• Ama burada yeni bir öykü başlıyor: bir insanın yavaş yavaş yenilenmesinin, yeni bir hayat bulmasının , bir dünyadan başka bir dünyaya geçmesinin, hiç bilmediği yepyeni bir gerçekle tanışmasının öyküsü.. Ve bu öykü yeni bir kitabın konusu olabilir. Bizim şimdiki öykümüzse burada bitiyor.
  • Burada yuva kalmadı artık,
    her şey yitip yok oldu.
  • Inglis modern eğitimin gerçek amacını tanımlarken altı farklı işlevden söz eder. Bu işlevlerden her biri, yazının başında sıraladığımız ve geleneksel olarak eğitimin amacı kabul edilen ideallerin herhangi birine inananların tüylerini diken diken etmeye yetecektir:

    1. Hizaya sokma işlevi: Okullar, iktidara nasıl tepki verileceğine dair sabit alışkanlıklar üretir. Elbette bu, eleştirel düşünceyi doğmadan boğan bir işlevdir. Okullarda faydalı ve ilginç konular hakkında eğitim verilmesi gerektiği görüşü de bu işlevle birlikte ortadan kalkar çünkü çocukların aptalca ve sıkıcı şeyler öğrenmelerini ve yapmalarını sağlayıp sağlayamadığınızdan emin olamadıkça "düşünümsel" itaati test edemezsiniz.
    2. Bütünleştirme işlevi: Buna "uyumlandırıcı" işlev adı da verilebilir çünkü burada asıl amaç çocukları mümkün mertebe birbirlerine benzer kılmaktır. Kurallara uyan insanların davranışını önceden tahmin etmek kolaydır. Elbette bu, geniş bir iş gücünü dizginlemeyi ve manipüle etmeyi hedefleyenler için çok faydalı bir işlevdir.
    3. Tanımlama veya yönlendirme işlevi: Okulun temel amacı, her bir öğrenci için uygun bir toplumsal rol tanımlamaktır. Bu da bulguların matematiksel bir hesapla ve anekdotlar halinde biriktirilmesiyle sağlanır. "Not ortalaması"; evet, hepimizin bir not ortalaması var.
    4. Farklılaştırma işlevi: Toplumsal rolleri "teşhis edilen" çocuklar, daha sonra rollerine göre ayrılır ve toplum içinde sahip olacakları işlevin gerekli kıldığı ölçüde eğitilirler. Bu eğitim, gerekli olanın bir adım ötesine geçmez. Bu, her çocuğun elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlamak için yeterli bir eğitim değildir.
    5. Seçme işlevi: Bu işlev, insanların seçim yapabilme meziyetinden çok, Darwin'in "avantajlı ırklar" şeklinde adlandırdığı duruma uyarlayabileceğimiz doğal seçilim kuramına işaret etmektedir. Kısaca ifade edecek olursak buradaki temel işlev, türün, devamını sağlamak üzere kasıtlı olarak geliştirilmesidir. Okulların bir işlevi de toplumun devamı için uygunsuz olanların -yani notları düşük olanların, tedaviye ihtiyaç duyanların ve benzeri durumdakilerin- açıkça etiketlenmesi, böylece bu kişilerin arkadaşları tarafından aşağı görülerek türün devamına katılmalarının etkin bir şekilde engellenmesidir. Çocukların daha birinci sınıftan itibaren birbirleriyle alay etmelerinin asıl işlevi budur: çarklardaki kumun temizlenmesi.
    6. Hazırlama işlevi: Bu kurallar çerçevesinde oluşturulan toplumsal sistem, çocukların başını bekleyecek elit bir grubun varlığını gerekli kılacaktır. Dolayısıyla az sayıda çocuk sessiz sedasız bu süregiden projeyi yönlendirecek kişiler olarak eğitilirler. Bunlar, bile isteye sersemletilmiş bir toplumun nasıl izleneceğini ve kontrol altında tutulacağını öğrenerek hükümetlerin karşılarında herhangi bir itiraz bulmadan yola devam etmelerini ve şirketlerin itaatkar iş gücü ordusundan asla mahrum kalmamalarını sağlarlar.
  • Ruhunuz çoğu zaman bir savaş alanıdır, burada aklınız ve yargılama gücünüz, tutkunuz ve iştahınıza karşı savaşır.
    Halil Cibran
    Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek… Bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”


    Sait Faik Abasıyanık 
  • - Alman idolüne tapmaktansa, bütün ömrümce bir Kırgız çadırında göçebe yaşamı sürmeyi yeğlerim!
    diye bağırdım.
