• 832 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Burası Spoiler içermez…

    Dostoyevski’nin bu başyapıtıyla ilgili inceleme yazımdan önce şunu belirtmeliyim. Dünya klasikleri okunacaksa, daha iyi anlaşılması, anlam bütünlüğünden uzaklaşılmaması, yan karakterlerin kurguda askıda bırakılmaması için “aslından” ve “tam metinli” çeviri yapan yayınevlerinden okunmalıdır. Kitapların kapaklarında veya ön izleme sayfalarında bu bilgi (aslından&tam metin) yer almıyorsa büyük ihtimalle kitap daha önce çevrildiği başka bir dilden Türkçe’ye çevrilmiştir.

    Karamazov Kardeşleri, uzun yıllar önce okudum. İnceleme yazımı başka bir sitede yapmıştım ama o site kitaplarla ilgili bölümü kapattığından inceleme yazım internet çöplüğüne gitti. Aklımda kalanları paylaşamaya çalışacağım. O yüzden hatalı bir yer görürseniz, düzeltme mesajı atın olur mu?

    Bu kitap Dostoyevski’nin yaşadığı hayatın bir iç hesaplaşması olduğundan kısaca onun hayatına değineceğim ki, kitap daha net anlaşılsın.

    Dostoyevski’nin babası, alkol bağımlısı, evini sıkı disiplin yöneten ve çok kolay sinirlenen biriydi. Annesi ise bir tüccar kızıydı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldükten sonra, Dostoyevski sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Eşinin ölümünden sonra kendisini içkiye daha çok veren Dotoyevski’nin babası bu trajik, erken ölümün ardından sahibi olduğu topraklara çekildi. Bu topraklarda köylülerle birlikte arazilerini işlemeye başladı. Ancak babası da ani bir şekilde öldü. Babasının ölüm sebebinin; çiftlikteki köylülere çok kötü davranması ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürmesi olduğu belirtilmiştir. Babasının ölümünü Petersburg'da haber alan Dostoyevski, (bakın burası çok önemli) onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı. Ve Dostoyevski’nin sıkı okuyucuları bilir; bu sara nöbetlerini her kitabında en az bir karakter üzerinden işlemiştir. (en çok bilineni için bkz: raskolnikov)


    Dikkat bundan sonrası Spoiler içerir.
    Dikkat bundan sonrası ağır ve derin Spoiler içerir.

    Kitapta;
    Fyodor Pavloviç Karamazov; Karamazov Kardeşlerin babası olarak karşımıza çıkıyor, kâhyası tarafından öldürülüyor. Karamazov Kardeşler ise Mitya, Vanya ve Alyoşa… Mitya, babasını öldürmek suçuyla itham edilir ve yargılanır.

    Dostoyevski, romanlarını üçüncü ağızdan yazmış olmasına rağmen karakterlerin iç dünyalarını anlatmadaki beceri konusunda gelmiş geçmiş bütün yazarlar arasında en iyisi olduğu gerçeği su götürmezdir. Düşünün, karakterlerinin bambaşka dünyaları var ama o hiç zorlanmadan karakterlerin iç dünyalarını anlatabiliyor. Karamazov Kardeşler, onun son eseri ve başyapıtı olduğundan karakterlerin iç dünyalarını anlatırken zirve yapmıştır. En önemlisi karakterlerin ani değişimlerini de çok güzel aktarabilmiştir. Bunun en güzel örneğini kitabın bir bölümünde geçen Alyoşa ile çaresiz bir babanın diyaloğunda görebilirsiniz. Alyoşa’nın para teklifinde bulunduğu baba, öyle bir seviniyor, öyle bir seviniyor ki o parayı alırken ki mutluluğunu siz de yaşıyorsunuz. Ama bir anda değişen babanın, parayı katlayıp ayaklarının altında ezdiğinde gurur ve şeref içerikli konuşmalarını büyük bir şaşkınlıkla okuyacaksınız. Gerçekten bu Dostoyevski bunu okuyucuya nasıl aktarabiliyor, insan şaşırmıyor değil.

