"...Hiçbir şey arzulamaz, çünkü o an bütün arzuların üzerindedir, çünkü her şey yanıbaşındadır, çünkü istediği her şeye fazlasıyla sahiptir, çünkü o kendi yaşamının sanatçısıdır ve eserine her an canının istediği süsü ekleyebilir. O masalsı düşsel dünya da öyle kolay, öyle doğallıkla ortaya çıkar ki! Sanki bütün bunlar serap değil de gerçektir! Cidden bazen bütün bu yaşamın duygusal kabarışlar, yanılsama, bir algı çarpılması değil, basbayağı gerçek, hakiki, canlı olduğuna inanmaya hazırdır! Peki neden Natsyenka, söyleyin neden böyle anlarda insanın yüreği sıkışır? Neden sanki büyü yapılmış gibi, bilinmeyen bir baskıyla nabız hızlanır, hayalperestin gözlerinden yaşlar fışkırır solgun, nemli yanakları ağrır ve bütün benliği karşı konulmaz bir haz duygusuyla dolup taşar?
.....
Evet Natsyenka yanılırsın, ister istemez kenardan bakıp onun ruhunun gerçek, eksiksiz bir tutkuyla sarsıldığını düşünürsün, gayriihtiyari onun cisimsiz rüyalarında kanlı canlı, ele avuca gelir bir şey olduğuna inanırsın! Ah bu öyle bir yanılgıdır ki... mesela yüreğinden bitmez tükenmez mutluluğuyla, bütün ebedi acılarıyla aşk fışkırabilir... Buna ikna olmak için ona bir kez bakmak da yeter!"
Sabahları uyanıp parıldayan güneşi gördüğümde, "Al işte, yine cenneti andıran bir gün ve yine insanlar bunu mahvedecekler" diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.