Onun için öldü sandığım kalbimin acıması normal miydi? Ölen bir kalp acır mıydı? Acı çekiyordum. Son çırpınışlarımdı bunlar sanırım. Bir bataklıktaydım, gitgide dibe çekiliyordum ve kimse beni görmüyordu. Kimse bakmıyordu bile.
Savaş'ın da, Gülfem'in de duyguları o kadar iyi yansıtılmış ki. Sanki gerçek hayatta tanıyormuşum hissini yakalayabildim. Savaş bunu yapmaz, Gülfem böyle davranır diyebileceğim kurguları çok seviyorum. O kalabalık aile ortamı, mahalle sıcaklığı da bana fazlasıyla geçti. Savaş ve Gülfem ilişkisine gelirsek de ikisi de çok fazla seviyor ama Savaş yıllarca beklediği kadını kaybetmekten de ölesiye korkuyor. Kıskançlıkları da bu yüzden. Gülfem, Savaş'ı anlayabildiği için devam ediyor bu ilişki zaten. İkisinin de kendinden fedakarlık yapması bir ilişkiyi sürdürendir. Savaş da Gülfem de ilişkileri ve birbirleri için çok güzel çaba gösteriyorlar. Toksik bir iliski olarak görebiliriz bir nebze çünkü birbirlerine zarar da verseler birbirlerinden kopamayan iki insanı okuyoruz. Eğer hisler bu kadar güzel işlenmeseydi kitap kendini okutmazdı. Kitapda hem komşuluk ilişkileri hem dostluk ilişkileri hem de gönül ilişkileri tüm doğallığıyla işlenmiş. Bu da okuyucuyu çeken en büyük nedeni bence.
"Keşke... Keşke bu kadar güçlü bir kadın olmasaydın diyorum bazen. Kimseye kaldıramayacağı dert yüklenmezmiş, insanlar gücü kadar sınanırmış. Senin derdin, senin sınavın ben olmak istemezdim."
"Şu dizimi vurduğum toprak, kollarımı kaldırdığım gökyüzü şahit olsun ki, bir senin önünde diz çökerim şu dünyada, bir seni sarıp sarmalar kollarım bundan sonra."