bu olsa gerek. Hiç unutmam, Fatma daha dokuz-on yaşındaydı. Lunaparktan geçiyorduk. Yalvardı "baba ben de bineyim" dedi. İzin vermedim. Ağladı, ağladı, dakikalarca ağladı. Yavrumun gözleri, burnu bile şişti ağlamaktan, ama izin vermedim. Neden vermedim Ahmet kardeşim, neden?
    — Peki sence neden vermedin?
    — Kışın kartopu yapmıştım da, elimde birileri görmesin diye onu cebime koymuştum. Onu cebime koyduran unsur neydiyse, kızımı orada sallandırmaya bıraktırmayan unsurlada aynı şeydi.

    2.) Peki insanlar ne der korkusu, islamdan uzaklaşmak için bir mazaret sayılabilir miydi? Toplumun hatası islama neden fatura edilmeliydi? Yoksa bir bahanemiydi

    — O kursta Allah ve Rasulu yoktu sanki. O kursta Allah'tan başka herkesten korkuyorduk. Kime ne zaman zuhurat görünecek, hangi konuda ne zaman yeni hüküm çıkacak, korkuyla onu bekliyorduk. Şimdi de kursa verdim diye övünüyorsunuz. Hazır okuma aşkımı da öldürdüler... Beni de...
    Yakup İmam, mahcup mahcup sordu:
    — Peki, ilk kurs öyleydi. Sonraki kursta ne vardı da çıktın? O kurs güzel değil miydi?
    Fatma duraklamıştı.
    — Hangi kursmuş o hatırlayamadım.
    — Hani Zehra'yla beraber gitmiştiniz ya. Orası çok güzel değil miydi?
    — Oradan ben çıkmadım. Onlar beni kovdu...
    — Neden kovdular? İyi talebeyi niye kovsunlar ki?
    — Çok soru soruyormuşum. Mutlaka birisi beni casus olarak göndermişmiş...
    — Sonra da sana güzel kurslar bulmuştum kızım ama sen gitmedini
    — Tabi gitmedim. Bende ben kalmamıştı ki artık. Bir düşünürün dediği gibi, "madem ki düşünüyorum, o halde varım." Madem ki varım, o halde düşünmeliydim. Düşünen beyin sorar. Soru sorandan korkmamalıydılar. Ben o kursu çok sevmiştim. Kendimden gitmeme sebep oldular.
    — Şimdi kendine geldin mi kızım?
    Fatma bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. Gül Hanım kızının durumuna dayanamamıştı.
    — Dinden çıkmak isteyen Fravun, "Hakk'tan gelen kitabın sayfalarını beğenmedim" diye bahane edermiş. Şansına kötü kurs rastladıysa, dine mi küsmen gerekir? Senin canın bir güzel dayak istiyor kızım. Seni başka bir şey paklamaz. Biz de okuduk, hem de ne zahmetlerle. Jandarmalar gelecek korkusu yetmiyormuş gibi, bir de muhtardan ve korucudan korkardık, ihbar eder diye. Buz gibi evlerde okurduk ama babamız vardı başımızda. Ondan cesaret alamazdık ki. Senin başında adı baba var ama babadan eser yok. Tabi böyle yaparsın.
    — Anne!
    — Annesi mannesi yok. Beni sinirlendirme, ben baban Değilim ha!.. Alırsam seni elime Allah'tan başkası kurtaramaz.
    Fatma iyice inatlaşıyordu:
    — Yok ya. Senin karşında eski Fatma yok.
    Yakup İmam titrek sesle sordu:
    — Eski Fatma nereye gitti kızım?
    Fatma cevap vermiyor, bir noktaya bakıyordu. Gül Hanım kızını dövmek için fırladığında, Yakup İmam onu güçlükle durdurmuştu.
    — Sakın ha! Kızıma vurma! Bırak içindekileri döksün. Bize derdini anlatmayacak da kime anlatacak?
    — Bu kız derdini anlatmıyor bey! Aklını başına al! Bu kız bize isyan bayrağını çekiyor. Kurslar kötüymüş de o yüzden çıkmış. Peki kibar annenin kursundan neden ayrıldı? O kursta her şey mükemmel değil miydi? Dersler hiç aksamaz, talebe istediğini sorar, fikri tartışmalar yapılır. Haftada bir dergi, kitap okumaya izin verilir, hurafesiz İslâm öğretilirdi. Hocalar da çok bilinçliydi. Ben bile okumak isterdim orada ama bu kız ordan da ayrıldı.
    Fatma hemen müdahale etmişti:
    — Doğru o kursu seviyordum ama dersleri güzel veremeyince ayrıldım.
    — Ayrılmasaydın. İlk zamanlar tabi ki güzel ders verilemezdi. Sabretseydin. Ama sen sabredemezdin. Kurstan gelirdin, duvarlara manken resimleri yapıştırırdın. Gözün hep onlardaydı.