    - Ne idolüymüş o?
    diye bağırdı general, artık cidden öfkelenmeye başlıyordu.
    - Almanların birikim yapma yöntemi. Uzun zamandır burada değilim belki, fakat Tatar damarımı kabartacak kadar gözlem yapmaya ve bunları doğrulamaya fırsat buldum.
    Yemin ederim böyle erdem istemem! Dün etrafta on vers kadar dolaştım. Her şey Almanların o resimli, küçük, didaktik risalelerindeki gibiydi: burada her evin korkunç derecede erdemli ve olağanüstü namuslu bir vater'i var. O kadar namuslu ki, yanına yaklaşmaya korkarsınız. İnsanın yanına yaklaşmaya korktuğu namuslu adamlara hiç katlanamam.
    Her vater'in bir ailesi var, akşamları hep birlikte şu ibret verici kitaplardan okuyorlar. Küçük evlerinin üzerinde karaağaclar, kestaneler hışırdıyor. Güneşin batışı, çatıda bir leylek, her şey son derece şiirsel ve dokunaklı...
    Kızmayın general, izin verin ben de biraz dokunaklı konuşayım. Huzur içinde yatsın babamın akşamları küçük bahçemizin ıhlamur ağaçları altında annemle bana böyle kitaplar okuduğunu hatırlıyorum... Yani bu konuda konuşmaya hakkım var. Neyse buradaki her aile vater'in itaatkar kölesi. Ailenin bütün fertleri öküzler gibi çalışıyor, yahudiler gibi de para biriktiriyor. Diyelim ki baba ileride bir iş kursun veya bir miktar toprak alabilsin diye büyük oğluna belli bir miktar gulden ayırdı, sırf bu yüzden kızına drahoma vermez ve kızcağız evde kalır. Küçük oğlanı da köle veya asker olarak satarlar ve parayı da ana sermayeye katarlar. Gerçekten burada böyle yapılıyor, araştırdım bile. Bütün bunların nedeni de namus, aşırı bir namus; öyle ki satılan küçük oğlan sırf namus uğruna satıldığına yürekten inanıyor... İşte ideal dedikleri budur, kurbanın ölüme götürülürken bile sevinmesi. Ya sonra ne oluyor? Sonrası büyük oğlan için de pek
    kolay sayılmaz: onun da bir yerlerde gönlünü kaptırdığı bir amalhen'i vardır, fakat onunla evlenemez çünkü henüz yeterince para biriktirememiştir. Onlar da olanca terbiye ve samimiyetleriyle gülümseyerek kurban edilmeyi bekler. Amalhen'in avurtları çöker, kupkuru bir kız olur. Nihayet yirmi yıl sonra servetleri artar; guldenler namuslu ve erdemli biçimde birikmiştir... Vater kırkına varmış büyük oğlunu ve otuz beşine gelmiş, kupkuru göğüslü, kırmızı burunlu amalhen'i kutsar... Bu esnada ağlar, ahlak üzerine bir vaaz verir ve sonra ölür. Bundan sonra büyük oğlan erdemli vater olur ve hikaye baştan başlar. Elli ya da yetmiş yıl sonra gerçekten hatırı sayılır bir sermaye biriktirmiş olan ilk vater'in torunu onu oğluna, o da kendi oğluna, öbürü de yine kendi oğluna bırakır ve böylelikle beş altı kuşak sonra artık bir baron rothschild veya hoppe ve ortakları -artık adı ne olursa- çıkar ortaya. Ne muhteşem bir gösteri değil mi efendim; kuşaktan kuşağa geçen birkaç asırlık bir emek, sabır, ve namus, karakter, metanet, hesapçılık ve bir de çatıda leylek! Daha ne istersiniz ki, bundan daha yüce bir şey olamaz; sonra kendi bakış açılarından bütün dünyayı yargılamaya ve suçluları, yani onlardan biraz olsun farklıları cezalandırmaya başlarlar. İşte böyle efendim. Ben Rus usulünce serserilik etmeyi veya ruletten servet kazanmayı tercih ederim. Beş kuşak sonra hoppe ve ortakları olmak istemiyorum. Kendim için paraya ihtiyacım var ve kendimi herhangi birinin sermayesinin vazgeçilmez parçası gibi hissetmiyorum. Bir sürü şey uydurduğumun farkındayım, ama varsın öyle olsun. Benim inançlarım böyle işte...
  • “Burada aynı yerde kalman için bile koşman gerekir.”