    Başka bir bölümde ise mahkemeye sanık için mütalaasını veren savcı ile savunma makamı olan avukatın konuşmalarını okuduğunuzda sudan çıkmış balığa dönebilirsiniz. Önce sazı eline alan savcı öyle bir konuşuyor ki; sistemde, yönetimde, ebeveynlerde hiçbir eksiklik kusurun olmadığı, bütün suçun yeni yetişen ve hovarda olan gençlerde olduğu kanısına varıyorsunuz. Sonrasında sahneye çıkan avukat öyle bir konuşuyor ki, gençlerde hiçbir eksiklik kusurun olmadığı, bütün suçun sistem, yönetim ve ebeveynlerinde olduğu kanısına varıyorsunuz. Bu kadar iyi yazılmış ve kurgulanmış savcı ile avukatın atışması sadece Dostoyevski’nin söz sanatıyla ya da kullandığı dili iyi bilmesiyle açıklanamaz. Bunun tek ve mantıklı açıklaması olabilir, o da Dostoyevski’nin İNSANA HÂKİM OLMASIDIR.

    Gelelim esas can alıcı noktaya; Karamazov Kardeşler (Mitya, Vanya ve Alyoşa) aslında Dostoyevski’nin karakterini bölerek adeta kendi içinden çıkardığı üç ayrı karakter. Hani incelememin başında gerçek hayatta babasının ölümünden dolayı Dostoyevski’nin büyük bir vicdan azabı çektiğini belirtmiştim. İşte Dostoyevski; masum olduğunu bile bile bu üç kardeşten, yani kendi karakterleri arasından en nefret ettiği Mitya’yı mahkûm etmiştir. Dostoyevski, Suç ve Ceza’da bile Raskolnikov’a acımamış, suçlu olduğunu bildiğinden onu kürek mahkûmluğuna göndermiştir. Peki, neden suçsuz Mitya’yı mahkum etmiştir? Bunun nedeni tam olarak bilinmese bile (çünkü bu kitabı yazdıktan sonra Dostoyevski ölmüştür), muhtemelen gerçek hayattaki babasının ölümüyle ilgili iç muhasebesini görüp vicdani olarak rahatlamaya çalışmasıdır, diye düşünüyorum.
  • Yeni kişilerle tanışmaktan utanan, tanıştığı kimselerle anlamlı ilişkiler geliştirmesini beceremeyen kimse, bu yüzden yalnızlık içinde olduğunu bilebilir; ne var ki daha anlamlı derin ilişkiler geliştirmek için ne yapması gerektiğini bilmeyebilir. Bu kişinin, sağlıklı bir kişiliğin yanı sıra iletişim becerileri de geliştirmesi gerekir.
    Doğan Cüceloğlu
    Sayfa 14 - Remzi Kitabevi
  • Bizi dinleyenler buradan giderken diyecekler ki, birbirine dost diyen bu insanlar, çünkü ben de kendimi dostunuz sayıyorum, daha dost nedir bulup çıkaramıyorlar.
  • '' Ah gelecek neyse uzak da odur! Belirmekte olan bütünüyle önemli bir şey gözlerimizin önüne gelir, gözlerimiz gibi duygularımız da onun içine karışmak ister ve biz, ah, tüm varlığımızla kendimizi ona vermeyi, büyük ve muhteşem tek bir duygunun tüm hazzıyla dolmayı özleriz. - Ah, oraya vardığımızdaysa, orası şimdi burası olmuşsa, zavallılığımızın ve sınırlılığımızın içinde kalakalırız, ruhumuzsa kaçırdığımız huzura özlem duyar. ''
  • Bir güzel bedenden ikisine, ikisinden bütün güzel bedenlere, sonra güzel bedenlerden güzel işlere, güzel işlerden güzel bilgilere, güzel bilgilerden de sonunda bir tek bilgiye varacaksın: Bu bilgi de o tek başına var olan salt güzelliğe varmaktan, asıl güzelin özünü tanımaktan başka bir şey değildir.
  • 256 syf.
    TÜRK İŞİ DALLAS

