• "Ah, buldum!" diye haykırdı son cümleyi duymayan Alice. "Hardal bir sebzedir. Sebze gibi görünmese de öyledir."
    "Seninle aynı fikirdeyim," dedi Düşes, "ve buradan çıkaracağımız ders: 'Göründüğün gibi ol' - ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse: 'Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin.'"
    Lewis Carroll
    Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • "ve buradan çıkaracağımız ders: Ah, 'dünyayı döndüren şey sevgidir, sevgi!'"
    "Bir başkası da bana bunun herkesin kendi işine bakması olduğunu söylemişti!" diye fısıldadı Alice.
    "Ah, neyse! İkisi de hemen hemen aynı anlama geliyor," dedi Düşes.
    Lewis Carroll
    Sayfa 72 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • ‘’Seninle aynı fikirdeyim,’’ dedi Düşes., ‘’ve buradan çıkaracağımız ders:‘ Göründüğün gibi ol’ – ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse : ''Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin.’’
    ‘’Bunu bir kenara yazarsam daha iyi anlarım galiba,’’dedi Alice kibarca, ‘’siz söylerken pek bir şey anlamadım.’’
    Lewis Carroll
    Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Göründüğün gibi ol' - ya da daha basit bir şekilde söylemek gerekirse: 'Kendini başkalarına göründüğünden ya da görünebileceğinden farklı biri olarak görme ki, başkaları da seni başkalarının gözünde başka biri olmaya çalışan başka biri olarak görmesin.'
    Lewis Carroll
    Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Liseye giderken Battlefield Vietnam diye bir oyun vardı. O yıllarda azılı bir komünist olduğumdan bu oyunu pek sever, okul, dershane çıkışında arkadaşlarımı toplayıp internet kafeye giderdim. Tabii ki bu oyunda daima Vietnamlı olur, Amerikan emperyalistlerine ve onun işbirlikçi payanda kuvvetlerine haddini bildirirdim.

    Rakip kuvvetler en modern silahlarla donanmıştı. Düşmanın M serisi tankları, jet uçakları, hava saldırı helikopterleri vardı, bizimse ulusal kurtuluşa olan imanımız... Kısacası moral kuvveti bizden yanaydı. Amerikan emperyalistleri, kendi vatanlarından uzakta ve amacını bilmedikleri bir savaşın içerisindelerdi. Biz ise ne yaptığımızı çok iyi biliyorduk. Amerikan emperyalistleri, işbirlikçi payanda kuvvetleri ile bir sınırlı savaş sürdürüyordu, savaş tecrübeleri kısıtlı idi. Lakin biz uzun süren bir savaş ortamında yaşamıştık, savaşmayı iyi biliyorduk. Bu sebeple kısıtlı imkanlarımıza rağmen, emperyalistlere karşı çok çetin bir savaş sürdürdük. Ayrıca Amerikan emperyalistleri savaştıkları coğrafyaya ve iklime çok yabancıydı. Askerlerimiz, gizli alanlara mayınlar döşüyor kazıklar çakıyor, emperyalist kuvvetlere ait araçların lastiklerini patlatan çiviler döşüyorlardı. Tankları, tepelerden düşen tomrukların altında işleyemez hale geliyordu. Neticede Amerikan emperyalistlerine ve işbirlikçi Saigon'a karşı yürüttüğümüz savaş başarı ile neticeleniyordu.

    Vo Nguyen Giap, Vietnam kurtuluşunun ikinci adamı. Birincisi de Ho Chi Minh. Yazık bu Ho amcaya. Sen kalk sınırlı bir güçle emperyalistlerin anasını ağlat, bir Che kadar adın anılmasın, bir Ho'lu tişört yapılmasın. Neden? Çünkü Ho amca çirkin. Demek ki bizim solcular da kapitalist mantığı ile hareket ediyor, pop ikonu olmuş Che'nin tişörtlerini giyiyor, fakat Amerikan emperyalistleri ve onun işbirlikçi payandalarına karşı çok büyük bir zafer kazanmış olan Ho amcanın tişörtünü giymiyor. Bu açıkça puştluktur. Neyse konudan sapmayalım. Vo Nguyen Giap kurtuluşun ikinci adamı. Bu kitapta tam olarak da şu üst paragrafta yazdığıma benzer şeyler yazmış. Bu kitabı daha kurtuluş gerçekleşmeden, Vietkong Saigona girip, işbirlikçiler toplaya toplaya kaçmadan yazmış. Devrimcinin çelik iradesinin zuhur ettiği bu kitapta, kararlı bir şekilde anlatılanlar bir bir gerçekleşmiş. Pekiyi bizim buradan çıkaracağımız ders nedir onu düşünelim? Şimdi bizim memlekette bir düşünce var ki çok yanlış. Vay efendim Amerika izin vermez, vay efendim Amerika yerle bir eder, vay efendim Amerika şöyle güçlü, böyle acımasız. Bu sözleri temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp tekrar önümüze koyanlara Aşık Hasan'ın şu sözleri ile yanıt vermek isterim:

    Atomla füzeyle gelseler bile
    Var gücünü göster verip el ele
    Yıllar yılı çektiğimiz bu çile
    Tümden sona erinceye değin vur

    Şimdi sorarım size, kolay mı Anadolu'yu işgal etmek? Bu çorak topraklar nice orduları yutar da geçer. Ulusal kurtuluş mücadelemizde Yunanlılar Sakarya'ya dayandığında Mustafa Kemal ve ekibi bir görüş geliştirmiştir ki bundan bahsetmek isterim. Şayet bu cephede yenilgi olsa idi, başkent Ankara'dan Kayseri'ye geçecek, bu sebeple Yunan ordusu bir parça daha batağa saplanacaktı. Yani ricat et sonra yine vur!.. Nitekim Ankara'nın işgali bizim için bir son olmayacaktı. Dediğim üzere bu Anadolu nice orduları yutar da geçer. Her neyse konudan tekrar saptık. İşte Vietnamlı devrimciler, kurtuluş mücadelelerinde tüm dünyaya bir şey göstermişlerdir. Amerika yenilmez değildir. Bilakis yenilmeye mahkumdur. Zira Amerikan felsefesi temelde bireysel menfaate dayalı olup üzeri yapay bir bağ olan sığ Amerikan milliyetçiliği ile örtülmüştür. Zira 68 gençlik hareketi, bu milliyetçiliğin aleyhine dönmüş ve Amerikanın kendi çocukları bu haydutluğun karşısında durmuşlardır. Devrimciler ise asla bireysel menfaat maksadı ile bir araya gelmezler ve daima insanlığın iyiliği ve kurtuluşu adına hareket ederler. Aralarında ise milliyetçilik gibi sığ bir bağ yerine paylaşma duyguları vardır. Bu bağ, çelik zincirlerden bile daha kuvvetlidir ve kolay kolay kırılamaz. Tıpkı Vietnam örneğinde olduğu gibi.

    Neyse sabah sabah, solcu yazısı yazdım rahatladım. Yaşasın Nguyen Gİap, Yaşasın Ho Şi Minh Yaşasın Vietkong! Şimdi yaşamıma geri dönebilirim. Sizleri Vietnamda ölen Amerikan askerlerine yakılmış bir ağıtla başbaşa bırakıyorum:

    https://www.youtube.com/watch?v=wyIC-_eHSS0
  • Düşeş, "ve buradan çıkaracağımız ders- ah, dünyayı döndüren tek şey sevgidir, sevgi!"