İnsanı, ahsen-i takvim olarak halk eden Rabb, aynı zamanda diğer yaratılmışlardan farklı olarak insana bedi'î (estetik) his vermiştir. Bu his doğrultusunda, insanoğlu sayısız estetik eser vücuda getirmiş, mütemadiyen güzelin peşinden koşmuştur. Mûsikî, estetik yolunda güzeli yakalamak isteyen insanın sıklıkla tercih ettiği bir yoldur. Tarihte (neredeyse) hiçbir millet yoktur ki kendi müziği olmamış olsun. Çağlar boyu insanlar milli marşları ile coşmuş, ağıtları ile ağlamış, halayları ile dans etmiştir. Muhtelif birçok duyguyu barındırma kapasitesine sahip mûsikî, insanların hislerine tercüman olması için seçtiği yöntemdir.
Yüce Yaratıcı, insana, güzel, ölçülü, ahenkli seslerden tat alma sâikini verdiği gibi kimi insanlara müzik icra edebilme yeteneğini bahşetmiştir. Mamafih, toplumların ve bireylerin müzik zevkleri tıpkı damak tatları gibi birbirinden farklıdır. Uygarlığın temel taşlarından biri olan sanatı yaparken, toplumlar ekseriyetle farklılık gösterir. Bu noktada, sanat ve buna bağlı olarak müzik, milli bir kimlik kazanır. Kültürel birikim yoluyla sonraki nesillere aktarılan müzik, milletin ortak sesi, duygusu olma özelliğini taşır. Bu bakımdan, medeniyetin beraberinde getirdiği sanat anlayışları toplumların can damarı keyfiyetindedir...