    CHP Roman Ödüllü
    M.Ş.Esendal denince akla gelen ilk roman
    100 Temel Eser içerisinde yer alıyor
    MEB Talim ve Terbiye Kurulu'nca (burası önemli) okullara tavsiye edilmiş bir roman
    Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan kesitler vadediyor
    Bütün bunlara ek olarak da ben, bildiğimiz tarzda bir apartman hayatından kesitler okuyacağım beklentisiyle beklentiyi iyice yükseltmiş oldum. Ama konu hiç de beklediğim gibi çıkmadı, Dallas kendisinden yaşça küçük de olsa, tam bir Dallas esintisi sundu okurken.

    Yaşadığı yerden memnun olmayıp kendine yeni bir yer arayan anlatıcımız, bir arkadaşının bıraktığı odaya yerleşmeye karar verir. Bu oda, Ayaşlı'nın oda oda kiraladığı yerlerden biridir. Böylelikle kapakta gördüğümüz o apartımanın, nezih bir aile apartımanı olmadığı da ufaktan ufaktan ortaya çıkıyor. Apartımanın sakinleri pek de sakin durmuyor, kadınlar ayrı bir dert, erkekler ayrı bir dert, bir de çocuk var o apayrı dert... Kim kime dum duma. Kiminin gözü bir diğerinin karısında, kimi birilerine kapak atmak çabasında, kimi kendini kumar batağına saplamış, kimi içkiye boğulmuş... Bu ortam ve içindeki karakterlerden, cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemiz hakkında çıkarımda bulunmaya çalışmak, bana kalırsa sinekten yağ çıkarmak kadar zahmetli bir iş olsa gerek. Toplumdan kesitler yok, cumhuriyet öncesi ve sonrasına dair öyle dişe dokunur bilgiler yok, toplumdaki değişimi yansıtan belirgin bir anlatım yok... Yani kurguya bakacak olursak, cumhuriyet sonrasında millet ancak zıvanadan çıkmış diye düşünebiliriz. Ki bu da bize sosyolojik olarak net bir sonuç vermez. Bu yönüyle kitabı tatmin edici bulmadım doğrusu. Bu konu hakkında çok daha tatmin edici kitaplar var.

    Anlatım olarak yalın, akıcı, okurken sıkmayan bir tarzı var yazarın. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi, Talim Terbiye Kurulu'nca tavsiye edilen bir kitap oluşunu neye bağlamalı bilinmez. Ben olsam bu kitabı okullara tavsiye etmezdim. Edecek olsam dahi belli bir yaş sınırı ile okutulmasını tavsiye ederdim.

    Yukarıda söylediklerim, bağnazca veya sansür yanlısı bir düşünce tarzına sahip olduğum algısını uyandırmasın. Bana kalırsa bu kitabın, çocuk okuyuculara katacağı pek bir şey olmadığı kanısındayım. Fakat bana bir şeyler kattığını gözardı edemem. Özellikle tayin beklediğim şu zamanlarda, bilmediği bir yerde bilmediği insanlar arasında yaşamanın zorluklarını görür gibi oldum. Yer yer kendimi, anlatıcının yerine koydum. Yer yer kendisini yadırgadım. Gurbet elde yaşarken, hakikatli bir dostun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Kitabın sonunu ise memnun edici buldum.
  • ÖNEMLİ ÇOKÇA BURASI, Siz ÇINARLARLA gezerken , uyurken BİRANDA MUHSİN KORKU GELİCEK aklınıza , işte benimkilerin evlenince hali , prof bir anlatım 😅, dedim


    https://youtu.be/iKckk4dBhgg