Kolay okunan bir kitaptı. Puntosunun büyük oluşu okumamı hızlandırdı. Hızlı hızlı okuyup bitirdim. Beğendim mi? Normal bir kitaptı, okusam da olurdu okumasam da. Yıllar önce popüler olan bir seriydi.
Muazzam bir mücadele ve azim öyküsü... Gerçekten kadın olmaktan gurur duyuyorum. Etkileyici ama bir o kadar da acılı bir hikaye var ortada. Afrikadan Amerikaya uzanan müthiş bir hayat hikayesi ve mutlaka okunması gereken bir eser.
Waris... Küçük bir kız çocuğu ve kadınların sünnet olduğu bir coğrafyada yaşıyor. Ne kadar acı ki maalesef her kadın bu acıyı yaşamak zorunda. Çünkü sünnet olmazsa evlenemez ve kötü gözlere maruz kalır. Ne yazık ki Waris de bu acıya maruz kalıyor. Günlerce onun sıkıntısını çekiyor ve ölümle burun buruna geliyor. Ve günün birinde babası yanında yaşlı bir adamla gelip bu adam senin gelecekteki kocan, onunla evleneceksin diyor. Bu küçük kızın tehlikelerle dolu kaçış ve hayat mücadelesi de tam olarak burada başlıyor. O yaşlı adamla evlenmemek için evden kaçan Waris yolda bir sürü tehlikeyle ve kötü insanlarla karşılaşıyor. Ama hiç pes etmiyor. Ve sonunda amacına ulaşıp kendisinin de yaşadığı bu zulmü yaşayan tüm kadınların sesi oluyor.
Güçlü bir kadının hayat hikayesi. Tüm kadınların okuması gereken muazzam bir eser.
Jack London’ın Deniz Kurdu romanını elime aldığımda sayfaların arasından odama sızan şey sadece tuzlu deniz kokusu değildi. İnsan ruhunun karanlık ve tekinsiz tarafları da benimle birlikte o gemiye
19. yüzyıl Çarlık Rusyası’nın katı bürokratik çarkları arasında sıkışmış "küçük insanın" trajedisini absürt bir mizahla harmanlayan amiral gemisi niteliğindedir. Mazlum Beyhan’ın yetkin çevirisiyle Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi'nden çıkan bu derleme, Petersburg’un o kasvetli ve sınıfsal uçurumlarla dolu atmosferini adeta bir sosyolog titizliğiyle çizer. Gogol; unvan peşinde koşan memurların, toplumsal normların ve yabancılaşmanın yarattığı varoluşsal sancıları öylesine keskin bir hicivle ele alır ki, okuyucu Akaki Akakiyeviç’in paltosunda ya da Poprişçin’in deliliğinde insanlığın ortak trajedisini bulur. Realizm ile gerçeküstücülük arasında kurulan bu köprü, Dostoyevski’nin o meşhur "Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık" itirafını haklı çıkaracak nitelikte bir edebi derinliğe sahiptir.
Bununla birlikte, eserin sahip olduğu bu yoğun sembolizm ve dönemsel hiciv dili, yer yer günümüz okuru için takibi zor bir anlatı barajı oluşturabilmektedir. Özellikle "Burun" gibi grotesk öğelerin zirve yaptığı öykülerde, alt metindeki Çarlık dönemi rütbe sistemine (Tabel o Rangah) dair tarihsel referanslar tam olarak kavranamadığında, metin sadece absürt bir hikaye düzeyinde kalma riski taşır. Ayrıca Gogol'ün melankolik ve karamsar fırça darbeleri, insan doğasının karanlık dehlizlerinde fazlaca zaman geçirerek anlatıyı yer yer klostrofobik bir boğuculuğa sürükler. Yine de bu durum, onun modern edebiyatın, hatta Kafkaesk anlatının temellerini atan dehasına gölge düşürmez; aksine edebiyatın sadece keyif veren değil, aynı zamanda rahatsız eden bir ayna olduğunu bizlere hatırlatır.
1920 li yıllarda Anadolu’da öğretmenlik yapan Zehra çok iyi bir öğretmen olmanın yanında acıma duygusundan yoksundur. Başlangıçta hikayesini okuyunca nedenlerini anlıyor ve hak verebiliyoruz.
Gogol'dan okuduğum ilk kitaptı. Kitap 4 bölümden oluşup en sevdiğim bölümü Palto oldu. Bazı insanlar için bir paltonun önemini, küçük düşürülmenin insanda yarattığı travmayı gösterdi.