• "Cep telefonumu çıkardım, ne de olsa bu şehirde hatrı sayılır sayıda arkadaşım vardı, fakat birisini aramak için geç bir saatti. Barlardan birine girip bir içki ısmarlamayı düşündüm, nasılsa birileri beni tanıyacak ve ona katılmaya davet edecekti. Ama bu fikre kapılmamaya ve o ânın tadını çıkarmaya çalıştım, belirli bir sırayla, hiç kimsenin bizim var olup olmadığımızla ilgilenmemesinden, hayatla ilgili söylediklerimizin kimsenin umrunda olmamasından ve bizim münasebetsiz varlığımız olmadan da dünyanın dönmeye devam edeceğini bilmekten daha kötü bir şey olmadığını düşünmeye çalıştım.
    "Şu anda, sadece dün gece olduğu gibi bu gece de yalnız oldukları ve büyük olasılıkla yarın da olacakları için, -her ne kadar zengin, çekici ve güzel olsalar da- kendini büsbütün gereksiz ve zavallı hisseden kaç milyin insan olduğunu hayal etmeye başladım. Dışarı birlikte çıkacak bir arkadaşı olmayan öğrenciler, tek kurtuluşları oymuş gibi televizyonun önünde oturan yaşlılar, yaptıklarının bir anlamı olup olmadığını merak eden, otel odalarındaki işadamları, bütün öğleden sonralarını bara gitmek ve sadece bir arkadaş aramadıklarını göstermek üzere dikkatle makyaj yaparak, saçlarına şekil vererek geçiren kadınlar; hepsinin de tek istediği hâlâ çekici olduklarının, erkeklerin onlarla sohbet etmek istediğinin, onlara iştahla baktığının onaylanması; ama kadınlar bu erkekleri küçük görür ve reddederler, çünkü kendilerini bayağı hissederler, bekâr bir anne olduklarının ya da sabahtan akşama kadar çalışıp hayatlarını kazanmak zorunda olduklarından gazete okumaya fırsat bulamadıkları için dünyada neler olup bittiği hakkında söyleyecek bir şeyleri olmayan ikinci derecede bir memur olduklarının erkekler tarafından anlaşılmasından korkarlar. Aynaya bakıp kendilerini çirkin bulan, gerçekten önemli olan tek şeyin 'güzel olmak' olduğuna inanan ve içindeki herkesin güzel, zengin ve ünlü olduğu dergileri okuyarak zaman geçiren insanlar. Eskiden olduğu gibi yemek sırasında sohbet etmek isteyen karı kocalar, fakat her zaman dikkat etmeleri gereken başka şeyler vardır, çok daha önemli şeyler, ve her zaman konuşma asla gelmeyecek olan yarını bekleyebilir.
    Paulo Coelho
    Sayfa 232 - Can Yayınları
  • Halbuki Muazzez’e karşı olan hisleri büsbütün başkaydı. Onu hariçte bir mevcut,yabancı ve başka bir insan olarak düşünmüyor; kendinin bir parçası,kolu,gözü ve yüreği olarak tasavvur ediyordu.
  • Ve genç şair anlıyordu ki, bu büsbütün başka bir mahluktur.
    Kadınları hayran eden, çeken şeylerin buna tesiri yok. Çünkü
    bu kızın gözleri baktığı şeyleri görüyordu ve sinirlerinde
    hissetmek, kafasında düşünmek kabiliyeti vardı...
  • Fakat içimde öyle bir şeytan var ki... bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor. Onun elinden kurtulmaya çalışmak boş... Yalnız ben değil, hepimiz onun elinde bir oyuncağız... Senin dünya hâkimiyet planların bile eminim ki onun mahsulü.
  • Yine Halk Partisi devrinde tasarlanıp Demokrat Parti zamanında tatbikat sahasına çıkan bu okullar o vakit beni korku ve kaygıdan bunaltmıştı.

    - İster misin, diyordum kendi kendime; bu defa da din öğretimine el atıp, İslâmı tahrif etmeye kalksınlar ve bilgisizlerin İslâm sanacağı yeni bir din icat etmeye davransınlar? Bu iş, dini büsbütün ihmal ve inkâr etmekten çok daha feci olur! Bu mekteplerin kuruluş hazırlıkları, hattâ kuruldukları ilk safihalar boyunca korku ve kayığımı daima muhafaza ettim. O sıralarda aramızda birdenbire büyük bir dostluk kıvılcımlanan ve artık boyuna alevlenen, devrin Millî Eğitim, Bakanı Tevfik İleri'ye de bu hissimi açtım. Tevfik İleri, bizzat mes'ul Bakan sıfatiyle bu mevzuda bir fikir ve plân sahibi olmak yerine, okulların ismini müslümanlara kâfi teminat kabul edici bir oluruna bağlayıcılık ve müdahaleden uzak, kendi haline bırakış ruhiyatı içindeydi. Halk Partisi devrinde açılmış olsaydı her halde menfi bir istikamet almış olacağı muhakkak bulunan bu mekteplere, Demokrat Parti zamanında da sahipsizlikten başka bir şey düşmeyeceği belliydi. Demek ki, İmam - Hatip Okulları, açık ve sinsi metodlarla, müspet ve menfi her tesire açık bıkarılmış olarak işe başladı.

    FAKAT TEZ ZAMANDA BU MEKTEPLERDEN ÖYLE BİR TECELLİ FIŞKIRDI Kİ, İLK KORKU VE KAYGIMI TAMAMİYLE BOŞA ÇIKARDI.
  • -İstanbul'a ailenin yanına dönmeye imkan var mı?
    Başımı öne eğdim:
    -Hayır,Doktor Bey,onlar benim için büsbütün bitti.
    -Başka bir çare; iyi bir gençle evlenmen mümkün değil mi?
    -Hayır, Doktor Bey. Ben ihtiyar bir kız olarak ölmeyi azmettim.
    -Evlenirsen bahtiyar olacağına benim de o kadar kanaatim yok, Feride. O melun, kalbine öyle yer etmiş ki, söküp atmak mümkün değil.
    Reşat Nuri Güntekin
    Sayfa 474 - inkılap yayınevi