    3.) Mankenlerin namus anlayışı ve edebiyatı:

    Fatma, ertesi sabah Hilton Otelinin defile salonuna doğru inmeye başladı. Birkaç merdiven indikten sonra onlarca genç kızın acaip giysiler içinde podyumda gezindiklerini gördü. Kendisi de girmişti aralarına.
    Güngör Bey, hemen Fatma'nın eline bir kıyafet vermiş, izah ediyordu:
    — Bu elbiseyi al, iç çamaşırı giymeden bu elbiseyi giy. Defile çok seksi görünmeli. Fatma ilk defa böyle bir teklifle karşılaşmış, çok da utanmıştı...
    Hırsından titriyordu:
    — Hayır! Ben bu kıyafeti söylediğiniz şartlarda ölsem de giymem. Müşteri bizi mi beğenecek, elbiseleri mi?
    Bu defa Güngör Bey adamakıllı sinirlenmişti. Gözleri dönmüştü sinirden:
    — Bize nutuk atmayı bırak da defol git burdan. Seni bir daha gözüm görmesin. Bu defa Fatma bağırarak cevap veriyordu.
    — Siz istemeseniz de gideceğim zaten. Sizin satışınız fazla olsun diye kendimi pazarlayacak değilim.
    Güngör Bey biraz sakinleşmiş gibi alaylı alaylı cevap veriyordu.
    — Sen mini etek giyerek ne yaptığını sanıyorsun, kuş beyinli kız. Çağdaş ol, çağdaş…
    ----------------
    — Bak Turan, senin için bu kızı uygun gördüm. Necmi'ye de Banu iyi gider. Bu gece eğleniriz.
    Fatma'nın birdenbire beyni sarsılmıştı sanki. Kızlar da hep beraber Fatma'ya dönmüşler, onun çok bozulduğunu anlamışlardı. Fatma hışımla ayağa kalkıp bağırmaya başladı:
    — Bu ne demek oluyor böyle? Bizler şey miyiz be? İyice azıttınız artık. Defolun hemen bu evden, defolun!... Terbiyesiz, şerefsizler! Her kadını kendinize eğlence aracı mı sanıyorsunuz? Herkesin kendine göre namusu, şerefi vardır. Siz hâlâ bunu bilmiyor musunuz?
    Fikri bozuntuya vermeden gülüyor, etrafına bakarak sorular soruyordu:
    — Ne diyor bu be? Siz anladınız mı? Akşama kadar herkese bacak gösterir, yüzlerce erkeği tahrik eder. Şimdi de namustan bahseder. Kim yutar ulan senin namusunu? Mankenlerden namuslu mu çıkarmış?
    Bu soruya Nejla da çok bozulmuştu:
    — Bu ne anlama geliyor Fikri? Biz namussuz muyuz?
    Fikri bu soruya daha çok şaşırmıştı:
    — Sen de mi, sen de mi Necla! Kız sen de mi namuslusun?
    — Tabi namusluyum. Hiç değilse para için bir erkekle olmadım.
    — Yani sen parasızlardansın! Alıştınız kızım, yılda on erkek değiştiriyorsunuz, hâlâ hayat kadını olmadığınızı söylüyorsunuz. Tabi yılda on erkek olursa, namuslusunuz ama hayat kadını namussuz... Namusun ne demek olduğunu mu bil-miyorsunuz,yoksa namusun ne olduğunu unuttunuz mu?

    4.) İyi niyet başka bir şey, Düşünememek, Ahmaklık çok başka bir şey ve son:

    — Necla'yı anladık. Sen hani tevbe etmiştin?
    — Ben vücudumu satmadım ki:
    Fatma günlerin verdiği stresin de etkisiyle bağırarak tepkisini dile getirdi:
    — Bıktım bu sözden, bıktım! Hayat kadını illa kendisini satanlar mı olur? Parasız olarak aynı işi yapan ve hala tevbe etmeyen hayat kadını değil midir? Ama bende suç.
    Allah'a inancı bile olmayan insanın tevbesine inanıp onunla arkadaş oldum…
    ----------------------
    Sevgi gittikten sonra Fatma ile Özlem başbaşa kalmışlardı? Özlem'e Nedim Beyin konuşmasından söz açmak istiyor, ona soruyordu:
    — Seninle özel konuşacağım, dedi. Sence bu ne anlama geliyor? .
    — Yemeğe davettir. Zaten patronların çoğu yanında çalışan kızları, özellikle mankenleri ellerinin altında modern hayat kadını gibi görüyorlar. Canım biz çağa uyum sağladık diye onların sermayesi olmadık ya. Bu konu onuruma dokunuyor. İmkanım olsa, patronların eğlencesi (!) olan tüm mankenlere, oyuna gelen tüm sekreterlere, bütün kadınlara, "sermaye olmayın" derdim. Onların eğlence aracı olmayın. Zengin erkekler, istedikleri her kadını elde edebileceklerine ait güvenlerinden vazgeçmeliler. Ama, "bu onurlu davranışı, onurlu kadınlar yaparlar" derdim.
    Fatma, Özlem'e akıl sır erdiremiyordu. Mayo ile gazetelere çıktığı halde, bu giyimin bile erkeklerin zevklerine ve ceplerine yaradığını acaba hesaba katmıyor muydu? Onun görüşlerini öğrenmek istiyordu. Kafasındaki soruyu sorarsa, verdiği cevaptan anlardı Öz-lem'i:
    — Özlem, sana birşey sormak istiyorum. Sence bikiniyi, iç mayoyu kadınlar giydiği halde neden defilelere erkekler geliyorlar? Neden erkeklerin arzularına göre hazırlanıyor her şey? Kadınlar plajlarda bile erkeklerin zevklerine göre mayo giymeye itiliyorlar. Sence bunun sebebi nedir?
    — Hiç düşünmedim ama doğru söylüyorsun. Moda mafyası, erkeklerin zevklerini kullanarak ve kadınların aptallığından yararlanarak köşeyi dönüyorlar ama ne yapalım. Bu alem böyle gelmiş, böyle gider.
    -----------------
    Birkaç gün sonra yine gazetede resmi çıkmıştı Özlem'in. Resminin çıkacağını biliyordu, ama neler yazılacağını bilmiyordu. Gazeteyi alıp Fatma'nın yanına gitmiş isyan halinde derdini döküyordu:
    — Şunu okur musunuz lütfen.
    Fatma dikkatlice okumuştu yazıyı:
    — Okudum ne var?
    — Ne var olur mu? Erkeklerin yüreklerini hoplatmışım. Bunlar nasıl söz böyle?
    Fatma şaşırıyordu:
    — Zaten arabanın üzerine mayolu manken oturtmalarının sebebi de erkeklerin yüreklerini hoplatmak değil mi? Yoksa neden kadın çıkarsınlar ki arabaya? Üstelik mayo ile. Araba ile ne alakası var mayonun?
    — Anlayamadım, bizim mayo giymemizin sebebi, erkeklere şirin görünmek midir?
    — Aaa! Özlem sen bunu bilmiyor musun?
    — İnan ki ben hiç bu şekilde düşünmemiştim. Doğrusunu istersen ben çok fazla üzüldüm. Boy boy resimlerim çıktı ama ben konuya cinsel yönden hiç bakmadım. Ben ne böyle bir şöhret, ne de böyle bir para isterim. Ben bu işi sanat diye düşünüyordum.
    — Ya da öyle düşündürüldün. Sen değil, feminist mankenlerin bile çoğu erkeklerin arzularına hizmet ettiklerinin farkında değiller…

    :))) İyi okumalar...